butun-kadinlarin-erkegi-butun-erkeklerin-kadini-oyleyse-yikil-sezar

BÜTÜN KADINLARIN ERKEĞİ, BÜTÜN ERKEKLERİN KADINI – “ÖYLEYSE YIKIL SEZAR!” – Gökhan YAMANGÜL

Tarihin resmi olanını sevmediğim kadar aykırısını da sevmem. Bunu bir yazıda değil, arkadaş sohbetinde söyleseydim, “lafı eğip bükmeden tarihi sevmiyorum desene şuna” diye araya dalanlar olurdu. Peşinen söyleyeyim, ilgisi yok.

Resmi tarih meşhur bir Afrika atasözünde söylendiği gibi ormanın hikâyesini avcıların yazmasıdır ve burada aslanların payına düşen haydutluktur.

Son 10 sene içinde moda olan aykırı tarih ise bana Orhan Veli’nin vezinsiz, kafiyesiz, her türlü mecaz ve istiareden arınıp günlük konuşma dilinden ibaret kalmış “garip” şiirini hatırlatıyor. İyi ve haddinden fazla zeki şairdi; ama takmıştı bir kere eskiye… Bu sebeple şiirde yenilik adına yaptıkları eskiyi ters tarafından gündemde tutmak dışında şiirimize bir şey kazandırmadı. “Eski” Ahmet Haşim “Göllerde bu dem bir kamış olsam” mı demiş; bu hemen atlar: “Rakı şişesinde balık olsam.”  Kendince Haşim’in hatırasına dil çıkarıyor ve “ulan bilmem ne kafalı; kurbağa ve sivrisineklerin cirit attığı ıssız bir göl akşamında kamış olup ne yapacaksın; illa değişik bir şey olacaksan rakı şişesinde balık ol.”

Yeninin bu türlüsü ancak eskiyle yaşar ve o yaşadığı kadar vardır. Eskinin mevzuu kalktığında bu da tükenir. Nitekim bugün bize Orhan Veli’yi hâlâ okutan şiirleri bunlar değil, kendisiyle çelişmek pahasına yazdığı bir avuç “şairane” şiirdir.

Aykırı tarih merakı konusunda da farklı düşünmüyorum. Prim kazanmak yerine bedelin ödendiği ilk başlarda böyle radikal çıkışların gonk sesini andırır sarsıcı bir etkisi ve değeri vardır. Ancak risk geçtikten sonra ayağa düşürülüp cılkı çıkarılırsa, “resmi” olan ile arasında görünmez bir köprü kurulur ve birbirlerinin yaşatıcısı olurlar. Gündeme gelmek için soyunan kart artist psikolojisiyle ortaya atılan akla ziyan mesnetsiz iddialarının, can çekişen resmi tarihe suni bir teneffüs, adeta hayat öpücüğü gibi gelmesi bundandır.

Peki, öyleyse ne aramalı, bir tarihçiden ne beklemeliyiz?  Bizi bugün içinde bulunduğumuz problemlerin çekirdekleriyle yüzleştirsin ve “hâlihazırdaki şuura” bir muhasebe zemini açsın, fikre dayanak olacak, kıymet hükmüne yol verecek bir ağırbaşlılık ve ciddiyet sergilesin. Ortaya dişe dokunur bir malzeme koyulduktan sonra “resmi” veya “aykırı” olmasının sıhhatli bir şuur için ne sakıncası olabilir? Sen aradığını bilmiyorsan, tarihin en sağlıklısını okusan neye yarar? Daha iki saat önce televizyonda canlı izlediğin havadisi yerli yerine oturtamıyorsun!

Tabii her toplumun bugün olduğu gibi bir de magazin yanı var. Aradan geçen asırlar bunların bazılarını “resmi” bazılarını “gayri resmi” tarihin içine karıştırır. İşte Baltacı ve Katerinahikâyesi… Magazin her zaman kötü değildir. Bazen çok “ciddi” bir tartışma programında saklanan gerçekleri, bakmasını bilen göz magazin haberlerinden süzebilir.

Size bütün bunları anlatma sebebim 2000 küsur sene öncesinin bir dedikodusundan söz etmenin bahanesini tedarik için. İhtişamlı Roma’nın kudretli lideri Jül Sezar’ı bilirsiniz. Senatonun kendisine verdiği ömür boyu diktatörlük payesini dahi beğenmemiş ve Roma Cumhuriyetini tasfiye edip İmparator olma niyetini açık edince, senatonun kapısında arasında dostu Brutüs’ün de bulunduğu bir grup suikastçi tarafından hançerlenip öldürülmüştür. Shakespeare’in ünlü tarihi tragedyası bu anı ölümsüzleştirir:  “Sende mi Brutüs? Öyleyse yıkıl Sezar!”

Tarihçiler Sezar’ın öyle bir şey söylemediğini , “sende mi oğlum” dediğini yazar. Doğrudur da… Ama edebiyatın gerçekliğinde yaşayan filan tarihçinin belgesi değil, Shakespeare’in hayalinde canlanan sahnedir. (Aykırı tarihten laf açılmış ve hazır Shakespeare söz konusu edilmişken, Şeyh Pir maskaralığına girmemek için kendimi zor tutuyorum a dostlar!..)

Esere Jul Sezar adını verilmiş olsa da, hikâyenin merkezinde Brutüs vardır. Sezar oyunun başlarında ölür ve en güçlü tiradlar bundan sonra başlar. Hele Sezar’ın upuzun cesedi karşısında önce onun intikamını, sonra da âşık olduğu kadını alacak Antonius’us konuşması… Yeri gelirse bir başka yazıda bahsederiz. Sezar’ı merkeze alan asıl tiyatro eseri İş Bankası’nın yakın zaman önce Dört Oyun üst adıyla yayınladığı Bernard Shaw’ın Sezar ve Kleoptara’sıdır.

Şimdi olanı biteni boş verip, dönemin Bulvar gazetesinde fısıldananlara bakalım. Bunları ne tarihçinin belgelerinde, ne Shakesperae’in tragedyasında, ne de Shaw’ın gerçeği enselemekte mahir ince zekasında bulabilirsiniz. Bizim Baltacı gibi nesiller boyu anlatılarak bugünlere gelmiştir.

Sadede gelirsek, orduları dize getiren Sezar için dönemin paparazileri şöyle dermiş: “Sezar, Roma’daki bütün kadınların erkeği ve bütün erkeklerin kadınıdır.” Şimdi elimizde mobese kaydı, ses tapesi gibi şeyler yok. Olsaydı da, bunların muhalifler tarafından üretilmiş montaj – dublaj ihtimalini gözden ırak etmemek gerekirdi. İyi ki yokmuş, işler iyice sarpa sarar, tarihi hangi köşesinden yazacağımızı hiç bilemezdik. Hatta rivayetler o yöndedir ki, iş Roma’yla sınırlı kalmamıştır. Bizzat kendi askerleri Galya zaferi sonrası “Sezar Galya’yı fethetti ama Nikomedes de Sezar’ı fethetti” diye şarkılar söylemiş… Muhaliflerin yalancısıyız.

Fısıltı gazetesinin anlattığına göre Brutüs işinin aslı da çok başkaymış. Sezar onun anası ile bilmem kaçıncı evliliğini yapmış. Kadının önceki eşinden çocuğu olan Brutüs‘ü de himayesine almış. Yani hançer olayından önce de “besle yetimi, ….. ……” durumunun vuku bulduğu düşünülüyor. Yetmez gibi araya giren bir başka kadın sebebiyle de Brutüs‘ün anasını bir eve hapsetmiş. Ölümünden sonra yerine geçen bir başka üvey çocuğu Octavian‘la da arasında bir şeyler olduğuna dair güçlü şüpheler var. Sezar‘ın hem intikamını alan, hem de ömrünün son deminde aşk yaşadığı Mısır kraliçesi Kleopatra‘yı kapan general AntoniusOctavian‘ın evlatlık alınma sebebinin de bu yetimi besledikten sonraki meş’um fiil olduğunu el altından yaymıştır. Ama başka bir paparazi grubu da Antonius‘la Sezar arasında bir şeyler geçtiğini dönemin Televole’sinden flash haber olarak duyurmuştur. Rivayet odur ki, zaten anası yüzünden öfkeli olan Brutüs kıskançlık krizine kapılıyor ve Cumhuriyet’i koruma, senatoyu kollama bahanesiyle hançeri daldırıveriyor. Şüphesiz bunlar muhaliflerin uydurmalarıdır. Boyalı basının işidir.

Ben “bütün kadınların erkeği ve bütün erkeklerin kadını” kısmına takıldım. Bundan iki bin sene sonra yerküre henüz dürülüp kaldırılmamış olursa, bugünü anlatacak tarihçi böyle renkli bir hikâye bulabilecek mi? Filan devirde, falan coğrafyada bütün emperyalistlerin kadını, bütün eziklerin kocası şu kişi vardı diye yazıp çizen olur mu? Öyle birisi olmalı ki, statüsü uğruna altına girmediği tek kral kalmasın; ve kilisesinin selâmeti için bunun altına girmemiş pek az rahip bulunsun. Neyse ki, “dini bütün bir toplumuz”, bizde olmaz. Ama ya şu putperest Roma?.. Onlara ne demeli? Roma’da hikâye bitmez ki efendim.

Gökhan YAMANGÜL  – 15 Kasım 2016

ADIMLAR Dergisi

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/butun-kadinlarin-erkegi-butun-erkeklerin-kadini-oyleyse-yikil-sezar/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>