cagin-ruhu-vaktin-libasi-ibda-salih-mirzabeyoglu-adimlar

ÇAĞIN RUHU, VAKTİN LİBASI – Burhan Halit KOŞAN

Çağın ruhuna, vaktin libasına karşı çıkmak imkânsızdır.

Selâm olsun, çağın ruhunu kuşanıp, vaktin libasına bürünenlere. İhtiyat, hassasiyet, sakinlik* ile yürüyenlere selâm olsun. Bu kısa girizgâhtan sonra bir sualle başlayalım, sonrası Allah Kerim.

Bedbaht insan kimdir?

Elbette ki sultan olacağını unutan veliahttır. Halife insan makamını unutan gafilin bedbahtlığından çok daha büyük bir günâh olabilir mi? Bilmiyorum. Halife insan olduğunu unutmak, kibrine, nefsine/egosuna tekbir getirmek ile alâkalıdır. Bu sebepledir ki cehennem bu kibirli ve ekâbir tipleri asla terk etmez ve mıknatısın dikiş iğnelerini çektiği gibi kendi ateşine çeker.

Tevazuu yerine nefsin cilalandığı bu çağ, rahmetli Üstad’ın tabiriyle Kâhtı rical-adam kıtlığı çağıdır. Kabul etmeliyiz ki bu çağın insanları, aciz olmasa bile oldukça zayıf ve çaresizdirler. Buçağın insanları beşer tarihinin hiçbir döneminde rastlanılmayan ayartma, suça yönlendirme, provokasyon ve tahrik ile kuşatılmıştır. Bu saldırı türleri ile imha edilmek istenen insanlık, huzursuzluk, bıkkınlık, insanın kendine yabancılaşması, çevresinden ve tabiattan yabancılaşması, hayatın donuklaşması, insanın otomatikleşmesi ** hastalıklarına duçardır. Bütün bunlarla birlikte mütedeyyin, samimi dindar insanların kutsiyetine düşman ve ananelerine nefret duyan çevre şartlarında nefes alması ve din bezirgânı olan kaba softa ve ham yobazların tehdidi altında olduğu inkâr edilemez bir realitedir. Mütedeyyin insan olmak, artık doğal bir olgu değildir. Allah’a kul olmak yerine vatandaş olunursa daha değerli olunurmuş adı altında, cani cürümler, cinayetler işleniyor. Neticede ukba kokan her şeyin tasfiye edildiği, tasavvufun-metafiziğin ağır saldırılara maruz kaldığı ve halife insanın görüldüğü yerde yargısız infaz edilme tehdidi altında olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Patolojik bir vakıa olan bu yaklaşımlar, elbette ki kalp sahibi, vicdan sahibi halife insanlar nazarında batıldır ve yanlıştır. Sonuçta bir şey batıl ise yararlı-zararlı tartışmasına girmek abes ile iştigâldir. Batıl olan algılar ve olgu zannedilen fasaryaları, “az batıl, çok batıl” gibi lüzumsuz değerlendirmeler ile ele almak lâfü güzaftır, boş lakırdıdır.

Takdir edersiniz ki amellerimizin özü dua, dualarımızın özü Allah’a olan kesintisiz muhabbet ise, yeryüzünde etkin ve tesirli hareket etmemizin ana kaynakları da hür akıl, şuurlu zihin ve uyanık kalp ile vakaları ve hadiseleri takip etmemizden geçmektedir. İki insan bir yola çıkacak olsa, haritaya birlikte göz atmaları, birlikte tetkik etmeleri,  rota kararında mutabık kalmaları normaldir. Lâkin iki insanın gayeleri birbirinden farklı ise ayrılık kesindir. Bu örneği niye verdim? İnsanlar, temel ilke ve prensipler ile hedef ve gaye konusunda kökten bir anlaşmazlık içindelerse, müzakere ve münazara yapmak fayda sağlamaz. Gayeleri birbirinden kopuk insanların münazarasının maksadı, aslında birbirlerinin zihin haritalarını çıkarmaya matuftur. TV ekranında zamanla sınırlanan münazaralardan hakikat değil, iblisin cılk yumurtaları çıkar. Körlerin didişmesine bakarak harita okunamayacağı gibi, yol rotası da çizilemez.

Hakikat, samimi, kalbî, muhabbetli özel münazaraya her zaman açık olmakla birlikte, asla ve kata şova, nefis pazarına ve müzayedeye çıkmaz. Bu ve benzeri sebeplerle yaptığımız her müsbet veya menfi tercih ile serencamımıza bir şeyler katarız. Yapacağımız tercihlerin doğru şık veya yanlış şıkkı işaretlememizin tesirinin de şahsımızın ruhi bünyesine ve metabolizmamıza yansıyacağı kesindir. Yüzyılların molozu altında kalan ruhî bünyemizi tamir ve metabolizmamızı sağlığına kavuşturmak için, halife insan hakikatini kucaklamaktan başka bir yol yoktur.

Akıl savaşları, kelime cambazlığı, söz oyunları ile paradoks numaralar, illüzyondan başka bir şey değildir. İnsan muhakkak akıl sahibidir. İnsanı, bilgiye taşıyan ve bilgiye kavuşturan kapılardan biri de elbette ki akıldır. Bütün bunlara rağmen akıl, insanın tanımı değil kullandığı bir alettir. Gelin, keskin zekâ ve olgun akıl aletimizle, istiridye kabuğundan yastığımızı, çakıllardan döşeğimizi yapalım ve Allah’a verdiğimiz kavlimizi hatırlayalım.

Evet, halife insan olabilmemiz için çağın ruhunu kuşanıp, vaktin libasını giyinelim. Çok haklı olarak, kıymetli okuyucunun aklına şu sual gelebilir: “Bedbaht olmamak için çağın ruhunu kuşanmak, vaktin elbisesine bürünmek için ne yapmalıyız?” Bu sualin kısa cevabını yazmadan önce gelin hep birlikte din bezirgânları ile kaba softa ve ham yobazlar tarafından yıllardır pazarlanan sahtekârlıklarından birinin karnını deşelim ve gözünü çıkartalım ki hakikat ayan olsun.

UHUD HARBİ’NDE BİZ YENİLMEDİK

Berrak düşünce ve nisbet tefekkürü ile hakikati kuşananların geçebildiği örümcek ağ engelini aşan seçkinlerin her şeyleri farklı olduğu gibi perspektifleri, sezgileri, tahlil ve tespitleri de inanın ki çok farklı. İşte bu seçkinlerden bir seçkin olan şehid Kumandanımız, Uhud Harbi’yle alâkalı olarak: “İstikbâlin büyük sahabileri, mazideki sahabilere galip gelmiştir” *** kelâmındaki zarif naiflik ile hikmet üstü keremli bakış açısından kaç kişi haberdardır? Cidden bilmiyorum. Uhud Harbi’ni incelediğimiz takdirde Allah Resûlü ve sahabe efendilerimizin küfrü tarumar, kâfirleri yerle yeksan ettiği malûm.

Allah’ın Mekri İlahi (İlahi cilve) esması gereği küheylanların geçemeyeceği bir koridordan geçen Halid Bin Velid gibi istikbâlin büyük sahabesinin zaferini, hayat yolculuğunda vardığı imân odağından değerlendirildiğinde, vallahi biz yenilmedik, billahi biz yenilmedik. Üstadın şiirini hatırlamanın ve hatırlatmanın tam yeri olsa gerek.

“Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür,

Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür.”

Evet; Çağın ruhu, aziz Türk Milleti’nin Kızıl Elma’sı ve topyekûn insanlığın kurtuluş reçetesi Başyücelik nizâmını kuşanalım ve çağın libası, mânâsı ve muhtevası olan İBDA külliyatına bürünelim ki bedbahtlardan olmayalım. Biz, yeter ki bal arısı vızıltısı çıkaralım; inanın ki çağın sembolü ve istikbâlin heybetli şahsiyetinin kaleme aldığı bu nizâm ve bu metafiziğe ilişkin adalet çığlığına ses verelim. Bu ses karşısında, Fransız devriminin çocuk oyuncağı, Simon Bolivar devriminin Pinokyo gibi kalacağına şahit olacağız.

Burhan Halit KOŞAN

*Rapor 7 Aylık Dergi- Kitap / Necip Fazıl VE YENİ DOSTLARI

Sayfa: 82- Kumandanımızın HESAPLAŞMA makalesinden aplikedir.

**İslam’a Muhatap Anlayış- Salih MİRZABEYOĞLU

Sayfa: 189 aplike edilmiştir.

***Üç Işık – Sayfa:117 / Salih MİRZABEYOĞLU

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>