harun-agabeyin-ardindan

HARUN AĞABEYİN ARDINDAN – Tufan ERSÖZ

Kelimeler insanın boğazına düğümlenir ya, konuşamazsın, yutkunamazsın, öyle bakakalırsın. Harun Ağabey’in vefatını duyduğumda birçok arkadaş gibi ben de aynı ruh haline büründüm.

Onu ilk önce Şehit Ünsal Zor’un, daha sonra da Sayın Ali Osman Zor’un vasıtasıyla tanıdım. Aslında benim gibi birçok arkadaş mücadelede emeği geçen bu değerli insanları hep Ali Osman Zor’un yönlendirmesi ve telkinleriyle tanıdı. Geçmişin ve mücadele tarihinin bilinmesine dair bu “tanıma” ve “tanıtma” geleneği Adımlar’da halen devam ediyor; geçmişte emeği geçen hiçbir şahsı atlamadan, hakkını yemeden ve perdelemeden…

Az tanıdım ama, tanıdığımı dahi nasıl ifade edeceğim bilmiyorum. “Bir “insan” tanıdım, adı Harun Yüksel’di” demek, bu dilden anlayanlar için yeterliyken, ister istemez bazı teferruatları da işaretlemek gerekiyor böyle durumlarda. Harun Ağabey’in kelimelerle anlatılmasının nasıl güç olduğunu anlamak için bir ân bile olsa insanın onu kalbiyle tanıması yeterli. Eminim ki, Sayın Ali Osman Zor’un tabiriyle “gerçek insan soyuna mensup bu insan evladını” az veya çok iyi niyetle tanıyan herkes bu güçlüğü yaşıyordur.

O öyle biriydi ki, onu bir kere tanıyıp sevdikten ve o da sizi sevdikten sonra dava için her ne iş yapsanız hep yanınızda hissettirirdi kendini. Bu açıdan bakıldığında benim gibi birçok insanın, özellikle Ali Osman Ağabey’in mücbir sebeplerle olmadığı zamanlarda yetişmesinde büyük emekleri olduğu gibi, yazılarıyla birçok gencin İBDA’yı tanımasına vesile olduğuna da şahidiz.

Kumandan Mirzabeyoğlu’nun savunmasında destanlık ifadeleri ile fikri nakış nakış işleyerek, zalimlerin suratlarına, yaptıkları zulmü tokat gibi çakan Harun Ağabey.

Herkesin sindiği, sustuğu zamanlarda hep en önde olan cesur, vakarlı, yiğit, cömert Harun Ağabey…

Kumandan’ın özgürlüğü için başlatılan Bolu seferleri ve AKP önündeki direnişlerin manevî önderlerindendi. Hazırladığı basın açıklamalarıyla bu hukuksuzluğun tüm Türkiye’ye duyurulmasının baş mimarıydı. Oğlu Mehmet Yüksel’in bizimle birlikte eylemlerde bulunmasıyla hem fikir hem de fiil olarak ailece bu hukuksuzluğun duyurulmasında başrol üstlendiler. Bizler hakkında yapılan süflî karalamalara karşı bizi motive eden ve hareketimizin devam etmesini sağlayan belki de oydu.

Özgürlük mücadelesinin yürütüldüğü dönemde yine günlerden Pazar, her hafta olduğu gibi AKP İl Başkanlığı’nın önünde basın açıklaması yapmak üzere hazırlanıyoruz. Her şey tamam gibi ama, megafonumuz da sorun var. Ses yeterli çıkmıyor. Her ân arıza yapabilir. Bunları düşünürken, “inşallah bir aksilik olmaz” duası ile gönüldaşlarımızı bekliyoruz. “Selamünaleyküm ağabey!” diyerek Mehmet Yüksel gönüldaşımız belirdi kapıda. Onu görmek bizlere her zaman manevî bir güç veriyordu. Yüzlerde hafif bir tebessüm, sarıldık. “Ağabey!” dedi sessizce, “lütfen, kabul ederseniz bunu sizlere vermek istiyorum.” Yanında getirdiği yeni megafonu bana uzattı. “Kim gönderdi?” diye sorduğumda, “Ağabey önemli değil” diyerek geçiştirdi. Kimin gönderdiğini tahmin edebiliyordum, her zaman yanımızda olan Harun Ağabey’den başkası olamazdı bu. Tekrar sarıldık ve hukuksuzluğu gidereceğini söyleyen AKP’nin İl Başkanlığı’nın önüne sözlerini hatırlatmak üzere yola koyulduk.

Ali Osman Zor Ağabey’in cezaevinde olduğu zamanlarda bizleri bir ân olsun yalnız bırakmayan, maddî ve manevî her zaman yanımızda olan Harun Ağabey’i asla unutmayacağız.

Allah gani gani rahmet etsin.

Şehit Ünsal Zor ile aralarında bambaşka bir dostluğu vardı Harun Ağabey’in.

Gıpta edilecek bir dostluk, gönüldaşlık. Şehit Ünsal Zor zaman zaman, “Ne zaman daralsa insan, onun yanında huzur buluyor” derdi.

Ben şahsen ne gariptir ki, kendisinden daha fazla, kendisine olur olmaz şekilde “kılçıklık” yapanları daha fazla tanıdım. Diyebilirim ki, Harun Ağabey’i de bu şekilde tanıdım.

Ona olan hürmetim, sevgim, edebim bambaşkaydı.

Onunla karşılaştığımda konuşmak şöyle dursun, yüzüne bile bakmaya çekiniyordum. Hele o insanın içine ferahlık hissi veren tebessümünü asla unutmayacağım.

Kumandan’ın cezaevinden çıkışı vesilesiyle en son Sapanca’da karşılaşmıştık. Sevecen bir dille tebessüm ederek ismimle hitap etmişti.

Sarıldık, o zaman yüzüne bakabilmiştim. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun aramızda olması, o sevinç ve mutlulukla yüzüne biraz olsun bakmaya cesaret edebildim. O süreçte tüm arkadaşlarımız, gönüldaşlarımız, emeği geçen, az veya çok elinden gelen imkânları kullananlardan Allah razı olsun.

Bir masal gibiydi her şey. Bir varmış bir yokmuş. Gidenlerin var olduğu diri bir dünyayı şöhrete, makama, paraya tercih etmeyip elinin tersiyle iten güzel insanlardan biriydi Harun Ağabey.

Gönüldaşlarımız, ağabeylerimiz, şehidlerimiz.

Onları unutursak yüreğimiz kurusun!

Hz. Ömer’in buyurduğu:

“Yeryüzünde nice bilinmeyenler vardır ki gökyüzünde şöhret sahibidirler!”

Hayatını İslâm davasına adayan ve İBDA ve Kumandan’a bitişik yaşayan Harun Yüksel ağabeyimiz, gökyüzünün şöhret sahiplerindendir inşallah… Onu bize tanıtanlardan Allah razı olsun.

Mücadelesine şahidiz!

Şahid ol Yarab!

Rabbim rahmetine nail, Resûlü’ne komşu eylesin!

Tufan ERSÖZ

http://www.adimlardergisi.com/harun-agabeyin-ardindan/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>