antiemperyalist-mucadelenin-prensipleri-1

ANTİEMPERYALİST MÜCADELENİN PRENSİPLERİ -1- Selim GÜRSELGİL

1- Geçerli Bir Emperyalizm Tanımı

Emperyalizm, herkesin kafasına göre altını doldurduğu bir kavram… Bazıları tanım yapıyor, sonra da kaçıyor; iki gün sonra bambaşka bir şey… Zaten günümüzde insanlar iki gün bir kararda durabilseler, fikirleri belki gelişecek, belki güzel yerlere varacaklar; ama bir rüzgar esiyor o yöne, bir rüzgar esiyor bu yöne…

Herkes kafasına göre, işine geldiği gibi kullanıyor bu kavramı… Muhafazakârlar artık kullanmıyor. Ne zaman kullandılar onu da bilmiyorum ya, benim dikkatimi çeken AKP’den önce emperyalizm kavramını kötülemeye, bu kötü fikri İslâmcı camianın ılımanlarına da sıçratmaya başlamışlardı. Sonra AKP gelince yağ ile bal oldu; ABD ile kurulan sıcak ilişkilerin gerekçesi oldu bu kötü fikirler. Bugünün “ABD iyi ama İsrail kötü” diyen tuhaf yaratıkları bu zeminde türedi.

28 Şubat Sürecini iyi tahlil etmek lazım. Bu süreçte muhafazakârlar, evvela İslâmcıların yanında değillerdi. İslâmcı iktidar “antiemperyalist” bir politika izlemeye başladığında, herkesin düşmanı olmuştu. Ancak İslâmcılara yönelik cunta baskıları gelince, çoğu sosyalizmden gelme olan liberaller, İslâmcıları tutmaya, İslâmcıların yanında olarak cuntayı eleştirmeye başladılar. Öyle ki, onların bu “cesaret”i olmasaydı, İslâmcı aydınlardan cuntaya karşı gelenlerin sayısı bir avuç olmazdı. Derken cunta muhafazakârlara da saldırınca, muhafazakâr destek de geldi ve bu böyle birkaç yıl sonunda AKP’ye dönüştü.

AKP İslâmcı, liberal, muhafazakâr ortaklığıdır. Ancak bu ortaklığın pek bir antiemperyalist muhtevası yoktur. O kadar yoktur ki, bunun da en önemli sebebi, liberallerin dümen suyuna fazlaca girmiş olan İslâmcıların, zamanla İslâmcılığı bozmasıdır. ‘28 Şubat bir emperyalist – tam bağımlı batıcı kemalist ittifakıydı’. Burada İslâmcıların yanında yer alan liberallerin ise empeyalizmle bir hesabı yok, ama kemalizmle hesabı vardı. Bu husus netleşince, AKP kolayca ortaya çıktı: Emperyalist destekli İslâmcı, muhafazakâr, liberal ortaklığı…

Muhafazakârlar ve liberaller için emperyalizm diye bir kavram olmadığını belirttik… Şimdi de gelin, bir kısım kemalistler için emperyalizmin anlamına bakalım:  bu Kemalistler için emperyalizm, “kendilerini desteklemeyen çağdaşlık“tır. Kendilerini destekleyen çağdaşlık, aynen “çağdaşlık“tır. Yani “teslimiyet”… Sözgelimi, ABD onlarla işbirliği içinde olduğunda, bu “emperyalizm” değildir; ama ABD onların karşıtlarıyla işbirliği içinde olduğunda, bu “emperyalizm”dir.

Kemalistler Atatürk‘ü “antiemperyalist bir lider” olarak tanımlarlar. Tabii bu tanım “emperyalizmin antiemperyalizm tanımı“dır. Yani, nedir? “İmparatorluk” düşüncesine karşı olmak, cumhuriyetçi olmak, ulus devlet yandaşı olmak… Bu anlamda, en büyük antiemperyalist ABD Başkanı Wilson‘dur. Zaten tanımı ondan alırlar. Churchill olsun, Clemenseau olsun, aynen antiemperyalisttir. Çünkü onlar da imparatorluklara karşı ve ulus devlet yanlısıdır.

İstismarı düşünebiliyor musunuz? Bu tanıma göre, emperyalist kimdir? Kim olacak, başta Osmanlı İmparatorluğu… Sonra Avusturya-Macaristan ve Alman imparatorlukları… Ama ABD, İngiltere, Fransa sömürgecilikleri “emperyalist” değil; hatta “antiemperyalist”… Bu, “emperyalizmin sanki leninist anlamını savunurmuş gibi yaparak emperyalist anlamını savunmak“, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük palavralarından bir tanesidir ve tam bağımlı kemalistlerin yaptığı budur.

Leninist anlamda emperyalizm nedir? Beş aşamasını anlatır Lenin onun; bunların herbiri de kapitalist sömürüyle ilgili aşamalardır. Şimdi burada ayrıntısına girmeyelim. Özetle der ki -ve çok yaygın olarak bilinir bu- “emperyalizm, kapitalist sömürünün ve tekelleşmenin en yüksek aşaması, ekonomik köleleştirmenin nihai manzarasıdır.” Bakın, kemalistlerdeki “emperyalizm tanımı” da bu mu? Onların “antiemperyalist lider” saydıkları Atatürk de bunu mu savunmuş?.. Ne gezer; Atatürk, bu tür emperyalizmi Türkiye’ye rol modeli almıştır.

Ancak bizde sosyalizm kemalizmin gayrımeşru çocuklarından biridir; varlığını ona borçlu, ama onun tarafından pek benimsenmeyen, sadece bazen kullanılan bir şeydir. Böyle olunca, bizim sosyalistlerin -bu durumu farketmeyen- bir çoğu da, emperyalizm tanımında kemalistlerle anlaşmakta zorlanmazlar. Kimdir emperyalist diye sorun: “Osmanlı’dır” diyeceklerdir. Neden? Çünkü Osmanlı, bir imparatorluktur; başka milletlerin topraklarını almış ve onlardan vergi almıştır.

İyi de canım benim, SSCB bu tarifin neresinde? Çin neresinde? Yugoslavya neresinde? Oralada da “hâkim bir millet”, başka milletlerin topraklarını alıp -vergi almak ne kelime- iliklerine kadar sömürmüyor mu? Onların dinlerini, dillerini, geleneklerini, kıyafetlerini yasaklayıp “tek tipleştirme” çabası gütmüyor mu? Osmanlı’da bunlar var mı? Vergi almaktan başka ne yaptığı var Osmanlı’nın? Ha, birinin adı “imparatorluk”, ötekinin değil… Yapmayın yahu; eczahanenin üstüne hırdavatçı tabelası açınca orası hırdavatçı mı oluyor?

Sadede gelelim: Emperyalizmin emperyalist tanımı, faydasız bir tanımdır. Emperyalizmin leninist tanımı, geçerli ama yetersiz bir tanımdır. Çünkü emperyalizm, sadece ekonomik sömürüde değil, kültürel (manevi) sömürüde de izlenmesi gereken bir kavramdır. Üçüncü dünya antiemperyalistleri bu gerçeğin farkına varmışlar ve emperyalizmin leninist tanımının yanına “kültür emperyalizmi” gibi, en az onun kadar geçerli bir başka tanımı eklemişlerdir. Buna göre emperyalizm;

– Bir imparatorluk esasına dayanma şartı olmaksızın, dünyayı veya dünyanın bir bölümünü ekonomik, kültürel, siyasi ve ahlaki boyunduruk altına almak, onların iktisadi kaynaklarını sömürmenin yanında, manevi anlamda da kendi kültürünü ve örnek hayat biçimini onlara dayatmak, özendirmek ve benimsetmektir.

Burada dikkat ederseniz, bizim emperyalizm tanımımızda “sömürü” ile birlikte “asimilasyon – kendine benzetme” anlamı da vardır ve emperyalizm gerçekte budur.

Şimdi buradan bakın bakalım, gerçek “emperyalist kimdir ve gerçek antiemperyalizm nedir?” Dünyanın egemen güçlerinin kültürel boyunduruğu altına girip onların ekonomik uygulamalarına dudak kıvıran klasik sosyalistler ve kemalistler mi, yoksa İslamcılar ve onlarla birlikte -ister sosyalist olsun, ister milliyetçi- tüm üçüncü dünya antiemperyalistleri mi?

 

2- ‘Devrimci İslâm’ Anlayışına Bağlı Antiemperyalist Şuur

Çakal Carlos su katılmamış bir antiemperyalist ve antisiyonisttir. Bu davanın büyük kahramanlarından biridir. Öyle büyük bir politik tecrübesi ve birikimi vardır ki, dünyada bir çok ülkeyi, neredeyse o ülkede yaşayanlardan daha iyi tanır ve tahlil eder. Yayınlanan yazıları-konuşmalarını takip edenler bilir; ben bu yönüyle, hayatımda böyle bir adam görmediğimi itiraf ederim…

Müslüman olmuş ve “Salim Muhammed Nuri” adını almış olan Çakal Carlos, emperyalizme karşı mücadelesini, uzun yıllar “siyonizme karşı mücadele” olarak sürdürmüştür. Çünkü “antisiyonist olunmadan antiemperyalist olunmaz.” Ancak bizde görülür böyle saçma sapan anlayışlar. İşte Kemalistler ve Atsızcılar cirit atıyor ortalarda: Tıynetlerindeki İslâm düşmanlığını “Arap düşmanlığı ve İsrail dostluğu” olarak ifade ediyorlar ve bunun üstünden güya Amerikan karşıtlığı, emperyalizm karşıtlığı, sözümona milliyetçilik oynuyorlar. Tabi bahsettiğimiz kesim içinde ilk sırayı da şu an Müslüman görünümlü “İsrail dostları” almakta.

Böyle bir şey olabilir mi, Allah aşkına? ABD’yi kuran iradeyle İsrail’i kuran irade aynı şey değil mi? Bunlar ayrılabilir mi birbirinden? Ortadoğu’daki siyonizm, Batı’daki emperyalizmin bir eseri değil mi? Ne emperyalizme karşı olmadan siyonizme karşı olmak – bir kısım İslâmcıların ve muhafazakârların yaptığı – mümkündür, ne de siyonizme karşı olmadan emperyalizme karşı olmak – bir kısım milliyetçilern ve solcuların yaptığı- mümkündür.

Burada ‘Devrimci İslâm’ anlayışının temel prensibi şudur: İster solcu olsun, ister milliyetçi olsun, ister Kemalist olsun, ister İslâmcı olsun, ister hristiyan, ister mecusi olsun, bütün dünyada Amerikan emperyalizmine ve onun çekirdeği olan siyonizme karşı, fikri ve fiili bir savaş… Yani Mevlânâ‘nın benzeri bir durum: Mevlânâ “ne olursan ol gel” der, Çakal Carlos “ne olursan ol vur” der…

Bir kemaliste, “kemlizmi bırak, gel müslüman ol” demez. Bir komüniste “komünizmi bırak”, bir milliyetçiye “milliyetçiliği bırak” demez. “Bulunduğun yerde, insanlığın asıl düşmanını gör” der. Bu da anlaşılır bir şey olsa gerek… Herkesin inancı, düşüncesi kendine… Gel deyince kim gelir?.. Tam aksine, kısır didişmeler doğurur bu; emperyalizmin ekmeğine yağ sürer… Ama bir şey vardır ki, o, herkesin kendi bulunduğu yerden yapması gerekendir, ona davettir.

Bir samimiyet şeklidir bu… Kaldı ki, öteden beri, Adımlar’ın “her kesimin samimisi” politik çizgisinde faaliyet gösteren İBDA yanlısı yayın organlarının tüm kesimlere karşı genel politikası buydu. Bu anlamda bahsettiğimiz politik anlayışla hareket etmeye çalışan İBDA mensupları, çoğu zaman, bize bir mahkûm elbisesi gibi giydirilen klasik sağ-sol çatışması psikolojisinin dışında kalmışlardır. Çünkü bunun güç kaybından başka hiçbir faydası yoktur. Hedef, topyekün kurtuluştur.

Binaenaleyh kimse Amerikan emeryalizmi, Rus emperyalizmi, Çin emperyalizmi diye bir kavram kargaşasına düşmemelidir. Çeçen cihadı kime karşıydı ve ona kim nasıl tavır aldı?.. Uygur’daki Çin mezalimine karşı kim nasıl tavır alıyor?.. İnsanlık üzerindeki bütün emperyalizmler, bir gün cehennemin dibindeki yerini alacaktır.

Öte yandan, Çakal Carlos‘un sığ bir antiemperyalizm anlayışı olduğu iddiası doğru değildir, bunu da nereden çıkarıyorsunuz? Çakal Carlos ulus devlet’in ne demek olduğunu senden benden iyi bilir, hiç şüpheniz olmasın… ‘Devrimci İslâm’ kitabı, ne kadar iyi bildiğinin en açık göstergesidir. Bu konuda Ali Şeriati ile paralel düşünür. Şeriati şöyle der:

-“İşte Marx‘ın 19. yy’da Hegel ve diyalektiğinin başına getirdiğini, 20. yy’da nasyonalizm de marksizmin başına getirmiştir. (…) Herkes biliyor ki, komünist devrim aşamasına geldiği çağda, yani sanayi kapitalizmi evriminin zirvesine ulaştığı zamanda, komünizm yerine faşizm doğdu batı’da!

Bu konuda İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu yaklaşık olarak der ki:

-“Bunlar, reaksiyon olarak marksisttirler; köken olarak değil… Saldırı batı’dan geldiği için, ona kaşı olarak kendilerini otomatikman onun karşıtı olan Sovyetler’in yanında bulmuşlardır.”

Çakal Carlos‘un ‘Devrimci İslâm’ kitabında yaptığı değerlendirmeler de az çok bu kapsamdadır. Kendisinin bir ulus devlet tapınışı yoktur; batılıların çizdiği sınırlar neyse öyle kalsın, buna dokunmak günahtır, demez. Ama bunun yanında, milliyetçiler antemperyalist olmaz, doğasına aykırıdır da demez. Şimdi milliyetçilik deyince, her tutanın elinde kalmaması için, açalım;

Bir milletin bütün milletleri yönetme hakkı ve yetkisi olduğuna inanmak, bu da bir milliyetçiliktir ama, ona faşizm demek daha doğrudur. Bir de bunun yanında, yok olmaya karşı kavmî hakikatini tutup ayağa kaldırmaya, bu yönde bir duygu ve düşünce birliğine yol açmaya, emperyalizme, faşizme direnmeye dönük bir milliyetçilik vardır. Ali Şeriatî bunu özellikle uzun uzun anlatır. Bu anlamda emperyalizme karşı direnişin illa marksist karakterde olmadığını, bazen milliyetçi karakterde de olduğunu ve bunu anlamak gerektiğini söyler.

Hani bugün de jargonda “ezilen ulus milliyetçiliği” gibi bir kavram var ya… Çakal Carlos da inkâr etmez bunu… Bu anlamda bütün doğu’da ve üçüncü dünya ülkelerinde bu türlü bir ezilmişlik ve ona karşı milliyetçi bir başkaldırı vardır ve doğaldır. Ama ideal bu değildir tabii ki.

(Devam edecek…)

Selim GÜRSELGİL
ADIMLAR Dergisi

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/antiemperyalist-mucadelenin-prensipleri-1/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>