hur-savasci-1984

HÜR SAVAŞÇI – “1984” – Nihan ÖZTÜRK

“Adım atmadan yürümek imkânsız!”

Bütün bu soruların, düşüncelerin ve hüznün ağırlığı ile Münih’e doğru yola çıktım.

Dedik ya, hayat bir şekilde devam ediyor…

Yapılması, öğrenilmesi, gelişmesi gereken işler vardı. Yüz çevirmek, hayata küsmek, umutsuzluğa düşmek olmazdı. Yakışmazdı!

Meğer Kumandan, ne yükler alıyormuş sırtımızdan, ne yükler bırakmıştı omuzlarımıza. “İnsan yaşamadan anlamaz” sözünü ondan öğrenmiştim. İşte, anlıyorum şimdi sevgili Kumandanım!

Perde ardına geçmesi ile, “artık sahne sizin, sizi izliyorum” diyordu ve bunu gönüldaşlarla böyle anlıyorduk. Şahsen bazı hâl ve hareketlerimin çarpık gözükmesine rağmen fikrimde ve yüreğimde zerre kadar değişen bir durum yoktu. Varsın eğri oturuyor desinler! Eğri oturup doğru konuşmak değil miydi, en azından gösterilmesi gereken samimi tavır? Böylede kalmalıydı belki, hareketin şuur ve tekniği her daim bâki kalmak şartıyla!

Devrim’den bahsetmişken, biraz daha değinmiş ya da üzerinde düşünmüş olmak için; evet, devrim neydi gerçekten? Tarihte ilkler olarak, Peygamberler eliyle zuhur eden bu muazzam ruh ve fizikî değişiklikler ile birlikte gelişen insan hayatı ve nizâm şekillerinde beliren yenilikler bizlere ne ifâde ediyordu, etmeliydi? Kumandan’ın “Düşünce Tarihi”ni incelediği eserlerinde de geçen, mesela Sokrat’tan başlayan bir fikir dünyası hareketlenmesi, insanlık nâmına bir devrim sayılabilir miydi? Bunlara bir ek olarak değil de, bir Fransız, Rus ve Küba Devrimi, istikbâle dair sunulmuş birer teorik ve pratik şema örnekleri olabilir miydi? Bir materyalist değilim elbette, fakat makine ve teknoloji sahalarındaki icadlar, bilgisayar dili yazılımları ve yönetim sistemleri, insan üzerindeki etkileri nedeniyle kendi çaplarına göre birer devrim kabul edilebilirler miydi?

Hayatını kendi ekseni etrafında veya çevresi etkisi altında biçimlendirmekten başka bir yol bulamadan yaşamakta olanlarla, daha doğrusu böyle yaşamaya mahkûmlarla istişare edilecek şeyler değildi tabi bu meseleler. Ki zaten bunu herkesten beklemek de naiflik olmaz mıydı? Öyleyse bu iş, bu meseleler üzerinde duran, kafa patlatan ve bütün olup bitene rağmen alışmadan, gevşemeden, Üstad Necip Fazıl’ın bir şiirindeki mısrada dediği gibi “fikir fahişe”si olmayan ve zamanını düşünme ve düşünmeye dayalı faaliyetle geçiren, kendisini buna mecbur ve memur hisseden mahkûmlarla yapılmalıydı.

Çünkü, bir duvar örmek istiyorsan mutlaka bir duvar örmüş kişiye ihtiyacın vardır. Herhangi bir spor dalı için de geçerli bu… Bir aşina kişi, bir bilen gerek. Aynısını Münih’te 5 günlüğüne katıldığım AİX – İBM Unix İşletim Sistemi Semineri içinde söyleyebilirim. Bilgisayar dili hakkında ilk derinlemesine deneyimim oldu ve biraz da çekiniyordum açıkçası. Fakat yanımda benden kıdemli bir iş arkadaşımın olması işimi kolaylaştırmıştı. 25 yıldır aralıksız seminer veren ve nefes almadan konuşan, konuşmak için can atan doçenti tâkip etmekte ikimiz de zorlansak da, o güne kadar hiç duymadığım terimlerin ne mânâya geldikleri hakkında yardımcı, yâni teoride destekçim oluyordu. Pratik çalışmalarda ise oldukça şanslıydım, çünkü doçente yakın oturduğum için benim yanıma geliyor ve beraber işlem yapıyorduk. Bu sayede Komando şifrelerini, çalışma akışını kolaylaştıran kısaltmaları daha net görüyor ve işlem içinde aklıma gelen soruları sorup ânında cevap alabiliyordum. Bazı anlar öyle yoğun bir bilgi akışı oluyordu ki ister istemez insanın kafası dolmuş olduğundan bıkkınlık oluşuyor, bazı anlar ise neler yapılabileceğini görünce motivasyon artarken seminer çok çekici bir hâle gelebiliyordu. Neticede bir AİX veya bu gibi yönetim sistemleriyle koca bir bilgisayar ağı kurulabilir ve kontrol edilebilir!

Biraz uzattığımın farkındayım fakat seminerin son günü üzerinde durduğumuz temanın, yani yönetim sistemi içerisinde yeni bir yazılımın “1984” yılında programlandığını öğrenince, üstelik koca seminer dosyası içinde tarih ile alâkalı tek not görünce ister istemez etkilendim ve bundan bahsederek düşüncelerimi aktarmak istedim. Belki konuyla ilgilenenler açısından fikri bir mevzu oluşur ve faydalı olur. Kim bilir, istikbâle dair üzerinde çalışanların ortaya koyacağı kendi öz yönetim sistemlerimiz ya da yazılımlarımız hakkında bizde aşina olmuş oluruz!

1984 yılı…

Benim hayatımın da ufak bir dönüm noktası olması bakımından sürekli hatırımda olan bir yıl. O dönem çiçeği burnunda iktidar olan Özal ile Almanya arasında yapılan bir anlaşma neticesinde binlerce Türk vatandaşı Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar vermişti ve rahmetli Nâzım babam da 1984 yılında bu kervana katılıp, ömrümün, doğrusu çocukluğumdan gençliğime doğru 4 yılı İstanbul ve 3 yılı Yalova’da olmak üzere yedi güzel senemi vatanda yaşamamı sağlamıştı.

Bahsettiğim anlaşma araştırılırsa, Özal’ın Almanya’ya nasıl büyük bir jest yaptığı ve gurbetçi insanımıza attığı kazık görülür. Tabi ayrı mevzu ama kısa olarak şöyle belirtelim; bu anlaşmaya göre Alman yetkililer kesin dönüş yapmak isteyenlere bazı sigorta veya primlerden feragat ettiklerini belgeleyen bir kâğıt imzalatıp hakları olan milyonlarca Mark’ın Almanya’da kalmasını sağlanmıştı. Beraberlerinde götürdükleri “Alaman Mark”larına da Özal hükümeti çöreklenmişti. Malûm olduğu üzere Türkiye’de döviz alım satımı tekrar 6 Ocak 1984 de serbest bırakılmıştır! Bugünün hükümetinden de serbest kambiyo rejimi ile ilgili çokça açıklamalar duymamız şaşırtıcı olmamalı.

Velhasıl, devrim ile alâkalı “ahlâk”ı sistemleştirmek ve baş hedef olarak belirtmek durumunda olduğumuz gibi, her köşesini tutmak ve bütün gedikleri tıkamak gibi üstün bir gayret göstermemiz de icap etmekte. Eğer bu mânâda yürümek isteniyorsa Akıncı Dede’nin dediği gibi, bilinsin ki “Adım atmadan yürümek imkânsız!”…

Bu vesile ile “1984” olarak başlığını attığımız bu bölüme bir sonraki yazımız da devam etmek üzere şu cümleyle nokta koymak istiyorum:

Ülkemizin, enternasyonal çıkar sebebli politikalarla iş görenlerin yönettiği ve eti budu çürümüş Batı tarafından sızılmadık yeri kalmayan bir toprak parçası olmasını istemiyorsak, yönetildiğimizi sandığımız sistemi yamalama adına uğraşlardan beri durup, her ne iş üzerinde olursak olalım DEVRİM SİSTEMİ fikrini yüreğimize ve benliğimize kazıyıp neticesinde zuhur edebilecek aksiyon şartlarına hazırlamaktan başka derdimiz olmamalı…

Açıkçası, başka da çaresi yok bu işin!

(Devam edecek)

Nihan ÖZTÜRK
28.06.2018

http://www.adimlardergisi.com/hur-savasci-1984/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>