fikir-ve-rey-sahibi-olmak

FİKİR VE REY SAHİBİ OLMAK – Mehmet ŞENTÜRK

İnsanoğlu, diğer mahlûkattan mücerred düşünce ve tecrid kabiliyeti hasebiyle ayrılır. “İnsanı hayvandan ayıran konuşmaktır” diyen filozoflar kanaatimce gaflet veya ihanet içindedir. Her konuşana insan zaviyesinden nazar etmemek lazımdır. Zira kedilerin miyavlaması, domuzun hönkürmesi de kendi çapında bir lisândır.

Atalarımız kelâm hakkı içün iki şart koymuşlardır. Bunlar “sahibül fikr-sahibül rey”  olmak terkibi ile çerçevelenmiştir kelâm mahfillerince.

Fikir sahibi olmak, her şeyden önce konu hakkında malumat sahibi olmaktır. Rey sahibi olmak ise (EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL) ayeti iktizâsınca davranmaktır.

Eskiden kutlu kelâm binası bu iki sütun üzerine teşekkül edermiş.

Fikir ve rey sahibi olmak…

Düşünmeli; insan kitle psikolojisi ile, şu-bu ne der diye değil, mücerreden Allah’tan korkarak doğru yolu bulabilir.

Tefekkürden ve reyden münezzeh olanlar susmalıdır! Cemiyet –maalesef– bilmediğini bilmiyor. İnsanlar bilmedikleri ile bildiklerini mukayese etse ortalıkta âlim arif sayısı beşi geçmez. Zan veya tarafgirlik ile konuşuluyor ki bu da hakkaniyetli kelâm zaviyesini yaralamaktan öteye gitmiyor.

Eskilerin dediği gibi, bildiğimizin âlimi bilmediğimizin talibi olalım. Töresiz, edepsiz kelâmsız bir çağda yaşamanın verdiği ızdırap elbette ruh heybemizde saklı. İlimsiz, irfansız caka satan, topluma boyunduruk vurma gayesiyle dalkavukça salyalar akıtanlara susmak susabilmek çare mi?

Hak batıla biat etmez. “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykırmaya devam edelim.

Peki, cemiyetin ilacı nedir?  Ahvalin bu hale gelmesine sebep cerahatlerin temizliğine nereden başlamalıyız? Hatemül Enbiya Hz. M…….’in kişiliği, duruşu; yani hayatını bilip idrak gayreti.

Bir misâl; Hendek hadisesini bilirsiniz. Selman-ı Farisî’nin teklifi, akabinde kabulü ve icraat safhası. Arabistan’ın kavurucu sıcağı altındaki toprak zeminin kavi olması hasebiyle, vurulan kazmaların ve yorulan sahabilerin ahvalini gören Peygamberimiz (sav) kazmayı alır, tam indirecekken karnındaki taş yere düşer. Bunu gören kimi varlıklı sahabiler müteessir olur, evine davet etmek ister. Lâkin Rasûlü Zîşan efendimiz, beraber doymayı teklif eder.

Dikkatimizi şuraya celbedelim, gönüldaşlar!

Sahabiyle beraber kazma vuran imtiyazsız bir Elçi ve Devlet Başkanı! Şükretmeyi telkin ederken, yoksul bir hayatı seçmiş olması manidar. Seçmiş diyorum, zira müşrikler tarafından neler teklif edilmedi, Cebrail (as)  vasıtasıyla gelen vahiylerde neler ihsan edilmedi ki…

Başka bir vakıa; Uhud istişaresinde genç sahabilerin arzuladığı taarruza Rasûlullah’ın onay vermesi. Ben dedim oldu-bitti zorbalığından ırak bir Elçi ve Devlet Reisi.

Bu iki vakıayı düşünelim ve iliklerimizden gelen bir vecd ile titreyelim. Yaşadığımız cemiyete bu iki vakıa zaviyesiyle bakıp, bu giden düzene siyasî, sosyolojik, ekonomik olarak hazmedemeyip susmadığımız için şükredelim. Emr olunduğu gibi dosdoğru olan, dosdoğru konuşan, “Gaye İnsan-Ufuk Peygamber”in meşveret mirasına kulak verip izini takip neticesi atılan Adımlar’a bin selâm!

Mehmet ŞENTÜRK

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>