dogru-yanlis-kullanma-2-ibda-diyalektigi-adimlar

DOĞRUNUN YANLIŞTA KULLANILMASI -2 -İBDA DİYALEKTİĞİ- / A. Bâki AYTEMİZ

İstismarcı, doğruyu yanlışta her zaman kullanır. Onun derdi hakikat değil, kendi şahsi menfaatidir. Kendi şahsî menfaati için bağlamından koparıp kullanmayacağı, tersyüz etmeyeceği hiçbir mukaddes yoktur, ahlâk yoktur. Ölçü yoktur, endaze yoktur.

Cervantes, o meşhur eserinde anlatıyor:

Don Kişot, yolda rast geldiği şeytana sorar:
— Senin adamların ormanın içinde mağriplilerin diliyle “Allah, Allah!” diyordu!
Şeytan buna karşılık önce bir kahkaha atar ve cevap verir:
— Ne yani, “Şeytan, Şeytan!” demelerini mi bekliyordun? Bizim işimiz aldatmak, sadece aldatmak.

İnsanlar nasıl olur da sırf “Allah!” diyor diye söylenenlerin hepsine inanırlar?

Bu mekanizmanın nasıl işlediğini bildiğimi söyleyemem. Bu daha çok psikolojinin meselesi olsa gerek. Ama şunu biliyoruz ki insanoğlu, tarih boyunca en çok da Allah diyenlere kanmıştır. Bu da aslında “Allah”ın kudretinin tersinden de olsa ispatı olsa gerek.

Aldanmamak ve kanmamak için, insanın “mutlak doğru – mutlak fikir” ile olan irtibatını sağlayacak, nisbetini kuracak ve insanı Mutlak Fikir üzere istikamette tutacak bir şey lâzım.

İnanılanla yaşanılan arasındaki irtibatı kuracak şey; bu, ideolojinin tarifidir.

Demek ki insanın yaşadığının doğru olup olmadığı, kandırılıp kandırılmadığını ideoloji ile kıyas etmek gerek. Bu ideolojinin de sistem çapına ermiş olması gerekiyor elbette. Sistem çapına ermemiş teklifler, insan ve toplum meselelerinin halline kudret yetiremeyecekleri gibi istismarın da önüne geçemezler.

Şunun gibi; adamdan kumaş alacaksın ve bir metre diyorsun. Burada “metre” bir ölçüdür. Şayet elimizde böyle bir standart ölçü varsa, bu ölçüye rağmen kandırılıp kandırılmamak alış verişi yapanın kabiliyetine kalmış. Tabi sonrasında işin hukuk vs gibi içtimaî mekanizmalarının kullanılıp kullanılmamsı da ayrı mesele…

İşte, sistem bize bunu garanti eder: Muamelelerde bir ölçü getirir ve o ölçüye göre hakkı aramanın yolunu döşer.

Doğruyu yanlışta kullanan istismarcı, her kademede ve her seviyede, o yere ait doğruyu kendisine basamak yapar. İstismarcının yanında destekçisi ahmak unsurdur.

Mutlak Fikir – Mutlak Doğruyu elde etmek imkânsız… İnsan olmanın gereği bu… O hâlde bize gerekli olan, Mutlak Fikir’e doğru sonsuz yolculuğumuzda bizi rehberlik edecek bir “muhatap anlayış” ve bu anlayışın ortaya koyduğu “tatbik vasıta sistem”dir… İdeolojidir…

İdeolojinin tarifini hatırlarsak: Yaşadığımızla inandığımız arasındaki irtibatı sağlayan düşünce, fikir, sistem, sistem çapında fikir.

Demek ki, İslâm adına kurtuluştan bahsedilen yerde, İslâmî bir mücadeleden bahsedilen yerde, istismarcılara karşı kendimizi korumak için muhatabımızla alışverişimizde kendisinden ilk isteyeceğimiz şey, bize keseceği kumaşı ölçü-metre ile kesmesi olmalı, yani neyi neye göre yaptığını hangi “sistem-ideoloji”ye göre izâh ediyor? Elinde böyle bir ideoloji-sistem (metre) var mı yok mu? İstismarcı bize, “al sana şu kadar bez” dedi, biz o verdiğinin söylediği kadar olduğunu ancak ölçüyü bilirsek bilebiliriz; metre mi, santim mi… Yok, “al sana şu kadar kulaç” derse, şimdi herkesin kulacı kendine olduğuna göre?

En basit bir alışverişte bile insana ölçü gerekirken, insan ve toplum meselelerinin topyekûn hallinden bahsedilen bir yerde, istismarcı için neyin nere göre yapıldığının belli olmamasından daha büyük bir imkân ve fırsat olur mu?

Ortaya ideoloji-sistem çapında bir teklif sunmadan İslâmî mücadeleden bahsedenler ya istismarcıdır, ya onların ekmeğine yağ süren ahmak veya en hafifiyle bu işlerin gerçekten nasıl olacağını bilmeyen iyi niyetli bazı teşebbüs sahipleri…

A. Bâki AYTEMİZ

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>