hukuk-siyasi-emine-sahin-hadise-630x325

HUKUKÎ VE SİYASÎ YÖNLERİYLE, EMİNE ŞAHİN HADİSESİ – Av. Zafer ŞAHİN

Gerçek anlamda hakikatiyle mevcut bulunmayan, el yordamıyla ite kaka süregiden Hukuk hayatımızda yeni bir faciaya daha imza atıldı. Emine Şahin isimli 21 yaşındaki üniversite öğrencisinin ‘Atatürk’e alenen hakaret etmek’ suçlamasıyla gözaltına alındığı ve çıkarıldığı Sulh Ceza Mahkemesince tutuklandığını gördük-izledik.

Büyük ihtimal hayatında ilk kez bir karakol görüyor ve içinde bulunuyordu. Bir köşeye sıkışmış, oradaki polislerden mi yoksa “sen mi kesecen lan o kanunlarıuu!..”, “kanunları getirmişmiş!..” v.s.  höykürmeleriyle üzerine yürüyen hangisinin erkek hangisinin kadın olduğu seçilemeyen şahıslardan mı bilinmez, tedirgin, birşeyler söylemeye çalışıyor…

Bu konu hakkında neler söyleyebiliriz: Çok şey…

Bu konu hakkında neler söyleyebiliriz: Hiçbir şey…

Hani “Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz”…

HUKUKÎ BAKIMDAN: Ortada Ceza hukuku kapsamına giren bir suç yok. Hakaret, harp darp cinayet; yani Ceza Kanunlarında suç tanımı yapılan ve bu tanıma uyan bir fiil ve suç yok!

Olsa ne olurdu? Velev ki ‘hakaret’ suçu olsaydı bile bu tutuklamayı, hatta gözaltına alınmayı gerektirecek bir suç değil. Sırf bu suçtan hapis cezası alan, ceza alıp da içeride yatan bir tek kişi bile yoktur.

Kaldı ki bu olayda sözkonusu olan muhakeme edilmiş ve kesinleşmiş bir ‘karar’ değil, bir yargılama tedbiri olması gereken ‘tutuklama’!..

Esasen ortada suç yoktur dedik çünkü bu bir düşünce açıklamasıdır. Fikir ve düşünceler serbestçe ifade edilebilir-edilmelidir…

“Bu (yaptığınız) bir kıyam hareketidir, kıyam (‘ancak Allah huzurunda’ demek istiyor Z.Ş.) namazda olur” “siz burada ne yapıyorsunuz” vesair sözleri-ifadelerinin tutuklamayı gerektirecek bir suç olmadığını bilmek için herhalde hukukçu olmaya lüzum yok.

Şâyet orada o, 10 Kasım anmasındakilerin içerisinde ben de olup o vaziyette dururken bu sözlere muhatap olup fevkalade sinirlenen bir kişi bile olsaydım bu gerçek değişmezdi. Ekranlarınız başında hâl ve durumunuza göre bu sözlerden sizlerin veya birilerinin rahatsız olması, içine sindirememesi filan tek başına suç oluşturmaz. Aksi halde herkesin herkesten rahatsızlığı sebebiyle herkesin tutuklanması gerekir.

Emine Şahin’in ve benzeri gençlerin geçmişten bugüne ve özellikle son zamanlarda tutuklanması haksız-hukuksuz zâlimce bir tutumdur, vebali ağırdır, derhal telafi edilmeli ve hatta bu yanlışlıktan dolayı gönülleri alınmalı, özür dilenmelidir. Tıpkı ‘müvekkilini savunarak haklı çıkarmaya çalışan avukat’ gibi… Tıpkı ‘tayyipler alemi’ isimli bir mizah karikatürüyle yürüyen gençler gibi… Tıpkı ‘parasız eğitim istiyoruz’ pankartı açıp tutuklanan öğrenciler gibi… Ne kaybedilir? Hiç! Çok şey kazanılır…

Haber videosundaki diyalogları hatırlayalım;

“Tamam da siz bilmiyor musunuz… Allah’ın kanunları…  Atatürk batılı kanunları aldı”.

“Sen mi keseceen lan o kanunlarııı”.

Şimdi orada araya giren polisin zaptetmeye çalıştığı görülen, sesini duyduğunuz erkeğin(!) eyleminin hangi suçu oluşturduğu konusunu geçelim…

“Tamam da siz bilmiyor musunuz“?.. Evet onlar bilmiyor, bilmez, bilemeyebilir…

Peki ya;

İktidardakiler?! Siyasetçiler?! “Başkan”?! TBMM?! Hukuk profesörleri?! Hukuk fakülteleri?! Yoksa sizde mi bilmiyorsunuz?!

‘Hukuk Receptionu’ nedir? Neler yapıldı? Neler oldu? Çıkıp anlatsanıza bir defa olsun!

İyi mi oldu? Kötü mü oldu? Ne oldu?! Bu ülkede neden hukuk yok, neden OLUŞMUYOR, sebepleri nelerdir, ‘BUGÜN’ ne yapılabilir, nereden nasıl başlanır filan…

İçi boş hamasi laflar ve yalanlarla coşmak-coşturmak-kanmak-kandırmak veya duvar gibi susmak dışında bugüne kadar hangi esaslı temel bir meseleyi ele aldınız, teşvik ettiniz, düşündünüz? Ne yaptınız?

21 yaşındaki çocuktan-çocuklardan-nesillerden utanın diyorum, utanmanız varsa tabi!

Bir tekiniz bile çıkıp ilimden, fikirden, gerçeklerden aramaz, sormaz, bahsetmez!..

“Millet nereden bilecek, “inşallah, maşallah, mübarek, makara-kakara,  hamdolsun”, oyunu alırız sırtına bineriz; ötesini berisini bilmeyiz” değil mi?!..

Gerçek mânâsıyla Hukukun herkese farz ve lazım olduğunu, mücerret fikir-değer-ahlâk ve hukukun herkes için ekmek ve su kadar hayatî olduğunun bir gün anlaşılmasını umalım…

 

SİYASÎ BAKIMDAN: Evet bu ve benzeri karar, tutuklama ve cezalar maalesef yaşayarak öğrenip bildiğimiz üzere hukukî değil, siyasîdir. Siyasî bakımdan mânâlıdır. Hukuken bugüne kadar suç ve tutuklama sebebi olmayan birşey bugün niye birdenbire suç(!) ve tutuklama sebebi(!) haline geldi? Ne değişti? Siyasî konjonktür. Nasıl değişti? Benim bilgi ve görüşüme göre Türkiye’deki siyasî alan ve iklim değişimi kendi kaynağından ve milletten gerçekleşmez; dayatılır ve yapaydır, bir nevi mühendislik faaliyeti gibidir. Bugün de aslında esaslı bir şey olmayan çeşitli kelime ve klişelerde görülen değişim bize bağımsız olmayan ülkemizde hareket alanı her iki yanından sınırlı, dar ve kısıtlı, belirlenmiş, reva görülen siyasî saha üzerindeki günün hareket çizgisinin-ibresinin bahsettiğimiz siyasî alan üzerinde yer değiştirdiğini göstermektedir. Nasıl?

Bir ucu Kemalizm (ki M. Kemal’in 1938’de ölen insan olarak kendiyle alâkasız bugünkü ifadesiyle) ve diğer ucu Ilıman İslâm (ki İslâmın hakikatiyle zıt, bilinçli-kurgu olan bugünki ifade biçimiyle) olan bir gergefin iki ucu arasında sıkışık ‘bugünkü’ siyasî atmosferimizde, ılıman islâm (ABD İslâmı, BOP İslâmı, İmânsız İslâmcılık gibi tanımlamaları da vardır) çizgisinin terkedilerek yerinin laik-kemalizm olarak adlandırılan ‘şey’e dönüldüğünün-dönülmeye çalışıldığını göstermektedir.

Bu hususta düşman oklarının takibi de bize birşeyler söyleyebilir. Bu işlerin uzmanlarından ABD-CİA’dan yahudi teorisyen G. Fuller 15 Temmuz’un hemen ertesi yayınlanan yazısında mealen Ilıman-ABD İslâmı proje/sürecinin yerini eski Kemalizm’in alacağını ‘öngörüyordu’.

Esasen siyasî sahayı kuşatıcı tezgâh ise her iki uç ve varyasyonlarıyla birlikte maalesef dışa, AB-D’ye bağımlıdır. Kısıtlı alanda varolan görece hareket serbestiyeti siyasî iktidarda aktör değişimleriyle birlikte milleti oyalamaya yaradığı gibi, zaman zaman baskılama veya rahatlama sağlar. Gerçekte ise her iki çizgi de ‘Batıcı’dır fakat mantıksız bir biçimde her ikisi de yerli ve millî olduğunu iddia eder.

Siyasî-Politik İktidar sahasındaki bu durum; ister Kemalizm ister ılıman islâm olsun, her halükârda ve en başta hukukî düzen ve iktisadî-içtimaî-siyasî düzen olmak üzere bütün bir düzenin AB-D’nin düzenine uyumunu ve kontrolünü temin eder…

Peki temelde aynı ‘Hukukî-Ekonomik İktidar Düzeni’ni muhafaza ediyorsa o zaman ılıman islâm proje süreci neden var? Kısaca izâh edelim… Cevap: Sistem ve Kontrol… Cevap: İslâmın kendisi-hakikati… Cevap: Büyük Doğu-İBDA tatbik fikri… Ilıman islâmın, salt bir İslâm düşmanlığının saf ve katı bir laikliğin yürütülebilir olmayıp hiçbir dinamizm hayatiyet aslı veya vehmi bile sunmayan bir korkuluk olması; dolayısıyla maddeten üstün durumda olan düşmanın bu durum ve sistem-düzenini korumak ve devam ettirmek adına İslâm’a ve Müslümanlara karşı bir ‘hal çâresi’ (kontrol mekanizması) bulmak istemesinden ileri gelmektedir. İslâm, Batıcı liberal-kapitalist dünya sömürü düzenine en büyük düşman olarak görülmekte ve asliyle yok edilmeye çalışılmaktadır. Büyük Doğu-İBDA ise Cumhuriyet tarihimiz boyunca topyekûn bir milletin manada taşıyıcısı olmuş, aslı ve esasiyle İslâmî ruh, ahlâk ve fikrin külliyatıyla malum emir subaylığı vazifesi ile; tatbik fikri, fikrin devlet çapında aksiyonunu ortaya koymuştur.

Tutuklamaya dönecek olursak, bugüne kadar daha ağırları görülen fakat doğrudan doğruya 5816 sayılı kanuna muhalefetten hiç görülmeyen bu tutuklama uygulaması ve uygulamalarının; veya olsa ne olmasa ne bir andımız tartışmasının; veya Türkçe ezan safsatası gibi gündemler neyi ifade ediyor? Kemalizm’e dönülürse ne olacak? Orasını ben bilemem, zira olmayan birşeye dönülemez de zaten; ancak ‘lafı’ edilebilir; ki aslında aynı hiçlik noktasında makyaj değişimi, kaporta boya değişimiyle filan değiştik-dönüştük de zannedilebilir. Tâ ki sahici-gerçek, doğru ve ideal bir değişim hareketi gerçekleşene kadar. Kanaatimize göre temel meselelerde, hukuk, eğitim, iktisat, meseleleri icraat ve yürürlüklerinde esasen Batıcılık anlamında Kemalizm iktidardan hiç gitmedi ki geri gelsin…

Tekrar belirtmemiz gerekirse; Emine Şahin suçsuzdur. Bunu aklı başında herkes gayet tabi biliyor. Bunu çeşitli tevil ve iftiralarla mide bulandırıcı laflarla geçiştiren yavşak sürüsü yanında, her kesimden korkak, ikiyüzlü, riyakâr, yalancılar gürûhu da gayet iyi biliyor. Üç maymunu oynamanın âlemi yok. Cumhurbaşkanının bir süre önce ‘M.Kemal’e hakaret edenin nefes almaya dahi hakkı yoktur’ buyurmasıyla bu çocuklar-gençler de sığ ve sahte politikalara kurban mı seçilmektedir?

O ve onun gibiler, gençler, 28 Şubat günlerinden beri içeride olanlar da derhal serbest bırakılmalıdırlar.

Av. Zafer ŞAHİN

NOT: Yazarımızın bu yazısı ulaştığında henüz Emine Şahin serbest bırakılmamıştı – Adımlar Dergisi

 http://www.adimlardergisi.com/hukuki-ve-siyasi-yonleriyle-emine-sahin-hadisesi/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>