alman-todenhoferin-islam-devleti-ziyareti

ALMAN TODENHÖFER’İN İSLÂM DEVLETİ ZİYARETİ

Geçtiğimiz günlerde haberleştirdiğimiz Alman gazeteci Jürgen Todenhöfer, İslâm Devleti’nin misafiri olarak Irak’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından izlenimlerini yazdı.

Adımlar Dergisi Avrupa Bürosu’ndan Nihan Öztürk gönüldaşımız tarafından tercüme edilen bu izlenimler, 7 ana başlık etrafında derlenmiş. İslâm Devleti’nin içinde bulunulan savaş şartlarına rağmen ev sahipliğini hakkıyla yerine getirdiği anlaşılan bu notlarda, Alman misafir Todenhöfer, misafirliğini de aşan bir ev sahipliği psikolojisiyle Almanya’ya dönüşünün ardından “Müslümanlara İslâm’ı anlatmak” gayretine bile düşmüş.

Aşağıda, bir Batılının “Batıcı bir objektif göz”le İslâm Devleti hakkında yaptığı gözlemleri okuyabilirsiniz.

***

 

Yavaş yavaş “İslâm Devleti” seyahatimizin stresini üzerimizden atıyoruz. Oğlum Frederic bu arada bayağı kilo verdi. Elbette rizikosu yüksek bir seyahat olduğunu biliyordum. Sadece İslâm Devleti ile değil, Amerikan ve Suriye bombardıman saldırıları ile de alâkalı. Musul’da Amerikan Bombardıman uçakları sürekli üzerimizde çemberliyordu. Hatta Irak-Musul’da bulunduğumuz sıralarda, Suriye-Rakka’da ikamet ettiğimiz eve Suriye’nin gerçekleştirdiği bombardıman ile yerle bir edildi. Dönmeden önceki son gecemizi, işte bu bombalanmış ve virane halde bulunan evde, cam kırıkları arasında geçirmek zorunda kaldık.

Fakat gerçeğin ipuçlarına ulaşmak için riziko gerekiyor. Bu yüzden planladığım Kitap için “İslâm Devleti” hakkında otantik malzeme gerekiyordu bir kere ve bunlar sadece o bölgede bulunuyordu. Tüm Kitaplarımı böyle yazmıştım. Her defasında kritik bölgelere bizzat gitmiştim. Bununla birlikte “Halife”liğin -Güvenlik Garantisi- elimde bulunuyordu, ki doğruluğu hakkında bir garanti yoktu. Bütün yakın dostlarım ve ailem bu garantinin gerçekliği hakkında şüphelerini dile getirip bu seyahatten vazgeçmem için bayağı bir uğraşmışlardı. Fakat böyle durumlarda genellikle ve yalnız kendi içimdeki sese kulak veririm.

Garanti gerçekti ve “İslâm Devleti” hem Musul hem de Rakka’da bulunmalarımızda buna sadık kaldı. Gerçi sürekli gizli istihbarat tarafından gözetleniyorduk ve Mobil-Telefonlarımızı, Bilgisayarlarımızı teslim etmek zorundaydık. Seyahatimizin sonunda bütün resim ve görüntüler kontrolden geçirildi. Sansür adına çektiğimiz 800 fotoğraftan 9 tanesi, yabancı savaşçıların yakınlarına zarar gelmemesi açısından silindi.

Seyahatin gidişatı ile alakalı bazı zamanlar “İslâm Devleti” ile keskin ve yüksek tonla anlaşmazlıklarda oluyordu. Tabi ağır silahlı İD-Savaşçıları ile kavga etmesi kolay değil. Neredeyse 2 defa seyahat erken bitiyordu. Tüm günlük yaşam tehlikesi arasında ise bu sürtüşmeler sinirli anlara neden olduysa da, genel anlamda ele alınacak olursa iyi muamele ediliyordu.

 

7 güçlü izlenimlerim kısaca şöyle:

 

1.) BATI, “İSLÂM DEVLETİ”NİN RİSK BOYUTUNU ÖNEMLİ ÖLÇÜDE KÜÇÜMSÜYOR. Bizim politikacılar kabul etmese de İD-Savaşçıları, oldukça akıllı ve tehlikeli. “İslâm Devleti”nde, bugüne kadar hiçbir savaş bölgesinde görmediğim bir Zafer güveni ve buna bağlı gürültülü sevinç gösterileri hakim. İD-Savaşçıları, totaliter inanç ve demonstrasyon vahşetleri ile dağları hareket ettirebileceklerine ikna olmuşlar. Musul’da 400’den daha az İD-Savaşçısı, 25.000 yüksek modern donanımlı Irak askerini ve milislerini kaçmaya zorlamayı başardı. “İslâm Devleti”, bir kaç ay içinde Büyük Britanya’dan daha büyük bir bölgeyi ele geçirdi. El Kaide, bu örgütün yanında sanki bir cüce.

Ara sıra arazi kayıpları veya -değişimler “İslâm Devleti”ni pek de ilgilendirmiyor. Bazen medya tarafından abartılmış bir şekilde haber yapılsa da, bu -gerilla savaşı- olarak normal görülüyor.

 

2.) “İSLÂM DEVLETİ”NE YENİ KATILIMLAR GÜNDEN GÜNDE ÇOĞALIYOR. 2 Gün boyunca Türkiye sınırına yakın bulunan “İslâm Devleti”ne ait bir katılım-kampında kaldım. Bu iki günlük süre içerisinde dünyanın her yöresinden her gün 50’den fazla savaşçı geliyordu. Sadece kendi ülkelerinde başarısız olmuş genç erkekler değil bunlar. Aksine Amerika’dan, İngiltere’den, İsveç’den, Rusya’dan, Fransa’dan, Almanya’dan ve saire başarılı, coşkulu gençlerde Savaşçı olarak “İslâm Devleti”ne katılıyor. Örnek olarak bir tanesi daha birkaç hafta önce Hukuk Devlet Sınavı’nı kazanmış ve bir Avukat olarak mahkemelere çıkış izni almışken, kendi isteği ile “İslâm Devleti”ne savaşçı olarak katılmak için gelmiş.

 

3.) “İSLÂM DEVLETİ” -10 GÜNLÜK İZLENİMLERİMDEN SONRA DİYEBİLİRİM Kİ- BÖLGENİN DİĞER ÜLKELERİNE, TOTALİTER BİR DEVLETİN NASIL YÖNETİLMESİ GEREKTİĞİNİ ÖRNEKLEŞTİRİYOR. Özellikle iç güvenlik ve sosyal refah bölümleri ele alınabilir. Tabi Avrupa standartlarına ve benim isteklerime tamamen ters. En azından Irak bölgesinde bulunan Sünni Nüfus “İslâm Devleti”ni tereddütsüz ciddi bir devlet olarak kabul etmiş durumda. Çünkü Bağdat’da bulunan Maliki rejimi tarafından daha önceki ayrımcılık ve baskıya karşı tercihlerini bu yönde kullanıyorlar. Şu an Musul’da, Hrıstiyanların, Şiilerin ve Ezidilerin bölgeyi terk etmesi ve sayısız idamlar ile birlikte tamamen Sünniler bulunuyor.

 

4.) “İSLÂM DEVLETİ”NİN AMACI, SADECE ORTA DOĞU’NUN HATTA BİR GÜN DÜNYA’NIN FETHİ DEĞİL, İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK “DİNİ TEMİZLİĞİ”Nİ BAŞARMAK. “İslâm Devleti”, Kitap Ehli dinler arasında gördükleri Yahudiler ve Hrıstiyanlar dışında, bütün inançsız ve mürted gördüklerini öldürmek, ölenlerin kadınlarını ve çocuklarını köleleştirmek istiyor. Bütün Şiiler, Ezidiler, Hindular, Ateistler ve Müşrikler ölmeli. Yüz milyonlarca insan, bu dini ‘temizlik’ sırasında elimine edilmek isteniyor.

Demokrasiyi onaylayan tüm müslümanların da öldürülmesi gerekiyor. Çünkü “İslâm Devleti” bakış açısıyla bunlar insani yasaları ilahi yasaların üstünde tutuyorlar. Bütün bunlar -fetihden sonra- Batı dünyasındaki demokratik fikirli Müslümanlar içinde geçerli.

Bu inançsızlar için ölümden kurtulmanın tek yolu, kendi istekleri ile pişmanlık ve “İslâm Devleti”nin temsil ettiği gerçek İslâm’a dönmek. Ve sadece ülkeleri daha fethedilmemiş olması.

Yahudiler ve Hrıstiyanlar Kitap ehli oldukları için tolerans görmeliler, fakat senelik fiks 100 dolar koruma vergisi ödemek zorundalar. Müslümanlar için ise zenginlerden daha fazla ve fakirlerden daha az olmak üzere Zekat vergisi alınıyor.

Bütün bu noktalarda benim ve “İslâm Devleti” arasında ortak noktaların bulunmadığını vurgulamama gerek yok. Bunu çok defa açıkça ve sayısız kez açıkladım.

 

5.) BENİM GÖZÜMDE “İSLÂM DEVLETİ”, NÜKLEER BİR TSUNAMİDEN KAYNAKLANAN %1’LİK BİR HAREKET. “İslâm Devleti”, müslüman dünyası içerisinde 99% reddedilen bir İslâmi anlayışa sahip. Benim gibi Kuran’ı birçok kez okuyan bir Hrıstiyan için bile “İslâm Devleti”nin anlayışının İslâm ile nasıl bağdaştırıldığını anlamak güç. Kuran okumalarımda İslâm’ı merhamet dini olarak tanıdım. 114 Surenin 113’ü “Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla” diye başlıyor. Böyle bir merhamet anlayışını “İslâm Devleti”nde hissetmedim.

 

6.) BOMBALAR VE ROKETLERLE “İSLÂM DEVLETİ” YENİLEMEZ. Üç Milyonluk Şehir olan Musul, 5.000 İD-Savaşçısı ile yönetiliyor. Kim bunları bombalarla yok etmek isterse, bütün Musul’u yerle bir etmek ve binlerce sivili öldürmek zorunda kalır. Bombalamalar önceden de ve şimdide Orta-Doğu’da “Terörist ıslah programları” arasındaydı. “İslâm Devleti”ne bakınız! Sonuçta buda George W. Bush’un yasadışı Irak savaşından doğan bir çocuk.

BATI DEĞİL, YANLIZ ILIMLI SÜNNİ ARAPLAR “İSLÂM DEVLETİ”Nİ DURDURABİLİR. 2007 yılında bir kez yaptıkları gibi. O zaman “İslâm Devleti”nin öncesi olan “Irak “İslâm Devleti (İD)”ni durdurmayı başarmışlardı. Tabi o dönemdeki “Irak “İslâm Devleti” şimdiki “İslâm Devleti”nden oldukça güçsüzdü.

Sünni Iraklılar ise “İslâm Devleti”ne karşı tek bir şekilde karşı durabilirler, oda 2003 Saldırılarından sonra Amerikalıların ve Şii ıraklıların kendilerini tamamen elimine etmelerinden vazgeçip, bunları tekrar Irak Toplumuna entegre etmesi. Şu ân böyle bir şeyin olması gözükmüyor. Fakat “İslâm Devleti”ni durdurmanın tek çözümü bu.

Suriye için de çözümler mevcut. Ancak Batı, reel ve gerçekçi olmayan durum değerlendirmelerini düzeltmek zorunda. Burada Suriye oldukça basit görüldü.

 

7.) BATI’DA, GERİ DÖNECEK OLAN İD-SAVAŞÇILARININ TERÖR EYLEMLERİ YAPACAĞINA DAİR PEKÇOK SPEKÜLASYON YAPILIYOR. Ben de şimdi ve sonrada böyle bir durumu göz ardı etmeyeceğim. Gerçi geri dönenler hakkında “İslâm Devleti’ndeki hayatı hiçbir zaman başaramayacaklardı” denilerek bunlar kaybedenler olarak tanımlanıyor. Bu yüzden Ana-Tehlike olmasalar da, Brüksel’de böyle biri tarafından bir eylem gerçekleşmişti. Aslında en fazla tehlikeyi oluşturanlar, daha ülkelerini terk etmemiş olan “İslâm Devleti” Sempatizanları.

Kimse Almanya’da ki Terör-Tehlikesini hafife almasın. Ama kimsede abartmasın. Sonuçta bugüne kadar hiçbir Alman vatandaşı bir İslâmcı tarafından öldürülmedi. Ama birçok alman müslüman, alman aşırı sağcılar tarafından öldürüldü. “PEGİDA” gibi (şu an vatansever kisvesi altında aşırı sağcı Almanların oluşturduğu ve bu isim altında “Avrupa’nın İslâmlaşmasını durdurun” adlı organizasyon ve yürüyüş eylemleri gerçekleştirerek sempatizan toplamaya çalışan) gruplar tüm faktörleri alaşağı ediyor. Bunlar “İslâm Devleti”nin de işine geleceği gibi, Almanya’da müslümanlar ve müslüman olmayanlar arasında geniş çaplı kızışmaların oluşmasına neden olacak akımlar. Bunları “İslâm Devleti” bile bana teyit etti.

Benim izlenimlerin kadarıyla “İslâm Devleti” -Soğuk Savaş- döneminden sonra dünya barışı için en büyük tehlike. George W. Bush’un Irak’a karşı saldırı çılgınlığının şimdi hesabını ödüyoruz. Batı dünyası bu tehlike karşısında tamamen konseptsiz duruyor.

Tercüme: AdimlarDergisi.com / Almanya

 

Etiketler:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>