hur-savasci-islam-icatlari-adimlar

Hür Savaşçı’dan Notlar -14- / “Bu icatları İslâm’a borçluyuz!” – Nihan ÖZTÜRK

Aradan bir kaç zaman geçtikten sonra genç kardeşimiz Onur beni arayıp Hür Savaşçı’yı ne zaman ziyaret edeceğimizi sordu.

Tevafuk, dün telefonlaşmış ve yarın müsait olduğunu bildirmişti.

– “Tam zamanında aradın. Yarın başka bir programın yoksa beraber gideriz. Zaten son yaptığım ziyaretlerde hepinizi beklediğini belirtmişti. Seni tekrar görmekten memnuniyet duyar.”

– “Çok sevinirim. Evet, uzun zamandır bende ihmâl edip gelemedim, malûm bazen okul, iş derken kafa kaldırmıyor ve yorgun argın eve düşüyorum. “Notlar”dan tâkip ediyorum ancak. Sohbetleri kayıt altına alman iyi oluyor.”

Ertesi akşam işlerimiz biter bitmez buluşup evine doğru yola çıktık. Onur’un elinde iki ufak çaplı torbanın olduğunu fark etmiştim ama sürprizi çaylarımızı hazırlayıp yerlerimize kurulduktan sonra öğrenecektim.

Meğer Hac’dan dönen bir akrabasının getirdiği küçük hediyelerden bize de birkaç tane ayırıp yanında getirmişti. İki pet şişe Zemzem suyu, birer gülsuyu kokusu, Hurma ve güzel tesbihler. Hediyeleri memnuniyet ile kabul ettik ve bu hoş jesti için teşekkürlerimizi sunduk.

– “Seni gördüğüme sevindim Onur. Nasılsın nasıl gidiyor?”

– “Ben de sizi gördüğüme sevindim efendim. Hamdolsun, biraz yoğunum bu aralar. Siz de afiyettesiniz inşâllah?”

– “Bir yaramazlık çok şükür… Var mı bugün için sohbet edebileceğimiz bir konu?”

– “Aslında sizin ile görüşmek istediğim bir mesele var. Eğer müsaade varsa ve başka bir durum yoksa aktarmak istiyorum. Son günlerde Türk ve İslâm tarihi üzerine abuk subuk konuşan profesör sıfatlı şahısların bazı televizyon kanallarında yayınlanmış konuşmalarına rastladım internette. Bu şahısların makaleleri de var. Sanki tarih Batı’dan ibaretmiş, bütün icatların merkezi Batı’ymış, İslâm ne yapmış ki, Türkler İslâm’dan sonra duraklamış diye bir sürü safsata. Hâlbuki yine internetten yaptığım biraz araştırma ile çok farklı bilgilere ulaştım. Yalnız bilgiler derli toplu değil ve her sayfa kendisine göre hazırlamış gibi. Nasıl bakmalıyız bu meseleye?”

– “Güzel bir konu… Bu Batıcı şahısların saftirikliği bir yana, İslâm’a ve Müslüman Türklüğü’ne duydukları kin bitmez. Ama şunları da peşinen söyleyelim; biz yobazlık yapamayız ve hiçbir icada karşı olamayız. Tâ ki herhangi bir icat başlı başına küfre hizmet etme noktasında bulunsun. Ya da bunları konuşurken, “vay be, biz eskiden neymişiz” tarzında değil, istikbâle yönelik bir tetikleyicilik vâzifesi görmesi açısından ele aldığımızı vurgulayalım.”

Bunları söyledikten sonra hemen arkasındaki kütüphâneye yönelerek devam etti;

– “Bu arada duydunuz mu bilmiyorum, ders kitâplarından Marx kaldırılacakmış. Sayın Mirzabeyoğlu’nun konferansdaki sözlerini hatırlıyor musunuz? Şöyle demişti:

Ne kadar kendimize güveniyoruz biz?.. Benim bir sözüm var, dedim ki “Bir zaman gelecek Marx’ın kitaplarını da biz basacağız!.. Hani bugün özgüven falan diyorlar, yani bu nefse güvenin neticesidir neticede… Çünkü bakın dikkat edin, her kesime bir şeyler söylemiş oluyorum!”

Raftan Kumandan’ın “Hikemiyat” adlı eserini ve başka bir kitabı daha indirerek devam etti:

– “Tarih, dönem dönem savaşların, yerleşimlerin, sosyal ihtiyâç ve sıkıntıların doğurduğu sebeplerden kaynaklanarak eşya ve hadiselerin imânî, ahlâkî, hukukî ve hayat tarzı etrafında şekillenen ve gelişen fikirlerin, icatların ve güzel sanatların bugünümüzü ve istikbâlimizi karakterize ettiği topyekûn zaman dairesidir.  Bu beşerî olayları ve bunlara bağlı gelişmeleri tetikleyen, zorlayan ve bir estetik ile sisteme bağlayan en güçlü faktörlerin başında imân meselesi gelir. İster bizzat destekleyici, isterse dolaylı, isterse de tam tersinden olsun. Fakat iyi bir tarih bilinci, yani tarih yorumcusu olan bir kişinin, Antik Yunan ve eski Mısır da dahil olmak üzere, bütün medeniyet halkasının inanç mevzusu üzerinden geliştiğini, esas devrimci ve ilerici hamlelerinde bizzat Peygamberler tarafından gerçekleştirildiğini görür.

Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun “Yağmurcu” eserinde söylediği söz bunun için:

Peygamberler olmasa, medeniyet olmazdı; insanlık olmazdı.

Bir ân duraklayıp “Hikemiyat” eserinde işâretlediği bölümü açarak:

– “Bu sözün geniş açıklamasını burada yapıyor. Böylelikle ilk önce işinin ehlinden meselenin ruhuna bir yol almış olalım. Daha doğrusu İBDA Mimarı Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun muradı olan, çağımızda İslâm’ın eşya ve hadiselere “nasıl ve niçin” tatbik edilmesi gerektiğinin bir de bu gözle kestirilebilmesi açısından ve Haliç Konferansı’nda dile getirdiği “Tecrübe – Deney” hikmetlerinin, alâkalılarınca, üzerinde düşünebilmesi niyetiyle konuşmuş olalım. ” dedi ve eserin –FERT HAKİKATİ, TOPLUM VE TARİH– bölümünden bir paragraf okumaya başladı:

Bütün insanî iş ve verim şubelerinin ruha bağlı bir zaruretin derecelerini temsil etmesi, ihtiyaçların mücerret ruh ve fikir ihtiyacının doğurduğu bir zaruret olması, insanın bildiren olmasa bilemeyeceği, insan faaliyetlerinin ahlâkî karakter belirtmesi, en iptidaî toplumların bile bir kültür ve medeniyet vahidi teşkil etmesi, dilsiz hiçbir kültür olmaması, insanın kendisini, çevresini, topluluğunu dille tanıması ve eserlerini dile borçlu olması, evet, bütün bu hakikatler, insanlık tarihi boyunca gelmiş bütün medeniyetlerin, “Peygamberler Tarihi”nin salkım-saçak görünüşlerini temsil etmesini açıklar…

– “Bilmem uygun düşer mi ama burada geçen “dil” meselesini “Peygamber Diyâlektiği” olarak vurgulamak isterim. Yani Peygamberler insanların ilerlemesinde, gelişmesinde, üremesinde, eğitiminde kısacası tüm medeniyet hamlelerinde en büyük pay sahibidirler. Allah kelâmı, “İnsan nankördür” sözünü hatırlayalım. İşte bunun gibi, bugün, özellikle Batı’nın ve demin bahsettiğimiz profesör kılıklıların nasıl bir terbiyesizlik ve kibir içerisinde olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz.

Aynı yerden son bir paragraf daha okumak istiyorum:

Tarih, insanlar arasında ve gözümüzün önünde olup biten hadiselerdir; bu hadiseleri meydana getiren ve taşıyan da, ışığın sinema perdesinde görünüşe çıkması gibi “Küllî Ruh –Küllî Malûm” alanıdır… Görünüşe çıkanı ölçü alarak, fertlerin toplamından ibaret topluluklar ahlâkının iç’e dönük yönü halinde buna “toplum malûmu” diyebiliriz… Bu alan ortak bir yapıdır; inançlar, değerlendirmeler, temayüller, hükümler, peşin kanaatler, bilgi ve hatalar, hayat ve ifade formları gibi kollara ayrılmış bir bütündür ki, bu da dış yüz görünüşüdür. Bu bütünlük, “oluş” halinde bulunan, gelişen; servetler, hedefler, fikirler ve idealler için çarpışılan ve tarih adımları ile ilerleyen bir varlık alanıdır; öyle ki, insanları, bilgi ve şahsiyetin ayırdığı yerde bile birleştirir.”

– “Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde fert ve topluma dair tüm meselelere rastlayabiliriz. Öyle ki, 1979 yılında yayınlanan “Bütün Fikrin gerekliliği” adlı ilk eserinden beri mücadelesinin istikbâle yönlendirici olduğunu ispât etmiştir.

Bir bakıma, Başyücelik Devleti ideali ile eşya üzerindeki fikrini ve hâkimiyet tavrını ihtâr eden ve başlı başına benzersiz bir icat olan İBDA, bugün, makine oyuncağı ile kitleler üzerinde etkili olduğuna inanılan ve bu sahte huzura kendisi de aldanan Batı’nın, aslında kimseyi mutlu edemediğini anlamaya başladığı şu günlerde, bunu kavrayıp harekete geçecek ve insan olma hakikatini İslâm’da bulacak olan kitlelerin bu şuuru nereden alacaklarını da fısıldıyor.

Buna göre istikbâlin İslâm mucitleri, icatlarını insan ve toplum meseleleri etrafında gerçekleştirmek zorundadırlar. Fikrin doğduğu yerde hareket ve üretkenlik kaçınılmazdır. Bunun için de ideali gerçekleştirmek en büyük hedef değil midir?

Biraz sonra, aslen Bağdatlı ve Manchester Üniversitesi’nde halâ onursal görevli olan Salim Al-Hassan’ın 2015’te kaleme aldığı “1001 İcat” adlı eserinden örneklerini vereceğimiz icatlara ve bunların Müslüman mucitlerine geçmeden önce, aynı yıl içerisinde Amerikan CNN’in ve Alman NTV’nin web sitelerinde de bu eserden esinlenerek Müslümanların yaptığı icatlardan bahsedildiğini söyleyelim.

Batı, bugün İslâm’ın hakkını teslim etmeye başlıyorsa, bu göz ardı edeceğimiz bir gelişme olamazdı elbette. Fakat biraz kıytırık da olsa bunu yapmaları, “ne oluyor da Batı, böyle kibrini, enaniyetini bir tarafa bırakıp objektif gözle değerlendirme ihtiyacı hissediyor?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Tabi böyle kısa bir sohbetle bu hükme hemen varamayız, zirâ İslâm dünyasına kan ve irin taşımaya devam eden yine Batı’nın kendisi değil mi?

Mesela batılıların kendi ağızlarından yaptıkları şu yorumları not almışım;”

Kime göre -Karanlık Ortaçağ?

600 ve 1600 yılları arası İslâm Dünyası’nın altın çağı iken; “Akşam-Ülkesi (1) Hıristiyan Batı” buna pek çok açıdan uzaktı.

İslâm kültürü için Ortaçağ, karanlık bir çağdan öte yaratıcılığın, fikirlerin ve inovasyonların (2) yapıldığı bir zamandı.

Müslüman düşünürlerin bilgisi olmaksızın, bugün, nerede olacağımızı hayâl etmek imkansızdır.

– “Bu itiraflardan anlıyoruz ki, özellikle de “İslâm Ruhu”nun, Doğu’da “İnsan Ruhu ve Aklı”na müdahalesi ile “eşya ve hâdiselere” bakış doruk noktaya ulaşıyor.

Ama asıl hakikâtleri şurada;

Allah Resûlü şöyle dua ediyor:

Yarabbi eşyanın hakikatini bana olduğu gibi göster!”

“Ve Allah Kelâmı:

Ben insanı eşya ve hadiseleri teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım.”

– “Bu mukaddes Peygamber Dua’sı ve meâlen Allah’ın bizzat emri – ki daha nice ayet ve hadisler var–, derin ve gerçek müminlere öyle bir tesir ediyor ki, Büyük Doğu Mimarı‘nın “Doğru Yolun Sapık Kolları” eserinde, “İdrak İğdişleri” olarak vasıflandırdığı “ham yobaz ve kaba softa” tiplerinin meydan yerini işgâline kadar, ruh ve akıl ahengiyle İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik ederek, bunların hakikatine doğru hamleler gerçekleştirmiş ve hem maddî hem de ruhî yepyeni bulgular, fikirler ve icatlar üretirken, Antik Batı’nın ve diğer eski Doğu’nun da kayda değer hikmetlerini ve maddî buluşlarını geliştirmeyi başarmışlardır.

Ancak burada öz eleştiri bakımından Büyük Doğu-İBDA fikriyatının muhasebeleri müthiş derecede mühim! Bu tarihimize ve istikbâlimize ışık tutan muhasebelerden öğrendiğimiz kadar ile müslümanlar, son beşyüz yıldır, gerçekten de düşünmeyi, tecrübe ve icat etmeyi hiç yoktan Batılıya hediye etmeye başlamış.

Evet, fazla da geç olmadan icat ve mucitlere geçelim mi? Hem bu şekilde de kayıt altına almış oluruz.

Madem konuyu sen açtın, tercüme ettiğim şu icatları ve bilgileri senin okumanı rica edebilir miyim Onur?”

Ve Onur ile birlikte benim de bazılarına hayret ettiğim icatlar okunmaya başlandı:

Hastane…

Bugün bilindiği şekliyle ilk hastaneler 9. Yüzyıl’da Mısır’da kuruluyor. 872 yılında Kahire’de faaliyete geçen ilk Hastane’nin adı “Ahmed bin Tulun”. Hastaların ücretsiz olarak tedavi gördüğü Hastaneler buradan İslâm coğrafyasına ve dünyaya yayılıyor.

 

Üniversite…

859 yılında Fatima el-Firhi adlı genç bir prenses, Fas’ta ilk Üniversite’yi kuruyor. Kızkardeşi Meryem’in hemen yanına bir Camii yaptırmasıyla da geniş bir alana sahip olan Üniversite “el-Kârallin Camii ve Üniversitesi” adını alıyor. El-Firhi kızkardeşlerinin kurduğu ve İslâm geleneği temelinde öğretim sunan bu Üniversite yaklaşık 1158 yıl sonra hâlâ faaliyet gösteriyor.

 

Cerrahî…

Abulcasis olarak bilinen Ebu’l Kasım el-Zehravî (936-1013), Ortaçağ’ın en önemli tıb adamlarından ve mucidlerinden. Ameliyat konusundaki çalışmalarını kaleme aldığı 1.500 sayfalık cerrahî ansiklopedisi “el-Tasrif”, Batı’da hâlen tıbbî bir referans olarak kullanılan eseri. Eser’de 300’den fazla hastalığı ve uygun tedavi yöntemleri ile birlikte kendisinin de büyük bir bölümünü icat ettiği 200’ün üzerinde cerrahî aletin kullanımını anlatıyor. Bu araçların birçok gelişmişi bugün hâlâ kullanılmaktadır. Abulcasis’in sayısız icatları arasında, yaraları dikmek için hayvan bağırsaklarından icad ettiği ip de vardı. Daha ileri bir işlemle dikişlerin son teknolojiye ulaşmasında büyük rol oynamıştır. İlk sezaryen operasyonunu gerçekleştirdiği de verilen diğer bilgiler arasında.

 

Genel Tıp…

Buhara yakınlarında (Özbekistan) doğan İbn-i Sina (11. Yüzyıl), Batıda Lâtin adı ile “Avicenna” olarak bilinen ve modern tıbbı kuran, büyük bir İslâm âlimidir. Felsefe, tıp, teoloji, geometri, astronomi ve diğer alanlarda sayısız eser yazmıştır. En ünlüsü “El-Kanun fi’t Tıp” (Tıbbın Kanunu). Bu eseri, tıp biliminin temel kaynak eseri olarak 17. asrın ortalarına kadar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur. İbn Sina, ayrıca beden ile ruh arasındaki yakın ilişkiyi tanır ve bu nedenle de psikanaliz ve psikoterapinin öncüsüdür. Sinema hayranlarının “Medicus” filminden hatırlayacağı, Medicus’un öğretmenidir. (Oyuncular: Tom Payne, Ben Kingsley).

İbn-i Sina ve Eseri “El-Kanun fi’t Tıp”

 

Algoritma… (3)

Bu matematik terimi, tüm zamanların en büyük matematikçilerinden birinin Latince isim modifikasyonundan (4) başka bir şey değildir: Ebû Caf’er Muhammed bin Mûsâ el-Hârizmî.

(Burada latince ismiyle “Algorsismi“, 1983’te Sovyet pulu üzerine resimlendirilmiştir).

Hârizmî  (yaklaşık 780-850) Hint rakamları ile hesaplama fikrinin mucidi. Bu rakamlara 1-9 ve 0’ı ekleyerek bugünün temel sayı kavramlarını buldu. Bu figürler daha sonra Hıristiyan Batı’ya doğru yol buldular ve bugün dünyada onlarsız hiçbir şey hayâl bile edilemez. Ayrıca matematiğin temel bir alanı olan “Cebir” (5) terimi, Hârizmî tarafından kaleme alınan bir ders kitabının başlığına kadar gider. Kitabın içinde Arapça “takviye” terimi geçer. İleri ki zamanlarda bu terim “Cebir” olarak gelişiyor.

(Resimde: Kitaptan bir sayfa)

 

Biyel Mekânizması (Krank)… (6)

12. Yüzyılda El-Cezire adlı bir İslâm mucidi tarafından keşfedilen bu teknoloji, bisikletten içten yanmalı motora kadar dünyamızı değiştiren devrimci icatlardan. Modern otomatiğe ait temellerin çoğu, bu bağlantı sistemine ait buluş sayesinde atılabiliyor. Dönme hareketinin doğrusal harekete dönüşmesi ile krank, ağır nesnelerin kolaylıkla kaldırılmasını sağlıyordu.

 

Optik…

Batı’da latin ismiyle Alhacen yada Alhazen olarak bilinen Iraklı matematikçi ve gökbilimci İbn-i Heysem, uzun adıyla Ebu Ali El Hasan Ibn El Haytam (965-1040) Optik alanında önemli bulgular elde ediyor. Göz fonksiyonunu analiz ettikten sonra objektifin işlevine dair devrimci anlayışlar üretiyor. El Hasan ayrıca, lensli cam yüzeylerin, büyütmek için uygun olduğunu bulduğundan Batı tarafından büyütecin mucidi olarak kabul görüyor. Çünkü camdan “Lesesteine” (7) icat etmesinden yaklaşık 200 yıl sonra İngiliz Fransisken (8) rahibi Roger Bacon’un, El Hasan’ın eserinden faydalanarak gözlükleri keşfetmesine imkân sağlıyor. Roger Bacon, kendi eserlerinde El Hasan’dan yaptığı alıntıları itiraf etmekten çekinmemektedir.

 

Harita…

Alman kartograf Martin Waldseemüller tarafından çizilen dünya haritası “Universalis Cosmographia” olarak adlandırılmış olsada, 1513 yılında Piri Reis‘in çizdiği haritanın aynı yıllara denk gelmesi bakımından ve daha çok alanı kapsadığı düşünüldüğünde ilk dünya haritası olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Musiki…

Müslüman müzisyenler, Avrupa üzerinde büyük bir etkiye sahipler. Modern müzik skalalarının Arap alfabesinden kaynaklandığı söylenmesiyle birlikte Ortadoğu’dan ve Türkistan’dan Avrupa’ya birçok enstrüman ulaştığı biliniyor. Bunlar arasında bugünün modern kemanının atasını bazı kaynaklar Türklerin Kemençe’i Guz (Oğuz Kemençesi) olduğunu yazarken, bazı kaynaklar ise Arapların Rebab’ından geliştirildiğini öne sürmüşlerdir. Nihayet 16. ve 17. yüzyıldaki keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius keman’a son şeklini vermişlerdir. Ayrıca gitar, Zülanev adlı (Ebu Hasan Ali ibn Nafi) mûsiki âliminin 9. yüzyılda icat ettiği, severek dinlediğimiz “ud”dan geliştirilen bir müzik enstrümanıdır. Endülüs’de (bugünün İspanya’sı) İslâm kültürünün yükselmesiyle birlikte meşhur olan Ud’dan esinlenerek ilk başlarda 4 ve 5 telli kullanılan gitar, nihaî halini ve 6. telini ancak 19. yüzyılda alıyor.

 

Astronomi…

İslâm âlimleri, astronomi alanında da çok buluşlar yaptı. Mesela Lâtin ismiyle meşhur Albategnius (Ebu Abdullah Muhammed bin Cabir bin Sinan er-Rekki es-Sabi el-Battanî) dünyanın bir kez güneşin etrafında dönmesi gereken süreyi hesaplamayı başarıyor: 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye. Bu hesap, bugünkü teknolojiyle yapılan hesaplamadan sadece iki dakika farklıydı. Ayrıca, Ortadoğu’nun en büyük gökbilimcilerinden olan Albategnius, trigonometri (9) alanında da önemli temeller atıyor.

 

Diş Fırçası…

Bugün Dünya, Diş fırçası kazanımlarını İslâm’a borçludur. Aslında başka kimseye değil, bizzat İslâm Peygamberi Allah Resûlü‘ne. Diş hijyeni Peygamberimiz için büyük bir önem taşıyordu. Sahih kaynaklarda her namazdan önce dişlerini temizlemeyi tercih ettiği bildirilir. Allah Resûlü ve Sahabeleri, bugün diş fırçası ağacı dediğimiz bir ağaçtan yapılan “Misvâk“ları kullandılar. Bunlar, modern diş macunlarıyla benzer maddeleri içerirler ve bu nedenle şimdi, özellikle ekolojik olmaları hasebiyle, hadisenin farkında olan insanlar nezdinde tekrar popüler hale gelmiştir. Böylece diş bakımının özelikle İslâm ile yayılıp geliştiğini söyleyebiliriz.

 

Kahve…

Batı halkları, kahvenin memleketi olarak İtalya’yı bilir. Ama öyle değil. Kahve içmek Müslümanların bir fikriydi. Kahve çekirdeklerinin Etiyopya ve Yemen üzerinden İslam coğrafyasına gelmesiyle birlikte ilk kahvehaneler 16. yüzyılda İstanbul’da ortaya çıktı. Yine bu yıllarda Abdülkadir el-Caziri adlı bir şahıs, kahvenin tarihi ile ilgili “Umdat al safva fi tepe el-kahva” eserini yazmış ve tartışmalı bir bilgi olarak Müslüman dünyasında ilk kahveyi bulanın “Camal al-Din al-Dhabhani” olduğu bildirilmiştir. Ama bazı kaynaklarda ilk kahveyi bulan ve içenin Veysel Karânî olduğu da geçiyor. Belki ilgilenenler olur diye eklemek istedik. Tarihimizden kısa bir bilgi verecek olursak: Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağı olan Yemen’de yetişen kahve, tüccarlar sayesinde önce İstanbul’a oradan da İtalya’ya ulaşıyor. İlk zamanlar dönemin muhafazakâr kesimi tarafından ağır bir uyarıcı etkisi olduğu sebebiyle yasaklandırılıyor fakat Yavuz Sultan Selim Han 1524 yılında yasağı kaldırıyor. Ardından İlk kahvehaneler 1554 yılında, İstanbul’da açılmaya başlandı. Avrupa’da ise ilk kahvehaneler 17. yüzyılın ortalarından itibaren Venedik’te kuruldu.

Goethe’nin de düzenli konuğu olduğu Saksonya eyaletinin Leipzig kentinde bulunan ve Avrupa’nın en eski kahvehanelerinden biri olan “Coffe Baum”da 1694’den itibaren kahvenin tadı çıkarılıyor.

 

Uçma Makinesi…

Ne ”Da Vinci”, ne de “Otto Lilienthal” pratik denemeyi ilk yapan kişilerdi. Az ya da çok başarılı uçmayı başaran ilk kişi, müslüman bir bilim adamı olan Abbas İbn Firnas‘dır. İspanyol Cordoba yakınlarında, özel bir teknik ile kanat takımı icat ediyor ve başarıyla bir uçuş gerçekleştiren ilk insan olarak tarihe geçiyor.

Uçmayı başarmış olsa da ilk demesinin ardından inişte sorunlar yaşıyor ve her iki bacağı kırılıyor. Fakat onun bu buluşu ilk “ornitopter”lerin (10) temel yapılarına ilhâm ve yardımcı olacak daha sonraki araştırmalara şekil vermiştir.

 

Seyahat…

Batı’nın bugün gelişen seyahat kültürü, İbn-i Batuta adlı müslüman kâşif ve seyyah’ın şu sözlerinde gizlidir, “Seyahat; ilk önce şaşkın ve dilsiz bırakır, ardından seni bir hikâyeciye dönüştürür.” İbn-i Batuta, 14. Yüzyılda yaşamış zengin bir Faslı müslüman. 1325 yılında 20 yaşındayken Hac için Mekke’ye doğru yola çıkıyor ve 30 yıl boyunca Afrika, Ortadoğu ve Uzak Doğu’yu geziyor. Türkçe ve Farsça da bilen Batuta bütün bu yolculuklarını ve gezdiği yerleri “Rıhlet-ü İbn Battûta” adlı seyahatnâmesinde kaleme alıyor. Ayrıca Batı kaynakları kendisi için maceracı, araştırmacı, bilim adamı, diplomat ve muhabir der. İslâm kaynakları da birçok ülkede kadılık yaptığını ve Mâlikî mezhebine bağlı olduğunu belirtir.

– “Teşekkürler Onur. Bunlar gibi daha niceleri. Şunları da ekleyip bitirelim:

Kısa bir bilgi olarak; Oğuz Türkleri’nden Kaşgarlı Mahmut, 1074 yılında, türkçe kavramların arapça karşılıklarını açıkladığı ve türk dilinin yapısı üzerine bilimsel saptamalarda bulunduğu “Divan-ı lugat-it türk” adlı ilk türk dili sözlüğünü hazırlayarak 11. yüzyıl için olağanüstü bir eser meydana getirmiştir.

Ayrıca benim çok etkilendiğim, Lokman Hekim.. Mübarek Kur’an bizzat ismini verdiği “Lokman” Sûresi’nde Hazreti Lokman hakkında bilgiler verir. Sûrede iki defa ismen zikredilir ve oğluna verdiği bazı öğütler bildirilir. Farklı kaynaklara göre “Lokman” kelimesinin İbrânîce veya Süryânîce olduğu belirtilmektedir. Hikmetli nasihatleriyle destanlaşan Hazret-i Lokman -aleyhisselâm-, zâhirî ve bâtınî hekimlerin pîridir. Rivâyetlere göre Eyyûb -aleyhisselâm- ile akrabâdır ve pek çok peygamberin hizmetinde bulunmuştur.
Bir başka enteresan Rivayete göre yoldayken bütün hastalıklara çarelerin mevcut olduğu elindeki kâğıtlar sert bir rüzgârın etkisiyle savrulur ve birçoğu kuşlar tarafından kurtarılıp geri getirilir. Bugün ilim olarak bilgisine sahip olduğumuz hastalıkların ve çarelerinin bunlardan ibaret olduğu söylenir.

Batının ve insanlığın İslâm’dan öğrendiği şeyler sadece maddî buluşlar ile sınırlı değil. Biz Türklerden öğrendikleri nice insânî veya diplomatik ilişkiler yanında, mesela Selahaddin Eyyûbî hakkında Batılıların hazırladığı bir belgeselde savaş ahlâkını, hukukunu ve bir savaşçının kavga içerisinde gösterebileceği birçok nazik tavırları da İslâm’dan öğrendiklerini itirâf ederler. Bunun dışında, elbette işin uzmanları daha iyi yorumlarlar fakat burada kısa değinmiş olmak için, düşünce hayatlarını İmâm-ı Gâzalî ve İbn-i Arabî’den geliştirdiklerini bir çok yerde yazarlar çizerler.

Son söz Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun:

İnsanın düşmanından bile öğreneceği bir şey vardır.


Açıklamalar
:

(1) Batı literatüründe Doğu Sabah-Ülkesi, Batı’da Akşam-Ülkesi olarak geçer. İngilizlerin Doğu’ya Orient, Batı’ya da Occident demesi gibi.

(2) İnovasyon: Yeni düşüncelerden doğan yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya üretim yöntemi geliştirmek ve bunu ticari gelir elde edecek hale getirmek için yürütülen süreç ve sürekliliği olan bir faaliyet.

(3) Algoritma: Belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematik ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

(4) Modifikasyon: Değişiklik.

(5) Cebir (Alm. Algebra): Zorlayış.

(6) Biyel mekanizması / Krank: Genel olarak bir dönme hareketini bir öteleme hareketine çevirmek için kullanıldığı gibi bir öteleme hareketini dönme hareketine çevirmek içinde kullanılabilir.

(7) Alm. Lesesteine: Türkçe anlamı “Okuma taşları”. Kalın bir büyüteç şekli. Düz bir sayfa ile doğrudan bir kitap sayfasına veya benzeri bir yere yerleştirerek büyüteç olarak kullanılır.

(8) Fransisken: Bir Hıristiyan mezhebi.

(9) Trigonometri: Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu. Günümüzde fizik ve mühendislik alanlarında sıkça kullanılmaktadır.

(10) Ornitopter: Kanat çırparak uçan uçak.

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/hur-savascidan-notlar-bu-icatlari-islama-borcluyuz/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>