fabrikalarimiz-seker-turkiye

FABRİKALARIMIZ… – Atilla ÖZDÜR

Devletimiz, hükümetin bir süredir söyleye geldiği şeker üretim faaliyetlerinden elini ayağını çekme kararını kesinleştirmiş. Hükümetin devlet adına işlem koyan kendisi olduğu için, fabrikaları arttırma ya da eksiltme yoluyla satışını da hükümetin kendisi yapmış olacak…

Buna karşılık son yıllarda özellikle de savaş sanayinde hiç umulmadık atılımların yapıldığı ve büyük başarılara erişildiği de görüldü. Yıllardır sınırlarımızı taciz eden, ülkemizin siyasi ve ekonomik istikrarını bozmakta olan, huzur ve güvenini altüst eden terör örgütlerine karşı sınır ötelerimizde başlatılan sıcak çatışmalarda fevkalade yararlı sonuçlarını gördüğümüz silahlar da, bu atılımların bir sonucu…

Osmanlılar, üç kıtada yerleşik ve hem de emperyalliğe özlem duymaksızın büyük bir imparatorluk kurmuşken, son demlerine doğru idarenin hesap kitaba gelmez yanlış politikalarının sonunda bütünüyle yok edilme safhasına geldi. İşte bu Türkiye, Osmanlı Devletinin küllerinden doğan bir ülkedir. Bizim vatanımız ve devletimizdir..

Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması (Baltalimanı), Tanzimat hareketinin mebdei olup vatanın sanayisiyle birlikte ticari hayatını da söndürünce, sıradan adi bir çiviyi üretebilmekten dahi aciz bir hale düşürüldük. İşte yine bu Türkiye, evvela Atatürk’ün, sonra sırayla Bayar-Menderes dönemi ve akabinden Demirel’in çabalarıyla, yarı sömürgeliğinden pek sıyrılamasa da, iyi kötü kendine yeterli olabilecek ölçüde sanayileşmeye başladı.…

Şeker sanayii, bez basma, çimento. Demir çelik, ulaştırma alt yatırımları, devlet çiftlikleri, hayvancılık ve ila ahiri. Kısa ömürlü tüketim mallarında da ithal ikameciliği denilen, montajcılık…

Bu arada savaş sanayine el atılmadı da değil. Nuri Killigil’in Sütlüce’deki askeri silah, teçhizat ve mühimmat üreten fabrikasının dinamitlendiğinde, patlamanın gümbürtüsüyle yangınlarının alevlerini bizler taaa Bursa’lardan duyup işiterek görmüştük. Akabinden Şakir Zümre’nin yine Sütlüce’deki tesisleri de yok oldu gitti…

Dünya alem bizlerin fabrikacılığımızı istemediklerinden hep yolumuzu kestiler. 27 Mayıs’ın “Devrim” otomobilini köstekleyen o… çocuğu kimlikliler, dışarının üreticileriyle buraların yerli acentaları değil miydi?

Bir ara makine mühendisliğinde profesörlük merdivenlerine tırmanmış Erbakançıkıverdi ortalara. Yerli negatif seslere alternatif ses çıkarmaya başladı. Yerli egemenler tarafından hiç de sevilmeyen bir kişi idi. Sebebi, evvela dünya görüşü itibarıyla diğerlerinden farklılığı, saniyen, makina yapan makina parkımızın yetersizliğini her vesileyle dile getirmesi…

Hikmet-i Hüda, kısa süreli de olsa icra yetkisini sahiplendiği günlerde Erbakan, makina yapan makina fabrikalarının sıra ile temellerini attı, Tümosan ve Aselsan’lar gibi. Bununla da kalmadı, şeker ve yem fabrikaları, et ve balık kombinaları. Elektronik muhabere cihazlarıyla motor fabrikalarının temellerine besmele ile ilk harçlarını döktü… Üretiminde Erbakan’ın yer aldığı birinci Devrimakamete uğratılmışsa da, salladığı bombalarını yerine oturtan Fırtına obüslerinin iç dünyamızda meydana getirdiği heyecan, TÜRKİYE’NİN YENİ DEVRİM’ne kollarını sıvadı…

Sıvadı sıvamasına da, Nuri Killigil’i, Erbakan’ı, afyon konusunda Bülent Ecevit’i, Kıbrıs davamızda Türkiye-ABD Karşılıklı Yardım Anlaşmasındaki sömürgeci hukukuna uygun tanzim edilmiş madde hükümlerini hatırlanan mektupların muhatabı İnönü’yü açıkça yok etmek isteyenler, zihniyet olarak da, güç olarak da hâlâ hayattalar…

Şekeri ucuz yedirmek vaadiyle pancar tarımımızı emirle köreltenlerin, onca yargı kararlarıyla haksızlıkları tescil edilmesine karşın nişasta fabrikalarını getirip İznik gölünün kıyısına kondururken, bize bakışları sömürgecinin sömürgesine bakışı gibiydi. Yetmedi, bir dizi şeker fabrikamız kapatıldı. Ucuz mısır şekerinin pazarı işgal sonucunda muhallebisinden gazoz ve meyve sularına, çikolatasından fabrikacısının müminmiş fasıkmış bakmaksızın dondurma ve meşrubatına, hacının baklavasından sütçünün keşkülüne varıncaya dek, bonbonundan fıstıklı lokumuna kadar büyüğünden küçüğüne millet ne yemiş ise, zehirlenerek obezleşti…

Tıp otoriteleri obezliğin salgına dönüştüğünü haykırıyorlar. Bu salgın, sağlık harcamaları yönünden Hazineyi kemirir. Aynen sigaranın kemirdiği gibi. Bundan ötürüdür ki, tiryakilik de, bir anlamda vatana ihanettir…

Kamuya ait üretim araçlarının Reagan destekli ABD’li ekonomist Milton Freidman’ın emir kıvamındaki tavsiyeleri üzerine bağımsız devletimizin politikacıları, alıcısının ırkına milliyetine bakmaksızın sattılar. Alanların büyük bir kısmı fabrikaların tezgahlarını kapatıp arazisini de, mahallin politikacılarının kafalarına girerek inşaatçılara sattılar. İşçilerini de, kapı önlerine koyverdiler…

Kapital ahlakı, sermaye verimliliğinde paranın sadece nereden değil, hangi faaliyetlerden ve nasıl daha fazla geleceğine bakar. Bu itibarla işletmeleri ele geçiren kapitalistlerin satış şartnamesine konulacağı söylenilen fabrikalarda faaliyetin, köylünün de pancar üretimine devamıyla işçilerin kapı dışına konulmaması şartlarına riayet edeceklerini ummak, açıkça safdilliktir…

Hiç şüphe edilmesin. Sebebi belirsiz buhar kazanı patlamaları ya da sıradan elektrik kontağına bağlı yangınlarla bu fabrikaların büyükçe kısmı devreden çıkar ve milletin ağız tadının bozulmaması için devlet de, zarureten nişasta bazlı şeker kotalarının önünü açıverir…

AKP hükümetlerinin, şimdiye dek hiçbir hükümette görmediğimiz takdire şayan bir özelliği var. Geçmişte yapılan hata ve yanlışlarını açıkça itiraf ediyor…

Hiç istemeyiz ki, ileride bu konuda “yanılmışız, hatamız olmuş” açıklaması yapılarak, milletten helallik istenilsin…                   

HAMİŞ:

Türkiye’nin 500 büyük şirketlerin tam orta bölümünde yer alan bir şirket, kapitalizmin sermaye birikim yolunda emeğe karşı sergilediği insani ve vicdani ahlak kurallarına has canlı ve taze bir örnek teşkil edercesine, işçilerine şu tebligatı yapıyor: 

Çalışanlarımızın bütün sözlü uyarılarımıza rağmen mola uygulamasını suiistimal etmesi sebebiyle, 15’er dakikalık ara dinlenme saatleri iptal edilmiştir. Bilgilerinizi rica ederiz. İnsan Kaynakları Müdürlüğü…”

İmdi; bu zihniyet, eline geçirdiği milletin birikmiş alın teri bu fabrikaları kendi süfli ya da, kölesi olduğu devletlerin menfaati hesabına hareket etmekten utanarak, kanun nizam ve şartname hükümlerini ihlalden kendini frenleyebilir mi?..

Atilla ÖZDÜR

Kaynak: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/atilla-ozdur/fabrikalarimiz-23210.html

http://www.adimlardergisi.com/fabrikalarimiz-atilla-ozdur/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>