devrim-ordusu-2

DEVRİM ORDUSU – Tufan Ersöz

Toplumsal değişimlerin fert iradesiyle hızlanması devrimlerin oluşmasını sağlayan unsurlardır. Fert’in bulunduğu toplumda devrim,ihtilal veya inkilabı gerçekleştirmesi için bunun şuurunda bilgiye sahip olması, gereken ilk şartlardan biridir.

Teorik bilgi’ye sahip olmak neyi, nerede, nasıl, ne zaman yapacağını bilmeyi bilmektir.

Bulunduğu zaman ve şartları iyi tahlil ederek stratejisini ve siyasetini hedefini alaşağı etmek üzere belirleyen yapıların oluşturduğu teşkilatlanmış bünyeler ivme kazanarak hedefine doğru yürürler.

Lenin  “Ne yapmalı” kitabında;  “Eğer şartlar yirmi dört saat içinde değişirse, taktiğin de yirmi dört saat içinde değiştirilmesi gerekir.” İlkesini vurgularken devrimci hareketlerin bulunduğu zamana uygun şekilde nasıl davranacağının da yolunu göstermiştir.Eğer teşkilâtlı yapılar gelişen koşulların  şartlarına uyum sağlayamazsa “donma-apışma-duraksama” hâli ile birlikte son merhalede örgütlü yapılarda çözülmeler başlayacaktır.

Fert’in devrimci mücadelede başarıya ulaşması ancak aynı duygu ve düşünceleri sistem çapında arzulayan insanlarla birlikte çalışmasıyla mümkündür.

Orduların savaş öncesi eğitimleri ile askerlerine alışkanlık kazandırması gibi, fert’in ezbere şablonculukla değil, bilgiyi özümseyerek şuurlaşması,  her an gelişen, değişen hadiseleri çözecek seviyede bu şuurlaşmanın alışkanlık kazanarak iradenin güçlenmesi gerekmektedir.

“Hiçbir İhtilâl,  sadece ani parlayışlı bir kitle hareketi hayaline bağlanamaz. Hareketin öncesinde ve sonrasında, yönlendirici ve değerlendirici bir örgüt bulunması zaruridir.Bu husus aynı zamanda, ordu ve polis gücü karşısında aynı şartlarda bulunması gereken organize bir kuvvet şartının da gereğidir…

Devrimi yapacak ve selâmet zamanına kadar koruyacak “devrim ordusu” diyelim.(1)

Devrim Ordusu kitlelere fikirlerini televizyon, kitap,  gazete, dergi, internet gibi araçları kullanarak yapmak zorundadır. Bunu yaparken “DEVRİM ORDUSU” olduğunu, hedefinin iktidar olduğunu, iktidara yürürken kitleleri etkilemenin nasılını geliştirmeyi unutmamalıdır. Bu unutulduğu zaman hedeften sapma, etkilenme ve dönüşme yaşanacağı muhakkaktır.

Nasılını geliştirmek bir metot belirtirken, bu metodun ateşleyici gücünün de “niçin” olduğu unutulmamalı.

“Dünya görüşü mücadelenin “niçin”ine cevaptır“ (2)

Nasıl ve niçin unutulduğunda yada biri ihmâl edildiğinde hedefden sapmalar yaşanacaktır.

Bir bakmışsın Batıcı rejimin Mit’ine, polisine, askerine râm olmuş , bu silahlı güçlerin karşısında duran ve mücadele eden örgütlü kadroları kötülüyorsun.

Ne adına, kimin adına ve ne için?!.

Dönüştüğünün bile farkına varamamış, hedeften sapmış, tek sermayesi iktidarın iki dudağının arasından çıkacak söze kilitlenmiş, seyirci koltuğundaki yapıların tasfiyesi söz konusu olamaz.

Tasfiye olabilmesi için mücadele olması gerekir. Seyirci olanların, koltuklarında iktidarın her yaptığına alkış tutarak iktidarın borazanlığını üstlenenlerin ilanı kendilerinin bir nevi tasfiye ilanıdır.

“Seyirci hiçbir zaman kazanıcı olamaz. Düzen güçleriyle karşı karşıya gelmemek için kanuni haklarını bile doğru dürüst kullanmayan ve taraflar arasındaki-silahlı mücadele dahil- ilişkilerde, kendisi taraf olma şartlarını yerine getirmeksizin düzen güçlerine “yağ çekmek”le vakit geçirenler ve böylece sempati topladığını sananlar, sahadaki takım oyuncularının sadece diğerine transfer olduğunu, seyircinin de değerlendirilen unsur olarak olduğu yerde kaldığını anlamalıdır. (3)

Seyirci mi olacağız, Devrimci mi..Bizden istenen nedir.

Bizden istenenin şuuruna vakıf olarak kadrolarımızı DEVRİM ORDUSU”na nisbetle oluşturarak hedefe doğru yürüyüşümüzü arttıracağız.Fikrin istediği seviyede meseleleri ele alırken, ne toptan red ne de toptan kabul anlayışı ile değil; şuur süzgecinden geçirdiğimiz meselelerin can damarını yakalayarak onu kendi bünyemizde faydaya devşirmeyi öğrenmiş olarak. Çekim merkezi olmanın şartlarını oluşturmak ancak fikri özümseyerek kitlelere sunmakla mümkündür.Cek, cak eklerinden ziyâde fikrin istediği aksiyoncu tavrı meydan yerinde göstermek ve bunun alt yapısını oluşturmak devrimci görevlerimizin başında gelmektedir.

Aman iktidar zorda kalmasın, iktidarı eleştirmeyelim, iktidara elleşmeyelim” mantığı devrimci bir anlayışın tezahürü değildir.

“Çözüm süreci” altında Etnik Kürtçülük hükümetle siyasi görüşmeleri yürütürken, militan kadroların gerektiğinde nasıl hareket ettiği meydanda.

Siyasi kadronun “susun, eylem yapmayın” dediğini duydunuz mu hiç?!.

Tam tersine siyasî kadroların çözüm sürecinde yanlış gördüğü birçok konuda halka önderlik yaparak, polis ve askerle gerektiğinde nasıl çatıştıklarını bütün halk medyadan seyrediyor.

İşin özünde şu var; “ne istiyoruz?” “İsteğimizde ne kadar samimiyiz?!” “Bunun ne kadar şuurundayız?!”

Fikir ve siyasette çapımız nedir?.. Fikri, aksiyon planında temsil liyakatini gösterebiliyor muyuz?

Bu soruları fert fert kendimize sorup eksik kalan taraflarımızı tespit edebiliyor muyuz ?

Eksik taraflarımızı tespit ederek onu tamamlamaya çalışmak, ideolojik faaliyetin bir gereğidir.

Bunu “iş içinde eğitim” prensibi ile birlikte düşünmek ve yapmak zorundayız. Hiçbir mazeret Devrim Ordusu’nun kadrosundan uzak kalmaya bahane olamaz.

Doğan “Yeni  Dünya”da yeni nizâmlar kurulurken, insanoğlunun “iyi”yi, “doğru”yu ve “güzel”i araması kesiksiz bir süreç olarak devam etmektedir. Mükellefiyetin; anladığını, hissettiğini sirâyet ettirmek. Öyle ya, devirmekten kasıt  nedir? Kuru gürültü, laf kalabalığı, yobazlık mı? Sadece “devirmek için devirmek” mi?

Kötü, yanlış ve çirkin olanın yerine “iyi”yi, “doğru”yu, “güzel”i tesis etme fikrin yoksa, neyi, nasıl yaşatacaksın?!. Yaşamadığını nasıl tesis edeceksin?!.

“İki günü birbirine eş olan ziyandadır” buyuran peygamberimizin emri, oluş yolunun nasıl olması gerektiğini bize göstermektedir. Oluş yolunda eğer dünden bugüne müsbet mânâda bir farkımız yoksa “iyi”, “doğru”, “güzel” adına bir şeyler ortaya koyamamışsak, zamanın ruhunun gerisinde kalmışız demektir.

Şimdi yeniden, yeni bir heyecanla, yeni bir sabahın şafağına uyanırken, birikim ve tecrübelerimizle İslâm’ı hâkim kılmaya memur olarak ;

Geliyoruz.

Geliyorlar.

Gözleri kara, alınları fikir çizgili, kalbleri ceylân, iradeleri çelik, imanları volkan, irfanları tarla, idrakleri bıçak, edâları şiir, diyalektikleri ipekten örgü, geliyorlar!..” (4)

 

1- Damlaya Damlaya… Salih Mirzabeyoğlu… İBDA Yayınları… Shf; 92

2- İdeolocya ve İhtilâl -Kavganın İçinden-… Salih Mirzabeyoğlu… İBDA Yayınları… Shf; 173

3- Damlaya Damlaya -Yılanlı Kuyudan Notlar-… Salih Mirzabeyoğlu… İBDA Yayınları… Shf; 92

4- Rapor 7-9… Necib Fazıl Kısakürek… Büyük Doğu Yayınları… Rapor 107-108

 

Tufan Ersöz

Adımlar Dergisi, 1. Sayı, Shf: 22-23

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>