asik-sair-savasci-5-babur-han-5

ÂŞIK – ŞAİR – SAVAŞÇI – 5: BABÜR HAN – 4 / Burhan Halit KOŞAN

KIPÇAK KURULTAYI

Şeybanî’nin şehit edilmesi ile kına renkli toprağının mateme, mavi çinili kubbelerinin hüzne büründüğü Semerkant, Buhara ve Taşkent ahalisi Özbek komutan Ubeydullah önderliğinde çabucak toparlanmasını bildi. Kıpçak Türkleri ise Şeybanî’nin kesilen başını alma cüretinde bulunan ve Rafızî delalet çetesinin başı Şah İsmail’in dostu olan İstanbul Padişahı İkinci Bayezid’den intikam alınması, Şah İsmail’in öldürülmesi hususundaki taktik ve stratejinin tespiti için toplandı.

Gobi çölünde yapılan Kıpçak kurultayına Trabzon, Gümüşhane,  Bayburt, Erzurum, Artvin’den teşrif eden Kıpçaklar, Türkistan Kıpçaklarının intikam ve imha kararlarına tamamen katılmakla birlikte metot noktasında ise kendi görüşlerine göre hareket edilmesinin şart olduğunu beyan ettiler. İzlenecek usul, taktik ve takip edilecek strateji için YESEVÎ Atamızın vekil harcına danışılmasına, İkinci Bayezid’den alınacak intikam hususundaki hükmün, kesinlikle ve kesinlikle Şehzade Selim’e bırakılması gerektiği hususundaki kanaatlerini, görüşlerini ve son kararları olduğunu sarih bir şekilde beyan ettiler. Evet, Gobi çölünde yapılan Kıpçak kurultayı, Türk töresine mutabık olarak, Buhara ve Semerkant ulularının okuduğu dualarla mühürlendi. Ya Hay!

TAŞKENT GARNİZONU

Babür Han, Rafızî Şah İsmail’in gönderdiği takviyelerle güçlendiği için Amuderya sahillerine inmesine rağmen Semerkant ve Buhara’nın ihtiyat birlikleri ile birlikte Kaşgar ve Kıpçak savaşçıların desteklediği Ubeydullah komutasındaki Özbeklerin üstünlüğünden dolayı Hindikuş dağlarının kuzeyine çekildi. Özbek komutan Ubeydullah öncülüğündeki Özbeklerin hücum ve taarruzlarını boşa çıkaran Babür Han, vakit kaybetmeden bir çığ gibi üzerlerine düştü ve Kıpçaklar ile Kaşgar savaşçıların desteklediği Özbekleri mağlup edip, bozguna uğrattı.

Babür Han, vakit geçirmeden önce Buhara’yı çok geçmeden de 1512 yılının Ağustos ayında muzaffer bir şekilde üçüncü defa Semerkant’a girdi. Babür Han’ın Ehli Sünnet olmasından dolayı sevinen ve mutlu olan Buhara ve Semerkant ahalimiz, Babür Han’ın getirdiği Rafızîlerden dolayı heyecanını kaybetti, sevinci ve neşesi çabucak söndü. Babür Han, Rafizî-İranlı yardımcılarını geri göndermesine rağmen trajik vakaların baş aktörü olan tereddüt tohumlarının serpildiği ahalimizin içine yerleşen şüphe duygusunu alt etmesi mümkün değildi.

Buhara, Taşkent, Semerkant’ta bütün bunlar olurken komutan Ubeydullah öncülüğündeki Özbek ihtiyat birlikleri, Taşkent garnizonunun da verdiği destekle Kaşgar-Doğu Türkistan’a çekildi. Vatanımız Semerkant hüzünlü, Buhara yaslı, Taşkent matem tutarken, Özbeklerin taarruza hazırlandığı haberi, neşe ve sevinç ile kulaktan kulağa aktarıldı.

Ehli Sünnet inancından ödün verilmesini ayıplayan ve aşağılanma olarak gören Buhara, Semerkant ve Taşkent havzasında oturan güzel ahalimiz, Şah İsmail ile yaptığı işbirliğinden dolayı Babür Han’ın askeri olmayı reddettikleri gibi maddî ve manevî destek vermekten de imtina ettiler.  Evet, Sünnî ahalimizin memnuniyetsizliği, Ubeydullah komutasında Kaşgar-Doğu Türkistan’a çekilen askerî birliklere katılımların artması ile Özbek komutan Ubeydullah öncülüğündeki askerî birlikler, çöl tarafından Buhara üzerine yürüyüşe geçti. Buhara’ya yakın bir mesafe olan Kulmelik’te karşılaşan iki ordunun çarpışmasında Babür Han, Özbek komutan Ubeydullah safında çarpışan askerî birliklere epeyce zayiat vermesine rağmen mağlup olmaktan kurtulamadı.

ÖZBEKLER

Semerkant istikametine çekilen Babür Han’ı takip eden Özbekler, Şah İsmail’in Maliye Nazırı Necmi SANİ yönetimindeki İran ordusunun yaklaştığını görünce ihtiyat tedbiri alarak geri çekilmeyi daha münasip buldular. Buhara’ya çekilen Ubeydullah, tehdit altında olmanın getirdiği refleks neticesi yeni bir taarruza geçmekten başka yol bulamadı. Nakşî silsilesinin büyüklerinden Abdülhalik GUCDEVANÎ’nin de(K.S.A) doğduğu Gucdevan (Buhara’ya 40 km. mesafesi olan beldemiz) kasabası civarında 12 Aralık 1512 tarihindeki savaşta Özbek kardeşlerimiz, İran’ın bütün Türkistan’ı işgâl edecek şekilde donattığı güçlü ordusunu oklarıyla dağıttılar. Şah İsmail’in Maliye Nazırı Necmi Sani’yi de cehennemin dibine gönderdiler. Evet, bu savaşın neticesinde Özbekler, Oğuz Atamızın soyundan, Kıpçak boyundan olan Şeybanî’nin kanını yerde bırakmadığı gibi intikamını da çok güzel bir şekilde aldılar; Ya Hay

Semerkant aşkından dolayı Şah İsmail ile yaptığı geçici ve sunî bir ittifaktan fayda devşirmeyi uman Babür Han, kibir kumkuması olan Rafızîlerin insanlık dışı davranışlarına mani olamadığının getirdiği hınçla,  savaş esnasındaki “yardım et” taleplerine kulak asmadığı gibi hiç savaşa iştirak etmeden, muharebe meydanını terk etti. Bu savaşa katılmayarak dolaylı yoldan Özbeklere yardım eden Babür Han, Kunduz eyaletimize çekildi. Üç haftadan üç gün eksik kaldığı Kunduz eyaletimizde yeni taarruz hamleleri için hemen hazırlıklara başladı. Kazak bozkırları, kunduz ovaları, Kiş ve Hast düzlükleri, Pamir yaylaları arasında yaptığı aşırı yorucu ve yıpratıcı yolculuklardan sonra dinlenmeye çekildiği Hindikuş dağlarında iken 1513 yılının Ocak ayında kendisine sunulan bir mektup, Babür Han’ımızı aşırı hüzünlere gark etti.

BAŞBUĞUN NAMESİ-MEKTUBU

Osmanoğlu ailesinin dört kutlu başbuğundan biri olan Hazreti Yavuz Sultan Selim Han, 1512 yılının kasım ayında Babür Han’a hitaben bir name kaleme aldı. Babür Han’ı keder ovalarında gezdiren, çile hamurunda yoğuran ve hüzün denizlerinde yüzdüren name, işte bu name; mektup, işte bu mektup oldu. Babür Han, taarruz için sefer hazırlıklarına başladığı 1513 yılının ocak ayında dinlenmek üzere bulunduğu Hindikuş dağlarında iken aldığı bu mektubun harfleri sütten, kelâmı Semerkant kadifesinden, imlası Hint ipeğinden naif ve nisbet idrakiyle örülen mektubun satırları arasına serpiştirilen nezaketli hatırlatmalar, kalbinde cezbeye, aklında heyelana ve zekâsında zelzeleye sebep oldu. Ya Hay!

Malûm olduğu üzere bizler, mazininvakalarından istikbalin ihtilaline ağ atmaya çabaladığımız gibi şimdi de çağımızın sembol şahsiyetinden mazinin sembol şahsiyeti ve kutlu hükümdarına bir yol bulmaya çalışalım. Evet, yarın değil hemen şimdi prensibimizle ahlâklılar ve erdemliler silsilesindeki insanların birbirlerine mutabık olduklarına dair numune bir rabıtayı-bağı ifşa edelim. Şehit Kumandanımız Salih MİRZABEYOĞLU’nun, “Veli sözü: Güzel söz, Allah’ın bir kısım askeridir ki, yardıma ihtiyacı olanların imdadına yetişir!” (*) hikmetli sözü buna misaldir. Şuur binamızın kilit taşı olması için kapısında nöbet tutmamız gereken bu kelâmın hakikatini, aziz Türk milletinin kutlu başbuğu Sultan Selim Han’ın kaleme aldığı mektup vesilesiyle Babür Han üzerinde tecelli ettiğini görebiliriz. Ya Hay!

Nasıl mı? Emirimiz Timur Han’ın ahfadı olan Babür Han, doğduğu andan itibaren İslâm’ın ilk ananelerine sadık, Ehli Sünnet’in mânâ ve muhtevasına rabıtalı, Rahmanî irfana perçinli ve Türk örfünün diyalektiğine ebediyen sadık kaldı. Bu kalbî cevherleri ve ruhî mevhibelerine rağmen Semerkant sevdasının getirdiği taşkınlık, gözlerini perdeleyen ihtiras kataraktına, ihtiras kataraktı ise kendisinden ziyade Rafızi Şah İsmail ve delaletine fayda sağladı. Kâr edeyim derken iflasa, fayda devşireyim derken zarar etmeye sürüklendiği müttefiklik Babür Han’ın canını sıkıyor, bunaltıyordu. İşte bu hengâmede Babür Han’ımızın imdadına, asrın remz-sembol şahsiyeti, velayet makamının varisi Sultan Selim Han’ımızın; Allah’ın bir kısım askeri olan ve yardıma ihtiyacı olanların imdadına koşan sözlerinin yer aldığı çok, çok kıymetli mektubu ulaştı. Babür Han’ımızın kalbinde cezbe, aklında heyelan, zekâsında zelzelelere sebep olan mektup, himmet mahsullerini hemen vermeye başladı. Müsaadeniz ile buraya bir MİM koyalım ve Babür Han’ımızı ve insan-mümin olanların ruhunu daraltan Rafızîliğe değinelim.

İRAN VE RAFİZÎLİK

Türkistan içlerine sirayet edecek kadar güçlenen Rafızî delaletinin yaygınlaşması, Şah İsmail’in zulmünü artırması ve Safevî Devleti  sınırlarının putperest Sasani İmparatorluğu sınırlarının boyutunu geçtiğini de gören her Ehli Sünnet Türk çocuğunun canı sıkıldığı ve ruhu bunaldığı gibi Babür Han’ımızın da canının sıkılması ve ruhunun daralmasından daha doğal ne olabilirdi ki?!

Rafızi öğretilerine göre Allah, dördüncü halife Hazreti Ali’de olduğu gibi zaman zaman insan şeklinde kendisini göstermektedir. Kur’ân’ı Kerim’in sadece peygamber ve o çağda yaşayan muasırları için geçerli olduğuna, sonraki dönemler için sadece muhakeme ile hareket etmenin kâfi olduğuna, dünyanın ebedî olduğu iddiasıyla ahiretin olmadığını iddia edecek kadar büyük bir sapkınlıklara inanmaktadırlar. Evet, Şah İsmail ve delalet çetesinin inandığı Rafızîliğin, bugün itibariyle de İran topraklarında hükümran olduğunu görmeyenlerin ya kör, ya ahmak yahut Rafızî olduğuna imân ediyorum. Sapık, sapkın Rafızîlik ile alâkalı yüzlerce maddeyi alt alta yazabilecek olsak da keçi yolundan -kestirme yoldan- kısa bir tarifini yapalım. Rafızîlik, İran efsanelerinin din kılıfına büründürülmüş masallarından başka bir şey değildir. Daha yalın ve daha çıplak olarak ifade etmem gerekirse bugünkü İran’ın devlet anlayışının temeli putperest Sasani İmparatorluğu’na ve o dönemden tevarüs eden Zaratuştra’nın oğlu Zaoşyant masalına dayandığı gibi Zaratuştra’nın oğlu Zaoşyant masalının temelinin ise Kabala ile bağlantılı olduğunu söylemeye hacet olmasa gerek.

İmdi, asrın sembol şahsiyeti, velayet  makamının varisi Sultan Selim Han’ımızın; Allah’ın bir kısım askeri olan ve yardıma ihtiyacı olanların imdadına koşan sözlerinin yer aldığı ve Babür Han’ın kalbinde cezbe, aklında heyelan, zekâsında zelzeleye sebep olan bu mektubunun himmet mahsullerinin neticelerinden biri olarak Babür Han’ımızın kaleme aldığı beyit şu oldu;

“Başkaları tövbe eder, sonra pişman olur;

Ben ise pişmanlık duydum sonra tövbe ettim.”

Bu serinin son çalışmasında görüşene dek selam sizinle olsun.

Burhan Halit KOŞAN

(*) 339 sayılı Ölüm Odası makalesi – Salih MİRZABEYOĞLU / http://www.adimlardergisi.com/olum-odasi-b-yedi-339-vasita-sistem-mutlak-fikrin-gerekliligi-salih-mirzabeyoglu/

http://www.adimlardergisi.com/asik-sair-savasci-5-babur-han-4/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>