ataturk-orman-ciftligi-amerikaya-satildi-ahmet-olculu

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ AMERİKA’YA SATILDI – Ahmet Ölçülü

“Atatürk Orman Çiftliği nedir?” diye bir soru sorulduğun verilecek karşılık tereddütsüz “vatan toprağıdır” olacak.

O hâlde başlığımız şöyle de olabilirdi: VATAN TOPRAĞINI AMERİKA’YA SATTILAR!

Satan mevcut iktidar, alan ise ABD…

ABD buraya elçilik binası yapacakmış.

Demek mevcut bina onlara yetersiz geliyor, Türkiye’yi karıştırmak, ajan faaliyetlerini daha düzenli, daha sistematik, daha teknolojik imkânlarla sürdürebilmek için mevcut elçilik binası yetersiz geliyor, dar geliyor ki, 37 bin metrekare, 37 dönüm vatan toprağı, vatana suikasti daha kolay yapabilsin diye Amerika’ya satılıyor.

Daha çok ajan getirebilsinler de, daha çok kargaşa, daha çok anarşi, daha çok suikast üretebilsin ve Türkiye’yi daha kolay yıkabilsinler diye, Amerika’ya yapılan kıyağa diyecek yok…

Beştepe ve Beştepe’nin kraldan bile kralcı ak trolleri buna da bir kılıf bulurlar ya…

İyi de Yunan keferesinin adalarımızı işgâl edip, bir de üstüne üstlük gözümüze gözümüze sokarak işgâl ettikleri adalarda mangal partileri yaptıklarına dair medyaya fotoğraf servis etmelerine ne demeli?

Gıkları çıkmıyor değil mi?

Biz “gıkları çıkmıyor” derken, Bakanlar Kurulu sonrası Bekir Bozdağ yaptığı açıklamada, satılan yerin AOÇ ile alâkasının olmadığını söyledi. Vatan AOÇ’den mi ibaret Sayın Bakan?

Şimdi size özelleştirme yoluyla vatan toprağının peşkeş çekilmesine dair, geçenlerde gündeme gelen Mersin Limanı’nın hikâyesini anlatalım:

Mersin Limanı’nı da özelleştirme adına bundan 10 sene önce Akfen Holding ile Singapurlu PSA’ya peşkeş çekmişler, o zaman Maliye Bakanı olarak Kemal Unakıtan, PSA’nın limanı alıp Singapur’a götürmeyeceğini söyleyerek bu özelleştirmeye arka çıkmıştı. Ve yine o tarihlerde mersin Limanı özelleştirmesi ile ilgili olarak yapılan haberlerde, çeşitli özelleştirme kalemlerinden devletin kasasına bir hafta içinde 2,5 milyar Dolar’ın üzerinde para girdiği belirtiliyordu. Bu da AKP’nin o tarihlerde ekonomiyi nasıl şahlandırdığına dair bir tesbit: Elde avuçta ne var ne yok satıp yersen, durumun iyi gözükür elbette. Şimdi ise satacak bir şey kalmadı. Akfen’in, Mersin Limanı’nda elinde tuttuğu yüzde 50 hissenin 40’ını Avustralyalı altyapı fonu IFM Investors adlı firmaya satması neticesi, hisse durumu, limanın yüzde 50’si PSA, yüzde 40’ı IFM Investors ve yüzde 10’u da Akfen Holding şeklinde gerçekleşmiş oldu. 10 sene önce limanın tamamı 755 milyon dolara AKP tarafından kendilerine peşkeş çekilmişken, Akfen, limanın yüzde kırk hissesini IFM Investors’a 869 milyon Dolar’a sattı; hem de işletme hakkını elinde bulundurmak kaydıyla… 377,5 milyon dolara al ve imtiyazları da kaybetmeden 869 milyon dolara yüzde 40’ını sat. Yani, Akfen’in elindeki yüzde 50 hissenin bedeli toplamda bedel 1 milyar 86 milyon dolara çıkmış oluyor. Yüzde 100 hisse bedeli ise 2 milyar 182 milyon doları aşan bir rakama tekabül ediyor; 10 sene önce 755 milyona satılan 10 sene sonra 2 milyar 182 milyon oluyor, neredeyse bire üç… On senedeki rant geliri bire üç ve bu 10 sene ve ilerleyen yıllardaki işletme gelirleri daha bunlara dâhil değil. Milletin cebine girmesi gereken devasa gelirler, emperyalizme böyle peşkeş çekilir işte. Ne diyordu Unakıtan: Sırtlarına alıp gidecek değiller ya…

Bu ihaneti niye yaparlar, ahmaklıklarından mı, hainliklerinden mi, menfaatleri için mi?

DİZ ÇÖKTÜRÜYORLAR

Game Of Thrones diye bir dizi var, malûm. Bu dizinin üzerinde en çok konuşulan mevzularından biri de diz çökme hadisesi. Yenilen, yenilgiyi kabul edenin, bunu sadece sözle değil, fiiliyatıyla da ortaya koyması, diz çökerek yenilgiyi kabul ettiğini göstermesi…

Erdoğan’a da diz çökertiyorlar.

Önce, “İsrail’e muhtacım!” dedirttirip, Mavi Marmara’yı arkadan hançerleyerek şehidlerin kanının satmasını sağladılar…

Şimdi de Coca Cola fabrikasının açılışını yaptırıp, ABD’ye elçilik binası için vatan toprağının satışını gerçekleştirmek suretiyle… Elçilik binası için AOÇ arazisinin Amerika’ya satılması AKP’den de öncesine dayanan bir mevzu olarak yılların meselesiydi ve Ankara’da zaman zaman gündeme gelirdi ama bir türlü gerçekleşmez, gerçekleşemezdi. Zira iktidara gelen her hükümet bilirdi ki, bu satışa onay vermekle Amerika önünde diz çöktüğünü dünyaya göstermiş olacak.

Şimdi bu söylediklerim AKP trollerinin “dünyaya kafa tutuyoruz, Erdoğan’dan önce bu ülkenin iktidarları ABD’nin köpeğinden başka bir şey değildi!” propagandasıyla şartlanmış yeni gençliğe tuhaf gelecek ama, durum hiç de bugünden çok da farklı değil, hatta daha da iyi denebilecek durumda idi. Evet, bir zamanlar Türkiye’ye gelen Amerikalı albaylar resmi devlet töreni ile karşılanmıştı bu ülkede ama o günden bu yana köprünün altında çok sular aktı ve ne kadar Amerikancı olurlarsa olsunlar, Türkiye iktidarları, halktan oy alma kaygısı dolayısıyla ABD’ye karşı mesafeli oldular, olmak zorunda kaldılar. Mesela, kimi zaman Amerika ile ilişkiler o kadar gerildi ki, Amerika Türkiye’yi bombalamakla tehdit edecek kadar ileri gitmek zorunda kaldı; bu diz çökmeyen asiye haddini bildirmek için silâha davranmakla tehdit etti. Kıbrıs krizi, Johnson mektubu, haşhaş krizi vs… Sadece Amerika ile değil, Avrupa ile olan ilişkilerde de benzer bir çekişme, çatışma süreçleri dönem dönem yaşandı ve hatta iplerin kopmak üzere olduğu birçok defa dile getirildi. İnönü, Demirel, Ecevit… Şöyle bir kıyaslama yaparsanız, Erdoğan’ın tavrından daha anti-emperyalist demek gerekir. Meselâ, Demirel’in hem de soğuk savaşın en hararetli olduğu demlerde ABD’ye rağmen Ruslara yaptırdığı İskenderun Demirçelik ve Seydişehir Alüminyum fabrikaları, Aliağa Rafinerisi, Oymapınar Barajı başta olmak üzere bir dizi yatırım hikâyesi vardır ki bu gün RTE’ye anti-emperyalist diyenlerin, sırf o fabrikaları, rafineriyi, barajı vs. ülkemize kazandırmış olmasından dolayı Demirel’i anti-emperyalizmin bayraktarı olarak kutsamaları gerekecektir. Bu gün ne yapıyorlarsa, o gün yapılanlara borçludurlar. Genç arkadaşlar, verdiklerimiz ipuçlarından hareketle internette biraz araştırma yapıp, Türk-Haçlı Batı ilişkilerinin nasıl gergin dönemler atlattığına dair malûmat sahibi olabilirler.  Göreceklerdir ki, Erdoğan’a atfedilen anti-emperyalist mânâ, bu süreç içerisinde sürecin küçük bir parçasından ibaret. Erdoğan’a anti-emperyalist denecekse, seleflerine söylenenler aşağılık bir propagandadan başka bir şey değil. Biz onları sahiplenmiyoruz, sadece kıyaslamayı objektif olarak yaptığımızda aralarında pek fark görmediğimizden, geçmişi kötüleyip Erdoğan’ı yüceltmenin kasıtlı bir gayeye matuf olduğuna dikkat çekmek istiyoruz; Müslüman Anadolu ahalisinin gazını alıp sisteme entegre etme plânına…

İşte, AOÇ’nin Amerikalılara satışı yıllardan bu yana, özellikle 80’den sonraki dönemde gündemde olmasına mukabil, hiçbir iktidar bu satışı yapmaya cesaret edemedi. Kimse bu satışla anılmayı, diz çöken lider olarak görülmek istemedi.

Ve en nihayetinde, en büyük anti-emperyalistin Erdoğan olarak gösterilmeye çalışıldığı bir dönemde, “İsrail’e muhtacım!” dedirtip; Trump’la görüşmesi akabinde, “nokta filân olmaz!” dedirterek söylediklerini de yalattıktan sonra, Coca Cola fabrikasının açılışını da kendisine yaptırmakla da yetinmeyip, AOÇ satışını da yaptırdılar.

Daha önce de Cargill adlı şirket için bizzat Erdoğan’ı zamanının Amerika Başkanı Buşt oğlu Buşt bizzat aramış ve Bursa Karacabey Ovası’na tecavüz eden fabrikanın bu tecavüzünü affetmesini rica etmiş, Erdoğan da vatan toprağına yapılan bu tecavüze karşı Buşt’u mu kıracak, çıkarmış bir kanun ve vatan toprağını tecavüzcüsü Cargill’e nikâhladığını beyan etmişti. (Bizi bırakın, Akit’te Atilla Özdür ağabey bu konuda ne kadar yazdı, “yapmayın etmeyin” dediyse de dinletemediydi.)

Kapitalist-liberal sistem içinde, açık Pazar ekonomisinde Coca Cola’nın fabrika açması normal bir şeydir. Ama biz zaten kapitalizme, liberalizme ve serbest Pazar ekonomisine karşıyız. Coca Cola da bu çerçevede emperyalizm, kapitalizm, liberalizm, serbest Pazar adına remzleşen bir mânâ ifade etmekte. İşte, Erdoğan’a Coca Cola armalı bir vinil önünde bu fabrikanın açılışını yaptırmaları… Yani yapmayabilirdi… AOÇ’nin satışına izin vermek zorunda kalması… Bunlar, “diz çöktürme” operasyonlarıdır.

Türkiye’nin diz çökertildiği mesajını, gözleri Türkiye üzerinde olan dünyanın geri kalan Müslümanlarına Erdoğan üzerinden vermek istiyorlar.

Ama Müslüman Anadolu ahalisi bunu reddetmektedir, dünya üzerinde Amerika’ya karşı en çok nefret ve husumet besleyen insanların yaşadığı bu topraklarda, bu millete diz çöktürebilecekler mi?

Elbette HAYIR!

Daha biz satılmadık!

Ahmet Ölçülü

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/ataturk-orman-ciftligi-amerikaya-satildi-ahmet-olculu/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>