Ben De Telefon Dinledim

Ben De Telefon Dinledim – A. Bâki Aytemiz

İtiraf ediyorum, az önce ben de bir telefon dinledim.

Telefonunu dinlediğim kişiyi tanımıyorum ama telefonda konuştuğu kişinin adı Mustafa…

Biraz önce, bizim evin dış kapısının önünden geçen meçhul şahıs, telefonda Mustafa diye hitap ettiği kişiden yüksek sesle alacağını istiyordu.

O ses, ta evin içine kadar yankılanıyordu: “Bana sabret deme. Allah bende sabrı bitirdi. Önümüz Kurban Bayramı. Ondan sonrası kış… Odun-kömür alacağım. Ne yapayım, canıma mı kıyayım? 1200 lira maaşla nasıl alırım Mustafa?”

Meçhul şahıs, 1200 lira maaşla Kurban Bayramı’nı nasıl geçireceğini, evine odun-kömürü nasıl alacağını sorup durmaktaydı Mustafa’ya. Demek bütün bunlar için güvencesi, Mustafa’ya verdiği birkaç lira borç. Ve demek Mustafa, bu birkaç lira borcu ödeyebilecek durumda değil ki, alacaklısı meçhul şahıstan biraz daha sabretmesini istiyor. Ama sabredecek durum yok. Önümüz kış, odun-kömür olmadan nasıl sabredilir? Kurban Bayramı’nda çocukların gözü, kapıdan girecek babalarının ellerindeki poşetlerde olacak, “Babamız bize bayramlık ne aldı?” diye hep bekleyip duracaklar.

Çocuklar nasıl sabreder Mustafa?

Çocuklar odun-kömür olmadan nasıl kışı geçirebilirler Mustafa?

Suç sende mi Mustafa, yoksa senin de bu borcun altında ezilmene sebep olan sistemde mi?

Mustafa’lar ve onlardan alacaklarını isteyen meçhul şahıslarlın telefon konuşmalarına sadece ben değil, siz de şahit olabilir, istemeden de olsa bu konuşmaları dinleyebilirsiniz. Hatta belki dinliyorsunuzdur da zaten.

O kadar çoklar ki…

İnsanların arasındaki en basit borç alıp-verme ilişkisine dahi kan doğrayan bir sistemde, 1200 lira maaşla geçinmeye çalıştığı halde bir de Mustafa’ya borç veren yüreğin büyüklüğünü bir düşünün. Bir de bu büyük yüreğin büyüklüğü karşısında borcunu ödeyemediğinden dolayı ezilen Mustafa’nın halini. Dostuna, borcuna karşılık, sabır tavsiyesinden başka verebileceği bir şeyi olmayan Mustafa’nın ezikliğini… Hepsi hepsi birkaç lira… Bir ton odun, bir ton kömür, bayramda çoluk-çocuğa alınacak üç-beş pırtı -o da en ucuz tarafından-, biraz bayramlık şeker filan derken, 1000, bilemedin 1500-2000 lira kadarcık bir meblağ.

1200 lira maaşla, mümkün mü?

Balkondakilere sorsanız, her şey tıkırında… Türkiye acayip kalkınıyor ve servetimize servet katıyoruz, IMF’ye de borcumuzu ödedik… Kişi başı düşen gelir on binlerce dolar… Dünya Bankası’ndan alınan parayla IMF’ye borcun ödendiğinden bahseden yok. Şu an Dünya Bankası’na olan borç IMF’ye olan borcun iki-üç katı.

İyi de 1200 lira maaş bin doların yarısı yapar, bir ailede 4 kişi hesap etsek milli gelirden alınması geren payın fazlası kimin cebine gidiyor? Açıklanan rakamlara göre, zenginler, mili gelirin yarısını yiyorlarmış. Erdoğan daha yeni TÜSİAD toplantısında boy gösterdi ki böylece 3000 aile sistemini, yani zenginlerin milli gelirin yarısını yediği sistemi bir kez daha tasdik etmiş; o zenginler arasına birkaç tane de alnı seccadeye, kalbi dolara secdelinin de katılmasına, 3000 aile arasına dühul edecek bu yeni zenginlerin sistem tarafından kabul edilmesi gerektiğini tamimleştirmiş oldu.

3000 aileden birilerinin, bu yaz Bodrum’da 4 kişilik ailesiyle yediği bir öğün yemeğin parası etmeyen aylık geliriyle ailesini bir ay boyunca geçindirmeye, kışın üşütmemeye, bayramlarda üzerlerine üç beş pırtı almaya çalışan meçhul şahıs:

Sen ANADOLUSUN!

Seni açlığa, yokluğa, sefalete mahkûm edenler, dünden bu güne hep aynı ahbesin çocukları. Onlar, senin karşına her seçimde farklı farklı kisvelerle çıksalar da, neticede, sana reva gördükleri kölece ve sefalete mahkûm edildiğin hayatının aynasında tanı onları.

Tanı ve açlığını, sefaletini şuurlaştır.

Madem ülkemizde millî gelir şu kadar arttı ve artık dünya devi olmaya oynuyoruz da sana reva görülen 1200 liralık kölelik aylığı neden? Seni ve çocuklarını, açlığa, sefalete, soğukta titremeğe, sıcakta yanmaya mahkûm eden bu sistemi tanı.

“Artık sabır kalmadı!” diyorsun ya, bu sendeki sabır değil aslında biliyor musun? Sabır, mücadelede başa gelenlere katlanmaya derler. Sen, seni soyanlara karşı mücadele etmeyesin diye, sabrı da sana yanlış anlattılar ve seni soyanlara karşı sesini çıkartmamana sabır dediler. Zaten artık sabrın kalmasın sevgili kardeşim; soysuzluğa, hırsızlığa, vurguna, talana sabır mı olur? Bu zillete katlanıştır, sabır değil. Bu soysuzlaşmaya boyun eğiştir. Sen boynunu eğersen bu soysuzlara, onlar sana daha çok yük vurur.

Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi, açlığımızı bile şuurlaştıramamışız. Açlığımızı şuurlaştırsak, her şey hallolur.

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” deme vaktidir.

 

A. Bâki Aytemiz

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>