amerika-menbici-bosaltmiyor-dolduruyor

AMERİKA MENBİÇ’İ BOŞALTMIYOR, DOLDURUYOR! – A. Bâki AYTEMİZ

Aylar öncesinden varılan mutabakata göre, Amerika Menbiç’teki PKK’lıları 4 Temmuz’da boşaltacaktı. 4 Temmuz’un üzerinden 3,5 ay geçti ama bırakın boşaltmayı, ağır silah ve mühimmatlarla daha da doldurduklarına şahit oluyoruz.

Suriye’nin Kuzeyi’nde, ülkemizin güney sınırında PKK devletleşirken iktidar seyrediyor.

“Hayır seyretmiyor, işte Cerablus ve Afrin operasyonları yapıldı!” denecek olursa, Cerablus bizim için stratejik bir mesele değil, bir asayiş meselesiydi. Ha keza, Afrin de stratejik bir önemi haiz olmayıp,  sembolik nitelikteydi. Ve yine aslında Menbiç dahi stratejik önemde olmayıp, sadece Türkiye’nin kararlılığını göstermesi bakımından önem arz ediyor ki, her geçen gün ve saat, Türkiye’nin aleyhine işlemeye devam etmekte. Fırat’ın doğusu Türkiye için beka sorunu iken, operasyon yapılan bölgeler çok farklı meseleler ve beka sorunu seviyesinde değil.

Esas stratejik hedef, beka meselemizin kaynağı, Fırat’ın doğusunda olduğuna göre Fırat’ın doğusuna neşter atmadan, Afrin’den sonra Menbiç’e girilse bile bu askerî bir zafer denilerek belki seçim malzemesi yapılabilinir ama, gelinen şu aşamadan bölgedeki siyasî hesaplar ve stratejik durum açısından pek bir şey ifâde etmeyecek.

Erdoğan, Amerika tarafından oyalandıklarını, gereğinin yapılacağını söyledi söylemesine de, ortada elle tutulur bir şey yok.

Yalnız, Mehmetçiğin Conilerle beraber eğitim alırken çekilmiş fotoları servis edildi. Ortak devriyeye çıkacaklarmış, bunun için ortak eğitim alıyorlarmış; ne işe yarayacaksa?

Mehmetçik Conilerle ortak eğitime tabi tutuladursun, Amerika bölgede hem kendi askerî varlığını artırıp güçlendiriyor hem de PKK’yı desteklemeye devam ediyor.

Dün, Sputnik’te yayınlanan habere göre, Amerika PKK’ya yine zırhlı araçlar ve ağır silâhlar vermiş. Haberde şu ifadeler dikkat çekiyor:

AMERİKA’DAN PKK’YA AĞIR SİLÂH DESTEĞİ

Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü YPG’nin de içerisinde yer aldığı Demokratik Suriye Güçleri (DSG) yetkililerinden edinilen bilgilere göre ABD, Türkiye’nin Menbiç’e operasyon yapacağız söyleminden sonra Menbiç’te askeri varlığını artırıyor ve bölgeye askeri sevkiyat gerçekleştiriyor. Menbiç’in Cerablus tarafındaki sınırda askeri önlemler iki katına çıkartılırken, DSG’ye bağlı Menbiç Askeri Meclisi savaşçıları da sınırdaki önlemlerini iki katına çıkardı.

Sınırda devriye görevleri yapan ABD, Menbiç Askeri Meclisi’ne ise zırhlı araçlar ile ağır silahlar gönderdi. Gönderilen zırhlı araçlara ise Menbiç Askeri Meclisi’nin amblemi yapıştırıldı.

AMERİKA ÜSLERİNİ ARTIRDI

Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Menbiç Askeri Meclisi’nden bir yetkili ABD’nin kendilerine zırhlı araçlar ile ağır silahlar gönderdiğini belirterek, şöyle konuştu; “Türkiye’nin Menbiç ile ilgili söylemlerinden sonra ABD bölgedeki askeri varlığını artırıyor. Bölgede 2 olan askeri üssünü 4’e çıkardı. Askerlerini Menbiç’te artırdı. Bize de yaptığı yardımlarını artırdı. Dün bize zırhlı araçlar ile ağır silahlar gönderdi. Silahlar tırlarla gönderildi. Gönderilen ağır silahlarda havan topları, Otomatik silahlar, roketler, ısı güdümlü füzeler, Doçka ve diğer ağır silahlar var. ABD bize ihtiyaçlar çerçevesinde silahlar ile zırhlı araçlar gönderiyor. Menbiç için Türkiye, IŞİD ve ÖSO tehdidi halen var. Biz olası tehditlere saldırılara karşı önlemlerimiz almak zorundayız. Önlemler için de daha çok ağır silahlara ve zırhlı araçlara ihtiyacımız bulunmakta. Bu ihtiyaçlarımızı ABD ve koalisyon güçlerine iletiyoruz.”

Suriye’de elinde tek bir kasaba kalan IŞİD ile mücadeleyi gerekçe gösteren ABD, Suriye’nin kuzeyinde DSG’nin elindeki bölgelerde 25 askeri üssü var. Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen DSG’ye 5 binden fazla tırla ağır silah ile zırhlı araçlar gönderen ABD, Menbiç’e de askeri sevkiyat yapıyor.”

SUUD’DAN PKK’YA 100 MİLYON DOLAR

Tabi sadece Amerika da değil, Suudlar da devrede. Onlar da PKK’yı bir taraftan maddî olarak desteklerken bundan da daha mühimi olarak bölgedeki Sünnî aşiretleri PKK ile birlikte hareket etmeye ikna ediyorlar. Haberde şu detaylar verilmiş:

“ABD Başkanı Donald Trump’ın görevlendirmesiyle Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasıyla ilgili Suudi Arabistan ve Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dişişleri Bakanı Mike Pompeo’nun görüşmeleri sırasında bir ayrıntı dikkat çekti.

Pompeo’nun Riyad’a ulaştığı saatlerde Suudi Arabistan, Suriye’de ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği bölgede kullanmak üzere 100 milyon dolar verdi. New York Times’ın haberine göre Ağustos ayında kararlaştırılan ödeme Pompeo’nun Suudi Arabistan’a düzenlediği ziyaret sırasında ABD hükümetine ait hesaplara yatırıldı.

AKP, AMERİKA İLE HEMFİKİR Mİ?

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Türkiye ile Suriye’de birçok konuda hemfikir olduklarını belirterek, “Türkiye çeşitli diplomatik ve askeri adımlar atarak sözünden vazgeçmeyeceğini gösterdi. Bu çok önemliydi” dedi.

Türkiye ziyaretinde Suriye’deki son durumu ele alan görüşmeler gerçekleştiren Jeffrey, Ankara Esenboğa Havalimanında ABD’li basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“Türkler, Başkan (Donald Trump) tarafından çarpıcı şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda ortaya konulan Suriye’deki ana hedeflerimiz konusunda bizimle hemfikir” diyen Jeffrey, bu hedeflerin İran’ın Suriye’den tamamen çekilmesi, çatışmaları hafifletmek ve siyasî süreci yeniden canlandırmak olduğunu söyledi.

Tahran zirvesinde Türkiye’nin söylemlerinde ısrarcı olduğunu vurgulayan Jeffrey, “Yani Türkiye çeşitli diplomatik ve askeri adımlar atarak sözlerinden vazgeçmeyeceklerini gösterdi. Bu çok önemliydi” ifadesini kullandı.

AMERİKA DALGASINI GEÇİYOR

Jeffry’nin sözleri satırbaşları halinde şöyle:

 Şu anda Türklerle bir Arap bölgesi olan Münbiç’te de birlikte çalışıyoruz. Daha önce burada Türklerin PKK’nın yan uzantısı olduğunu addettikleri ve buna dikkat çektikleri YPG ile birlikte çalışıyorduk. Bununla başa çıkmamızın bir yolu ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun haziranda bir araya gelerek Türklerle mutabık kaldığımız Münbiç’teki yol haritası. Bu hala yürürlükte.

 Münbiç’te ortak devriye gezecek güçlerimiz Türkiye’de eğitim veriyor. Burada amaç, Türkiye’ye çok yakın olduğu için Türkleri tatmin edecek güvenli bir bölge oluşturmak, bizim de tatmin olacağımız, yerel halkın güvende olacağı ve YPG’yi Fırat’ın doğusuna tekrardan çekmek. Dolayısıyla burası önemli bir bölge ve Türklerle (Suriye’nin) kuzeydoğusunda neler yapacağımıza dair sürekli görüşüyoruz. Burası YPG’nin buradaki varlığından ötürü Türkler için önem teşkil ediyor.

 Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde oluşacak terör örgütü PKK ile bağlantılı bağımsız bir yapı konusunda endişeleri olduğunu vurgulayan Jeffrey, “Bu Türkiye’ye karşı bir tehdit. Biz herşeyden önce Suriye’nin toprak bütünlüğünden, birleşik bir devletten yanayız ve Suriye’nin kuzeydoğusunda bir ulus oluşturma çabası içerisinde değiliz” ifadelerini kullandı.”

AKP NE YAPACAK?

Amerika ve Suud, bölgeyi siyasî, sosyal ve askerî cephelerden Türkiye aleyhine örgütlemeyi ve PKK’nın devletleşmesini desteklemeyi sürdürüp gözlerimizin içine bakarak bunları yapmadığına dair yalan söylemeye devam ediyorken…

Vaziyetin vehameti anlaşılıyor mu?

Beka sorunu” demekle, beka sorunu çözülmüş olmuyor ki!

Tekrar hatırlatalım ki, Cerablus “asayiş” sorunu, Afrin de sembolik kıymeti haiz operasyonlardı.

Beka sorununun kaynağına neşter atmak yerine zaman geçirmek, zaman geçerken de “niye bir şey yapmıyorsunuz?!” diye sual edildiğinde “Cerablus ve  Afrin’i yaptık ya” demek, asıl hedefi, beka sorunumuzun kaynağını bulanıklaştırmak mânâsını haizdir. Zira geçen her dakika aleyhimize işliyor, düşman yığınağını daha da artırıyor. Daha da güçleniyor.

İşlerin bu hâle gelmesinin mesulü hükümet politikaları iken, AKP’den bu meselelere çözüm beklenebilir mi?

Bu çerçevede son 15 yıllık süreç dikkatle gözden geçirildiğinde AKP ve Erdoğan’ın beka sorunumuza çare olması düşünülemez.

Zira mesele sadece askerî de değil… Yani hadi gücün var, Amerika’ya kafa tuttun ve Fırat’ın doğusuna da girdin diyelim, sonra ne olacak?.. Zaten işler bu içinden çıkılmaz günlere -Kumandan’ın tabiriyle-, “nasıl bitireceğini bilmeden kalkışılan yeltenişlerle” gelemdi mi?

BOP Eşbaşkanlığıyla, conilere dua ederek, Haçlılarla işbirliği yaparak, içeriği yanlış doldurulan açılımlarla, Amerikan işbirlikçilerinin alnından öpülerek gelinmedi mi? Açılım sürecindeki “güya el uzatıcı” pozisyon nasıl yanlışsa, bugünkü düşmanlık ve ötekileştirme pozisyonu da benzer şekilde yanlıştır.

Ruhî muhtevası bomboş bir “kardeşlik”, “demokrasi” retoriğiyle Kürtleri kazanayım derken PKK güçlendirildi ve Haziran seçimlerinde de büyük bir hezimete doğru gidildiği anlaşılınca baktılar ki olmuyor, açılımdan vazgeçildi ve sonra da bölgeden 90’ların haberleri gelmeye başladı. Buradan çözüm çıkmaz.

Biz, insan ve toplum meselelerinin çözümünün anacak Mutlak Fikre nisbetle örgüleştirilmiş, İslâma Muhatap Anlayış’ın dünya görüşü, sistemi ile mümkün olduğunu söylerken, bunun haricindeki her bir teşebbüs, mutlak yerine izafi olanı teklif ediyor oluşuyla zaten çözüme dair değildir. Diğer yandan, bu teklifi yapanların -güya- müslümanım demelerine nazaran da, mutlak olana istinat etmeyen her teklif, putçuluğa dairdir; neresi İslâmî? “Niyetim İslâmî” demekle olmuyor, bal bal demekle ağız tatlanmadığı gibi. Veya, Kumandan Mrzabeyolu’nun ifâdesiyle, hırdavatçı dükkânına eczane tabelası asmakla orası eczane olmaz.

İçimizdeki probleme dönecek olursak, çözüm, polisiye tedbirlerden önce, sosyal, hukukî, ahlâkî, eğitim ve iktisadî, kısaca ve hepsini cem edici ifadeyle ruhî tedbirlere -sisteme- dayanır ki, polis, tedavisi yapılmış hastalığa rağmen bünyeye sızan mikropları enselemek için arızi olarak devreye girer. Ama bizde, tersine çevrilmiş devlet ehramı görüntüsüne uygun, asıl olanı temsil ediyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu problemlere bir bütün olarak sistem çapında teklif getirilemezse, atılacak adımlar palyatif olmaktan öteye geçemez ve bu gün hastalığın semptomları polisiye tedbirlerle bastırılsa ve bu baskılamayla hastalık tedavi ediliyor zannedilse de, yarın hastalık çok daha şiddetli olarak kendini ortaya koyar.

Emperyalizmin bölgedeki hesapları açısından bakacak olursak, Türkiye, mevcut hâliyle, göze alınacak kayıplar oranında hesapları bozabilecek güce sahip olsa da belli bir düzen kuramaz. Düzen kurmak, komple bir sisteme istinat edecek bir keyfiyet. O düzeni kuramayacağı şartlarda da atılacak her adım, üzerimizdeki yükü misliyle daha da ağırlaştıracaktır. Takatimizi aşacak bir dava.

Peki o hâlde adım atmayalım mı?

Atalım da, nasıl bitireceğini bilmeyen yeltenişlerden olmasın.

Bu çerçevede Fırat’ın doğusundaki düşman yapılanmayı dağıtmak için ne bekleniyor, bilmiyoruz.

Nasıl bitireceklerini biliyorlar mı peki?

A. Bâki AYTEMİZ

http://www.adimlardergisi.com/amerika-menbici-bosaltmiyor-dolduruyor/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>