ADIMLAR GÜNEY ANADOLU SEYAHATİ -2

ADIMLAR GÜNEY ANADOLU SEYAHATİ – 2

-DEĞERLENDİRME VE İNTİBALAR-

Ziyaretimize gelen gönüldaşlarımızı uğurladıktan sonra, Cumartesi yaptığımız toplantımızın başlangıcında gönüldaşlarla beraber bu ziyareti değerlendirdik.

Özellikle ADIMLAR Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ali Osman Zor’un bizlere hitaben yaptığı konuşma ve değerlendirmeler, bizleri oldukça etkiledi ve kendisinden istifade ettik. Kendi eğitim sürecimizde okuduğumuz “Tarihten Bir Yaprak” ve “İdeolocya ve İhtilâl” eserleri ile bu ziyareti birlikte değerlendirdiğimizde, ihtilâlci tavrın hadiselerin merkezine konması gerektiği bir kez daha pekişmiş oldu. Sayın Zor’un kendisini ne denli yetiştirmiş ve davasına adanmış bir hayat yaşamakta oluşu da bu sohbetlerde açıkça görülmekteydi ki, bu da bizlerin önünün açılmasında çok büyük bir fırsat ve nimet. İnsanın ruhuna tesir edici hitabı sayesinde yolumuzu daha açık ve net görme imkânı doğmuş oldu.

Kumandan Mirzabeyoğlu bir ihtilâlden bahsederken, bu süreçte teoriyi pratikle beslemek ve daha ileriye götürmek zaruret. Bu çerçevede de ihtilâlci pratiğin kimde tecelli ediyor oluşunu tesbit de ihtilâlci kadro ve örgütün teşekkülü için ayrıca zaruret. “Siyaset”in, “yönlendirici” rolü çerçevesinde, ihtilâlci mücadeleye katılım, “örgüt-siyaset”in emrine istidatları sunmak ve insanın kendisinin yönlendirilmesini “örgüt-siyaset”ten istemesiyle gerçekleşebilecek bir mesele. Bu çerçevede herkes örgütçü ve örgütleyebilici değil. Burada, Allah’ın rızasından bir tecelli olduğu görülüyor. Bu meseleye taalluk eden nüans farklılığı gösteren diğer meseleleri de başlık halinde sıralarsak:

Emaneti ehline vermek…

Hakkı teslim etmek…

Zulmetmemek; zulme rıza göstermemek; zulüm karşısında susan şeytan olmamak.

Bu çerçevede de, emaneti ehline verdikten sonra, karşısına geçip selâm durabilmek lâzım ki, Kumandan’a da asker olabilmenin eşiğine ayak basmış olabilelim. Böyle bir nefsaniyete karşı duruş ve disiplin aşkı…

Lidere bağlılığını yıllar boyu aldığı riskler ve çilelere göğüs gerişiyle ispatlamış olarak ayrıca aramızdan yıldız köşe cinsi sivrilmesiyle öne çıkan ve hâlâ da davanın riskini hepimizden daha çok üzerine alan şahsiyetiyle içimizden çıkıp bize öncülük edenleri en azından ayda bir de olsa aramızda görmek istiyoruz.

Ziyaret hakkındaki değerlendirmelerimizin ana çerçevesi bu şekildeydi.

İntibalarımıza devam edecek olursak, “Başarı”ya endeksli bakış açısı, cihad ve şehidlikten kaçma gibi münafıklığın alameti olacak bir tehlikeyi de mündemiçtir.” demiştik.

Buradan devam edersek:

Kişi, üzerinde bulunduğu işin zamanı içindedir. Aksiyon davası… İbda, İslâm ihtilâl ve inkılâbının zamanını temsil ederken, bunun nasıl olabileceğinin yolunu da göstermiştir: Yeri geldiğinde yer altına da geçebilecek şekilde her türlü silahla mücadele ilkesi çerçevesinde örgütlenmek. Doğru muhakeme usulü de bu çerçevede… “Herkes atmasyoncu onbaşı tavrıyla strateji, taktik, tavizsiz çizgi vs. bahsedemez, bu örgüt işidir. Örgütün kendi içindeki tartışmaları bir yana bırakırsak, buna karşı olanların bir örgütleri yoksa, bunlar doğru siyasi çizgi, mücadele biçimi vs. gibi meselelerden bahsedemezler.” diyor Kumandan Mirzabeyoğlu. İhtilâlci bir örgüt olmanın gereklerini yerine getirmek ihtilâlci kadrolarla, kadro adayları ile mümkün ve zamanın ruhunu gerçekleştirme yolunda başarı ve başarısızlık da bu çerçevede -keyfiyet plânında- ele alınabilecek bir dava. Meseleyi bu çerçevede ele almadığımız zaman, yani sırf başarıya endeksli bir perspektiften bakarsak şayet, karşımıza da sırf başarısızlık çıkar. Ama yukarıda Kumandan Mirzabeyoğlu’nun bizzat ifade ettiği üzere, zaten ihtilâlci bir örgütlenme bahsinin dışında olanların bu meselelerde söz söyleme hakkı yoktur ve başarı ve başarısızlığın tartışılması, mücadelede hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığının takdir ve tenkidi, örgüt içi tartışmaların mevzuu hasrındadır. Kısacası, daha “ihtilâl” mevzuunun dışındayken, İbda’nın zamanın ruhunu İslâm ihtilâl ve inkılâbı olarak işaretlemiş olmasına nazaran zamanın dışındayken, bu haliyle de “kaba softa – ham yobaz” ikliminden kokular taşırken, bu pis kokuları ile aksiyon bahsinde ortaya bir şeyler koymak isteyenleri nefes alamaz hale getirmek isteyenler, zamanı kokutanlardır.

“Kendinden Zuhur”, zamanı kokutma hürriyeti değil, zamanı bütünlemeye çalışanların başta kendilerini ve nihayetinde birbirlerini tanıması ve teşekkül etmesi zorunlu olan örgüte gönüllü olarak iştirak etmeleri, o disipline girmeyi kendilerinin istemesi neticesini sağlama gayesine matuftur. İslâm baştanbaşa nizâm demektir; nizâmsızlıktır ki en büyük haksızlıktır. “Bir nizâmsızlık yapmaktansa haksızlık yapmayı tercih ederim!” diyen Batılı mütefekkir malûm. Nizâm şartı ve gereğini bu zaviyeden ele aldığımızda, “örgüt”ün bir usûl şartı olmasına nazaran, bu şartı ifa etmeden, “asıl”a dair ahkâm kesmeye kalkmanın en büyük nizâmsızlık ve haksızlık olduğu bedahet. “Hariçten gazel okumak” tabir edilen bu hâl karşısında; bu, malayanilik ve zaman israfı karşısında; bu, yürüyeni durdurmaya teşebbüs edici hâl karşısında, bedahetlerin berhava olduğunu görmekteyiz.

“Kendinden zuhur” ilkesi çerçevesinde, kendi varoluş hakikatine dair kendinde temayüz eden vasıfları tanıyarak, bu vasıfları liderin emrine sunmak şeklinde örgüte gönüllü olarak katılacağına, disipline girmekle nizâm şartını yerine getirmeye bakacağına, kendisinde temayüz eden varlık hakikatine dair vasıfları tanımaktan azade olduğu gibi dolayısıyla muhatabını da tanımaktan uzak ve böylece, “emanetleri ehline veriniz” ölçüsüne taban tabana zıt oluşumlara kalkışanların halleri bize uzaktır.

Bizim Maraş’ta bir tabir vardır, “batman çağıla karışmış!” derler. “Batman”, yani kilogramlık taş parçası… Ölçü… Batman belli olmasın diye, etrafına bir dolu çağıl dökersen, neyi neyle tartıp hesap edeceksin? “Ölçü”nün olmadığı yerde hiçbir müsbet oluşuma imkân var mı? Müsbet gözükenler de olsa olsa tesadüfî olanlardır, yani onda esas olan yanlıştır. Zaten hakikate mutlak mânâda zıt bir şey söylemek muhal. Bozuk saat dahi günde iki defa doğruyu gösterir. Doğru faaliyet, doğru düşünce ile mümkün. Doğru düşünce olmadan faaliyet-aksiyon da olmaz. Bizim için doğru düşünce, İbda’nın bize verdiği ihtilâlci şuuru kuşanmakla mümkün. İhtilâlcilik de havada bir iddia ile olacak iş değil, faaliyette, dolayısıyla örgütte tüten mânâdır. Örgüt de kendi yapısını kadroları ile ele verir. Hani, “neydin ki ne olacaksın” hesabı. Bu çerçevede, “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!”… Çeyrek asırlık pratiğimizin, tecrübemizin verileriyle de görüyoruz ki -ki tecrübe faydayla birlikte ayrı bir ilimdir- yukarıda ifade ettiğimiz başarıya endeksli mücadele anlayışı, örgütlenme zaruretini de görmezden gelme, örtme gibi bir tavır sergiliyor. Öyle ya, “teoride ihtilâle gerek kalmadı ki, pratiği ile niye uğraşayım!” veya “zaten ihtilâlcilikten kaçacaktım da bu başarıya endeksli mücadele tam da imdadıma yetişti!” dercesine bir hâl ifadesi.

Oysa sistem değişimi olmadan Mutlak Fikrin tatbikine mahal olmadığı gibi, ihtilâl olmadan da sistem değişimine mahal yok.

Kumandan Mirzabeyoğlu, Başyücelik Devleti adlı eserinde “Demokrasi için dayatma” bahsinde, Batı emperyalizmasının demokrasi için zorlama yaparken, bunun, bizim gibi ülkeleri Batı’nın kontrol edebilmesi için dolaylı yoldan Batı’ya birçok imkân sunduğunu belirtir. Bu kontrol imkânlarından birisi borç verip vermeme bahsi olduğu gibi bunun bir değişik yönü de bu gün şahit olduğumuz üzere “dinleme” bahsidir. Bu, dün de böyleydi, bu gün de böyle. Hangi hükümet olursa olsun, kendi başına bırakıldığında Batı’dan bağımsız hareket etme temayülüne girer; kimi az, kimi çok. Batı’nın kendi adına mesele bu temayülde değil, kontrol mekanizmalarını işletip işletemediğindedir. Kontrol mekanizmaları dünden bu güne hep bunun için var. Şayet bir iktidar bizim gibi bir ülkede bağımsız olmak istiyorsa, her şeyden önce, daha iktidara gelmeden bağımsız davranmanın şartlarını hazırlayarak iktidara gelmelidir. Bu şartları hazırlamadan iktidara geldikten sonra bağımsız davranılabileceğini zannetmek, ucuz hayalcilikten, boş ümitten, vehimden başka bir şey değil. Bu şartın oluşmasının yolu ise halk ihtilâlinden geçer.

Büyük Doğu tatbik vasıta sistemine nisbetle İbda’nın ortaya koymuş olduğu usul ve metod anlaşılıp özümsenmeden, Mutlak Fikri tatbik etmekten ve bu yolda mücadele etmekten bahsedilemez.

 

Bâki AYTEMİZ

ADIMLAR Maraş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>