bir-varolus-cabasi-2-bolum

BİR VAROLUŞ ÇABASI (2. Bölüm) – Emel ZOR

Yazarımız Emel Zor’un kaleme aldığı ve yedi bölüm olarak tefrika edeceğimiz hikâyenin ikinci bölümü:

 

BİR VAROLUŞ ÇABASI

(2. Bölüm)

Emel ZOR

 

Ve hemen ardından, nabız yoklayan bir eda ile:

– “Kimmiş bakalım bu Selçuk?” diye sordu. Tatlı ve ince bir gülümseyişin yayıldığı mimiklerinde hikâye konusu arayan bir yazardan çok, kadınsı bir merak vardı. Gülşah bunu fark edip, hemen itiraz etti:

– “Yok öyle yağma. O tuhaf hislerin çözümlemesini –tabii bu mümkünse– birlikte yapacağız. Zaten bu hisleri kendim çözümlemeyi başaramadığım için “tuhaf” diye adlandırıyorum. Şimdi sana Montaigne’den bir bölüm okuyacağım.”

Sehpaya sıraladığı kitaplardan birisini aldı ve arasına daha önceden “ayraç” koyduğu sayfayı açıp okumaya başladı:

– “Ruhumuzun ele avuca sığmayan akışını gözlemek, onun karanlık derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri ayırt edip yazmak zannedildiğinden çok daha zahmetli bir iştir. Sonra bir taraftan bu işin o kadar başka, o kadar garip bir zevki de var ki insanı dünya işlerinden, hem de en değerli dünya işlerinden çekip alıyor. Birkaç senedir düşüncelerimin kendimden başka amacı yok; yalnız kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum.” (2)

Bu satırları okuduktan sonra kitabı kapatıp, konuşmasına devam etti:

– “Montaigne’in bu sözünde kendimi bulurum. Normalde dikkatsiz bir insan olmakla birlikte, söz konusu insan olunca, davranışlar, jest ve mimikler, söylemlerdeki tonlama, içimde nedensiz bir sezgiye sebep olduğunda, gayr-i ihtiyari bütün dikkatimi o yöne çevirir ve sorgulamaya başlarım. Kendim de dâhil olmak üzere, insan duygu ve davranışlarının arkasındaki gizli bahçeye dalmak “NEDEN”leri sorgulamak benim istem dışı yaptığım, çok yorucu bir iş. Çoğu zaman bu halden kendi kendime yakınır ve yine “Neden ben böyleyim?” derim. Bir kısır döngü halinde tekrar kendime döner Montaigne’in dediği gibi, “sorguya çeker ve incelerim.”

“Unutmayı hiçbir zaman arzu etmediğimiz ve zaman zaman bizi yoklamalarından son derece memnuniyet duyduğumuz eski hatıra kahramanlarımızın bize yaşattıklarını, hissettirdiklerini, kalbimizin ve ruhumuzun bütün kapılarını açarak ve hiçbir şeyi muallakta bırakmadan çözümlemeye çalışmak isteği de garip ve yine “NEDEN” sorusunu sorduracak bir durum.”

“Tabi, seninle, en azından bu akşam, bütün bunların cevaplarını bulmamamızı beklemiyorum ama bir yerlerden başlamak ihtiyacındayım.”

– “Hadi öyleyse Selçuk’a gelelim.” dedi Özlem.

– “Evet, Selçuk… Bir ara sana özenip, “Sessiz Dost” diye bir hikâye yazmaya çalıştım. Kahramanı, O olacaktı. Fakat yazdığımı beğenmedim. Olmadı. Bu sebepten senin yazmanı istiyorum ya… Yazmak senin işin, anlatmak benim…”

– “İyice meraklandırdın. Anlat artık.”

– “Selçuk, lise son sınıfındaydı. Bizden üç sınıf üstte… O’nu en yakın arkadaşım Zeynep sayesinde tanıma fırsatı buldum. Tanıma derken aslında tanışmış olduğum anlamını çıkartma bu cümleden. Belki de ben onu hiçbir zaman tanıyamadım. Neyse konuşacağız zaten bunları.”

“Bizim okul karma değildi. Erkekler alt katlarda, yeni açılan kız bölümü ise üstteydi. Zaten biz kızlar sayıca çok azdık. Erkeklerle bir araya gelmemizi bırak, konuşmak bile yasaktı. Üstelik okula yürüyerek gidip geldiğimden kendi mahallemizden birkaçı dışında hiçbir erkek öğrenciyi tanımıyordum. Zeynep ise ulaşım için otobüs kullandığından, durakta bekleyen veya aynı aracı kullanan erkek öğrenciler hakkında az çok fikir sahibi olabiliyordu.”

“Zaman zaman bana bunların bir kaçından bahseder; “Hadi beni durağa kadar bırak da sana o kişiyi göstereyim” derdi. Bir müddet sonra, her gün olmasa da sıklıkla durağa kadar onunla yürümek ve otobüsü gelene kadar ona eşlik etmek, bende alışkanlık halini almaya başladı. Bu sayede hem konuşacaklarımızı daha rahat konuşma imkânı buluyor hem de anlattığı kişileri en azından görerek merakımı gidermiş oluyordum.”

“Sınıfımızda, okul sonrası ve haftada birkaç gün olmak üzere, İngilizce öğretmenimizin Halk Eğitim Merkezlerinden birinde verdiği, ücretsiz İngilizce kursuna katılan arkadaşlarımız vardı. Zeynep de bir müddet sonra bu kursa katılma kararı aldı. Kurstaki sınıfı, doktorundan tut da ev hanımına kadar, her türden öğrencinin yanı sıra, büyük çoğunluğunu bizim okulun kızlı erkekli öğrencileri oluşturuyordu.”

“İşte Zeynep Selçuk’u ilk olarak orada tanıdı. Gün geçtikçe Selçuk’tan daha sık söz etmeye başladı. Bu durum onu heyecanlandırıyor, kurs günlerini iple çeker hâle getiriyordu.”

“Öyle ki, O’nun, bu gizleme veya bastırma ihtiyacı dâhi duymadan yaşadığı heyecana karşı bende, “Zeynep yine, yeni bir aşka yelken açıyor” intibaı bile uyanmaya başladı.”

– “Yine” ve “yeni” derken???” diye, soran bir tarzla araya girdi Özlem. “Senin bu arkadaşın şıpsevdinin biriydi desene!” diyerek bir kahkaha attı.

– “Tam olarak şıpsevdi denilebilir mi bilmiyorum.” diye cevap verdi Gülşah. “Zeynep biraz eksantrik bir kızdı. Okula ilk başladığımız aylarda kendisine tek bir arkadaş dahi edinememiş, sürekli karşısındakini azarlayan ve küçümseyen bir modda kendi yalnızlığıyla boğuşan, tek bir kişinin bile onu sevmediği gerçeğini bilmekle birlikte, bu duruma hiç de aldırış etmiyormuş havası içerisinde,  halinden son derece memnun bir tablo çizen, istisnasız herkese göre “dengesiz” olarak değerlendirilen birisiydi. Sonra onunla ilk ben arkadaş oldum. Derken zamanla benim samimi olduğum birkaç arkadaşım da O’nun arkadaş kontenjanı içine girdi.”

– “İlk arkadaşı sendin yani; buna şaşırdım mı; hayır.” derken gülümsedi Özlem.

– “Ne demek yâni; ruh ikizini bulmuşsun mu demek istiyorsun!” diye espri yaptı Gülşah.

– “Aynen öyle.” diye espriye karşılık verdi Özlem. “Şaka bir yana, insanlara karşı tahammül gücünün beni her zaman şaşırttığını defalarca ifade ettim sana, biliyorsun. Senin kadar insanların dertlerini dinleyen, densiz konuşma ve tavırlarına hoşgörüyle bakıp anlamaya çalışan ikinci bir insan daha tanımadım desem abartmış olmam. İşte bundandır ki, senden dinlediklerim, çok hikâyeme malzeme olmuştur Gülşah. Demek ki, o yaşlarda da aynıymışsın.”

– “Evet, ama değişme kararı aldım artık biliyorsun.”

Dedi ve konuşmasına kaldığı yerden devam etti:

(…Devam edecek.)

Orjinal Hikaye: http://www.adimlardergisi.com/bir-varolus-cabasi-2-bolum/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>