hur-savascidan-notlar-batinin-kimlik-arayisi

HÜR SAVAŞÇI’DAN NOTLAR -13- / BATI’NIN KİMLİK ARAYIŞI – Nihan ÖZTÜRK

Bazı sebeplerden dolayı uzun bir aradan sonra ancak arayabilmiştim kendisini. Telefonda sitemli azarını işittikten sonra lütfen mazur görmesini ve müsaitse ziyaret etmek istediğimi söyleyince yine kıramamış ve, “Gel bakalım kaçak!” diye nükte etmişti.

İşten çıkar çıkmaz doğruca evine gittim ve her zaman olduğu gibi çaylarımızı hazırlayıp yerlerimize kurulduktan sonra hâlini hatırını sordum.

İyiyim hamd olsun. Ama birden irtibatı kesince merak ettim doğrusu. Böyle arayı fazla açma. Yoğun olsan da en azından bir arardın. Neyse, gelişmeleri takip edebiliyor musun?

“Son zamanlar detaylı olmasa da, elimden geldiğince -kalın başlıklardan- Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirmeye çalışıyorum. Mesela bugün Avrupa’da artan sosyal olaylar ve saldırılar hakkında konuşalım dilerseniz. Daha doğrusu Batı insanının ruh halindeki değişiklikler ve bu saldırıların siyasî neticeleri gibi farklı yönlerden ele almak istediğiniz görüşlerinizi almak istiyorum.”

Olur memnuniyetle. Malûm 11 Eylül’ün yıldönümü. İslâm coğrafyasına başlayan insanlık dışı saldırıların neticesinde gerçekleşen ve dünyaya hükmettiğini düşünen “emperyalist dev”in, kendi evinde dehşetli bir şekilde vurulmasıyla bütün karizmasının çizildiği tarih. Bir bakıma her şeyin tamamiyle değiştiği ve Batı güçlerinin panik halinde topyekûn İslâm topraklarına saldırıya geçtiği gün. Bununla birlikte Avrupa’sı da dâhil bütün Batı insanının ruh hâli altüst olurken, hâlâ etkisini üstünden atabilmiş değil. Nice büyük hadiselerin kitlelerce iki gün sonra unutulabildiği şu müthiş hızlı akan zaman biriminde, 16 sene önce gerçekleşen ve sadece ikiz kuleler ile alâkalı değil, bizzat kafaya, yani Pentagon’a ve Beyaz Saray’a gözünü diken hadisenin, sanki bugün olmuş gibi Batı medyasında hatırlatılması bunu yeterince açıklamıyor mu?”

“Haklısınız. İş yerlerinde, sokaklarda ve haberlerde bütün gün konu buydu. Hatta bazı haber siteleri o günün video ve resim görüntüleri ile birlikte saat saat gelişmelerini bile yayımlayarak tekrar aynı duyguları yaşattılar diyebilirim. Gözlerdeki korku, hüzün ve tedirginlik hâl ve hareketlerine yansıyor; 11 Eylül’ü resmen ikinci “13. Cuma” olarak kabul etmiş görünüyorlardı. Biliyorsunuz, 13. Cuma, Batı’nın meşhur batıl inancı olan kötülüğün ve şanssızlığın sembolü.”

Aynen öyle. Fakat diğer yandan korkunun getirdiği bir nefret duygusu da var. Batı insanı ortadan ikiye bölünmüş bir hâlde. Yarısı propagandaların etkisiyle bugün müslüman ülkelere karşı hâlâ devam eden saldırılara destek verirken, yarısı suçlunun kendi devletleri olduğunu biliyor. Biliyor ama, çoğunluk, sessiz bir tepki vermekle yetiniyor. Ancak bir kaç sayılı sanatçı, siyasetçi ve gazeteci ile birlikte az sayıda sivil toplum örgütü yaptıkları açıklama ve eylemlerle ağır eleştiri yapıyorlar ama yeterli olmuyor. Bu aslında Batı’nın tamamiyle bir kimlik sorunundan kaynaklanıyor. Çünkü biliyoruz ki destek verenlerin de vicdanlarında bir rahatsızlık var. Neticede kendi devletlerinin, silâhla barış ve huzur götürmek için gittiği Ortadoğu’da feci bir kaos ve insanlık dramı yaşanıyor. Sonra Avrupa’ya müthiş bir mülteci akını var. Şu kadar milyarlık para karşılığında mültecilerin sınırda tutulması için Erdoğan’a verilen tavizlerden de aşırı rahatsızlar. Kısacası Batı, maddi olarak İslâm coğrafyasını parçalamak isterken maddi ve mânevi olarak çöküşünü hazırladığının hakikaten farkında değil. Dediğimizi tekrarlayalım; Batı kimlik arayışı içerisinde ve bugün bu uçurumun tam eşiğinde!”

“Peki, efendim bunda bizimkilerin payı ne? Yâni Müslüman devletler olarak neden diplomatik imkânlar kullanılmıyor? Mesela İslâm İşbirliği Teşkilâtı olsun veya Dünya İslâm Ligi gibi örgütler ne işe yarar?”

Bak kardeşim düşman düşmandır, engeldir, saldırgandır ve saire. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok! Esas tehlike, dost görünenin belirsiz, karmaşık, anlamsız, gereksiz, mantıksız ve iyi niyet etrafında hareketsizliği, ciddiyetsizliği ve tembelliğidir. Ne işe mi yarıyorlar? Kendi çıkarları doğrultusunda Batı ile düzenli ilişkilerin olmasına! Arakan’da müslümanlara katliam yapılıyor, Birleşmiş Milletler’in yaptığı gibi sadece kınama ve şu kadar ölü, bu kadar yaralı ve sınıra dayanmış müslüman sayılarını açıklamakla meşguller. Bizim AKP hükümetinin yaptığı gibi BM’ye şikâyet etmeler, göreve çağırmalar ve bir şey yapmadıklarından yakınmalar falan. Bu nasıl bir terbiyesizlik ve acizliktir? Bu teşkilâtlanma ve örgütlenmeleri şaka olsun diye mi kurdular? En azından gündemi sarsacak açıklamalar yapılsın, askerle tehdit edilsin veya bir kaç ülkenin heyeti gönderilsin, yok! Çeçenistan, Afganistan ve Bosna derken, Irak’da, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de hep aynısı olmuyor mu? Üstelik bu son saydıklarımızda bizzat parmakları varsa Batı insanına ne anlatabilirler ki? Ne diyor Kumandan Salih Mirzabeyoğlu “Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyet olmaz!“. Fikir olmadı mı hem rahat lokmasın ve işbirliğine açıksındır, hem de kendini ifâde etmeye imkânın olmaz.”

“Teşekkürler. Avrupa’da ki son saldırılara geri dönersek…”

Avrupa kendi derdine yansın. En son İspanya’nın en hareketli şehirlerinden Barselona’da yapılan saldırıyı ele alalım. Sen istediğin kadar teknolojine güven, adam kamyonla hiç beklenmedik anda sahildeki kalabalığın içine dalıyor. Sadece bununla sınırlı değil. Polis, Işid’li olduğu söylenen dört kişiyle başka bir bölgede çarpışıyor. Bunları şehrin lokal haber ajansları vermese kimse duymayacak ve bilmeyecek. Batı, Amerika’nın arkasına takılmaya devam ettiği müddetçe bu saldırılardan kurtulamayacak, çünkü Emperyalizm kendilerini vuruyor. Bir de artık muhatapları mevcut kukla hükümetler değil, inisiyatifi hükümet dışı güçler ele alıyor. Bütün bunlar ortadayken, kalkıyor kınıyorlar falan. Kınıyorsun da, orada senin attığın bombalarla insanlar ölmeye devam ediyor ve bu durumdan Batı’da yaşayan müslümanlar da rahatsız. Bu işlerin sonunun kınamakla filan alınamayacağı belli… Hatırlayalım; bir zamanlar üst kademeli bir general sonra politikacı olan Amerikalı Colin Powell’ın BM’de yaptığı bir sunumda, “Irak’ta kitle imha silâhı var!” diyerek dünyayı kandırdığı yalanına hepsi destek olmadı mı? Şimdi yine bütün dünya biliyor bunun yalan olduğunu, kendileri de kabul ediyor. Amerika başta olmak üzere Batı dünyanın jandarmalığı ve dünyaya nizâm verme fikrinden derhal vazgeçmeli. Zaten pratikte bunu yapamadıkları ortada… Kendilerinde bu hakkı gören anlayışı da terk etmeliler ki dünyayı daha fazla acı ve kan ile doldurmaktan uzaklaşsınlar. Nasıl ki kendi ürünleri olan Nazizm’i kötülüyorlar ve kötülüğünü kabul ettiler, aynen onun gibi, mevcut hâllerinin de Nazizm’in kendilerine verdiği zarar gibi insanlığa zarar verdiğini kabul etmeliler. Batı, inatlaşmaya devam ederse bu hengâmeden çok büyük zararla çıkacak, hatta bu işlerin en sonunda ellerinde hiçbir şey kalmayacak.”

“Yâni, ortada bir aşırılık varsa bu aşırılığın sebebi, Batı’nın dünyanın geri kalanına küçümseyerek bakışı yüzünden, yine Batının ta kendisi. Bir hatırlatma da ben yapayım müsaadenizle. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright adlı kadına Afganistan ve Irak’ta çoluk çocuk dâhil milyonlarca masum insanın ölümüyle ilgili sormuşlardı da, “buna değdi doğrusu!” demişti fahişe. Af edersiniz kendimi tutamadım. Şimdi, bunlar çoluk çocuğu katlederken ve böyle bir bakış açısı bunlarda hâkimken, buna karşı aşırılık dedikleri şeyin gelişmesi de gayet tabi görünüyor?”

Burada Batı’nın medeniyet olarak tükendiğinin ve artık insanlığa bir şey veremeyeceğinin ortaya çıkmış olmasını bir kez daha vurgulayalım. Batılı uzmanlar, her sene artarak çoğalan huzursuzluğun ve yer yer ayaklanmaların daha kötü neticeler doğuracağını basbar bağırmaya başladı. Yâni, demin bahsettiklerimize ekonomik kriz, sınıfsal sorunlar ve sosyal adaletsizlikler gerçeklerini de eklediğimizde Batı adına çok karanlık bir tablo çıktığı ortada. Amerika’da ırkçıların silahlı eylemleri, Londra’da fedaî eylemleri, Paris, Berlin, Hamburg ve Brüksel ayaklanmaları, Yunanistan’da iki senedir gerçekleşen sokak çarpışmaları, İspanya’da halkın sık sık sokağa inmesi ve saire daha büyük olayların habercisi. En aktüel olarak medyada hiç bahsedilmeyen ama European News Agency (Avrupa Haber Ajansı) adlı sitenin verdiği habere göre, İtalya, bundan yaklaşık iki hafta önceden başlayan ve hâlâ yer yer devam eden çarpışmalara sahne oluyor. Roma, Napoli, Rimini ve Katanya gibi şehirlerde göçmenler ile yerli halk ve Polis arasında iç savaşa benzer çarpışmaların yaşandığı bildiriliyor. Oysa Batı, insanî evrensel değerler falan diyerek şahlanışını yapmıştı değil mi? Şimdi onların yerini, ki o değerler dahi kifâyetsiz şeylerdi ama onların bile esâmesi okunmuyor artık. Batı, kendi kimlik krizini yaşarken müslümanlara saldırarak, İslâm coğrafyasını parçalayarak, masumları öldürerek bu krizi aşamaz. Kendi değerlerini sorgulaması gerekiyor. Batı’nın İslâm dünyasına bakışını değiştirmesinin zamanı gelmedi mi?

Nihan ÖZTÜRK

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/hur-savascidan-notlar-batinin-kimlik-arayisi/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>