Hırka-i Tecrîd – Salih Mirzabeyoğlu

Hırka-i Tecrîd
“Risâle-i Üçışık”

Allein zu inhaftieren “Die Abhandlung der 3 Lichter”
To detain alone The Treatise of the three lights
احتجاز وحده الاطروحه من ثلاثة أضواء
Pour détenir seul Le Traité des trois lumières”
Para detener a solas El Tratado de las tres luces

 

Hırka-i Tecrîd-kumandan

 

Takdim

“Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir… “Ben”… Bütün hayat, bu soruya cevab vermek üzere yaşadığımız hâdiseler dizisinden ibaret!..

“Ben kimim?” ve “ölüm nedir?” sorusunun bitişikliği üzerinde, nevî şahsıma mahsus bir nefs murakabesi…

Hayat ve ölüm… Alındığı yere nisbetle, meçhul bir malum veya malum bir meçhul… Bütün dava, hayatın gayesi, malumu meçhullükten kurtarmak ve meçhulü malum kılmak!..

Hayatın gayesi olan “ölmeden ölme sırrına ermiş” bir kahraman: Necib Fazıl Kısakürek… Ben varım da, o yok; veya asıl var olan o da, ben yokum… Bir tür hayat ve ölüm bitişikliği!..

Bana, 1982 yılının Kasım ayından başlayarak binbir defa “benim bir takdim yazım olacak, bütün hüviyetin görünecek!” diyen o adam, perdenin ardına çekilirken beni bir malûmla başbaşa bıraktı: Hüviyetimi çerçeveleyen takdim yazısı… Ve bir meçhulle: Ne, nerede, hangisi?..

İnsan, aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilmez; bulunan aranır sırrı… Aramadan bulamazsın; aranan bulunur sırrı… Bu iki sırrı, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerine ait büyük bir ölçülendirmenin ışığında görmek gerek:

— “Gitmekle bulmak ve bulmakla gitmek aynı zamanda olmalıdır. Birinin öbüründen ayrı bulunması caiz değildir!”

İşte, doğrudan doğruya bu sırrın vasıflandırılması hâlinde, teşhis için tecrit ve tecrit için teşhis hikmetine denk, kaçtıkça kovalanan ve yakalandıkça kaçan, Üstadım’ın sadece şahsıma sunduğu ve bu romanda “Yevmiye” başlığı altında geçen “reçete”lerin mânâsını kuşatıcı bir takdime muhatab oldum:

— “Dünya Çapında Bir Hâdise — Kaptan Kusto Müslüman!”

Ben Hafiye, Üstadım Ufuk, bu malûm üzerinde yaşadığım ruhî macera… Bu maceranın hâl ilânı, bâtın kahramanlarının ifâde ettiği şu hakikatin içindedir:

— “Dost, elinize yapışıp kendisini aratmak için sizi kapı kapı gezdirir!”

Ufuk, “Çile” isimli şiirinde belirttiği gibi, “bir tilkidir, kaçak ve kurnaz!”… Kaçak ve kurnaz olan “ben”di; bu yüzden, erilen yerde ona “Hafiye” dendi!..

Yukarıdaki satırlar, “Tilki Günlüğü”ne aşina olanların hatırlayacakları üzere, onun ilk cildinin ilk gününün “Takdim” isimli “Vâridât”ından alınmıştır… Bir dairenin tabiî olarak bir merkezi ihtivâ etmesi ve zaruret kıstasınca icâb ediyorsa işaretlenmesi gibi, “Tilki Günlüğü” bir daire ise, elinizdeki eser de onun merkezi; ve daire ile merkez keyfiyetlerine dikkat kaydıyla, bir bakıma “Tilki Günlüğü”nün devamı ve kalbi mahiyetindeki bu eserde, sözkonusu takdimin gördüğünüz kadarı… Ve bu eserde devam eden ötesinin ilk ikazı, –keyfiyeti siz tayin edersiniz–, şudur:

— “Bu eser, biyografi edebiyatı içinde benzersiz, ilk ve tek örnektir!”

Hicrî 1417-1418, Milâdî 1997… Tarih ifâde eden ve etmeyen mânâlarıyla sözkonusu rakamların mânâsı, eserin bütünü içinde… Burada dikkat çekmek istediğim husus, sözkonusu tarihte eseri ele alır ve tamamlarken, mübhem bir şuurun aydınlığa geçmesi şeklinde, tarih ve rakamların sırrına eserin yazılış sürecinde ermem… Yâni, eseri bahsi geçen tarih içinde ele alıp tamamlama gibi bir niyet ve tertibe, daha önceden sahib değildim; “niçin”ini eserin içinde göreceğiniz bu hususun bildirilmesini, eserden “alâ” tadını alabileceklere, “alâ üstüne alâ” tadını duysunlar diye zarurî buluyorum… Vesilesi de öyle: Sivrisinek vızıltısından müteessir olduğu için bir tekmede üstündeki yorganı atıp ayağa fırlayan adam gibi, sivrisinek keyfiyetli bir adamın malayani vızıltısından gayrete geldim ve niyetinde olmadığım bir tafsile giriştim… Tarih bahsine bağlayarak tekrarlıyorum: Bu işte benim bir ihtiyârım yoktur!..

Üstadım tarafından “ifrât hâlde tecrit” diye vasıflandırılan fikir kumaşım… Bu eser, yine onun gösterdiği ölçülerle, sözkonusu vasıflandırmanın tahkiken tesbiti ve tafsilinden ibarettir!..

Ve son olarak: “Tilki Günlüğü”nde (*) işaretli bana âit olmayan “Levha”lar yine aynı işaretle bu eserde yerini alırken, onda bulunmayan yeni “Levha”lar (***) işaretiyle gösterilmiştir. Bana âit yeni “Levha”lar ise, (**) işaretiyle.

Fragman

“Mecaz, hakikate köprüdür” buyuruyor İmâm-ı Rabbânî Hazretleri.

Mecâz: Geçecek yer. Yol. Hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak.

Mecâz: Yerinden ve haddinden tecavüz etmek. Hududunu aşmak. (İfrat)… Üstadım’ın “Mart 1982” tarihli “Visal” isimli şiirinin şu mısraları hatırlanmalı:
-“Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum; / Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!” (s. 17)

Mehd: Beşik. Beslenilecek, büyüyecek yer. Yeryüzü. Yayıp döşemek. Kâr kazanmak. Hazırlanmak… Mehdî: Hidayete eren veya hidayete vesle olan. Sahib-üz zaman. “Hususi ve şahsî bir tarzda Allah’ın hidayetine mazhar olan, kendisine Allah tarafından yol gösterilen” mânâsınadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resûl, Mehdi-yi muntazır da denir. (s. 46-47)

 

Efendi Hazretleri… Mâzi, hatıra, hâl beyanı içinde, Üstadım o bahisle istikbâli nişânlıyor:
-“Yavaş yavaş dikkat etmeye başladım ki, bu adamda nebatî bir hayatımız var ya, -yeriz, içeriz, bir ân gaflete geliriz, başımızı kaşırırz-, hiç böyle bir şey görmedim… Kerâmet de beklemedim, muhtaç da olmadım… Çünkü o otururşu, o edeb, o hâl, o her ân huzurda da lütfen sizin yanınızda… Bu mânâyı öyle yaşadım, öyle duydum, öyle içtim ki, bana işte “Et Pemiraca Complire – Harika meydana geldi”yi düşündürdü… Bir tek toz parçası görmedim sırtında… Bir kere esnediğini, öksürdüğünü; bunlar mazeretlerdir, yapılacaktır tabiî… Helâya çıkmayacak mıdır?.. Böyle bir edebin içinde bu kadar bahsedilebilir; anlatılmaz bir şey… Şiir idrakı lâzım bunu anlamak için; işte bu sebeb… Gittikçe tahki ettim, gittikçe tahkim ettim!” (s. 115)

 

Meşhur bir Nakşî Şeyh’nin yeğeni, sözkonusu Şeyh ile babasının görüşmesini naklediyor:
-“Babam, Efendi Hazretleriyle görüşürken, Efendi Hazretleri ona İBDA’yı kasden, “rahmetli Büyük Efendi Babam bana, bu işi bunlar gerçekleştirecek, dedi” deyince, Babam, “rahmetli Ali Haydar Efendi mi?” diye sordu… Bunun üzerine Efendi Hazretleri, “hayır, Büyük Efendi Babam!” diyerek, keşifte Ali Rıza Bezzaz Hazretleriyle mülâkî olduğunu beyân etti!” (s.276)

İÇİNDEKİLER
TAKDİM
I. LEVHA MEKTUBAT – BAYRAMLIK
Dünya Çapında Bir Hâdise Kaptan Kusto Müslüman
Rüyâ
En Büyük Aktör
Hatay
Maviye
Mehdî
Selma
Su Kovası
Kabir
Yunus Emre
Sin “İki Kişi” Demek!
Ayn
Gayn
Revak-ül Ayn
Mukteda-bih
Abd-ül Hakîm Koltuğu
Tarihçi Emin
Mektûbat
Biyografi
Gümüş ve Misk
Fikir
Ressam
El
Gölge
Kedi
Tilki
Büyük Kutu
Diş
Esfar
Nacis
“20 Yıl Beraber”
Üçışık
Mavi Işık
Hırka-i Tecrid
Yâr-ı Gar
Mucize Beyanı
Yeni Devir

II. LEVHA NOKTALAMALAR

III. LEVHA ERKAM

ibda-yayinlari

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>