benim-harun-agabeyim

BENİM HARUN AĞABEYİM! – Emel ZOR

“Bu ne dünya kardeşim, giden gidene.

Bu ne dünya kardeşim böyle?

Gün gelip selam verince gökteki meleklere,

Artık dönüşün yoktur yere.”

Yüzünden hiç eksik etmediği tebessümüyle gökteki meleklere selam verdi Harun Ağabeyim,  salı sabahı. Dilinde İnşirah Sûresi ve kelime-i tevhid… Şehitler, diri olduklarından, Allah isterse yeryüzüne dönebilirler; şefaat ve yardımlarını ulaştırabilirler. Daha olmadı rüyalarımıza girerler. Ama ne olursa olsun hasret duygumuza çare olamazlar. Onların aramızdan ayrılmadıklarını biliriz hep ve daima tebessümle anarız; ama yine de özleriz…

Her ölüm, başka hisler uyandırırmış içimizde, bunu idrak ettim. Her ölümde yaşananlar farklıymış bunu gördüm. Yakınının ardından gözyaşı dökenlerin söylediklerine kızdım zaman zaman, en çok da “vakitsiz öldü” söylemine… “Vakti tayin eden Allah” dedim. Bazen cahillikten, bazen lâf olsun diye, bazen de gerçekten acıyla söylendiğini düşündüm. Ama ne gariptir ki, yolda, hastaneye giderken Ağabeyimin ölüm haberini aldığımda “olamaz” dedim; “O ölemez, ölmemeli; şimdi değil… Allah’ım ne olur gerçek olmasın; bir mucize ver geri dönsün! Daha önce atlattığımız gibi, bugünü de atlatalım.” Ama olmadı…

Necla Abla, içinde eşinin eşyaları, eline tutuşturdukları iki poşetle çıktı kapıdan. Yıkılmıştı ama dimdikti… Feryad ediyordu ama sessizdi… Ağlıyordu ama gözünde yaş yoktu… Oturduk birlikte hastane bahçesine… Hiç konuşmadık…

Onun yanında ağlamak olmazdı, ama yapamadım. Her daim dosta-düşmana güçlü görünmek zorunda olan ben, belki de ilk kez benden daha güçlü olan birinin yanında kendimi bırakma ihtiyacı hissettim. Canım ablamın yaşayamadığı acıyı, sırtımı ona dayayarak pervasızca yaşadım. Bencillik yaptım biliyorum; ama yine biliyorum ki, O anlar beni… Tıpkı Harun Ağabey’i bir ömür anladığı gibi… “Necla Ablanızla yürüyorum” dememiş miydi ağabeyim. Hep yan yana, el ele, diz dize değiller miydi? Birbirlerine bakarken gözleri ışıl ışıl yanmıyor muydu? “Yanak yanağa, Allah’ı hatırlatan” bu tablo, hepimiz için örnek teşkil etmiyor muydu? Her şeyde olduğu gibi, evlilik müessesesinde de, anlayışıyla, fedakârlığıyla, metanetiyle, sevecenliğiyle bir kadın olarak idolüm değil miydi ablam benim.

Dualarım her daim onlarla olmaya devam edecek, son nefesime kadar inşallah.

İçim rahat; Allah’ın izniyle cennetlik ağabeyim. Ama elimde değil, şimdiden özledim…  O benim, her gün dualarımda olan, her kahve yaptığımda hatırladığım, masasının tozunu tek tek kitap ve dosyalarını kaldırarak altını silip, tekrar aynı şekilde yerine koyarak aldığım, hatırası olan seccadesinde alnımı secdeye koyduğum ağabeyim. O benim, her halimi gören, anlayan, bazen tek bir cümle, tek bir kelimeyle derdime derman olan, çoğu zamansa suskunlukla cesaret veren ağabeyim… Bir türlü yanına gidemediğim, telefon açamadığım Ağabeyim… Ali Osman neredeyse her hafta görüşmeye gidiyordu; her gittiğinde “Harun Ağabey’e ve Necla Abla’ya selâm söyle” derken kalbimden  “ben de gitsem mi acaba?” düşüncesini geçirip bir türlü yanına varamadığım Ağabeyim… Vefatından bir hafta önce de Ali Osman ve Av. Ahmet Arslan ziyaretine gittiler; hava buz gibiydi… Yine “selâm söyleyin” dedim; yani en son selâmımı bir hafta önce yolladım kendisine. Ali Osman, “Harun Ağabey’in selâmı var ama, onu iyi görmedim; ameliyat olduğundan beri hiç böyle görmemiştim” diyince kalbimde bir sızı oluştu. Bir hafta sonra ise, Necla Abla’nın telefondaki sesinden kaçınılmaz akıbeti anladım.

Nasıl anlatılır ki bu, neden bu kadar değer verirken, severken arayamaz insan… Görmeye, konuşmaya cesaret edemez? Bu hâlin izâhı yok… Ama Necla Ablam da Harun Ağabeyim de anlarlardı hâlimi, hatta, en benzeştiğimiz tarafımız belki de buydu… Gönülden gönüle giden bir yoldu bizim aramızdaki. O oradaydı, ben görmesem de, sesini işitmesem de… Nefes alıyordu, yaşıyordu… Vardı yani anlayacağınız; varlığı kâfiydi. Her daim yanımda olduklarını bilmek, her türlü sohbete bedeldi… Buna rağmen, öz ağabeyim dışında, bütün içtenliğimle “sizi çok seviyorum” diyebildiğim tek ağabeyimdi.

Hâlime, hâl diliyle derman olan, bana teselli veren, cesaret aşılayan, tevekkülü öğreten Ağabeyim artık yok… “Bir yanım eksik” derler ya, işte bu hisler içerisindeyim günlerdir. Her hâli gözlerimin önünde. En çok da herkesin hatırlayacağı gülümsemesiyle bakıyor sanki yine bana. “Üzülme” diyor; “Necla Ablan sizlere emanet, ona iyi bakın” diyor, “zaten dünya hayatı bana göre değildi” diyor. “Ben iyiyim, Nuray, yanımda, Ünsal yanımda bütün şehid kardeşlerim beni düğün dernekle karşıladılar” diyor. Ben de tebessüm ediyorum O’na; “Çok şükür Ağabey diyorum; çok şükür.” Yaşarken de sevmezdiniz lüzumsuz insanlarla vakit geçirmeyi, belli etmeseniz de nezaketinizden, anlardım ben sıkkınlığınızı… Çok şükür o insanlar yok artık etrafınızda. Zaten ötelere gitmeden çekilmiştiniz yalnızlığınıza; fitneden ne kadar uzak, o kadar korunaklı, bir lokma, bir hırka yaşadığınız dünyanıza…

Toprağa verdik ya sizi, hava güzeldi aslında… Ama ıslaktı toprak… Bir ilk daha yaşadım sizin ölümünüzle… Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu Nuray’ı yolculadığımızda, ama içimi ferahlatmıştı sırılsıklam olmak. Ünsal’ınki bambaşkaydı, güneşle birlikte nazlı nazlı inceden bir yağmur başladı aniden.  Damlalara vuran güneş öylesine müthişti ki, sanki nur iniyordu gökten. Yüzümü kaldırdım o yağan nura, içim hiç olmadığı kadar huzurla doldu. Sizi verdik ya Ağabeyim toprağın altına, dedim, “ya ıslaktı toprak”; üşümeyin diye yalvardım Allah’a… Bilirim ne kadar naif olduğunuzu, üşürsünüz diye korktum işte. “Ya Rabbi” dedim; “yaşarken her gün sana emanet ettiğim Ağabeyim yine sana emanet”. Biliyorum, izin vermezsin; ama yine de üşümesin, hiç incinmesin Ağabeyim… Sana emanet ediyorum O’nu, yalnızca sana; çünkü biliyorum ki sen emanetleri zâi etmeyensindir.

EMEL ZOR

03.02.2018 / Cumartesi

http://www.adimlardergisi.com/benim-harun-agabeyim/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>