gun-ortasinda-karanlik

GÜN ORTASINDA KARANLIK – Gökhan YAMANGÜL

O romanın adını 1995 senesinin ıslak ve külrengi bir sonbahar akşamında merhum Abdürrahim Karakoç’tan duydum. 19 yaşındaydım ve “kendi başıma” ilk defa Ankara’ya gelmiş, ayağımın tozuyla da, şiirleriyle büyüdüğüm şairi bulmuştum. Laf nasıl döndü dolaştı ve “totaliterliğe” geldi, hatırlamıyorum. Muhtemeldir ki, ayrıldıkları partinin meşhur sloganı “lider, teşkilat, doktrin tartışılmaz” sözünü eleştiriyordu.

-“Sıfır ve Sonsuzluk… Yazarı Arthur Koestler… Mutlaka okumalısın…

Birkaç gün sonra memleket dönüşü ilk işim kütüphaneye gitmek ve o romanı bulmak olmuştu. Romanın kahramanı Rubaşov’un, Soyvet Devriminin en önemli birkaç liderinden Bucharin olduğunu, onu ölüme mahkûm eden Bir Numara’nın da Stalin’i temsil ettiğini, kurgunun, bir gece Rubaçov’un gözaltına alınmasıyla başlayıp, sorgu süreçleri etrafında geliştiği ve infazıyla sona erdiğini okuyanlar hatırlayacaktır. Bunlardan bazıları, pek haklı olarak, “o romanın adı Gün Ortasında Karanlık değil miydi?”tepkisi de gösterecektir. Sıfır ve Sonsuzluk’u kütüphaneye teslim edip, Koestler’in bir başka romanı” diye Gün Ortasında Karanlık’ı alıncaya kadar ikisinin de aynı kitabın farklı çevirileri olduğundan bende habersizdim. Macaristan’a yerleşmiş bir Rus yahudisinin oğlu olan Koestler, bu romanı İngilizce yazmış. Meğer Sıfır ve Sonsuzluk, İngilizce aslından değil de, Fransızca çevirisinden Türkçeye tercüme edilen baskısıymış…

Bahsettiğimiz eserin ardından Stalin’in ölüm listesine konan 1930’ların hızlı komünisti Arthur Koestler, 1983 senesinde eşiyle beraber intihar ederek, kendi eliyle hayatını sonlandırır. Roman, Orwel’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli şâheseriyle beraber Stalin karşıtlarının iki başucu eserinden birisi olmuştur. Fakat Orwel’ın eseri, onun hayal gücünün şekillendirdiği ihtimaller etrafında ve “Büyük Birader Yanılmaz” fikrinin gidebileceği en uç noktayı gösteren dispotik bir kurgu iken, Koestler’ın eserinde “bu kadarı olmaz” denilecek tek bir sahne yoktur ve Bir Numara’nın iktidarda kalma metodu en katı reel içinde çerçevelenmiştir.

Romanda, Rubaşov’un bir zamanlar hayatını kurtardığı eski bir yoldaşı tarafından sorgulanır iken aralarında geçen ve devrimin durumunu tartıştıkları konuşmalar kadar, onun kendi nefs muhasebesi bâbında günlüğüne yazdıkları da uzun uzadıya tahlil gerektiren mühim anekdotlar… Bu notların bir yerinde şunları yazıyor:

“Kısa bir süre önce, önde gelen tarım uzmanlarımızdan B. ile otuz iş arkadaşı, nitrat suni gübrenin potas’a üstün olduğu sonucuna vardıkları için kurşuna dizildiler. Bir Numara, potas kullanılmasını savunmaktaydı; dolayısıyla B. ve otuz arkadaşının sabotajcı ilan olunarak tasfiye edilmeleri gerekli. (…) Eğer Bir Numara yerinde bir tercih yaptıysa tarih onu doğrulayacak ve o otuz bir kişinin idamı çok önemsiz bir olaydan öteye geçmeyecektir. Ama eğer yanıldıysa… (…)

Tarih bize, gerçekten çok yalanların iyi sonuçlar verdiğini öğretmiştir. Zira insanoğlu budaladır, (…) Ve onu (insanoğlunu) TEHDİTLER ve VAATLERLE, HAYALÎ KORKULAR ve TEMİNATLARLA sürüklemek de lâzımdır. (…)

Ahlâkın, doğruluğun tarih için hiçbir şey ifade etmediğini biliyoruz.”(1)

Onu sorgulayan eski dostu İvanov arasında geçen bir diyalogda da, söz yine ahlâk ve vicdan bahsine dayanır. Sorgu şefi, bir zamanlar Rubaşov’unda savunduğu fikirlerle onun karşısına dikilir:

“İnsanın kendisini otuz parça gümüş karşılığında satması dürüst bir anlaşma olabilir; ama insanın vicdanının sesine uyması, insanlıktan çıkması demektir. TARİHİN AHLÂKLA İLİŞKİSİ YOKTUR. BİR VİCDANA SAHİP DEĞİLDİR. Tarihi ahlâk kurallarına göre yönetmeye çalışmak her şeyi kendi hâline terk etmek demektir.” (2)

Ve bu mantığın devamında, varlığını sürdürebilmek için iktidarlara lazım olan OHAL stratejisi şekillenir:

“Her gerektiği zaman yöneticiler ‘OLAĞANÜSTÜ ŞARTLAR’ yaratmayı başarmışlardır. Tabii bu durum, olağanüstü savunma vasıtalarına başvurmayı gerektirir.” (3)

Olağanüstü Şartlar” oluşturmak önemlidir. Çünkü diktatörlüğü meşrulaştırmak, kitleyi onun zaruretine ikna etmek, hukuku rafa kaldırmak ve muhaliflerin devlet gücüyle tasfiyesini sağlamak için en geçerli yöntem budur. Koestler’in eserinde bütün bunların nasıl olduğu, olabildiği, yaşanmış olaylar şahit gösterilerek roman örgüsü içinde anlatılır.

Bir yerde de, Stalin’in kendi teorisyenleriyle oynadığı garip bir oyundan söz edilir. “Partinin ekonomi dergisini yayınlamakla görevli uzmanlar kurulundan Amerikan endüstriyel bunalımını incelemelerini” ister. Amerikan ekonomisinin gerçekten de büyük buhran yaşadığı yıllardır. Bu uzmanlar aylarca çalışıp, üç yüz sayfalık bir yayınla Amerikan efsanesinin bir balondan ibaret olduğunu ispatlar. Fakat bu özel sayının yayınlandığı gün, Stalin bir Amerikan gazetecisini kabul eder ve “piposunu tüttürerek”, bütün dünyayı şaşırtan şu demeci verir:

-“Amerika’daki bunalım sona ermiş ve iş hayatı normale dönmüştür.”

Bu ters çıkış üzerine, “görevden alınarak tutuklanmalarını bekleyen Uzmanlar Kurulu üyeleri hemen o gece, ‘karşı-devrimci nazariyeler ve yanlış incelemeler hazırlamak hatasını işlediklerini’ itiraf eden mektuplar” yazar; “bundan ne kadar pişmanlık duyduklarını ve kamuoyu önünde tarziye vermeye hazır olduklarını” özellikle belirtirler. Editörler kurulundan birisi, eski lider Lenin’in sadık adamı olarak bilinen yaşlı uzman ise çalışmasının ardında durur ve tepki olarak intihar eder. Bucharin (romandaki adıyla Rubaşov) sonradan bunun Stalin tarafından kurgulanmış bir oyun olduğunu ve muhalif olduğundan şüphelenilen o kişinin bertaraf edilmesi amacıyla düzenlendiğini öğrenir. Hücresinde geriye dönük olarak bütün bu olanları hatırlayıp şöyle düşünür:

“Her şey garip bir komediden ibaret… (…) …bütün bu hokkabazlıklar aslında sadece diktatörlüğü güçlendirmek amacını güdüyordu. (…) …sadece oynananları gören, kuliste olup bitenleri bilmeyen ve bu komediyi ciddiye alanlar için daha da acıydı durum.” (4)

“Gün Ortasında Karanlık” romanı, 1917 Ekim devriminin sembol isimlerinden Bucharin’in bu ve benzeri hesaplaşma ve hatırları etrafında, onun infaz saatine kadar sürüp gider.

“Bütün bunların bizimle ilgisi ne?” diyenler çıkabilir. “SSCB mi kaldı yahu; bu romanı şimdi durduk yere hatırlamanın sırası mı?” diyenler de olacaktır. Öyle ya… Bilim adamı ve yazarların iddia ettikleri şeylerin ardında durma cesaretinin kalmadığı… Devlet kurumlarının esas vazifelerini icra etmek yerine, Bir Numara’nın sözlerini tescillemekle görevlendirildiği… Ahlâkın, doğruluğun hiçbir şey ifade etmediği… Muhalifleri tasfiye için “olağanüstü şartlar”ın yaratıldığı…
Böyle bir siyasi vasatın biz’le ne ilgisi olabilir?

Çünkü bizim Bir Numara farklıdır:

Onun tarih şuuru “ahlâk ve doğruluk” üzerine kuruludur.
Güç gösterisi yapmak için “krizler” üretmez.
OHAL’leri fırsata çevirmez.
Muhalifleri hapse tıkmak için “hayalî korkular” ve “suçlamalar” yaratmaz.
Kendisine ters düşen bilim adamı ve yazarları tasfiye etmez.
İnsanlara iftira atmaz.
Mahkemelere burnunu sokmaz.
Hukuk hürdür, irfan hürdür, vicdan hürdür.

Kim demiş “GÜN ORTASINDA KARANLIK” diye…

Gökhan YAMANGÜL – 12 Nisan 2017
ADIMLAR Dergisi

 

DİPNOTLAR

1 – Arthur Koestler, Gün Ortasında Karanlık, Çev: Behzat Tanç, Yağmur Yayınevi, 1976, s: 105,107
2 – a.g.e. s: 162
3 – a.g.e. s: 166
4 – a.g.e. s: 185-187

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/gun-ortasinda-karanlik/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>