fikri-kavramlar-ustune-denemeler-13-zorunluluk-ve-zorunsuzluk-hakkinda

Fikrî Kavramlar Üstüne Denemeler: 13 “ZORUNLULUK VE ZORUNSUZLUK HAKKINDA” – Selim GÜRSELGİL

Fikrî Kavramlar Üstüne Denemeler: 13

“ZORUNLULUK VE ZORUNSUZLUK HAKKINDA”

Selim Gürselgil

 

Emile Boutroux

Emile Boutroux, 9. yy Fransız filozofu. Polonya yahudisi bir baba ile İrlandalı bir annenin oğlu olarak dünyaya gelse de, kendisini Fransız ve katolik kabul eder.

Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de çok iyi tanınan filozoflardan biriydi Boutroux. Ama zamanla, Türkiye’de ruhçu felsefenin etkisinin azalması ve materyalist felsefenin önem kazanmasıyla unutulup gitti.

Bugün Türkçe’de, hepsi de Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan tercümelerin ürünü olan bazı eserleri vardır. “Çağdaş Bilgiler Işığında Bilim ve Din“, “Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu Hakkında” bunlardan başlıcalarıdır.

  1. yy’da, Fransız materyalizminin altın çağında, idealistlerin ruhî olaylar hakkında bile determinizmi sorgulamaya cesaret edemediği bir dönemde, o “tabiat kanunlarının zorunsuzluğu“nu, yani indeterminizmi çok güçlü argümanlarla savunmuştur. Tefekkür tarihinde bu tartışma, bilindiği gibi, İbn-i Sina ile İmam-ı Gazalî ve daha sonra İmam-ı Gazali ileİbn-i Rüşdarasındaki tartışmadan mirastır. Günümüzde ise kuantum felsefesine bağlı olarak tartışılıyor bu konu.

Boutroux, ruhçu felsefenin en önemli isimlerinden Bergson‘un ve aksiyon felsefesinin kurucusu Blondel‘in hocasıdır. Ayrıca kendisinden sonra bir çok filozofa da doğrudan tesir etmiştir. Ama arama motoruna bir göz attım da, birkaç cümleleik biyografi dışında, hakkında Türkçe hiçbir ciddi bilgi yok. Ondan sonra meyhane çıkışı, İslâm şöyle İslâm böyle…

10 Kazım 2011

De La ContingenceDesLois De La Nature (Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu Hakkında)

Ünlü Fransız filozof Emile Boutroux‘nun en önemli eserlerinden biri, “Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu Hakkında” adıyla Türkçeye tercüme edilen bu eseridir. Felsefe çevrelerinin iyi bildiği bu eser, Hilmi Ziya Ülken tarafından dilimize kazandırılmış olup, en son sanırım 80’lerde MEB tarafından bir basıldı öyle, sonra piyasada mevcudu bulunmamaya başladı.

Geçen yıl Boutroux hakkında kısaca bilgi verirken, “tabiat kanunlarının zorunsuzluğu” mevzuuna da değinmiş, bu tartışmanın İslâm tefekküründen geldiğini, önce İbn-i Sina ile İmam-ı Gazali, sonra İbn-i Sina ile İbn-i Rüşd’ü karşı karşıya getirdiğini söylemiştim.

“Zorunsuzluk”, Fransıca’da her ne kadar “Contingence” ise de onun felsefî literatürdeki tam karşılığı indeterminizm’dir. Nedir indeterminizm? Gayrı muayyeniyetçilik; yani önceden belirlenmemişlik… Onun karşıtı olan determinizm, muayyeniyetçilik, önceden belirlenmişlik…

İmdi İmam-ı Gazalî Hazretleri filozoflarla tartışırken, şu meşhur sözü söyler:

-“Allah gayrı şahsî bir ilk illet değil, Faal’dir!

İBDA Külliyatı’nda geçer, biliyorsunuz… Ne demektir bu? Allah, şahsı olmayan bir ilk sebep, sırf bir ilk hareket ettirici değildir; her ân kâinatı yeniden yaratır, yeniden yok eder. Sebeple sonuç arasında bir zorunluluk yoktur. Ateş yakar, bu bir genelliliktir, zorunluluk değil; ateş, Allah dilerse yakar, dilemezse yakmaz.

Filozoflar ne diyordu? “Ateşte yakmak hassası vardır ve yakmak hassası bulunduğuna göre yakması zorunludur.” Yani, Allah’ı kayıt altına alıyorlar, O’nun kendi koyduğu tabiat kanunlarına uymasını zorunlu görüyorlardı. Bu sebep – sonuç mantığına tefekkürde “kozalite – illiyet – sebeplilik” denir. Felsefede kozalitenin meşhur bir tarifi vardır: “Aynı şartlar altında aynı sebepler daima aynı sonuçları doğurur!” Burada kilit kavram “daima” kavramıdır; sebebin sonucu daima doğurması demek, sebebin sonucu belirlemesi ve gerektirmesi demektir; bir zorunluluk kanunudur. İşte determinizm de bu zorunluluk kanunundan doğar; kozaliteden doğar… Basitleştirirsek:

-“Bugünkü sonuçlar, dünkü sebepler tarafından belirlenmişlerdir. Bugünkü sebepler de yarınki sonuçları belirleyeceklerdir!

Bu görüşün halk dilindeki karşılığı “fatalizm – kadercilik”tir. Ancak buradaki kader kavramı Allah’a değil, tabiata mahsus, tabiatın ortaya koyduğu bir kaderdir.

Birkaç yüzyıl boyunca Batı tefekküründe tabiat ilimlerine başarıyla uygulandı bu düşünce. Marksizm gibi birtakım ideolojilerin temelinde yer aldı. Sadece tabiat kanunları ve müsbet ilimler alanında yer bulmakla kalmadı, ruhî ve içtimaî davranışlara kadar her alana uygulamaya çalışıldı. Determinizmin bu şekilde beşerî ilimler alanına sokulmasına itiraz edenler bile, onun fizik ve matematikteki kesinliği karşısında itiraz etmeye cüret edemediler. Çünkü ateş her seferinde yakıyordu ve iki kere iki daima dört ediyordu.

İmam-ı Gazalî’den 900 yıl sonra ilk defa Boutrouxdeterminizme açıktan karşı koyacak cesareti buldu. Boutroux’nun görüşleri, ilk başta Berkeley’in idealizmi gibi “çağdışı” bulundu ve fazla taraftar çekmedi. Ancak 20’inci yüzyılın başında İzafiyet Teorisi’nin fizikte Newtonkanunlarını yıkması ve ardından Kuantum Teorisi’nin tabiat sahasında geçerlilik kazanmasıyla Boutroux’nun felsefî isyanının maddî âlemdeki karşılıkları da görünmüş oldu. Şimdi atomaltı dünyadaki belirlenemezlik, İmam-ı Gazali’nin düşüncesini bir kez daha bütün saygınlığıyla ortaya çıkarıyor.

Yalnız bunu böyle kaba bir şekilde anlamayalım. “Zorunsuzluk” demek, “zorunluluğun” büsbütün reddi anlamına gelmez; yalnızca varlıkların özünde belirlenmişliğin değil, belirlenemezliğin hüküm sürdüğünü gösterir. Halbuki zorunluluğun geçerli olduğu yerler vardır ve öyle görünüyor ki her zaman da olacaktır. İki kere iki daima, bütün şartlar altında dört etmeyebilir; fakat iki kere ikiyi dört kabul eden matematik sistemini kullanmaktan vazgeçmenin mantığa meydan okumak anlamına geleceği ortadadır.

Determinizm, bir yönüyle avamî fikir ve gerçektir. Her hadisede mantığa yatkın cevap,determinizmdir. Ateş yakar mı? Yakar. Bitti. Ama bir adam görürsün ki, ateşe girer ve yanmaz. O adamın ateşe girip yanmaması determinizmin kesinliğini sarsar. Sen buna hayret eder, başka bir mantık ararsın. İşte o mantık öncekinden daha üstün bir fikre ve gerçeğe bağlıdır ki, ona tefekkürde “önceden belirlenmemişlik” veya “zorunsuzluk” diyoruz; felsefî tabiriyle “indeterminizm”…

İmam-ı Gazalî’den sonra İbn-i Rüşd’ün geliştirdiği determinizm, İslâm âleminde “dindışı bir düşünce” sayıldığından pek ilgi görmedi. Batılılar İbn-i Rüşd’ü uzun uzun incelediler, ondan öğrendikleri determinizmi tabiata uyguladılar ve onunla tabiata hâkim oldular. Zirâmüsbet ilimler alanında determinizmin geçerliliğini inkâr etmek mümkün değildir. Belki de bu zaafın oluşmasında bizde İmam-ı Gazalî’ninyeterince iyi anlaşılmaması vardır. Zirâ O, felsefenin din üzerinde taht kurmasını reddetmişti; felsefenin getirdiği müsbetilimlerin tümünün de makbul ve caiz olduğunu söylemişti. Bu fikri şöyle formüle etmişti:

-“Felsefecilerin sözlerinde iki türlü âfet vardır; biri o sözleri olduğu gibi kabul edenler hakkında, diğeri de o sözleri felsefeciler söylüyor diye büsbütün reddedenler hakkında. Bir sözü felsefeci söylüyor diye onun muhakkak yanlış olması gerekmez.

Bu itibarla bir görev tanımlaması yapmak gerekirse; İbn-i Rüşd’ün “dindışı bir düşünce” olduğunu tesbit etmek, işin ilk yarısı olmalıydı; ikinci yarıda, “dindışı düşünce”nin faydalı ve geçerli yönlerini araştırmak gerekirdi. Halbuki Büyük Doğu Mimarı’nın “Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu”nu muhasebesine girişmesi ve bu muhasebenin ardından İBDA Mimarı’nın Hikemiyat ilmini kurmasına kadar bu görev tanımı yapılamadı.

23 Ağustos 2012

 

GuiseppePeano

GuiseppePeano şu tarz postülalar ileri sürmüş, İtalyan asıllı bir 19’uncu yüzyıl mantıkçısı:

  1. Cinnî bir cindir.
  2. Her cinin bir üstünü vardır (ki o da bir cindir).
  3. Cinnî hiçbir cinin üstünü değildir.
  4. Farklı cinlerin farklı üstünleri vardır.
  5. Eğer cinnî x özelliğine sahipse ve herbir cin bu x’i kendi üstüne aktarırsa, o halde tüm cinler x özelliğine sahiptir.

Bilimde bunlara “matematikî tümevarım prensibi” adını vermişler. Bu tümevarımdan da bir `akronim` doğmuş:

– GOD: GodOverDjin!

Yani, “Cin üzeri Tanrı!”

Evet, şimdi bu ilmî açıdan belki yerine göre değerli bir şeydir, çok bilemiyorum; bazı buluşlar üzerinde yetkin olabilir. Hiç olmadı, örnekler esas kabul edilerek psikanalize yardımcı sonuçlar çıkarılabilir.Evet ama metafizik yönünden hiçbir değeri yoktur; zira tanrıyı bir nevi cinlerle isbatlıyor, onların toplamı ve en üstünü gibi anlatıyor. Bir tür “determinizm” yapıyor.

Biz buna Hikemiyatta “mihraksız tümevarımın zaafiyeti” diyoruz. Yahut “Bütün Fikrin Gerekliliği” ve tümevarım yoluyla kurulamazlığı!

8 Mart 2012

Cicero

Romalı filozof Cicero, ruh ve ruhun ölümsüzlüğü hakkında ilginç şeyler yazmıştır:

-“Zihinde bu kadar çabuk işleme, olup bitenleri hatırlama, olacakları kestirebilme, bunca şey yapma, bunca şey bilme, bunca şey bulma melekesi var olduğuna göre; bunları başarabilen tabiattaki varlık, ölümlü olamaz; hem ruh daima hareket halindedir; bu hareketin de başlangıcı yoktur, çünkü kendiliğinden hareket eder ve hiçbir zaman kendini bırakmadığına göre, bu hareketin sonu da yoktur. 

Ve ruh, tabiattan daha basit, kendisinden daha farklı, kendisine benzemeyen bir şeye karışmış olmadığından, bölünemez; bölünemeyince de yok olamaz; insanların doğmadan önce epey şey bilmeleri de ruhun ölmezliğine önemli bir delil teşkil eder. Öyle ya, çocuklar zor bilgileri edinirken sayısız şeyleri öyle çabuk sezerler ki, bunları ilk defa öğrenmedikleri, hatırladıkları düşünülür. İşte Eflatunaşağı yukarı böyle söyler.

8 Mart 2012

De Consolatione Philosophiae (Felsefenin Tesellisi)

Romalı Boethius’un felsefe tarihine geçmesini sağlayan eser, Felsefenin Tesellisi… Felsefe derslerinde kısaca “Konsolasyon” olarak geçiyor ve okutuluyor.

RomalıBoethius, efsanevî bir çilekeş. Arkadaşını savunmak isterken, sözlerinin yanlış anlaşılması üzerine kendisini suçlu saydırır; idama mahkûm olur.Kapatırlar onu bir zındana… Kapkaranlık; göz gözü görmüyor… Böyle birbirine eklenen günler, geceler…

Sonra bir gün bir suret görünür ona; bir kadın sureti… Başı gökte, ayakları yerde… Belden yukarısı “teta”, belden aşağısı “pi” harfi; teori ve pratik… Kadının adı ve mânâsı”Philosophiae – Felsefe” olduğuna göre, toplam olarak “teorik ve pratik felsefe”… Belden yukarısı zorunsuzluk, hürriyet, belden aşağısı zorunluluk, mahkûmiyet olan bu hayalî kadının bu hayalî kadının öğretisidir; de consolationephilosophiae

F Tipi hapishane macerası yaşayan arkadaşlar, Boethius’u daha kolay anlarlar. Çünkü onlar da her zaman olmasa da zaman zaman başı gökte ve ayakları yerde olan o kadını rüyalarında görürler, ondan felsefenin tesellisini tahsil ederler. Soğuk bir kış sabahına uyanırlar:

– Kanka sıcak su akıyo mu?

+ Aydan mı geldin olum, ne zaman aktığı var?

– Ulan hükümet, verem edicenbizi verem burda!

İnsan iradesi daima zorunluluktan hürriyete kaçış halinde olduğuna ve tesellisini de ancak bu yolla bulduğuna göre, pi sayısı kaç alınırsa alınsın, ruha teselli veren yalnız teta’dır!

29 Şubat 2012

 

Orjinal: http://www.adimlardergisi.com/fikri-kavramlar-ustune-denemeler-13-zorunluluk-ve-zorunsuzluk-hakkinda/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>