AA muhabiri Şaşmaz’ın başına ABD’de olmadık işler geldi ama

AA muhabiri Şaşmaz’ın başına ABD’de olmadık işler geldi ama…

“Kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü test etmesin” diyen bile yok…

Niye ki?

Olay ABD’de geçtiği için olabilir mi?

Bu kadar mı mecbursunuz birader?

Bu kadar mı sıkışık?

Bu kadar mı çaresiz?

Bu kadar mı ürkek?

Diye soracağız ama?

Ortalıkta kimse yok ki?

Kime soralım?

“Kısa boylu şişman adam”ın izinden koşar adım yürüyen“Uzun adam”, Anayasa’ya rağmen ne vekilliği bıraktı ne de başvekilliği, ne de parti başkanlığını elinde reis-i cumhur olduğuna dair mazbatayla birlikte kayıplara karıştı…

Belli ki o da “Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz” diye düşünüyor olmalı…

Bu yüzden de…

Şu anda hem vekil, hem başvekil, hem parti genel başkanı, hem reis-i cumhur olmak onu hiç rahatsız etmiyor…

Kartvizite bakar mısınız?

Adamda yok yok yani…

Tam MFÖ’nün şarkısında “Sen neymişsin be abi” dediği gibi bir enteresan durum…

Sen bu kadar etkili ve yetkili sıfatı nefsinde aynı anda cem et ama…

Devletin resmi ajansının polisi ABD’de itilsin kakılsın, yerlere yatırılıp kelepçelensin, ölümle tehdit edilsin, haksız gözaltına alınsın…

Da…

Yalancıktan bile olsa…

Titrek bir sesle bile olsa…

Fısıltıyla bile olsa..

İşaret diliyle bile olsa…

Beden diliyle bile olsa…

“Kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü test etmeye kalkmasın…” bile diyeme

Bu kadar tırışkadan bir cümleyi kurama…

Oldu mu be “Uzun Reis”…

Yıktın gitti hakkında yeni yeni oluşturulmaya çalışılan “Batı’ya kafa tutan mangal yürekli “Tayyip Reis” imajını…

Bu kardeşler şimdi n’itsin?

Eşin dostun yüzüne nasıl baksın…

Diye soracağız ama?

Ortalıkta gerçekten de kimse yok…

Kime soralım?

Ahmet Davutoğlu’na demeyin sakın…

Arkadaşın “çok mühim” işleri var…

Yakında başbakan filan olacak…

Sonra Şam fatihi olarak…

Şam minberine oturup hutbe okuyacak filan…

Bunlar insanın aklını alıp ayağını yerden kesecek kadar büyük hayaller, büyük hırslar yani…

Osmanlı Türkçesinde “hubbu cah” (*) diye bir kavram vardı…

Bu arkadaşların bu hallerine baktıkça aklıma nedense hep bu kavram geliyor…

Adam “stratejik derinlik”in renkli hülyalarına kapılmış giderken…

Adamın çok daha mühim işleri varken…

Devletin resmi ajansının bir muhabirinin, ABD polisi tarafından ölümle tehdit edilerek itilip kakılmasını, yerlere yatırılıp kelepçelenmesini, haksız olarak gözaltına alınmasını mı düşünecek?

En iyisi biz baberi Turkish Forum’dan okuyalım:

[AA muhabiri Bilgin Şaşmaz'ı ABD polisi AA muhabirini kelepçe takarak gözaltına aldı
AA ajansının bildirdiğine göre Ferguson'daki olayları takip eden AA muhabiri Bilgin Şaşmaz, önce ölümle tehdit edildi, ardından darp edildi ve kelepçe takılarak gözaltına alındı.
ABD'de silahsız siyahi Michael Brown'ın (18) polis tarafından öldürülmesi sonrası olayların patlak verdiği St. Louis kentinin Ferguson mahallesi yakınlarında göstericilerle polisin çatışmasını görüntüleyen AA muhabiri Bilgin Şaşmaz, polisin sert müdahalesine maruz kaldı. Şaşmaz polis tarafından önce "ölüm"le tehdit edildi. Polisler kısa süre sonra, haber takibinde ısrar eden Şaşmaz'ın üzerine çullanarak, yere yatırdı. Yüzüne ve sırtına bastırılan Şaşmaz'a plastik kelepçe takıldı. Şaşmaz, 5 saat süreyle hücrede tutulduktan sonra serbest bırakıldı.
Şaşmaz, Ferguson mahallesi yakınlarındaki Florissant Caddesi üzerinde akşam saatlerinde göstericilerin polisle çatışmasını takip ettiği esnada, protestoculardan birinin üzerine plastik mermi sıkmaya hazırlanan bir polisin yakınında çekim yapmaya başladı.
Ancak polis, AA muhabiri Şaşmaz'ı, "Bir daha benim üzerime flaş doğrultursan seni öldürürüm" sözleriyle tehdit etti.
Şaşmaz, polislerin ve çevredeki göstericilerin koşuşturmacaları sürerken görevini yapmaya devam etti.
Bir süre sonra göstericilerin içinden polise bir şişe atılması üzerine her iki taraf da hareketlendi. Çatışma sırasında göstericilerle polis arasında kalan ve çekim yapmayı sürdüren Şaşmaz'a bir polis memuru öfkeyle "Sana geri çıkmanı söylemedim mi?" şeklinde bağırdı.
Hemen ardından yakınındaki bir polis tarafından tutularak yere savrulan Şaşmaz, sonrasını şu sözlerle anlattı:
"Polis beni tutup yere savurdu. Elimdeki profesyonel fotoğraf makinesinden ve giyimimden gazeteci olduğum zaten belliydi. Gazeteci olduğumu anlamaları için var gücümle 'Basın, basın' diye bağırdım. Ama polis anında etrafımı sardı. Dizlerimin üzerine çökerttiler. Direnmedim. Ellerimi arkamda birleştirdim. Ama sert müdahale ettikleri için dizimi yere vurdum, hafif kanama oldu.
Fotoğraf makinemi elimden almak için hamle ettiler. Ben de sıkıca tuttum. Bir polisin ellerime plastik kelepçe taktı. İki üçü de üzerime çullandı. Yere yatırdılar. Yüzüme ve sırtıma bastırdılar. Suratımı yerde tuttular. Hızlıca yerden kaldırdılar. Bu arada makinem hasar gördü, çantamdaki tele objektif fırladı ve düştü. Plastik kelepçe bileklerimi zedeledi. Beni gözaltına aldıklarını göstericileri götürdükleri bir araca koydular. Küçük bir araçta 1 buçuk saat kaldık."
Polis tarafından, Ferguson'da özel olarak kurulan gözaltı merkezine, ardından da karakola götürülen Şaşmaz, aramadan geçirildi. Bir hemşire tarafından hakkında rapor düzenlenen Şaşmaz, daha sonra hücreye konuldu.
Şaşmaz, hücrede 5 saat tutulduktan sonra serbest bırakıldı.
ABD polisi medyayı hedef alıyor
ABD’nin Missouri eyaletinde Afro-Amerikalıların yoğun olarak yaşadığı Ferguson semtinde 9 Ağustos Cumartesi gecesi, adı daha sonra Darren Wilson olarak açıklanan beyaz bir polis tarafından siyahi genç Michael Brown'ın vurularak öldürülmesi üzerine ülke çapında protesto gösterileri düzenlenmişti. Missouri valisinin olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan ettiği semtte polis göstericilere sert biçimde müdahalede bulunulması ülke ve dünya basınında yankılanmıştı. Sosyal medyada ''Ellerim havada, beni vurma'', ''Adalet yoksa barış da yok'' gibi kampanyalar yapılmıştı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatoviç, dün yaptığı yazılı açıklamada, ABD otoritelerini olayların arkasındaki nedenleri bütün yönleriyle incelemeye davet ederek, "Ferguson'daki olaylarla ilgili haber yapan gazetecilerin özgür ve emniyetli bir şekilde çalışabilmelerinin sağlanmasını istiyorum" demişti. Getty Images foto muhabiri Scott Olson, Alman gazeteciler Ansgar Graw ve Frank Herrmann'ın gözaltına alındığı ve daha sonra serbest bırakıldığı belirtilen açıklamada, olaylar sırasında Washington Post muhabiri Wesley Lowery, Huffington Post muhabiri Ryan J. Reilly ve El Cezire televizyonu ekibinden bir kişinin yüzlerine biber gazı sıkıldığı ve gözaltına alındıkları hatırlatılmıştı. ]

Bu haberde ne mi var?

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi haber ajansının bir muhabiri ABD’de görevini yaparken…

Yani Batı hukukunun kağıt üzerinde çok kutsal saydığı temel insan hak ve özgürlüklerinden …

“Basın hürriyeti” alanında mesleğini icra ederken…

“Serbestçe haber alma ve verme hakkı”nı kullanırke

Ve sırf bu sebeple darp, hakaret ve tehditlere maruz kalması, haksız olarak ve aşırı güç kullanılarak gözaltına alınması meslekî aletlerinin tahrip edilmesi, hakaret, aşağılama…

Ne ararsan var…

Bu gazeteci üstelik Devlet görevlisi…

Yani ona yapılan her türlü haksızlık, hukuksuzluk, aşağılama aynı zamanda taşıdığı bu sıfat nedeniyle doğrudan TC’ye yapılmış oluyor…

Hal böyleyken, Ankara’da tık yok…

Herkes arazi…

Herkes üç maymunu oynuyor…

Niçin?

İş, emperyalizmin hedefindeki ülkelerin yetkililerine şarlamak olunca devletin en tepesinden en altına kadar her kademesinden ve yandaş medyadaki sahibinin seslerine kadar herkes tarafından solo ve koro halinde kin kusuluyor, tehditler savruluyor, atılıyor, tutuluyor da…

Sıra ABD’ye gelince diller tutuluyor, benizler sararıyor, dizler titriyor, nefesler daralıyor?

Niçin?

Yahu yoksa biz bağımsız bir millet, bağımsız bir devlet ve bağımsız bir ülke değil de…

Şey miyiz?

* “İnsanda, ekseriyet itibarıyla, hubb-u cah denilen hırs-ı şöhret ve hodfuruşluk ve şan ve şeref denilen riyâkârâne halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevki sahibi olmaya, ehl-i dünyanın her ferdinde cüz’î, küllî arzu vardır. Hattâ o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhretperestlik hissi onu sevk eder.”
(Bediüzzaman Said-i Nursi, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

Murad Salih

Kaynak:  millibirlikruhu.blogspot.com.tr

 

ADIMLAR DERGİSİ

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>