adimlar-aydinlik-savascilari-moro-destani-kumandan-mirzabeyoglu

Eser: Aydınlık Savaşçıları (Moro Destanı) – Kumandan Salih Mirzabeyoğlu

Aydınlık Savaşçıları
MORO DESTANI

“Yeni biten savaş ertesi

beraber geçen bir günün batımında

-henüz silahları çatmadan

sessizliği duyamadan orman

çocuk sarılamadan babaya

baba yiğidine kavuşamadan

kadın erini karşılamadan

yavuklular göremeden birbirini

çiçeği burnunda delikanlıların

analar sırtını sıvazlayamadan-

Kurtuluş Savaşıyla kurtardıklarımız

birlik oldu birlikte savştıklarımızla

-bedeli ihanet oldu kanımızın-

kara bir bulut gibi

kapkara düşünceyle

-kiralık düşünceleriyle-

“giydiler çıkardıkları çizmeleri”

emperyalistlerin.

-efendi olma hevesiyle

silahları bize döndü-

(gözardı olurken

çürüten, iyiyi, doğruyu, güzeli

çelik örgülü canavar çenesi.)

canavar ki engizisyon kültürlü

-dişleri çağımı dişleyen

-dişleri birbirini dişleyen

-dişleri MORO’yu dişleyen

kendi için kendi benzerine

-çağdaş uygar- Marcos’a bıraktı

çizmelerini.

(farketmez zaman ve yer

ismi ister Ferdinant Marcos

ister TATÜR olsun

köpekler birbirine benzer)

böyle başladı anlatmaya

-unutulmuş sesizliği dinlerken-

kurşunların türküsünü.

böyle başladı anlatmaya

bağımsızlık için savaşın

-bir uçtan bir uca örnek

kükreyen yüreklerin-

destansı öyküsünü.

…Ferdinant Marcos

“Mutlak Fikir” düşmanı

Ferdinant Marcos

celladı insanımın

-ülkemin hali ayna-

yüzünü gör gerçeğin:

-Bangsa Mora’da kanlı kırım

…şen kahkahalar

-Amerikan emperyalizminin

…kayıtsız bakışlar

-dökülen kanı kardeşimin

…ahmak tebessüm

işi var fahişe yüzlü devlerin

-birleşmiş milletler toplantıları

silahsızlanma konferansları

ve anlatmak barış masalları-

cücelerse kuyrukçusu devlerin.

sandılar yanlızlığımız

suskunluğumuz olacak

suskunluğumuzun bahanesi olacak

yalnızlık.

sandılar sesi soluğu çıkmaz

kolu kanadı kırık insanımın.

bilemediler dağın, taşın

açan tomurcuk, uçan kuşun

ak öfke kesileceğini…

bilemediler her inançlı

bir kıvılcım taşır

böyle günlere…

bilemediler yalnız “mutlak hakim”e

bağlılığımızı

-yalnız ona kul ona eğileceğimizi-

bilemediler oy

kadın, ihtiyar

genç, çocuk

her can bir siper olup

burç burç

direneceğimizi!..

uşaklık eskimedi eskimesine

kölelik eskimedi eskimesine

“aşkta”, “bağlılıkta”, “yiğitlikte”…

sürüyor; sürecek zaman sahnesinde

iyi ve kötünün başlayan savaşı

ve zafer mutlak iyinin

bu dünmya ve ötesinde

sigara dumanı… kelimeler… Hayal

tekrar canlanan canlar

diken döşeli yollar

ve imkanın ihanetinde

moroda savaşanlar.

sigara dumanı… hayal… kelimeler

hayali aşkın gerçek

gerçeğe ayna haber

ışıyor elçinin dilinden

çözüyor bilinen kördüğümü

korkunun kurduğu kördüğümü:

sabır ve savaş…

savaşla zafer

korkağa kaçıştır sabır

AKINCI’ya savaşta sabır

ve yürekler arındı mı pastan

kılıçlar arındı mı pastan

kördüğümler çözülür.

savaş ve sabır

sabır ve umut

umut ve zafer

savaşla zafer

duman… hayal… kelimeler…

düşmanın üstüne gidemiyorsan eğer

eğer “yaradandan” çok korkuyorsan ondan

kölece de olsa yaşama tutkun

aşkınsa yaradana sevginden

ve fikir dediğin eğer

kaçanın can simidi

kuş tüyünden bir yataksa

öfkeden ıraksa

sığınaksa

ve inanç dediğin

yürüyeni durdurmaksa

sen! kötü kadından beter

git kuyruk salla düşmanına

yaran, zararsızlığını göster

ve seyret elde silah döğüşeni

ülkeme utanç… ülkeme işaretler

savaşın sıcağından, sıcağına bir haber

heberde canlar

kardeşim canlar

sondan başa doğru

baştan sona doğru:

…yeni başlıyor savaş

-hem dünya akıncılarına katkı-

yeni başlıyor savaş

-bir günün doğumunda-

tohum çatladı çürümeden

kıvılcım tutuştu sönmeden

-bakış aşka döndü-

inanç eyleme döndü

mindanao adasından

-başladı ölümsüzlük sınavımız-

geç kalmışlığımız olmayacak

ne yaldızlı tasmalar; kul sistemleri

-ne doğrusu doğru ne iyisi iyi

ne güzel güzeli

köstebek tünelleri-olmayacak

geleceğe mirasımız…

onlar yükselecekler

eylem birikimimizden

işte

çekildi

isyan

bayrağı

“gemileri yakmışız isteyerek

mümkünü yok dönüşümüzün

çizgimize gelen gelsin”

köy köy

dağ dağ

ve şehir şehir

yankı gelir

bu kutsal çağrıya.

akınlarda besteliyor,

-tellerde ses

dudaklarda söz gibi-

kula kulluğa karşı

silahlı isyanını.

bilen geldi “aşkına”

ölesiye savaşmaya

“bilen” bildi suskunluğun

kurtuluş olmadığını

bir yürek, bir bilek, bir seste

BİRleşti BİRler…

artık ne gam yeryüzünün

şeytana utanç zebanilerinden

ateş de olsa yürüyecekler.

ateş de olsa yürüyecekler

ateşe kalmamak için;

insan olma bedeli için,

iyi için, doğru için, güzel için

yeni bir dünya, yeni insan için

yüzlerinde aydınlığı kurtulmuşluğun.

“sonsuzluk kazancı çileden”

bir taze havayla ürperdi orman

açtı kucağını yüreklere,

nasırdan arınmış yüreklere,

ve gök sardı sarmaladı

hayat bağrına aldı

gelenleri.

doğru ve yanlış arasında

-insan-

hayat va gaye?!..

karanlık zıddına gebe kaldı!.

haykırmak kurşun gibi

haykırmak inançla:

ey karaya bulanmış çağ

ey marcoslar doğuran çağ

palet yürekli yaratıkların

artık çiğneyemeyecek

insan onurumuzu

çiğneyemeyecek

yabancı adam

toprağımızı

çiğneyemeyecek yabancılaşmış adam…

ey karaya bulanmış çağ

ey marcoslar doğuran çağ

-insanı gerçeğe yaban kılınmış-

tutuşturduk

buradan da

meş’alemizi

yüzün ağartmaya geldik.

çiçekler açıyor unutulmuş bahar

ilk aşka benzer ilk heyecan

ilk duyar gibi toprağın kokusunu

ilk gider gibi ilk savaşa

alevleniyor damarlarda kan

bu incecik kız gelinlik yaşta

bu desen oyun yaşında çocuk

bu ihtiyar-delikanlı.

ateş önü çatılmış tüfekler

ve ölüme hazır binler:

çiğneyemeyecek yabancı adam

toprağımızı

çiğneyemeyecek yabancılaşmış

adam.

bu ses

kan ter ve gözyaşı içinde

-en son nefese kadar-

yüzyıllardır

durmadan duraksamadan savaşanların

-öz akıncının-

(ingiltere, hollanda, ispanya

en son amerikayı

dize getiren

kuyrukçularına

baş eğmeyen)

bu ses

çağa vurulmuş mührü taşıyan

bin tufan yaşamış

bin engel aşanların

bu ses

-insanı kobay- dünyaya

kafa tutuş

hesap soruşun

bu ses o mana:

inançtan işlemez kurşun.

bu ses gönül gönül

ülke ülke

yayılsın

her cephesi bir vatan

-başağa gelişen tohum-

her cephesi bir bütün

bu ses

moro akıncısının

-aydınlık savaşçısının-

…aydınlık savşçısı

-önderin seriyyesi-

gelen bir iz pembe şafaktan

-altın nesilden-

(her biri bir gökkubbeydi

kutba güneş

çöle vaha taşıyan)

akıncı o zaman bu zamandır

-bu zamandır-

zulmün dumanı tüten yerde

akıncı o zaman bu zamandır

-bu zamandır-

“ne uzlaşma, ne teslim

ne hiçlik

yalnız mutlak fikirde birlik

yalnız mutlak fikrin iktidarı”

dehşetin soluğu er ya geç

silinir hıncın gökgürültüsünde

ışık sütunlarından kurulur hayat

bilinir “yaşanmaya değer hayat”

sönük kalır deyişler:

ufuk açan leyla

dağlar delen ferhat…

ve silinir ne varsa

unutulmuş insanlıktan.

kanım yoluna… harcına kanım

moro dağları başkaldıranlar

bu manayı yaşatanlar:

bırak haksıza boyun eğeni

sıcak odalardan seyretsin

soğuktan ciğeri delinenleri

açları, çıplakları

unutsun ipe çekilenleri

kurşunlananları…

malı azalmasın onun

teni incinmesin tek.

bırak karışmayıp seyredeni

candan geçen gelsin safımıza

kavga kaçkını

fistan giysin dolaşsın…

gizli inançsız için değil

kılıçların gölgesindeki yer.

moro dağları gibi dik

moro dağlarında başkaldıranlar

onlar, bu manayı yaşatanlar:

çölde susuz nasıl yürürse suya

öylesine bir akıştır bizimki

kararlı

inançlı

inatçı

ister bozkır olsun ister çöl

ister yemyeşil vadi

senin vatanın benim vatanım özüm

sen oradan kıracaksın zinciri

ben buradan

bir gün mutlaka kavuşacak

ellerimiz

her şey

aydınlığa çıkmak için

her şey

“mutlak bir” için…

bu yol

bu uğurda

ne yasası, ne ilkesi

ne polis, ne askeri

ne topu-tüfeği marcosun

ne zulüm ne işkencesi

durduramadı onları

ne onu oynatan eller…

onlar

-mutlak hakimin hükmüyle

hükmetmeyene itaat

etmeyenler-

onlar -zafere kadar- savaşın

sabır heykeli.

onlar hıncını savaşta bileyenler

nefsini yenen

savaştan dönmeyenler-

işte jolo

işte mindanao

işte bajlban

-adaları-

onlar -her biri- cesaretin rengini giyinmiş

onlar şehitler safında yer arayan

onlar tek kalsamda

dönmem diyenler

(dönmemek için

tek kalmayı

bekleyenler değil)

kaçkınların -seyredenin- tersine

savaş alanında gösterenler

-ölüm pahası-

dönmeyeceklerini.

moro dağları

başkaldıranlar

gerçeğe esirler

onlar gerçeği iletenler

çelik dişliler arası

dünyaya

(ki manzarası

varlıkta açlık

toklukta açlık

açlığa çözüm

çözümde can sıkıntısı

sürünenlerle sürüngenler arası

bir dünya.-)

dur demeli bu gidişe

herşey “mutlak bir” için

herşey “mutlak fikir”le

sen oradan kıracaksın zinciri

ben buradan

işte jolo

işte mindanao

işte bajlban.

bir yudum su

kısa bir durak

sürüyor kükreyen yüreklerin

öyküsü…

sürüyor hayali aşkın gerçek

gerçeğe ayna haber

elçinin dilinden

heberde canlar

kardeşim canlar…

gelecek aydınlık ellerinde

aydınlık savşçılarının

geleceğe ışık tutuyor

bacalod grande de

dökülen kanlarımız.

yas tutanımız yok, akıncıyız

yok içimizde sızlayanımız

“oyuncak tanımadan tüfeği tanıdı

kurşunu tanıdı

gerçek dostu

düşmanı tanıdı

konuşamadan öğrendi

özgürlüğün ne olduğunu

yürümeden daha ölümü tanıdı

çocuklarımız.

öğrendiler onlar için olmadığını

insan hakları beyannamesinin

öğrendiler birleşmiş milletler

domuzlar diktatoryasını

ve tanıdılar parçalanmış göğüslerinde

annelerinin

çağdaş uygarlığın sırtlan yüzünü

filipin ordusu

amerikan uydusu

ya moskof ayısı

ya çin

işi var fahişe yüzlü devlerin.

İKİ

ateşler ötesinde gece

-karanlığı yırtan şimşekler parlamakta-

gece -cephe gerisi-

yalanlar çıplak, gerçekler yalın…

“birazdan sesler kesilir, birazdan

nefesine karışır duanın en içlisi

birazdan boşanır zincirler, birazdan

karanlıkta gezer sırların en gizlisi”

-biri sefere uyumlu değil

(güçsüzlük içinde savrulan…

korku yılgınlığa yeşermesin bir

yeşermesin yılgınlık umursamazlığa

bir kez zincirler paslandımı

bir kez alıştın mı kula kulluğa

hiç bir çağrı döndüremez

geri geri giden adımları

hiç bir çağrı döndüremez

yürekler bir pörsümeye görsün…)

-biri toplar yüreği buruk

gündüz serdiği süslü engelleri

(güçsüzlük içinde savrulan)

-birinde kabaran öfke sıcaklığı

“yeni akıncı” sefere hazır

(bir gül için bin kötüyü yakmalı)

bir gül için bin kötüyü yakmalı

işte bu heykel duruş

-dünyaya tepeden bakış-

bu eda

bu tavır

bu ateş hattına çılgın koşu

-ateş hattında sabır-

müjdecisi zaferin…

mademki uğrunda döğüşen var

-bu eda, bu tavır, bu koşu-

mademki yeniler sefere hazır

yurdumunda geleceği aydınlık.

gelecek aydınlık ellerinde

aydınlık savaşçılarının

…gece -cephe gerisi-

karanlığı yırtan şimşekler parlamakta

-eski akıncı- dede

duada

ağlamakta.

-”elim kolum tutmaz oldu

kaldım çoluk çocuk

kız kızan arası

yüz karası desen değil

bin ölümden beter

yürek yarası

hakkını verdim vermesine

“mutlak bir” için savaşın

gördüm devrilişini

koçyiğit oğulun

kardeşin

arkadaşın

durmak şöylr dursun

duraksamak geçmez

er

yüreğinden

ama neylersin kalakaldım… son çağ

tenim bana ihanette…

varsın yaşamak zor olsun ölümden

varsın bin ölümlü geçmesin gün

mahzun böyle köşemde

geçmesin bin ölümlü gece

-akınsız-

“cephede döğüşenin

yüreği pek

nişanı keskin olsun

düşmesin nefsin pususuna.

bilsin can tende emanet

bilsin gören göz

tutan elin

ne büyük nimet olduğunu

“bozulsun neronların oyunu

bozulsun uşakların pususu

uyansın “kardeş” dediklerimiz

gamsız uykularından.”

…sonra

-oynaşan alevler gibi- hülyalar içinde

yine dalgın seferler içinde

uzak diyar geçmiş zamanlar içinde

-”geçmiş zaman -birkaç yüzyıl-

henüz dün desem yeri

adına hutbe okuduğumuz

hünkârın ülkesi…

o devlet -kıtadan kıtaya

ırktan ırka kardeşliğin-

ve çalı çırpıya nisbet

çınar ağacı.

o, dörtbiryana akıncı salan

hissettiren ulaşamdığı yerde

adaletinin gölgesini…

uzaklıklar kısaldı zamanla

ve uzadı ayrılıklar

o ülke bize

biz ona yabancı şimdi

düşünmemeyi düşündü

dibe düşüşü

bitmez inişi

orada şimdi yarasalar bayramı

söylenen enternasyonal

kardeşlik (!) şarkıları

türeyen istek

boyunduruk değiştirmek

ve mazluma gülmek

(işte moro, türkistan

kırım, azerbeycan, ortadoğu

eritre…

bir milyar insan)

ve onlara yavan tepki

ırkçı kaygı.

daldı kaybolanın peşinden

iz sürdü tarihe

törpüsünde acının

-”savaşırken habersizdiler

yılan koyunlarında

savaşırken habersizdiler

savaşsız esir düşeceklerine

ve savaşırken habersizdiler

ihanete uğrayacaklarından

şehitler dirilselerdi bir bir

kalanlar gibi görselerdi

utanırlardı şüphesiz

kanları üstüne kurulan

manzaradan

cins cins “ahbes”in çocukları

mutlak fikire düşman

kiminde fikirsiz bez parçası bayrak

kiminin gırtlak hela arası

gerçeğinin alt yapısı

çağdaş medeniyete doğru

kimi diskotek yollarından

nerde o dağ gibi insanlar

nasıl doğdu bu fareler

uçan köprüler nesiller arası

uçan köprüler ülkeler arası

uçan köprüler…”

-”bir hatıra gölgesinde

neden böyle düşünürsün

iç çekişle geçmişi

anar titrer üşürsün”

irkildi koca reis uyandıran sesle

döndü geldi bozgun yolundan

(yaşamak ölümden beter…)

güneşi kaybolmuş ufuklar

sürünürken gülenler

dayak yedikçe…

ve batı artığı lokmaların

bayrama döndüğü yer

bando mızıkada nurlu ufuklar

kavgalar “biz sizdeniz, bizde

sizden”

ya amerikancı, ya marksist

karardıkça ruhlar

soyundukça insanlıktan.

satıldı satılıyor

şehitlerimizin kanları…

-”nasıl anmayım yiğidim

yasamız birdi

sevinci sevincimiz

tasası tasamızdı

nasıl yanmayım

bir gün yinede bir gün

-ya tam olmak, ya hiç-

son gün son hesaplaşmada

(bir ümit) bir kıvılcım

akışı tersine çevirecek…”

-”koca reis

boşa gözlerin yorgun

sessiz gelir haberci

geçti bildiğin rüzgar

o -hatırayla- durgun

bu sessizlik bu sessizlik

bıçak yarası gibi derin…”

-”bir ülke düşün

bu ülkede bir düzen

askerine

babasını biçtiren

bir ülke düşün

bu ülkede bir düzen

temeli ihanet

temelinde vahşet

gözyaşı

kan

darağacında kurulmuş

sarhoş buyruğuyla

yok olmuş insan

bir ülke düşün

insanlıktan kurtulmuş

kardeş kardeşe düşman.

anılmaz oldu adımız

kanıksadılarmı ne

utanç

yükünü

koptu

gönülden gönüle geçen bağ

unutuldu ölümsüz duygu

“aynı haramiler koparttı

dağıttı bizi”

-”diyeyimki haklısın

duymak varken haksızsın

demenin sevincini.

burada akan kanımız

oluk oluk

oradan ne ses gelir

ne soluk

haklılığına lanet.”

koca reis… bu yüz

tunçtan iradenin

ne acılar gördü

bu asırlık gözler

yılgınlığı duymadı bu heybet

hiç bir yara acımadı

akıncı yurdunun suskunluğu

-o sese hasret- kadar

koca reis

gerçekleşmez hayalden

-hayalden yorgun-

geçerken mevsimler alnına

çizgi çizgi…

-”eskittim bunca yılın

yapraklarını…

kardeşlerimiz var zincirli

kardeşlerimiz var gamsız

uykuda

ne gelen var

ne iç açıcı bir haber

ve haramiler

uşaklarıyle pusuda.

desemki yeridir

bu dert o hasret

ölsem toprağım saklayacak”

yankısıydı gözlerinde gördüğüm

sükuna hasret geçen günlerimin

-”yıllarca ayakta ben

yerde gölgem süründü

yıllarca hem güneş

hem gölge hüzne büründü

dört mevsimin tek rengine

dalmış bir hayat

sonu gelmez dertlere

aşina göründü”

bekler… yine de bekler

hayali ufku emercesine

hayali

akar

vadisinde

dileklerinin.

-”ağlamak günü değil

mutong katliamına

yas tutmak hiç değil

bacolod grande ye

ağlamak

yas

tutmak

günü

değil

ticalo kenti katliamına

döğüş günü bugün

er günü döğüş günü

kadına yas tutmak

yaraşır -yaraşmaz-

er olana unutmamak.

ama mümkünmü kahrolmamak

“o” suskunluğa…

biz döğüştük bunca yıl

yüce tuttuk inancımızı

başımızdan

silah bizi bırakana kadar

döndük geldik geriye

döğüşene yük olmamak için”

-hep aynı düşünce

o akıncı – o ülke

-”evet, hep aynı düşünce

o akıncı

doğuya can

mazluma hayat getirecek

akıncı – o ülke -”

eridi -sanki- mum gibi

anda uzaklık

haykırdı nabzının haykırdığını

bir milyar insan gibi:

-”yıkıldık yıkık gördükçe halini

vurulmuşa döndük beynimizden

yırt at

hiçe geçen günlerini

doğrulda gel

hatıralar içinden

sancak yine salınsın

o burçta

devir putlarını çağın

bir vuruşta

yaman ol yine yaman

-dileyene kadar aman-

hesap soruşta.”

-”hiç görmediğim

hiç tanımadığım

kimbilir hangi şehir

hangi köydesin

hangi köy, hangi dağda

karargâhın

toprağın altından

nasıl fışkırırsa tohum

bir bahar ansızın

çıkacak arsız otlar

arasından

düzenli ve örgütlü

yağmurda büyütür

onu

güneşte

doğruldu yerinden dimdik

şanlı akıncıyı karşılar gibi

gördü yüzlerini… gördü

hepsi tanıdık ve bildik

yırtıldı dünyayı karartan peçe

ve -biran- sandı bir an

doğan isyan ağaran gece

o an

yaklaştı yer gök birbirine

-”gördüm

şarkımı

kazınmış

gördüm

yerin

göğün

can

yerine

işte o

-hayal ufkunu yırtan gerçek-

engeller -önünde- tül gibi ince

dizginliyor başıboş gidişi:

-bu adalet

buda kuvvet

-bu tek doğru tek gerçek

buda köre, sağıra

haramiye yumruk-”

belki hakikat olacak belki…

sonra dualar döküldü ağzından

-ya rab… sen ümitlerimi kayır.

Aydınlık Savaşçıları-kumandan

ÜÇ

-”elbirlik olmak

gayesine ermemiş savaş

bitmemiştir diyenlerle

omuz omuza dayanmak

kalelerine emperyalizmin

ne dur

ne durak

ne rahat

yükseğe

daha yükseğe

en yükseğe

dikilsin

bu

bayrak

bu bayrak

yükselen

mücadelemizin

düşenler varmış

düşenler olurmuş

düşsün

aralık kalmaz bu saflar

işte küçük akıncı

kim bu kaçıncı sefer

tüfeği boyundan büyük

yüreği büyükten

şu yiğit kadın sesine bak:

-”şahin bakışlı

dağ duruşlum

er dediğine doruk yaraşır

kalma bir an

bakma geri

ateşte olsa yürü-ki

ateşe kalmayasın

evleri koru-ki

evimi koruyasın

yiğidim

evinde ben

can yoldaşın

savaşta ben

can yoldaşın

“umut dediğin

savaşan için

savaşan için

zafer dediğin.

kalma geri

doğru için

güzel için

iyi için

ileri

senin ellerinde yükselecek güzel günler.

sen yeniden fethe memur

sen kutlu asker

-karagözlüm

yiğidiyle

öğünsün

kaçar isem

saçın

yolsun

döğünsün

ölüm bir kez

doğmak hergün

doğan

aydınlığında

dünyanın

kurtulmuş canlarla…

bu yürek vurulmaz zincire

bu yürek ölüme hazır

biliriz

zafer mutlak inananın

yani savaşanın

yani sırtüstü yatanın değil

yani inanmayanın.”

bu destan

suların akışı gibi

küfrün surlarına tırmanışın

ve ilklerden başka örnek tanımaksızın

savaşanların

sen! anadolunun sahibi

sen! beklenen

sen! kurtulacak

ve kurtaracak olan

duy milyonlarca hasretin sesini

sen eryürek nasipli

beklenen sensin

özlenen sensin

gözlenen sen…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>