arap-edebiyatina-bakis

ARAP EDEBİYATINA BAKIŞ – Ebubekir İKİZ

ARABİSTAN VE ARAPLAR

Arapların yaşadığı ve Arabistan adını almış olan Ceziretü’l Arap denilen bölge Asya Kıtası’nın Güney Batısında bulunan bir yarımadadır. Kuzeyde Şam çölleri ile bağlantılı olmakla birlikte Kızıl Deniz, Basra Körfezi, Umman Denizi ve Hind Okyanusu arasında kalan bölgedir. Bu yarımada çeşitli bölgelere ayrılmıştır. Bunlardan başlıcaları Hicaz ve Yemen diyebiliriz. Bu bölge dağlar, vadiler, çöller ve kum yığınlarından oluşmuş bir coğrafyaya sahiptir. Gündüzleri aşırı sıcak geceleri ise serin geçer.

Arabistan’ın eski halkına Arabü’l Aribe denir. Sonradan gelerek Araplaşanlara ise Arabü’l Mütearribe ve Arabü’l Müsta’ribe denir. Bir söylentiye göre, Yemen’de ilk kez hükûmet kuran Kahtan’ın aslı Arap değildir. Bir başka söylenti ise İsmail Peygamber’in babası ve annesi ile birlikte Arabistan’a gelip yerleşmesidir. İbranice konuşurken burada Arapça öğrenmişlerdir. Asıl Arap, çöllerde yaşayan bedevilere denir. Kabileler halinde yaşarlar. Neredeyse bütün kabileler Kahtan soyundan olduklarını savunur. Bedeviler kıldan yapılma çadırlarda yaşarlar. Göçebedirler. Kıtlık zamanları yurt bulmak ve kadın kaçırıp, sürü kaldırmak için komşularıyla savaşırlar. Komşu kabileler arası küçümsemeler vardır. Erkek çocuk onlar için çok değerlidir. Kadın aile hayatı içinde serbesttir. Baskı görmez.

Bedevilerin hayatları basittir. Süt, hurma, yufka ve et ile beslenirler. Erkekleri kısa bir entari, kuşak ve aba ya da ehram giyer. Başlarında sarık, agel veya kefye vardır. Kadınlar da bu şekilde giyinir hemen hemen. Ve don giymezler elbise yıkama adetleri su olmadığı için yoktur.

En eski Arap kabileleri “Ad, Semud, Tasm, Cedis, Imlik, Cürhüm ve Casim” dir. Bunların soyu tükenmiştir.

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) Kureyş kabilesindendir. Kureyş, o tarihlerde Ka’be’nin başkanlığını yapmaktaydı.

Araplar aya, güneşe ve yıldıza ve putlara taparlardı. Lat, Uzza, Menat putlardan başlıcalarıdır.

 

İSLÂM’DAN SONRA

İslâmiyetin yayılması Arap yarımadasının alın yazısını değiştirmiştir. Eski inançlar yıkılmış. Araplar bir ülkü yolunu tutmaya başlamışlardır. Miladın 622. yılında hicret gerçekleşmiştir. Müşriklere karşı müslmanların üst üste galip gelmesi ile güzünü artırmış ve Arabistanda egemenlik sağlamıştır. Hz. Ömer zamanında yarımada sınırları dışında fetihler başlamıştır. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer devri en temiz devirdi. Fakat onlardan sonra ayrılıklar iç savaşlar yaşanmıştır. Emeviler de büyük zaferler kazanmışlardır fakat izledikleri yollar halk tarafından sevilmemelerine sebep olmuştur. Abbasiler ile Bağdat merkezli yeni bir dönem başlamış, uyanış başlarken “fütuhat devri” de kapanmıştır.

Türklerin kümeler halinde İslâm’ı kabul etmeleri bu dönemde başlamıştır.

Daha sonra hilafet son olarak Türk milletine geçmiş ve orada kalmıştır.

 

DİL

Arapçada zengin bir kelime haznesi vardır. Örneğin “deve”nin Arapça’dan Osmanlıca’ya geçen iki adı “cemel” ve “naka” dır. Erkek ve dişi deve anlamları taşırlar. Devenin Arapçada kırk kadar anlamı olduğu söylenir.

Arap dili kelime üretmeye elverişlidir.  Arapça’da mastarların, mastarlardan türeyen fiillerin türlü kalıpları vardır. Mastarların kökleri alınarak ve fiiller “tasrif” edilerek bu kalıplara uydurulmakla, çeşitli anlamları karşılayan türlü kelimeler elde edilmiş olur.

“Fi’l” kelimesi bütün kalıpların esasıdır. Öteki kalıplar bundan üretilir. Örneğin, “Fi’l, fail, mef’ul…” gibi. “bab” denilen kalıplara uydurularak türlü anlamda kelimeler üretilebilir. Örneğin, “ilm=bilmek, alim=bilen…” gibi.

 

ŞİİR VE ŞAİR

İlk çağlarda deve sürerken söylenen türküler, “seci” lere dayanan ya da manzum olan atasözleri, aile içi anlatılan masallar ile halk edebiyatının ilk ürünleridir.

Çöl, Araplar için önemlidir. Şair büyüleyen üstün kişidir. Şairler, kabilelerini her yönden öven, karşı kabileyi ise yeren kişilerdir. Bu yüzden önem verilirler. Her kabilenin kendi şairleri vardır. Arap şiirinde başlıca nazım kasidedir. Başlıca konu ise övgü ve yergidir. Kaside de “nesib” bölümünde aba, ayrılık, gece, ıssız çöl, aslan, deve vb. şeylerden bahsedilir.

Araplar, haftada ve ayda bir panayırlar kurarlar. Buralarda kasideler okunur, tartışmalar olur. Bu panayırlar ortak bir yazı dili oluşması ve lehçe etkileşimine büyük katkı sağlar.

Bunlardan en önemlisi peygamberimizden bu yana Mekke’de kurulan “Süku’l-Ukaz”dır.

Peygamberden öncen çok beğenilen 7 kaside altın mürekkeple yazılarak Kabe duvarına asılmıştır. Bunlara “Mu’allekatü’-s Seb” adı verilir. Şairleri: İmri’ü’l-Kays, Tarafe, Züheyr, Lebidü’bnü Rebi’a, Amrü’bnü Külsüm, Antere b. Şeddad, Haris b. Hillize’dir.

Arap şiirinde en eski metinler -en fazla- Peygamber’den 150 yıl önceye dayanır.

Bu kasidelerde ses uyumu göze çarpar. Edebî sanatlar, nükte ve telmihlerle süslüdür. Az kelime ile birçok anlam belirtillir.

Vezin ve Kafiye: Arap şiirinde vezin, hecelerin uzunluğu ve kısalığına dayanır. İlk şiirlerde basit vezin “recez” dir. İmam Halil b. Ahmed, vezinleri toplamış ve Aruz’u meydana getirmiştir. 16’ya ayrılır: Tavil, Medid, Basit, Vafir, Kamil, Hezec, Recez, Remel, Seri, Münserih, Hafif, Muzari, Muktazab, Müctez, Mütekarib, Muhdes’dir.

Arap şiiri kafiye yönünden de zengindir.

Emevîler: Zengin bir sınıf türemesini fırsat bilen şairler, güzel kasidelerle halife ve emirleri övüyorlardı. Muhalifler ise yeriliyordu.  Yezid ünlü bir şairdi.

Bu devirde, aşk ve şarap şiirleri yoğunlaştı. Bu şiirler içki ve saz meclislerinde okunuyordu. Şiirler İran ve Türk edebiyatına da geçmiş, Leyla ve Mecnun mesnevîlere konu olmuştur.

Abbasîler: Bağdat’a birçok yabancı şair gelmiştir. Türkler, Arapçayı bu dönemde benimsemiştir.

Arap şiiri, kasidede olduğu gibi gazelde de İran zevkinin etkisi ile incelik kazanmıştır. Bu dönem, Emevîlerin tersi olarak dinî politikaların ağır bastığı dönemdir. Ebu Temmam büyük bir şairdir. Cahiliye şiirlerini toplayan Kitabü’l-Hamase adlı bir eseri vardır. Bu zamanda Halep’te olan Hamdanîler, şiir ve bilime önem vermişlerdir. Ünlü şairlerden Mütenebbi, Ebu’l-Firasi’l-Hamdanî bu devirde yetişmiştir.

Eski kaynaklar Arap şiirini şu tabakalara ayırmışlardır:

Cahiliyye: İslâm’dan önce gelen ve İslâm gelmesine rağmen kabul etmeyen şairler.

Muhazramin: Cahiliyye devrinde yetişmiş, sonra İslâm’ı kabul etmiş, Emevîlerin sonuna kadar yetişmiş olan şaiirler.

Müvelledin: Abbasîler devrinde yetişen şairler.

Muhdesin: Bundan sonra yetişen şairler.

 

NESİR

Hitabet: İlk nesir örneğidir. Şiirden sonra önemli sayılandır. Cahiliyyede kabilelerde hatipler bulunurdu. Övmek, yermek, kitleyi coşturmak, istenilen fikri aşılamak gibi bir çok şeyi yaparlardı. Başka kabilelere gönderilirlerdi. Tartışmalarda rakiplere üstün gelme özellikleri sebebiyle kabile başkanları da hatiptir.

İslâm, hitabet konusunda “cihad”a teşvik ve “vaiz-hutbe”lerle genişlediği gibi, Kur’ân da şairler ve hatipler için belagat ve fesahat örneği sayılmıştır.

Nesir, Abbasîler zamanında gelişmiştir,  “müraselat, siyer, magazi, fütuh, tarih, coğrafya, edeb ve muhazara, hikâye, makamat” gibi türlerde genişlemiş, Arap dilinin bozulmaması için çalışmalara yol açmış, İslâmî bilimlerin kurulmasını zorunlu kılmış, dinî tartışmaları genişletmiştir. Yabancı kaynaklı bilim ve din ile ilgili birçok eser Arapçaya çevrilmiştir.

Müraselat: Mektuplaşmalar, mektuplar anlamına gelmektedir. Osmanlıca’daki “tahrirat” karşılığına da gelir.

Siyer, magazi, fütuh: Siyer, Peygamber’i anlatan esere verilen ad’dır. Magazi, gaza hikayeleri anlamına gelir. Fütuh ise, ilk devirlerde alınmış ülkeleri, bu uğurda yapılan savaşları anlatan eserlerdir.

Tarih ve Coğrafya: Cahiliyye devrinde Araplar, büyük olayları, savaşları kuşaktan kuşağa anlata anlata gelmişlerdir. Buna “eyyamü Arab” denilmiştir. Et Taberi Muhammed İbnü Cerir, Ebu’l Hasani’l- Mes’üdi gibi İslâm sonrası tarihciler yetişmiştir.

Dilbilgisi: Arap dilini korumak için dil üzerine çalışmalar başlamıştır. Eski yeni tüm sözlü ve yazılı eserler, kabileler ve şairler incelenilmiş, geniş bir araştırma ve çalışmaya girilmiştir. “Sarf, nahiv, lûgat, iştikak, aruz, kavafi, bedi, beyan, mani, ahbar, emsal” bilimlerinin esası kurulmuştur. Bunlara “ilm-i edeb” adı verilir. Bu konuda çalışanların elinde en kesin örnek Kur’ân’dır. Bu çalışmaların ilk merkezi, dilci, “ravi”, hafız, edip ve şairlerin toplanmuş olduğu Basra’dır. Buradaki çalışmaların açtığı çığıra “Basra Okulu” denilir. Bundan sonra “Kûfe okulu” da kurulmuştur. Bu okuldan olanlar Basra’yı eleştirmişlerdir. Konuşulan dil üzerindeki yanlışlar üzerinde durmuşlardır. En önemlileri Kisa’i ve Ferra’dır. İkisinin de dil üzerine eserleri vardır.

Muhazarat: Kapsamı çok geniş bir türdür. Zevkli yararlı bilgiler, haberler, düşünceler, fıkralar, anılar, seçilmiş şiirler, hutbeler, edebî ve ahlâkî yazılar hep bu türde toplanır. Görülen ilk nitelik fesahat ve belagattır. Bu konu ile ilgili başlıca eser Kitabü’l-Beyanı ve’t-Tebyin seçilmiştir.

Edebiyat: Bu başlık altında toplayabileceğimiz türlü eserler vardır. Bazıları, Kitabü Zehreti’l-Ulami ve’l-Edeb. Ukalai’l-Mecnun vb.

Emsal: Bu kelime kısa fıkra anlamına gelen mesel’in çoğuludur. Araplar’da bu kelime ile ilgili “Durubü’l-Emsal” bilimi vardır ki, atasözleri ve deyimler anlamına gelir.

Hikâye: Arapça’da hikâye karşılığı türlü adlar vardır. Gece toplantılarda söylenen masallara esmar, gerçekçi olmayan uydurma masallara hurafat, Peygamber kıssalarına kısas, birisinden aktarılan sözlere rivayet, türlü sözlere ahbar ve ahadis, bir düşünceyi belirten esere emsal, nükteli ve küçük hikâyelere nevadir denilmiştir.

Kaynakları yabancı ve Arap olmak üzere hikâyeleri ikiye ayırabiliriz. Örneğin Kelile ve Dimne çevirisi ile Hezar Efsane yabancıya örnek olabilir.

Yerli hikâyeler Haçlı Seferleri ile alanını genişletmiştir.

Makame: Makam, ayakta duracak yer, makame de meclis anlamına gelir. Meclislerde okunan eserlere makame adı verilir. Bunlarda kahraman serseri ve ahlaksız bir kişidir. Asıl olan söz güzelliğidir.

Bilim: Esas bilim Kur’ân, hadis, tefsir, kelâm, fıkıh gibi kaynağı İslâmî olanlardır. Çeviri ile girmiş bilimlere ise “ulum-ı dahile” derler. Peygamber, “bilim Çin’de olsa isteyiniz!” demiştir. İlk 4 halifenin bu konuyla uğraşacak zamanları yoktu. İhtiyaç olarak da belirmemişti. Ancak Kur’ân ve hadisler bu dönemde toplanmış, tefsirlere başlanmıştır. İslâmî bilimlerin temeli atılmıştır. Yabancı bilimlerle uğraşan ilk Arap, Muaviye’nin torunu Halidü’bnü Yezid’dir. Yabancı bilimler Abbasî zamanında yayılmaya başlamıştır. İkinci Abbasî halifesi müneccimleri sarayına toplamıştır. Bu devirde bilimle uğraşanlar çoktur.

Ensab: Soy yakınlığı, hısımlık anlamına gelen “nesb” kelimesinin çoğuludur. Araplar soyları ve kabileleri ile övündükleri için, kişilerin adından ve sanından başlayarak en büyük kabilesine değin soy kütüğünü sıralama, Araplarda bilim haline gelmiş ve İlmü’l-Ensab adını almıştır. Bu konu ile uğraşanlara “nessabun” derler.

Tabakat: İslâm’dan önce “ravi”ler, tanınmış şairlerin soylarıyle biyografyalarını bilirler ve şiirlerini ezbere okurlardı. “Nassab”lar ise bir adamın adıyle ailesinden, buulunduğu en büyük kabileye dek soy kütüğünü eksiksiz sayabilirdi.

Ebubekir İKİZ

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/arap-edebiyatina-bakis/

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>