devlet-idaresi-muhlise-deniz-adimlar

DEVLET İDARESİ – Muhlise DENİZ

Bütün hakikatlerin kökünün Mutlak Fikir-İslâm’da oluşuna nisbetle tüm meselelerde göründüğü gibi, idare ve idarecinin oluru da yine Mutlak Fikir’de…

Kendisinden başka örnek topluluk tanımadığımız Nur Halkası’nın (Sahâbîler Topluluğu) kandillerine yöneltiyoruz dikkatimizi…

Adalet denildiğinde hatıra gelen yıldızların başında Hz. Ömer (ra) var…

“Yoldan saparsam beni düzeltmezseniz sizde, siz beni düzeltmek isterseniz ben bunu yapmazsam bende bir hayır yoktur” noktalamasıyla “adaleti” ve “mesûl olma” keyfiyetini kafalara ve kalplere kazıyan hak ile bâtılın ayırıcısı Faruk (ra)…

“Eğer saparsan seni kılıçlarımızla doğrulturuz!” ikâzına memnun olup Allah’a hamd eden Müminlerin Emiri bir yana; “en tepedeki”nden aşağıdaki memuruna kadar en ufak tenkide dahi tahammülü olmayan her türlü iç muhasebeden uzak yüksek mevki sahibi makam sevdalısı bugünün idarecileri bir yana…

Hz. Ömer’in hilâfet zamanları…

Müslümanlarla anlaşmak üzere Bizans’tan bir heyet geliyor. Zihinlerde şöyle bir düşünce hâkim: “Eğer İslam orduları böyle güçlüyse kim bilir bunların kralları nasıldır?” Soruşturuyorlar; “Kralınızın sarayı nerededir?” Cevap geliyor: “Sarayı yoktur. Halife Ömer şu ağacın altında dinlenmektedir.” Elçiler yaklaşıp bakıyorlar; bir hurma ağacının gölgesine uzanmış, eli yanağında, emniyet içerisinde istirahat ediyorken buluyorlar Halife’yi. Elçiler şaşkın… O sırada içlerinden biri, tarihe geçecek şu ibret dolu sözleri söylüyor:

“Sen hükmettin, hükmünde adil oldun, adil olduğun için de emniyet içerisindesin. Emniyet içerisinde olduğun için de böyle rahat uyudun. Biz ise hükmettik ama zulmettik. Zulmettiğimiz için de korku içerisinde olduk. Korku içerisinde olduğumuz için de sizler bize galip geldiniz ey Müslümanlar!”

Geceleri muhtaç müslümanlara sırtında çuvalla erzak taşıyan, “Dicle kıyısında bir koyunu kurt kapsa hesabı Ömer’den sorulur” şuurunun ızdırabında idareciler nerede?

Aç, yarı çıplak vaziyette eve ekmek götürmenin derdiyle kıvranan müminleri görecek göz, idrak, akıl, vicdan, şuur nerelerde?

Bir vakit kıtlık baş gösteriyor. Halk sıkıntıda…

Böyle günlerden birinde Hz. Ömer’e göz doldurur bir sofra kuruluyor. O ise sofraya dokunmuyor bile. “Halk ne yiyorsa bana da ondan getirin, aksi takdirde onların halinden nasıl anlarım?” buyuruyor. Mümin ahlâkı, idareci ahlâkının oluru…

İnsanlar geçim derdiyle boğuşurken, son model arabalara binip, lüks ve konforla döşenmiş sıcacık evlerinde keyifle oturup, günlük şakşaklarla milleti oyalayan siyasetçilerin biraz olsun Müslüman halkın vaziyetini umursamaya vakitleri yok mu?

“İnsanlardan herhangi biriyle benim aramda bir kayırma söz konusu değildir” diyen Hz. Ömer’in devlet yönetiminden, idareciliğinden, adaletinden alınacak çok hikmetler var lâkin görene…

İbda Mimarı anlatıyor:

“Hz. Ömer, Suriye seyahatinden dönerken, çölde uzaklarda, tek başına bir çadır gördü. Atını o istikamette yürüttü, çadırın yanına geldi. Çadırda, ihtiyar bir kadın… Kim olduğu, çölde böyle tek başına ne yaptığı, nasıl yaşadığı meçhul…

Allah Resûlü’nün büyük dostu ve halifesi, kadına sordu:

— “Ömer hakkında ne fikirdesin?”

— “Allah Ömer’in belâsını versin! Bütün reisliği boyunca elime hiçbir şey geçmedi.”

Hz. Ömer gülümsedi:

— “Fakat Ömer ne yapsın? Sen böyle uzak ve herkesten ayrı bir yerde yaşarken, Ömer seni nasıl bulsun?”

Kadın yine haykırdı:

— “Beni bulamayacak olduktan sonra, devletin başına niçin geçti?”

Ve bu muazzam karşılık önünde, Hz. Ömer ağladı.”

Mânâlandırması da Büyük Doğu Mimarından:

— “Bütün tarih boyunca, bu çöllerde kaybolmuş meçhul ihtiyar kadın derecesinde devlet reisine düşen vazifeyi kavrayabilmiş tek teb’a göstermeye imkân yokken… Çöllerde kaybolmuş ihtiyar kadın, müslümanlık irfanının en değersiz ferde kadar nasıl sindirilmiş olduğunun heykeliyken…

Ve adalet, hak, vazife heykeli Ömer, bu en mantıksız sözün içindeki mantık üstü hakkı bütün dehşetiyle anlayıp, gözyaşlarını tutamamışken. Nasıl oldu da, asırlar boyunca ülkemizde, elimizin ve gözümüzün uzanmadığı yerleri değil, burnumuzun dibini bile ihmal ettiren ve en sonra utanmadan ve sıkılmadan kabahati İslâmlıkta gösteren bir miskinlik ve mesuliyetsizlik ruhuna dönüştük?

Nasıl?” (*)

İdare edeninden idare olunanına kadar her birimizin kendine sorması gereken biricik suâl budur…

Hiçbir mesuliyet hissi yaşamadıkları hâllerinden belli olan “idare eden” zümreyi geçtik… Biz, “idare edilenler” olarak bu soruya cevabımızı verebilmeliyiz… Verebilmeliyiz ki, “nasıl idare edilmek istendiğimiz”in şuurunda olarak, İslâm’ın hâkimiyet mücadelesini bütün insanlığa hitâb edecek şekilde iktidara taşıyalım.

(*) Salih Mirzabeyoğlu, Hukuk Edebiyatı, sh: 136-137

Muhlise DENİZ

http://www.adimlardergisi.com/devlet-idaresi/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>