baki_aytemiz_ibda_basyucelik_devleti_2

BÂKİ AYTEMİZ: MUTLAK FİKRİN HÂKİMİYETİ KURULANA KADAR! – 27 Ocak 2019

25 Ocak 1991 “Şanlı Cuma” Çıkışı;
25 Ocak 2000 tarihinde Kumandanımız ve evlâtlarına karşı Metris’te gerçekleştirilen “Noel Baba” Saldırısı ve Sancar Kartal’ın şehâdeti;
Ve Mücadele Geleneğimizin taşıyıcılarından merhum Harun Yüksel’in vefât yıldönümü (30 Ocak 2018 ) vesilesiyle 27 Ocak 2019 tarihinde gerçekleşen programda, yazarlarımızdan sayın A. Bâki AYTEMİZ‘in yaptığı konuşmanın görüntülü kaydını ve metnini sunuyoruz.
ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu


Hepinizi selâmlıyorum, hoş geldiniz.

Şimdi, notlar hazırladım daha önceden, mevzuyla ilgili.  Bunları ne kadar şey yaparız, veya benim fizikî durumum, rahatsızlığım ne kadar müsaade eder veya programın müddeti ne kadardır onu bilmiyorum. İşte orada şey yaparsanız, kes dediğiniz yerde ben şey yaparım, yoksa mevzu uzun. Çünkü mevzu çok derin ve derin olduğu kadar da dünden bugüne yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz, bugüne dair de hadiselerin aslında bam teli, özünü gösterici bir keyfiyeti haiz.

25 Ocak 1991… Oradan gelirsek, 25 Ocak 2000…

25 Ocak 1991… Bayezid Meydanı’ndaki Cuma gösterisi; “Şanlı Cuma” gösterisi; bizatihî Kumandan’ın tabiriyle.

25 Ocak 2000… 1990 senesinin mühürlendiği gün. Pardon, 1999 tarihinin… O mânâda, hani diyor ya Kumandan; bir takım tarihleri kronolojik olarak belirtmek zorundayız. Yoksa ne orada başladı ne orada bitti, devam eden bir süreç… Ama şey olarak, “mühürlendiği tarih” diyebiliriz, 99 sürecinin. Ve oradan da 30 Ocak 2018, Harun ağabeyimizin vefat ettiği tarih…

91’den başlayalım, 25 Ocak 91’den… Zaten bir takım şeyleri Aydın okudu Hakan’ın gönderdiği yazıda, onlara değinmeyeceğim.  Daha çok benim açımdan meselenin stratejik önemi, o günden bu güne gelen hadiseler çerçevesinde…

Şimdi bir hatırlarsak, şöyle bir durum vardı o gün. İşte, Sovyet Rusya çökmüş, iki kutuplu dünya son bulmuş, Amerika tek başına dünyanın jandarması rolüne soyunmuş, “Tarihin Sonu” çığlıkları atılıyor bir taraftan, ve bu şey içerisinde, Amerika bütün dünyaya ibreti âlem olsun diye, özellikle tehlike gördüğü Müslümanlara ibreti âlem olsun diye Saddam’ı gözüne kestirmiş… Yani, “bana karşı çıkarsanız sizi ben böyle yamulturum” diyor… Bu hava içerisinde Irak’a bir saldırı tezgâhlandı. Saddam’ın şahsında aslında Müslümanlara karşı, bütün dünyaya Müslümanların şahsında… Çünkü o zaman Amerika’nın karşısında duracak başka bir güç de yok. Buna da en güzel şey olarak Saddam bulunmuş, Irak bulunmuş, gözlerine onu kestirmişler, ona bir ders verecekler ve bütün dünyaya ibret-i âlem olacak ve Amerika’ya bir daha kimse baş kaldırmayacak… Öyle bir ezecekler ki, ondan sonra kimse de bir daha buna cesaret edemeyecek. Bu şartlar altında stratejik bir plânlama yapılmış… Amerika ve diğer güçler Irak’a Güney’den saldıracak, Kuveyt’ten, Suudî Arabistan üzerinden, Turgut Özal da Amerika’nın işbirlikçisi olarak Kuzey’den Irak’a saldıracak. Bu iki arada Irak ordusunu tost edecekler. Tabiî Irak ordunu tost ederken, ezerken, hâliyle coniyi öne sürmek istemiyor Amerika. Yani kara savaşında, bugün de görüyoruz işte, dünyanın dört bir tarafında Amerikan askerlerinin ön tarafta kendi gitmiyor. Bölgesel işbirlikçilerini sürüyor işte. Suriye’de olsun, PKK’yı, YPG’yi kullanırken; Afganistan’da işbirlikçileri kullanırken veya dünyanın diğer bölgelerinde… O günün şartlarında bu işbirlikçi rolü de Mehmetçiğe ihale edilmiş Özal üzerinden… Özal, “bir koyup üç alacağız” havasında…

Türk ordusu, Türk askeri ile Arap milletini temsilen Saddam’ın askeri karşı karşıya gelecek, cephede bunlar savaşacak, bunlar işte cephede işi hâlledecek, Amerika her zaman yaptığı gibi uçaklarla bombalayacak ve Saddam’ı bertaraf edecekler… Saddam’ı bertaraf etmek. Tabi mevzu Saddam değil, bütün dünyaya gözdağı verecekler, müslümanlara bir daha ayağa kalkmasının imkânını sağlamayacaklar.

Şimdi bu şartlar altında 25 Ocak 1991’deki Cuma gösterisi, bütün bu stratejik hesapları alt üst etti.

Türkiye’nin Amerika’nın safında Irak’a girmesini bertaraf etti. O zamanın şartlarında, “Mirzabeyoğlu Türkiye’de İslâm ihtilâlini başlattı!” korkusu ki, daha önceki raporlar da var… Hatırlarsak, işte o serbest bırakılan rahip Brunson, o zamandan söylediği şeyler var, “Türkiye’de bir İslâm ihtilâli oluyor, farkında değil misiniz?” diye… Böyle bir beklenti de var, böyle bir alt yapı da var. Yani sırf beklenti, boş bir şey de değil… Ve bunun üzerine bu hamle, Türkiye’nin Irak’a girmesine, dolayısıyla Amerika’nın Saddam’ı ezmesine mâni olması ve bütün dünyadaki bu stratejik hesapların alt üst olmasına sebebiyet verdi… Yani orada Kumandan doğrudan doğruya Amerika’ya Haçlılara, dünya hükümranlığına soyunanlara çok büyük bir darbe vurdu. 25 Ocak şeyi, basit bir… Hani biraz önce dedi ya Hakan, “mesele basit bir kurşun atmadan ibaret değil!” Çıktın, herhangi bir gençlik heyecanıyla veya şey olsun diye yapılan bir şey değil. Doğrudan doğruya, dünya dengelerini değiştirecek bir stratejik hamle olarak ve o günden bugüne de dünya tarihine Amerika’nın alçalan bir grafikte güçten düşerek bugünlere gelmesine; değil mi, artık bugün Amerikan İmparatorluğunun güçten düştüğü, açık ve aleni olarak konuşuluyor. Ki, o zaman bunları söylediğimizde herkes bize gülüyordu. Kumandan biraz önceki şeyde de onu söyledi… Yani, bundan on sene önce, yirmi sene önce, Başyücelik Devleti mevzuları konuşulurken, ütopik falan filan denirken, bugün artık Başyücelik Devleti’nin hâkimiyetinden bahsediliyor. Artık birtakım şeyler zaman içerisinde yerini buluyor. Tabi, “bu zaman içerisinde yerini buluyor” derken, bunlar kendi kendine olan şeyler değil, bedeller ödenerek olan şeyler. Bunları bilmek, o açıdan, ödenen bedeli bilmek, yapılan şeyi bilmek; bir mücadele açısından mühim tarafı şu, şimdi, bunlar bilinmediği zaman biri çıkıyor diyor ki, “şunu yaptım, bunu yaptım”… Başörtüsü hadisesi… İktidar geldi, başörtüsü hadisesi diyor, şunu diyor, bunu diyor. Şimdi güzel kardeşim, bunu sen bana vermedin! Bunu ben 91’de orada, işte Harun Ağabey anlattı, “Ali Osman Zor işkenceden gelince titriyordu, onun sesleri hâlâ kulaklarımda” dedi. Bunların hepsini biz yaşadık. Şimdi, bunun bedelini biz kanımızla ödedik. Şehidler, o canıyla ödedi. Değil mi?!. Bizim elimizde, şimdi, tabiri caizse bir çek var. Bu çekin üzerinde ne yazıyor, senedin üzerinde? “Mutlak Fikrin Hâkimiyeti!” yazıyor! Ve o yazı, şehidlerin kanıyla yazıldı arkadaşlar! Ve şimdi ben bunu tahsil etmeye gittiğimde adam bana diyor ki, “başörtüsünü serbest bıraktık, bu yeter sana!”… Yetmez arkadaşlar! Yani bu mücadele, bu şehidler, bu işkenceler, bu zulümler, bu hapishaneler; üç-beş tane adam oraya gelsin, koltukları kapsın diye verilmedi! Değil mi? Mevzu buysa eğer, biz alır başımızı giderdik, Avrupa’da bir yere yerleşirdik, ne namazımıza karışan olurdu, ne orucumuza karışan olurdu, yaşar giderdik. Ne bunca işkenceye gerek vardı, ne zulme gerek vardı, ne şehide gerek vardı, ne şuna, ne buna gerek vardı. Ne sağlığımız kaybederdik, ne ailemiz dağılırdı; o mânâda baktığımız zaman… Şimdi kimse çıkıp da bize böyle bir şey yapmasın!.. Bak, Ünsal orada, rahmetli… Şimdi şunu diyeceğim, kusura bakmayın, şey oldu biraz, hislerim araya girdi… Yaşanan şeyler var tabi, bunca şey, kolay değil… Bir anekdot anlatayım da biraz rahatlayayım, ondan sonra… Bolu’da filân gösteriler olurken, hani “Kumandan serbest bırakılsın!” falân… İşte, kavga, dövüş, şudur, budur; polisle… Gaz sıkıyor, çoluk-çocuk coplanıyor vs. ötedir, beridir… Ben Maraş’tan yine şeye gidemedim, gidemediklerimden bir tânesinde, yine böyle kavga, dövüş, epey bir şey oldu yine. Bayağı şiddetli geçti yani o sefer. Rahmetli Ünsal haber göndermiş, “Bu Baki’ye kapak olsun!” demiş… Ondan sonra, şimdi asıl şehadetiyle hepimize müthiş bir kapak yaptı.

Şimdi, Kemâl Ağabey’i gördü gözüm… Onca açlık grevi Metris’te yaşadılar…

Yani kusuruma bakmayın, gayet şey oldu, beklemiyordum kendim de, en nihayetinde şudur, burada söyleyeceğim şey; bu mücadele devam ediyor. 99 çıkışı da, Kumandan onu dediğinde, bu “ümmetin kurtuluş yılı!”… Şimdi 99’da Kumandan zaten söyledi, “domuza kurşunu vurduk!”; bu artık ölmesi mukadder, bitti; 99 şeyinde… Ki, nihayetinde bugün geldiğimiz nokta, bugünden baktığımız zaman 99 süreci, o Aydın bir şey söyledi, ben ona katılmıyorum. Yani “onlar saldırdı” derken, şimdi onlar durduk yere saldırmadı. 99 sürecinde Kumandan plânlı, programlı şekilde kışkırttı! Düşmanı kışkırttı: “Sen oradaysan, ben buradayım, hadi bakayım, hodri meydan!” Hani, ümmetin 99 Kurtuluş Yılı ya, şimdi, onun bedeli işte o malûm, hepimiz biliyoruz ne hâle getirildiğini, işte “yüzünü çarptı” falan, filân… Şimdi onu da söyleyeyim, o günün şartlarında, Kumandan’ın yaptığı çağrıya… Hani… Geçen şeyde bir şey paylaşmıştı, Cem, “gittik Akit’e, Kumandan’ın kitabını basın diye, Ali İhsan basmam filân demişti, daha sonra şey olunca da “ya gelin kitapları basalım” filân… İki yüzlülük… O günün şartlarında, Kumandan o insanları Metris’e çağırdığında, değil mi, o Akit gazetesi, Yeni Şafak gazetesi, o televizyonlar vs… Bugün bu şey yapanlar, Kumandan’a güya sahip çıkanlar şimdi, o gün orada olsalardı, bu işler o gün orada bitmişti!.. O çağrıyı yapsalardı eğer, değil mi, 25 Ocak’ta, Metris’te Noel Baba Operasyonunun yapıldığı gün, üzerimize kurşunlar sıkılırken, Sancar Kartal şehid olurken,  16-17 arkadaşımız burada yaralanırken,- işte Gürsel burada yaralananlardan bir tanesi, en azından- o gün bu işler orada bitmişti… O açıdan kimse de tutup da bize, “şu şudur, bu budur” demesin. Ha, herkes kendi politikasını yapıyor ayrı, ama en azından bizim bu şuurda olmamız lâzım. Bunları bilmemiz lâzım. Mücadele böyle yürür. Kazanımları bilelim ki, üzerine bir şey koyalım. Yoksa adam meselâ, kazanımları bilmezsen üzerine ne koyarsın? Bilmediğin kazanım üzerine bir şey de koyamazsın. Şimdi bunu bilmezsen… Bak ben burada bunu kazanmışım zaten, bunun bedelini ödemişim, sen bana ne veriyorsun ki, senin bana verdiğin, benim elimdeki senedin, bir milyon liralık senedi, tabiri caizse 100 liraya alıp beni aldatmaya kalkıyorsun!

91, 25 Ocak…

2000, 25 Ocak…

Ve o günden bu güne süregelen mücadele. En son Kumandanımızın şehâdeti!.. Ve yaşadığımız bu günler. Bu mücadele devam ediyor!.. Bu mücadelenin gayesi neydi en başta? “Efendi Hazretleri ile başlayan” diyor ya işte Kumandan, burada izâh ederken. (Kumandan’ın Harun Ağabey’in evinde yaptığı konuşmaya atıf yapıyor.) 1919… “Aydınlık Savaşçıları” şiirinde de var. “Gayesine ermemiş savaş bitmemiştir!” Şimdi, gayesine ermemiş savaş bitmemiştir esprisi içerisinde, bu savaşın gayesi neydi? Mutlak Fikrin Hâkimiyeti!.. Böyle bir hâkimiyetten söz edebilir miyiz? Edemeyiz! Edemeyeceğimize göre de gayesine ermemiş savaş bitmemiştir ve bu savaş devam edecektir. Şimdi, ben bunu istiyorum, sen bana bunu veriyor musun, vermiyor musun? Bu, bu kadar basit! Verirsen veririsin. Hani diyor ya, “kapı anahtarla açılacak”. Açılır, açılmaz… Açılmazsa yapılması gereken, kapıyı kırmanın şartlarına haiz olmaktır. Mücadele budur!

Evet, ben burada bitiriyorum. Çok sağolun. Teşekkür ederim dinlediğiniz için. Sürç-ü lisân ettiysem affola. Hepinizi tekrar selâmlarım!.. Allah’a emanet.

A. Bâki AYTEMİZ

http://www.adimlardergisi.com/baki-aytemiz-mutlak-fikrin-hakimiyeti-kurulana-kadar-27-ocak-2019/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>