image

CENNETİN KRALLIĞI YA DA KRALLIĞIN CENNETİ… – Ömer Şerif Turan

İlk insandan bugüne kadar birçok olay ve olgu meydana geldi. Her zaman insanın bu dünyada ne işi olduğu sorgulandı ve halâ sorgulanıyor. Maddî ve manevî olarak iki taraf içinde fikir üretip varlığın gerçekte ne olduğunun sorgulanması oldukça eskiye dayanır. İnsanlık tarihi aynı zamanda dinler tarihi demektir. Beşeri dinleri bir kenara bırakacak olursak, ilâhî dinler -Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık- bugün dünya üzerinde kök salmış büyük bir geleneğe sahiptirler. Özellikle eski zamanlardan bu yana; Yahudilik ve Hıristiyanlık ciddi bozukluklar yaşamıştır. Yahudilik kendi özünü inkâr ederek ağırlıkla dünyayı merkezi alan bir din hâline gelmişken, Hıristiyanlık, ağırlıkla ahreti merkez alan bir din hâline gelmiştir. Müslümanların tâbi olduğu İslam dini ise; ilk günden bugüne kadar herhangi bir bozukluğa uğramamıştır. Makâlemizde, ikisi saptırılmış bu üç ilâhî dinin buluştuğu bir coğrafyayı, yani bugün İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında bulunan Kudüs’ü ele alacağız. Kudüs’e üç ilâhî dinin bakışını “Cennetin Krallığı” filmi üzerinden inceleyeceğiz.

Vicdanın krallığı; yani gerçek krallık. Cennetin krallığı filminde Kudüs, üç ilâhî din için (Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık) bir ülkü olarak vurgulanıyor… En eski tarihte Yahudilerin kutsal mabetlerine ev sahipliği yapan yer: Kudüs… Hıristiyanlar tarafından, Yahudilerin Hz. İsa’yı çarmıha gerdiğine inandığı tepenin bulunduğu yer: Kudüs… Müslümanlar tarafından Hz. Muhammed’in Miraç’a yükseldiği mescidin bulunduğu yer: Kudüs… Üç ilâhî din için dünya üzerinde ki en önemli toprak parçası… Yeryüzünde birçok toprak parçası var ki, bunlar insanlar tarafından çok kıymet görmüşlerdir. Örneğin: Mekke, Medine, Şam, İstanbul, Roma… Fakat Kudüs’ün önemi daha farklı bir boyut taşıyor. Tarih boyunca üç ilâhî dinin mensuplarının sevip kalbinde taşıyacağı ve gerekirse canı pahasına savaşacağı yer: Kudüs…

Yönetmenliğini Rıdley Scott’un yaptığı, 2005 yılında çekilen ve başrolünü Orlando Bloom’un üstlendiği Cennetin Krallığı filminde takvimler 1184 yılını göstermektedir. 1096 yılında başlayan ve Kudüs’te Latin Krallığı’nın kurulmasıyla sonuçlanan ilk Haçlı Seferi’nin üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçmiştir. Kudüs’ün kaybı ile yaşadığı şokun etkilerini üzerinden atmaya başlayan İslam ordularının aman vermez saldırılarını bertaraf etmek ve krallığı desteklemek maksadıyla 1146 yılında İkinci Haçlı Seferleri düzenlenmesine rağmen kaçınılmaz sona adım adım yaklaşılmaktadır. Selahaddin Eyyubi (Hasan Mesut) isimli birisi ortaya çıkmış, İslam ordularını tek bir komuta altında toplamıştır. Fransa’nın bir kasabasında demircilik yapmakta olan Balian’ı (Orlando Bloom), bir şövalye (Liam Neeson) ziyaret eder ve kendisiyle Kudüs’e gelmesini ister. Bu şövalye onun babası ve aynı zamanda Kudüs’te bulunan Ibelin’in Baronu’dur. Karısı intihar eden ve çocuğu ölü doğan Balian hayata küsmüş kendisine ve köyün insanlarına zarar vermemesi için hapsedilmiştir. Bütün bu olanların ardından içinde vicdani bir hesaplaşma yaşayan Balian, sonunda Kudüs’e gitmeye karar verir. Uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından Balian Kudüs’e varır. Bu yolculuğun sonunda babasını kaybeder ve şövalyelik ona geçer. Balian şehrin içindeki kozmopolit yapıyı hemen fark eder. Kendisi bir Hıristiyan olduğu için Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği tepeye çıkar ve dua eder. O sırada şehrin krallığı Hıristiyanlardadır.

Hıristiyanlar için eski zamanlardan beri önemsenen Kudüs, her dönemde Papa’nın ilâhî vaazlarıyla yüreklenen Avrupa milletlerinin gözdesi olmuştur. Avrupa milletleri daima Kudüs’e sahip olmak istemişlerdir. Zira Kudüs, Hıristiyanların peygamberinin, yani Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yerdir ve asıl toprakları orasıdır. Fakat Hıristiyanlıktan önce Yahudilik dini yeryüzüne indiği için, Hıristiyanlar Müslümanlardan önce Yahudilerle çatışmışlardır. Yedinci yüzyıldan itibaren de Müslümanlar ile çatışmalar başlamış ve zamanla bu gidişat Haçlı Seferleri’ni doğurmuştur.

Müslümanlar, Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği günden beri Kudüs’e ayrı bir önem vermişler ve Kudüs’ü fethettikten sonra şehrin içine –daha önce Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi- çeşitli yapılanmalar inşa etmişlerdir. Müslümanlar Kudüs’ü fethettikten sonra Yahudi ve Hıristiyanların mimarisine ve insanlarına zarar vermemişler; fakat Hıristiyanlar Kudüs’ü fethettiklerinde çocukları, kadınları, yaşlıları acımasızca katletmişler ve geçmişte Müslümanların oluşturduğu mimariye ciddi oranda zarar vermişlerdir. Hatta haçlı seferlerinin birinde, Hıristiyanların Kudüs’ü almasından sonra, bir Haçlı komutanının, “atımın dizine kadar her yeri Müslüman kanıyla suladım” diye zamanın papasına haber gönderdiği kaynaklarda geçer. Bundan dolayı bütün Hıristiyanları elbette ki katil göremeyiz. Fakat tarih, bütün gerçekleriyle birlikte yazılmalıdır.

Filmde Müslüman ordularının komutanı olarak gördüğümüz Selahattin Eyyubi, on ikinci asrın sonlarına doğru artık kesin bir fetih gerçekleştirmek için harekete geçer. Aslında Selahaddin Eyyubi dönemin kralı ile Kudüs’te barışın devamlı olabilmesi için çok çaba sarf etmiştir. Kral da Selahaddin Eyyubi ile iyi geçinen ve barış taraftarı olan bir kişidir. Fakat krala bağlı Hıristiyanlardan bazılarının Müslümanlar ile savaş yapmak istemesi, bu yüzden kralı sevmemesi ve kralın ilerleyen ölümcül hastalığı nedeniyle bunun tam olarak önüne geçememesi savaşı kaçınılmaz kılmıştır. Kudüs’te savaş yanlısı Hıristiyanların Müslümanlara karşı yeni bir katliama başladığını öğrenen Selahaddin Eyyubi artık Kudüs’ü tamamen fethetmenin gerektiğine karar vermiştir. Ağır hasta olan kral bu sırada ölür. Artık kralı sevmeyen Hıristiyanlar için fırsat doğmuştur. Bu sırada dağılan Hıristiyanların ardından şehri savunmak Balian’a düşer ve Balian derhal hazırlık yapmaya başlar. Selahaddin Eyyubi Kudüs önlerine gelmiş ve şehrin yüksek surlarını dövmeye başlamıştır. Çetin bir mücadele ile geçen savaşın ardından Selahaddin Eyyubi üstünlüğü sağlar ve bunun üzerine Balian ile görüşürler. Balian, bu şekilde şehri teslim etmeyeceğini ve sonuna kadar savaşacağını söyler. Selahaddin Eyyubi, şehri teslim ederseniz içindeki bütün (kadın, çocuk, genç, yaşlı) insanları şehirden çıkıp geri dönmeleri için serbest bırakacağını, hatta Akdeniz’e kadar güvenliklerini sağlayacağını söyler. Balian bunu kabul eder ve sizden önce Kudüs’ü ele geçiren Hıristiyan komutanlar böyle bir şey yapmadılar, insanları öldürdüler, siz neden böyle yapıyorsunuz diye sorar. Selahaddin Eyyubi, çünkü ben Selahaddin Eyyubi’yim der. Filmde gördüğümüz gibi tarih boyunca birçok Müslüman komutan, sorumluluğunun bilincine sadık kalmıştır. Çünkü yeryüzünde dini, dili, ırkı ne olursa olsun adaleti daima gözeten bir peygamberin varisi olduklarını ve bütün Müslümanların kendileri üzerinde hakları olduğunu hep hatırlamışlardır ve hatırlatmışlardır. Şehri teslim eden Balian tekrar kendi topraklarına döner. Filmde Yahudiler fazla vurgulanmasa da, bazı yerlerinde Yahudilerden de bahsedildiğini görüyoruz.

Tarih boyunca Kudüs, dini bir özellik taşısa da, başta Yahudiler, daha sonra Hıristiyanlar ve Müslümanlar için kutsallığının yanı sıra siyasi ve iktisadi değerler de taşımaktaydı. Yahudiler bütün peygamberlerinin kutsal emirlerini yerine getirmek için Kudüs’ün bulunduğu bölgenin kendilerine Allah tarafından verildiğine inanmışlardır. Hıristiyanlar da geçmişten bu yana Kudüs’e sahip olmayı dünya üzerinde ki egemenliklerinin sağlanması için istemişlerdir. Hıristiyanlar için, ancak Kudüs olursa, Allah’a karşı olan vazifelerini tam anlamıyla yerine getirmiş olacaklardır. Yahudiler ve Hıristiyanlar sadece kendi milletleri için bu kutsal amacı düşünüyorlar, başka insanlara Kudüs’te yaşama hakkı vermiyorlardı. Fakat Müslümanlar Kudüs’ün asıl sahibinin kendileri olduğunu düşünürken, diğer milletlere de burada yaşama şansı tanımışlardı.

Kudüs, geçmişten bugüne Yahudililere, Hıristiyanlara ve Müslümanlara ev sahipliği yapmıştır. Üç ilâhî dinin önemli mabetlerini ve hatıralarını taşıyan şehrin kaderi geçmişten geleceğe bu şekilde ilerliyor. Şu an İsrail’in yoğun –siyasi, sosyal, ekonomik, askeri- baskısı altında ayakta durmaya çalışan kadim şehir Kudüs, kendisini yeniden fethettikten sonra gerçek bir kardeşliğe hâkim olacak komutanını hala sabırla beklemektedir. Her şeyi bir kenara bırakırsak; Kudüs’ü kalıcı bir huzura kavuşturacak olan tek şey: insanlığın vicdanını kaybetmeyerek, daima doğruyu, gerçeği ortaya koyma çabası olacaktır. Filmde demircilikle uğraşan Balian’ın atölyesinin üst tarafında “Dünya’yı daha iyi bir hale getirmeyen insan, insan değildir” yazmaktadır…

Ömer Şerif TURAN*

* Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi

Orjinal: http://www.adimlardergisi.com/cennetin-kralligi-ya-da-kralligin-cenneti/

Etiketler:
cennetin krallığı Filistin hıristiyanlık İslam selahaddin eyyubi yahudilik

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>