buyuk_muztaribler_cilt_4_ibda

BÜYÜK MUZTARİPLER (4. CİLT) “DÜŞÜNCE TARİHİNE BAKIŞ” ETRAFINDA – Mehmet ŞENTÜRK

İslâm ve davâ kahrını her ân
Bilâl gibi çektin sen Kumandan
Derdine şâhid yer, gök ve hava
Allah’tan mükafat Cennetü’l me’va
Aziz ruhun şâd, mekânın cennet olsun Ey Şehîd!

 

Kumandan bu eserinde “sır idrâki”ne ermiş muzdarib şairleri ve ruh hâllerini şiirlerinden örneklerle muazzam bir şekilde ele almış.

“Dil”in İlâhî olması gerektiği Hâdis-i Kutsî ile vurgulamıştır. “Allah kâinatı insan, insanı da kendi marifetine ulaşması için yarattı” Hâdisi mucibince Kumandan, bizlere “İlâhî” olmaya memuruz diye ikaz ve telmih yapmakta. Üstad Necip Fazıl’ın aşağıdaki dizeleri de;

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…

Dilin neye hizmetle memur olduğunu göstermektedir. Kumandan, eserini “şiir idraki” sahiplerine, mevzu “Divan Edebiyatı” olarak bizlere takdim ediyor… Tanzimat Edebiyatı ve Servet-i Fünun edebiyatının sefil olduğunu ifâde ederken bu hükmünü şöyle destekliyor. “Tanzimat’a gelinceye kadar Türk sanat ve fikir adamı dünya mikyasiyle(ölçüsüyle) ruh ve kafasının bütün mimarisine sanat ve düşüncenin bütün değerine ermiştir”. Cemiyetin fikri ile şairin fikri müsâvi çizgidedir çünkü. Kumandan Divan Edebiyatı’nın dili, kalıbı, ahlâkı, mantığı ve menbaını sistemli olması hasebiyle Türk’ün sahip olduğu en büyük edebiyat dönemi olarak görür. Divan edebiyatını menbaı da genelde İslâmi değerlerdir. Böyle düzenli, terkibli bir edebi cemiyetin olmadığını söyler. Bu cemiyetin:

Dini mizacı Süleyman Çelebi’de

Derinlik ve olgunluğu Mevlana’da

Mâvera humması Yunus Emre’de

Kahramanlık hayali Battal Gazi’de

İsyan düşüncesi Koçyiğit Köroğlu’nda

Garami hususiyet cevheri Fuzulî’de

Edâ ve estetik ruhu Bakî’de

Mantık ve aklı Nâbi’de

Belâgat ve hırçınlığı Nefî’de

Şive ve zarafeti Nedim’de

İrfan ve inceliği Şeyh Galib’de

Usûl ve sistemi Kâtip Çelebi’de

Tarih ölçüsü Naima’da

Görgü ve merak Evliya Çelebi’de

Mâvera görüşü Erzurumlu İbrahim Hakkı’da

Plastik fikri Sinan’da

Fonetik fikri Dede Efendi’de

Dönemin değerlerini bizlere böyle sunmuştur. Tanzimat’a gelinceye kadar sanat ve fikir adamı şu vasıflara haizdir ki Tanzimat aydınında bunlara pek rastlanmaz;

Dünya görüşü, eşya ve hadiseye bakış zaviyesi, güzel ve doğru, bir kemâl ölçüsü, gelecek iştiyâkı, tenkid ve tayin hükmü, irfan kuşağı, cemiyet örgüsü ve bir ferdiyet mayası… Kumandan’ın zikrettiği kıstasları bünyesinde barındıranlar gerçek münevverlerdir.

Divan Edebiyatı, cemiyetin ana zemini zedelenince göçtü. Zira o bir kemâl ve vahdet zamanının yemişiydi ve ağaçla toprak ve gök arasında düzen bozulur bozulmaz bu edebiyat da sönüverdi.

Şiiri, “idrâk” meselesi olarak görüyor Kumandan. Çünkü şiir bir keyfiyettir. Hisleri idrak etmeli önce şair. İdrak ile yazınca ruh devreye giriyor ve Yunanca’da şair deha ile eş anlamlı. Ancak ruhen ve zevken idrak birleşirse şair deha oluyor Kumandan’ın gözünde.

Hakikati, adaleti söylemek şairin kaleminin zekatıdır bence. Zira hakikati yazmayan kalem sahipleri bu fani dünyanın kendi köşesini bâki sanan adileridir…

Öyle bir devirdeyiz ki hakikat denilen İslâm olgusu, İslâm’ı maymuncuk gibi kullanan zavallılar tarafında hemen değişebiliyor. Üstad Necip Fazıl’ın bir şiirinde  ifâde ettiği “hakikat arayıcılığı” çilesine ne kadar da zıt ve sefilce: “Hakikat değişiyor daha bitmeden cümle / Konuşuyorum yetişmek için bütün gücümle.”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, şiir ve dil bahsinde ise münevver ile halk dili tabiri üzerinde duruyor. Bize dil olarak biçilen rol model ise Üstad Necip Fazıl Kısakürek… Osmanlı Türkçesine vakıf olma zarureti, Kumandan’ın bizlere dil bahsi etrafında bir vasiyeti. Münevverin dili ile halk dili arasında farkın olmasının tabiî olduğunu, lâkin ölçü olması gerektiğini söylüyor. Ölçüyü ise Üstadı Necip Fazıl’ın “Hak ile halk barıştırılmayınca, hak adına halkı küçümsemekten başka bir şey kalmaz” vecizi ile işaret ediyor. Zannedersem burada bizden istenen ve beklenen münevverlere ve halka hakkı anlatmalı, anlatmalı ki Allah o halkı ihyâ etsin. Sır idrakine ermesine nusret kılsın.

Eser Divan Edebiyatı türleri ile devam ediyor. Fahriye edebiyatımızda şairin kendini övme bahsidir. Nef’î bu türün en meşhur şairidir. Naat ve münacaat bahsinde Peygamberimize yazılan Süleyman Çelebi’nin Vesiletü-n Necat en ünlü naatlarından birisidir. Münacaat ise Allah’a yakarıştır ki her şairimizin kavruk yüreklerinden kopan bu samimi feryada her şiirde rastlamak mümkündür.

Kumandan  “hayâl şiirin ve şairin olmazsa olmazıdır” derken Fuzulî’yi başa alıyor. Yaşadığı muhitten mücerret bir kalem Fuzulî. Ruhçu bir şair olmasının yanı sıra batılılarca manifesto-poetika denilen yeni şiir anlayışını dünyada ilk belirten şairdir kendisi.

Divan Edebiyatındaki tezkirelerden bahsediyor Mirzabeyoğlu… Şairlerin hayatını anlatan eserlerdir bunlar. Cumhuriyet sonrası ise Üstad Necip Fazıl’ın “O ve Ben” ve “Babıâli” eserlerini bu çerçevede gönüldaşlarına okumayı tavsiye ediyor.

Osmanlıca yani Osmanlı Türkçesi bu bahsi iki sayfa sürüyor. Lâkin bir cümle var ki, iki sayfayı anlatıyor diyebiliriz. Genç bir edebiyatçı olarak bu denli güçlü ve muhteşem bir dil tarifi görmedim: “Hakikat insanla mühürlendi ve idrak lisanla çerçevelendi. Dil insandır, Dil Kâinattır, Dil Allah’ın kâinat planı anahtarıdır. Oysa dil icatçıları utanmadan dili yenileme gayesinde olanlar bilmez ki Dil vatandır, ortalık vatan haini dolu.”

Bu çerçevede denilebilir ki Türk’ün diline zarar içten gelmemiştir. Planlı bir şekilde Yahudi maşası dönme ve Dilaşar(Agop) markalı Ermeni’den gelmiştir. Osmanlı Türkçesi’nin bilinmesi de tarihini-vatanını şuurlu şekilde kavrayabilmek için bir zarurettir.

İkinci Levhada Hüsrev-ü Şirin, Ferhad ile Şirin ve Leyla ile Mecnun gibi mesneviler üzerinde durulmuş. Özet ve alınması gereken dersleri ifâde etmiştir. Şehîd-Merhum Kumandan bu mesnevileri özet geçmiş, uzun uzun okuma fırsatı olmayan gönüldaşlara da tabir-i caizse büyük bir kolaylık sağlamıştır. Mesnevilerin püf noktaları üzerinde durmuş ve şahıs kadrosunun gerçekte kimler olduğunu anlatmıştır. Fuzulî’nin sembollerle anlattığı Leyla Mecnun hikâyesinin muradını açık açık anlatmıştır.

Ben bu kitabı okuduğumda okulda ki Doç.Dr (… ..) hocamın odasına gittim. Galip bir eda ile hocam dedim, Fuzulî mahlasının anlamı nedir?.. Doçent olmuş Hoca, “Fuzuli, alçakgönüllülükdür” v.s. deyip bütün bilgisinin bu olduğunu ifâde etti. Benim, Kumandan’dan öğrendiğim şekilde, “hocam, ‘efdal’ kökünden gelir. Faziletli anlamında kullanılmış olabilir mi?” şeklindeki sorum karşısında yüzü kızardı ve “mantıklı” diyebildi. 

Kumandan bu eseriyle aynı zamanda bir “edebiyat tarihçisi” nasıl olunur, örneğini de tablolaştırmıştır.  Dörtyüz seksen sayfalık bu eser, Divan Edebiyatı’nı istikbâle ısmarlayan yönüyle eşsiz ve yeni bir soluktur. Divan Edebiyatını sadece “gül-bülbül edebiyatı” olmadığını Nef’î,  Fuzuli ve Şeyh Galip ile bizlere göstermiştir.

Kitabın 230. sayfasında Kumandan der ki; Fuzuli bizim en sevdiğimiz şair… İki beytini de paylaşır. Irak Hille doğumlu şairin Türkçe’ye hâkimiyetini ve garami (şiddetli arzu ve aşk) cevherini ortaya koyar.

“Işk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkun zehri dermanundadur.”

Günümüz kısır Türkçesi (Ey tabip ben aşk derdinden memnunum. Benim derdim dermanımdadır. Asıl zehir senin ilacındır).

“Mende Mecnun’dan füzûn aşıklık istidadı var.
Aşık sadık menem Mecnun’un ancak adı var.”

Günümüz kısır Türkçesi ile (bende Mecnun’dan daha çok âşıklık yeteneği vardır. Sevgide sadakat gösteren âşık benim, Mecnun’un sadece adı var).

Kumandan Fuzuli’nin poetikasındaki “ilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir” yani dayanıksızdır kelâmını uzunca örneklerle yorumlar.

Kumandan Mirzabeyoğlu, satırından satırına her lafzı ibret ve ilim kokan bu eserinde Padişah şairlere de yer verir. Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni’yi anlatır. Beyitlerini inceler. Kanuni’nin şu beytini tüm hastane ve sağlık kuruluşlarına asmak gerekir.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Kumandan Nef’î’yi Üstadı Necip Fazıl’a benzetiyor. Gür sesli oluşu ve kelamındaki belâgat mukabilinden… Şiir tekniği güçlüdür, Necip Fazıl gibi… Kendine güvenen bir şairdir, Üstad gibi… Nef’inin şiirinde mübalağa ve fahriye ön plandadır. Canlı tasvir ve mübalağa ile muazzam şiirler yazmıştır. Üstad’ın “Öz ağzımdan kustum kafatasımı” dizesindeki dehşetli anlatım ve ifâde Nef’î de şöyle karşımıza çıkar:

“Levh-i mahfuz-ı sühangir dil-i pâk-ı Nefî
Tab-ı yâran gibi dükkanse-i sahhaf değil.”

Günümüz kısır Türkçesi ile (Nef’înin temiz gönlü şiirin levh-i mafuzudur. Dostların ki gibi kitapçı dükkanı değildir). Şair Nef’î kendi şiirini ve gönlünü Levh-i Mahfuz’da korunan Allah Kelâmı’na benzeterek, mübalağa yapıyor. Ham yobaz – kaba softa tekfir yarışına girebilir, lâkin, bu sanatın derinliğini mübalağa ile ortaya koyan bir ifâde biçimidir. Ve devam ediyor dönemindeki diğer şairlerin şiirlerini “sahaf dükkanı çalıntısı” olarak gördüğünü ifâde ederek. Büyük şâir, dönemindeki şairleri Fuzuli özentisi olarak görmektedir. Fuzuli 16.,  Nef’î ise 17. yy şairidir. Nef’i de Fuzuli gibi özgün bir şairdir. Lâkin Nef’î kendi dönem şairlerini Fuzuli özentisi olarak görür.

Üstad Necip Fazıl’ın ifâdesine tekrar gelelim. İnsan, tayyare infilâk edip beynine inince, kafatası ağızdan fırlamış. Üstad da hakiki düsünce yoğunluğunu böyle ifâde etmiştir. 

Kumandan Bolu F Tipi cezaevinde kaldığı hücresinin penceresinden bir bakmış 15.yy’dan Ahmet Paşa’yı ve sade Türkçe şairi Necâti’yi, 16.yy’dan şair hocası Zati’yi ve remilci dükkânının hangi şiirlere şairlere tanıklık ettiğini, bu dönemde iki büyük şair yetiştiğini Bakî ile estetik aşkı anlatırken, Fuzuli ile ruhen idraki ızdırabı yaşamıştır. Irak Hille doğumlu Fuzuli’den sonra Erzurum’a bakar o gözler… Nef’i ile coşar, Urfalı Nabi ile durulur. Nedim’i anlatırken hürriyetinden mahrum olduğu İstanbul’u özler. Nedim’i okuyup İstanbul’u sevmemek mümkün mü? Bu İstanbul şehrinin misli benzeri yoktur. Bir taşına bütün acem mülkü fedadır derken Nedim, haksız değildir. İncelik ve irfan piri Galata Mevlevi dedesi Şeyh Galib ile mücerred bir ruh hâline bürünür Kumandan.

Kumandan edebiyat için de gerekeni yapmıştı. Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı ve diğer merhaleleri de yazılarında işlemiştir. Üstad Necip Fazıl’ın dostu, Edebiyat ve Türk Dili duayeni Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu “Üstad Necip Fazıl’ı anlatmak izafiyet teorisini anlatmak gibi zordur” diyor. Edebiyat tarihçileri işte böylesi büyük bir yenilikle karşı karşıyadır.

Kumandan edebiyatın her alanında muhteşem fikirlerini beyan etmiş, bilgi vermiştir. Kuru bilgiyi verip bir dünya görüşüne nisbetle fikir beyan etmekten kaçınan, kendi tabiriyle teyze kılıklılardan olmamıştır.Necip Fazıl’ı nasıl bizlere aktardıysa, gerçek mânâsıyla unutulmamasında rol aldıysa; bizlerde edebiyatçılar ve gönüldaşları olarak Salih Mirzabeyoğlu’nu unutmayacağız unutturmayacağız!!!

Cefâ ve çile dolu hayatına bu kadar eseri sığdıran bu büyük şahsiyetin aziz hatırâsı önünde edeple eğiliyor, ihtiram gösteriyorum.

Aziz ruhun şâd, mekânın Cennetü-l mevâ olsun Kumandan…

http://www.adimlardergisi.com/buyuk-muztaripler-4-cilt-dusunce-tarihine-bakis-etrafinda/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>