berceste-zehir-ve-panzehir-630x325

BERCESTE/ NİSBET İNSİCAMI -4- ZEHİR VE PANZEHİR – Burhan Halit KOŞAN

Allah’ım, güzel Allah’ım; ellerimin, gözlerimin, kulaklarımın, ayaklarımın ve dilimin şerrinden sana sığınıyorum. Allah’ım; lüzumsuz bilgiden, gereksiz malûmattan, ihanetten, iftiradan, şeytanın fısıltılarından, politikacı iblislerin şerrinden sana sığınıyorum. Allah’ım, güzel Allah’ım; günâhlarımdan dolayı katına ulaşmayan duamdan, abes olan iştigâllerimden, nisbeti olmayan düşüncelerimden sana sığınıyorum. Allah’ım, güzel Allah’ım; tek sahibim sensin, diz çöktüm, kapına geldim, senden sana sığınıyorum; kabul buyur ilticamı, “Rahim” esman ile kahrından, “Samet” esman ile karanlıklardan ve bulanıklıklardan kurtar beni.

SEYAHAT

İsmiyle müsemma Salih Kumandanım; gözlerin, gözlerin bende olsaydı, haydutları haraca bağlar, vallahi küfrü rehin alırdım. Neyleyim ki pisik/kedi gibi çevreyi kolaçan etmekten, köşe ve bucağı kollamaktan, kaldırımları ve agorayı temaşa etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Çaresizliğin mecburiyetiyle sıradan ve sade bir anlatımla bir şeyler çiziktirmeye çabalayan yoksul bir Türk’üm sadece; Rabbim, hayırlara vesile ede.

Malûmunuzdur ki Allah Resûlü’ne ve sahabeye, vahdaniyet silsilesi yoluyla perçinli olan veliyullah, aşk denen kördüğüm ile bağlananlar veya Allah’ın kemendi ile bağlanan seçkin insanlar, yoksul, çıplak, çırılçıplaktırlar. Evet, Muhiddin ARABÎ, Şahı NAKŞİBEND, Hasan HARAKANİ, M. Raşit EROL ile Mütefekkir Salih MİRZABEYOĞLU gibi insanlar, çıplak, çırılçıplaktırlar.

Gökte olan ay ve yıldızlar gibi, yerde olan okyanus ve ormanlar gibi aşikâr, çıplak, çırılçıplaktırlar. Daha yalın ve daha sade bir anlatımla bu seçkin insanlar, vasat insanlar gibi topraktan çıkan ve yapraktan süzülen su ile beslenmeye, sararmış kitap yığınlarından malûmat kırıntılarına, solgun defterlerden bilgi devşirmeye ihtiyaçlarının ve muhtaçlıklarının olmadığını kastediyorum. Evet, eşya ile, hay huy ile, vıdı vıdı ile alâkaları olmadığı gibi gölgeler âleminin prangalı esiri olmadıklarını kastediyorum.

Bu seçkin insanlar, her ne kadar fizik kuralları gereğince aldıkları ilim tahsilleri sonunda bilgi yönünden azametli, düşünce zaviyesinden kudretli, tefekkür nesebi açısından olağanüstü dirayetli olsalar da… Aile, arkadaş, mektep, medrese, çevre yekpareliği içinde kazandıkları bilgi neticesinde derinlemesine tahlil, genişlemesine analiz ve derunî algılamaları neticesinde verdikleri hükümler dört başı mamur olsa da… Asıl beslenme kaynakları, başka, bambaşka membalardan gelir.

Vahdaniyet silsilesine perçinli, Sonsuzluk Kervanı’na müntesip bu seçkin insanlar, bir nevi Hazreti İsa Efendimiz’e atfedilen “Mülküllah içinizdedir-Allah’ın saltanatı içinizdedir” kelâmının korelasyonu, ete kemiğe bürünen pratiği, nefes alan izdüşümleridir. Evet, veliyullah, aşk kördüğümü ile bağlananlar ve Allah’ın kemendi ile bağlanan bu seçkin insanlar, Allah’ın bizler için gönderdiği birer rahmet tecellisidir. Hani demem o ki bu seçkin insanlar, kürek mahkûmu insanların kurtuluşu ve prangalar ile bağlanan insanların hürriyeti için işaret levhası, insanlığın karanlık yollarını aydınlatan Allah’ın el fenerleridir.

Takdir edersiniz ki insanlar dünyaya geldiği andan itibaren iki seyahate mahkûmdur. Birinci seyahatimizden kaçışın imkân ve fırsatı yoktur. Zira bu seyahatimiz fizikî mesafeleri içeren bir yolculuktur ki kendimizi ifade edebilmek, beşerî potansiyelimizi gösterebilmek ve fani varlığımızın dışavurumunu gerçekleştirmek için yapılan mecburi yolculuktur. Mamafih, mecburi yapılan bu seyahatte düşünceler yatay, değerlendirmeler kısıtlı, perspektifimiz eşya ile mahdut olduğu gibi zaman ve mekân ile sınırlıdır.

İkinci seyahate gelince bu yolculuk yerçekimine karşı, nehir yukarı, bayır yukarı, arş ile iltisaklı, aşk ile irtibatlıdır. Dikey tefekkür neticesinde zaman ve mekânı da kuşatmakla birlikte zaman denilen perde delinir ve mekân denen toprak temelli beldelerin çok çok ötesine uzanılır. Evet, beşerî ve fani olanlardan sonsuz olana, kaotik telâşelerden ahenkli anlayışa, birinci seyahat sonucu öğrenilen payandalardan asıl olana doğru bir akıştır ki bir nevi nehrin büyük denize kavuşmasıdır. Seçkin insanlara mahsus bu seyahat kafilesinin –Sonsuzluk Kervanı’nın– ardından yürüyebilmemiz için “Mülküllah içinizdedir-Allah’ın saltanatı içinizdedir” hikmeti mucibince kalbimizi berraklaştırmak ile kalbimizin bütün odalarını pirüpak etmeye mecbur ve mahkûmuz.

Evet, Allah’ın el fenerleri olan bu seçkin insanlar, karanlıkları aydınlatan görüşleri ile bizleri, nisbet anlayışıyla hür olmaya, hürriyete ermeye, rey sahibi olmaya ve Sonsuzluk Kervanı’na katılmaya davet ediyorlar. Evet, zifiri karanlıkta kalan, yollarını kaybeden, yönlerini bulamayan, uçuruma yürüyen; zayıf, şaşkın, çelimsiz ve zafiyet içinde bulunan kürek mahkûmu insanları ve kalpleri prangalı insanlığın yönlerini bulmalarına yardımcı olmak ve yollarını aydınlatmak için gece ve gündüz demeden kurtuluşa davet ediyorlar. Miras bıraktıkları eserleriyle, tefekkür ve düşünce anlayışlarıyla, heybetli ve azametli fikirleriyle bizleri, düalist/ikilik gibi çokluğun yanıltıcı katmanları olan perdelerin izafiyetinden kurtulmamız için Allah buyruğu hakikatlere çağırıyorlar; Allah Resûlü’nün buyurduğu yoldan.

PERDELER, HEP PERDELER

Takdir edersiniz ki insanlar, kurumsal yapılar, olgular, algılar, kısaca her şey düalist (ikili-çoklu) bir karakter taşır. Hani demem o ki gördüklerimiz, göremediklerimize perde olurlar adeta. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle numuneler verelim: İstiridye inci için vardır, madde ruh için vardır, eşya insan için vardır, dünya ahiret için vardır, ameller Allah Resûlü’nün ahlâkını kazanabilmek için vardır, nefs insanın yücelmesi için vardır, vücut kalp için vardır, kalp gönül için vardır, gönül aşk için vardır.

Aynı düzlemde ve silsile yoluyla misallendirmek gerekirse ses harfler için, harfler kelime için, kelime mânâ için, mânâ muhteva için, muhteva anlayış için, anlayış idrak için, idrak Allah’a kulluk için, kulluk Rabbimizin rızasını kazanmak için vardır. Bu kapsamda kurumsal yapılar, olgular ve algılarda farklı tezahürlerle bir şeylere perde olmaktadırlar. Ben, burada birbirlerine perde olan bu codexlerin ancak dedikodusuna ve malûmatına değinebildim, hakiki mânâlarını ve ulvî hikmetlerini rabbim bilir.

İmdi, bize düşen, “Rabbim bilgimi artır de” ayetinin emir eri olmaktır. Bizler de bu emre mutabık olabilmek için saat saat, gün gün, hafta hafta, ay ay, yıl yıl, yağmur kristallerinin insicam hâlinde ahenkli ahenkli yağışı gibi, çığlık çığlığa ötüşen cırcır böceğinin senfonisi gibi, bilgimizi, irfanımızı, ilmimizi, faziletimizi, marifetimizi ve benzerleri olan erdem ve değerlerimizi devamlı suretle artırmakla mükellefiz. İnsan aşk, muhabbet ve samimiyet duygusunun rehberliğinde ilmini, irfanını, faziletini, bilgisini artıracak şekilde ceht, çaba ve gayret içinde olmadığı takdirde münasip lisânın en hafif tabiriyle şer ve belalara “buyur gel” davetiyesi çıkarıyor demektir.

DARBI MESEL

Hatırımda kaldığı kadarıyla Seyyid Sıbgatullah ARVASÎ Hazretleri, Minah adlı eserinde cırcır böceğinin çığlık çığlığa seslenişinin hikmetinden bahseder. Cırcır böceğinin devamlı bir suretle seslendiğini, seslendiğini ve sonunda eskiyen kabuğunun yerine yeni kabuğuna kavuştuğunu, çığlık çığlığa ötüşünden dolayı eskiyen elbisesi yerine yeni elbiselerine kavuştuğunu ve bu hâlinin durmadan devam ettiğini buyurmaktadır.

Evet, her ne kadar, kıssadan alınması gereken hissenin anlaşıldığına emin olsam da müsaadenizle iki satır not düşeyim: Bizler de cırcır böceği gibi her daim terakki etmeli ve cırcır böceği gibi çığlık çığlığa seslenmeliyiz ve çalışmalıyız ki ilmimiz, bilgimiz, irfanımız, idrakimiz,  marifetimiz ve faziletimiz artsın. Her daim seslenmemiz ve çığlık çığlığa yoksulluğumuzu söylememiz sayesinde her daim eskiyen elbiselerimizin yerine daha yenisini, daha şık olanları ve dahakıymetli olanları, daha makbul olanları giyebilelim.

AĞU VE ŞİFA / ZEHİR VE PANZEHİR

Genelde, zehirle panzehir aynı yerde, iç içe, yan yana kapı komşusudurlar. Ne hikmetse bu gerçeği genelde unuturuz. Ne gibi? Nefs ve gönül gibi, imân ve küfür gibi, aşk ve nefret gibi bir kısım cevherlerin, insan devletinin kalp sarayında yerleşik olduğunu, ikamet eden daimi konuklar olduğunu unuttuğumuz gibi.

İmân küheylanımızın koşabilmesi için küfrün anırmasını kesmek, başıboş kaldığında haydut ve haramî olan nefsimizi disipline ettiğimiz takdirde ise munis bir kedi gibi güzele sırnaşan, muhabbet ile samimiyete tav olmanın beraberinde çirkini, kötüyü, iğreti ve haram olanların avcısı olacak şekilde terbiye ettiğimiz takdirde gönül kuşumuzun ebabil olabileceğini ve uçabileceğini anlamalıyız. Bu açık ve sarih bir şekilde yazdığım iki misal gibi tefekkür, aşk, adalet, merhamet, af, şefkat ve benzeri duygularımız ile kin, nefret, intikam, kızgınlık ve benzeri hislerimizin de ölçü ve ahenk parametreleri içinde olması şarttır. Evet, kalp cevherlerimizin ahenkli, duygu ve his parametrelerimizin istikâmet üzerine hareket edebilmesinin biricik usûlü ve metodu ise İslam’a Muhatap Anlayışı ile kalp zırhımızı kuşanmak, zekâmızı donatmak ve akıl kursağımızı da bu anlayışın rızık lokmalarıyla doyurmalıyız.

Allah aşkına, boncuk gözlü, dudu dilli sevgilinin aşkına, gayrı altın ile samanı, makbul ile çirkefi, güzel ile çirkini, sevap ile haramı ayırt etmeye azmedelim ve gayret gösterelim. Bu ayırt ediş prensipleri, insandan insana değişen birçok çehresi olsa da yargıç makamında olan nisbet anlayışının, bu işin lübbü/özü ve atlı prensi olduğuna inanıyorum.

Nisbet ile alâkalı bu çabamızdan dolayı olur ya, belki ikametimizi alırlar, Allah Resûlü’nün gölgesini gören virane bir haneye. Olur ya, belki adımızı kaydederler, sahabeler, azizler, bilgeler ve tasarruf ehline muhabbetli divaneler listesine. Olur ya, belki küçücük bir hibe, minnacık bir himmet bahşederler de beyin zerrelerim fosforlu kandil olur.

SAF VE KARARLI OLMAK

Kadim Türk kültürümüzde gelen güzel bir söz vardır. Sen Allah’a bir adım atarsan, Allah sana yüz adım gelir. Elbette ki bu adımı atarken masum bir çocuk kadar saf, tabii ve kontrolsüz, olgun ve yetişkin bir insan kadar kararlı olmak mecburiyetindeyiz. Saf ve kararlı protoplazması, ilk bakışta paradoks gibi algılansa da paradoks değil, sentetik değil, doğal olandır. Evet, kerameti kendinden menkul insanlarla, tuhaf görünüşlü ve tuhaf iddialarla ortaya çıkan mahlûklar ile serkeş türedilerin, kutsallara karşı savaş açtığı bu kirli çağda saf olmak, doğal ve kararlı kalmak, kesinlikle ve kesinlikle paradoks değil, enayilik değil, Allah’ın tecellisi olan rahmet zerreciği, tasarruf sadakasıdır.

Gerçi günümüzde, yirmi dört saat içinde yirmi dört bin kılığa giren mahlûklara saygınlık kazandıran bakir bir ahali içinde yaşasak da bizlerin göstermesi gereken tavır, aksiyoner şuurlarıyla istikamet üzere hareket eden kıymetli insanlar gibi gâh sükût hücresi* ilegâh strateji emrindeki barış taktiği ile, gâh divane hamleler ile, gâh dolaylı anlatım ile saf ve kararlı adımlarla yürümek ve her alanda nisbet gökdelenleri inşa etmektir. Bizim gökdelenlerimiz, Allah rızasını kazanmak için tarla hükmünde olan dünya bostanına kıymetli tohumlar ekmek ve bereketli mahsulleri elde etmekle gerçekleştirilebilir. İnanın ki tuğla, çimento ve çelik kolonlardan mürekkep ucube kazıkları dikmek çok kolaydır; zor olan, yapımı ve inşası çileli olan, irfan tarlasına fikir, sanat, siyaset, strateji, makale veya nisbeti olan tatlı bir söz veyahut nisbeti olan tatlı bir tebessüm ile gökdelenler dikmektir.

Kâinatı göğsünde taşıyan ve kâinatın onunla dua ettiği mütefekkir Salih MİRZABEYOĞLU ebedî âleme göç ettiğine göre, bize düşen vazife ve sorumluluk, bu dünya sahasında ufacık tefecik de olsa, mini minnacık da olsa savaşımızı yapmaktır. Düşsek de, tepelensek de, tahkir ve tahrike maruz bırakılsak da gün gelecek, bizim gücümüzün çok çok üstünde olan küfür yapılarının, açabildiğimiz kurt yeniği gediklerden gerisin geri gideceklerini, paramparça olacaklarını, un ufak olacaklarını göreceğiz; güneş altında buharlaşan çiğ kırağı gibi, ilkbaharda eriyen zemheri buzu gibi.

Burhan Halit KOŞAN

*Sükût Hücresi -Hikemiyat- 211/ Salih MİRZABEYOĞLU

Cırcır böceği: Çekirge

http://www.adimlardergisi.com/berceste-nisbet-insicami-4-zehir-ve-panzehir/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>