cin-paramparca-olacak-4-son

ÇİN PARAMPARÇA OLACAK -4- SON – Burhan Halit KOŞAN

TÜRK MİLLETİ, CİHANA HÂKİM OLMAK İÇİN YARATILMIŞTIR!

Vahdaniyet silsilesinin erdemli ve edeplisi, Yeniçeri’nin isim babası, Türk milletinin bilgesi, Pirimiz Hacı Bektaş Veli böyle buyurdu. Biz de “Hû” çekelim gönüldaş, “Hû” çekelim erenler, el alıp pirimizden, yola revan olalım. Gayret bizden, himmeti ve bereketi Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den.

“Tilki Günlüğü” eseri veya “Ölüm Odası” ile alâkalı bir yazıya niyetlensem de Çin üzerine başladığımız makaleyi bitirmeye karar verdim. Fütürist bir yaklaşımla, “Çin Paramparça Olacak” makalemizi yazmak için kendimi paraladığım, satırlarımın temelini ve omurgasını oluşturduğumuz üç yazıdan sonra sıra geldi hüküm ve mühür kısmına.

Gerçek dünyanın dikkatini çekebilmek için bir özellik gerekir. Bu özellik de, doğru ve yanlış olmaktan ziyade söylenenlerin uygulanabilir ve insan ağzında acı kahve tadı bırakan cinsinden olma zaruretini gerektirir. Bizler, Adımlar kadrosu olarak açık görüşlü ve aydın ruhlu insanlarız; bu günün hakkını verme gayretimiz, geleceği inşâ hedefimizden kaynaklanıyor. Savaş taciri Batı ve Atlantik’in mitlerini dağıtmakla birlikte yarının dünyasını inşa etmek için Başyücelik Devleti hedefli çaba ve gayret sarf ediyoruz. Çabamızın zafer ile neticelenip neticelenmeyeceği Allah’ın takdiridir.

Mir’imizden, “Kuklalar, kukla oynatanlar, şanlı mankenler”(1) başlığı altında üç çeşit devlet başkanı olduğunu öğrendik. Bu öğrendiğimden yola çıkarak şunu söylemeliyim ki “Kuklalar” cinsinin ete ve kemiğe bürünmüş hâlini tasvir edecek devlet reislerine numûne olarak kesinlikle ve kesinlikle tüm Çin devlet başkanları dâhildir diyebilirim; Mao hariç.

Orta Doğu yöresinde başlatılan ve hâlen devam eden rejim değişikliği ve sonrası kaos plânlamasını yapan Amerika’nın, aynı şekilde Uzak Doğu bölgesinde de rejim değişimleri ve çatışma sonrası kaos / kargaşa ortamının hazırlık safhasından uygulama aşamasına geçtiğini söyleyebilirim. Bu noktada şunu belirtmeye mecburum: Amerika, gevşek Batı ülkelerinin –İngiltere, Fransa ve Almanya–, işleri ne kadar ileri götürebileceğine yahut ne kadar süreyle sürdürebileceğine dair fikirlerinin olmadığını bilmektedir. Batı –İngiltere, Fransa ve Almanya– ileriye dönük olarak kırıntıların peşine düşerken Amerika ise işleri ne kadar çığırından çıkarırsa, ne kadar kötüleştirirse yapmak istediği dönüştürme ve etkinliğinin de aynı oranda artacağına inanmaktadır.

Amerika, kirli savaş ve kişiye özel savaş açma tekniklerinin ikisini dekullanmaktadır. Bu durumu görmemek, ya ahmak yahut Amerika’nın paralı askeri olmayı gerektirir. Amerika, Kuzey Kore liderine karşı, kişiye karşı özel savaş tekniklerini uygulamaktadır. Eski siyah-beyaz kovboy filmi izleyenlerin çok iyi bildiği bir sahne vardır. Sahneyi hatırlarsak, ‘‘Aranıyor: Ölü ya da diri’’ tarzı propaganda ile yapılan savaş tekniğine, kişiye karşı özel savaş tekniği denmektedir. Bu eski bir teknik olsa da oldukça kullanışlı ve insan algılarını aldatan bu tekniğin, hâlen daha geçerli olduğunu görmeliyiz. Mevcut rejimin bugüne kadarki uygulamaları başta olmak üzere Müslüman halkları yöneten bütün kukla rejimler,  zulümlerini ört bas etmek ve zalim yönetimlerine muhalif olanların hangi görüş mensubu olduğunu ayırt etmeksizin “vatansever inanan” kimlik sahiplerine karşı karakter cinayeti veya itibar suikastları ile öldürme tekniğinin uygulandığını söylemeliyim. Bu netameli konudan uzaklaşıp kendi konuma döneyim.

Evet, Amerika’nın, Orta Doğu’da başlattığı kirli savaşın –toplulukları, halkları yok etme savaşının– tıpatıp benzerini veya daha vahşi şeklini Uzak Doğu bölgesinde de uygulamalı olarak göstermenin arzusu ile hareket ettiğini görmeliyiz. Buraya kadar olan anlattıklarımın Çin ile doğrudan olmasa da dolaylı olarak ilişki ve irtibatlı olmasından dolayı yazmaya mecburdum. Çin’i, ucuz döviz kuru üzerinden kapatmak için yıllardır çalışan Amerika’nın, ucuzdan da öte tamamen boş beleşe kapattığını söylemeliyim. Bu tespit, bazılarına şaşırtıcı gelse de ben gerçek olanı, realiteyi söylüyorum.

Müsaadeniz olursa, “Neomavi” tarafından bestelenen ve seslendirilen “Sakarya Türküsü” dinletisi eşliğinde Fransız ressam Decamps ile Parisli bir yurttaşımızın, konuşmasına kulak verelim.

Fransız ressam Decamps, yağlı boya portre çalışmalarından birini görüp, Türk olup olmadığını soran bir kişinin sualine şu karşılığı verir: “Beyefendi, bir Türk’ün güzel yüzünü, kuvvetini, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olanı, Türk’ün özünü göstermektir. Bu öz ay ışığı gibi görülür fakat gösterilemez.”

Evet, kıssadan alınması gereken hissenin anlaşıldığına inandığımdan dolayı ben, Çin konusuna döneyim.

Evet, Çin, Amerika ile beraber dans ve vals yapmaması halinde Amerika tarafından kendine bahşedilen dış yatırım hedefi olma statüsünün elinden alınacağının ve kendisine bahşedilen bu ayrıcalığını kolaylıkla kaybedeceğini bilmektedir.

Amerika, Çin ile olan ilişkilerini: “ne seninle, ne sensiz” prensibine göre şekillendirmektedir. Kuzey Kore ve Uzak Doğu’nun güvenliği söz konusu olduğunda birinci prensibi ile hareket ederken ilişkinin şekli ekonomik ise bu defa ikinci prensibine göre hareket ederek, Çin olmadan da yaşayabilirim demektedir. Güvenlik derken, Amerika, kendi sömürücü menfaatlerini korumak için adalet talep eden güzel ülkeleri yola getirmek,  Pentagon ve Beyaz Saray’ın emriyle uygulanan terör faaliyetlerini ört bas etmek için istismar ettiği bir kelime olarak anlamalıyız.

“Arı Kovanı” projesiyle Orta Doğu yöresini, Irak üzerinden kan gölüne döndüren Amerika, şu anda ise kötü aktör olarak propagandasını yaptığı Kuzey Kore bahanesiyle de Uzak Doğu bölgesini kan denizine çevirme arzusuyla hareket etmektedir.

Mesele karışık, konu çetrefilli, dil girift olması yetmezmiş gibi fikri ekoller yerine, birbirinden hacim olarak ayrılan yapıların kuru gürültü çıkardığı bir Türkiye’de yaşadığımızı unutmayalım.  İmdi müsaadeniz ile “Nakşibendî Gülüyüz”  dinletisi eşliğinde, Arap’ın asil bir çocuğuna kulak verelim.

Meşhur Arap bilginlerinden olan Semame Eşreş, Türk lâfzını duyduğu zaman hürmet tavrı sergiler, saygı ve muhabbetle birlikte Türk milleti için dua ettiğine şahit olanlardan biri, bu tavrın sebebini sormuş. Semame EŞREŞ: “Türklerin yüreği temizdir. Onlarda batıl fikirler, basit düşünceler yoktur. Türklerin vücutları ve sesleri gibi konuştukları dil de azametlidir. Her Türk kendini aslan, düşmanı av, atını ceylan sayar!” cevabını verir.

Nakşî mektebinde, “Âlem konuşur Nakşî susar, Nakşî konuşursa âlem susar” terkibi gereğince sizlerden rica ediyorum; ceketimizi ilikleyelim ve dikkatle dinleyelim. Mütefekkir Salih MİRZABEYOĞLU, “Şair, zamanın mânâsıyla mutabakatı olan mizaçtır.” (2) sözüne mutabık olarak toprağa basmalı, “vaktin babasını” en azından anlamaya çalışmalıyız.

Ricamın hâlen daha geçerli olduğunu hatırlatmalıyım. Lütfen ceketimizin üç düğmesi ilikleyip, can kulağıyla dinlemeye devam edelim; Mir’imizi. Çin, “Mao’nun ölümünden sonra eski ideolojik keskinliğinden çark etmeye başladı. Uluslararası arenada, ekonomik bakımdan ve eski siyasî ağırlığına nispetle şimdi siyasî bakımdan da geride duran bu ülke, dünyaya taşımak bakımından kültür yönüyle de bir hayat tarzı vazediyor değildir. Çin, dünya için, dünyanın üçte birini temsil eden nüfusuyla sadece bir “aç insan silosu” dur. … Aşağı yukarı Hindistan için yapılacak tespitler de bundan farklı değildir.”(3) demekle analizin hangi noktadan başlatılması gerektiğini de göstermektedir ve çok haklıdır.

Gezegene yön vermekten aciz, siyasî oyun kurucu olmaktan uzak, dünyaya kültürel katkıdan çok, dünyaya yük olan bir Çin olduğunu bilmeliyiz. Coğrafya ilminde “Turan Yaylası”  tabiri vardır ki Macarlar, bu tabiri Ural-Altay yerine kullanırlar. Dikkatinizden kaçmadıysa bu tabirin karşılığı olan bölgemizin Doğu Türkistan kısmını esaret altında tutan ve jenosid-soykırım uygulayanın işgâlci Çin olduğunu söylemeye bile gerek duymuyorum. Tüm bu gerçeğe karşın, bizler adımlarımızı plânlı, programlı ve en önemlisi Doğu Türkistanlı mazlum kardeşlerimizi Çin’in hedef tahtası haline getirmekten uzak tutacak şekilde hareket etmeye dikkat etmeliyiz. Tarih pireye kızıp yorgan yakan ve sonucunda kendi varlıklarını sonlandıran pek çok insan ve topluluğun olduğunu yazmaktadır. Bizler, baş aklımızı, sezgimizi ve yüreğimizi de kuşatan kalp aklımızla hareket etmeye mecburuz.

Amerika, yükselen Asya kıtasının tamamını, soğuk savaşın barışla neticelenmesinden dolayı kendi payına düşen hisse olarak görmektedir. İnsanların ve toplumların kalbini inciten bu tavra karşı çıkmayan Çin, Japonya, Vietnam, Kamboçya gibi ülkeler Kuzey Kore ile Güney Kore birleşmesinden sonra kendi parçalanışlarının yolunu açtıklarını görecek olsalar da iş işten geçmiş olacak. Şu ânda pasifik okyanusunda ve Kuzey Kore sahillerinde bulunan Amerika savaş gemilerinin asıl maksadı Kuzey Kore’ye gözdağı vermekten ziyade Çin ve Japonya’nın gözünü korkutarak kendine olan bağlılıklarından taviz vermemeleri gerektiğinin ihtarıdır.

Çin Komünist Partisi, iktidarsız erkek hüviyetinin anlaşılmaması için çabalasa da tahliller, iktidarsız olduğunu göstermektedir. Çin, gezegende yaşayan ve ülke demiyorum erk olan devletlere yanaşmasının sebebini her ne kadar “Barışçı bir şekilde yükselen Çin” kavramını anlatmak için diye izâh etmeye çabalasa da bu kavramı ortaya atmasının asıl sebebinin, kendi iç parçalanışını gizleme saikinden kaynaklandığının farkındayız.

Pekin, Vatikan ile resmi diplomatik ilişki gerçekleştirerek, başat Amerika başta olmak üzere Batı –Londra, Paris, Berlin– merkezlerine şirinlikler ve şaklabanlıklar yapsa da Başat Amerika ve Batı –Londra, Paris, Berlin– isimli global mafya çetesi için Hıristiyanlığın değerleri değil menfaatlerinin önceliği önemlidir. Bu çetenin, menfaat devşirip, haraçlarını almak için ortaya attığı içeriği boş, kendisi palavra bir kavram var; Demokrasi. Aziz kardeşlerim, kıymetli kız kardeşlerim; Demokrasi için savaş vermek diye bir şeyin olmadığını anlamalıyız.

Sonuç olarak;  soğuk savaş döneminde ameliyatla ayrılan Kuzey Kore ile Güney Kore birleşecek; Doğu Almanya ile Batı Almanya birleşmesinden daha sancılı olsa da. Çin, bu birleşmenin ardından iç ayrışması hızlanacak ve parçalanma sürecine gebe kalacağına inanıyorum. Gezegenimiz, yeni bir çağa hamile iken yerel veya küresel problemler karşısında, güzel ülkemizin iyi hükümetlere ihtiyacı vardır. Bu noktada, öyle veya böyle geleceğin sahibini değiştireceğiz. Bizim, haklı olduğumuzu bilmek, güzel bir duygu,  hem haklı hem de kazanacağımızı bilmek, çok çok daha güzel bir duygu. Evet, haklı olduğumuz Başyücelik uğrunda, kazanmak için sadece ve sadece fedakâr ve cefakâr şekilde çalışmamızın gerektiğinin şuuruyla gayret edelim; çaba gösterelim.

1-Salih MİRZABEYOĞLU / Başyücelik Devleti /Sayfa 25

2-Salih MİRZABEYOĞLU / Yağmurcu / Sayfa 20

3-Salih MİRZABEYOĞLU / Başyücelik Devleti /Sayfa 93

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/cin-paramparca-olacak-4-son/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>