ibda-adimlar-akinci-genc-söylesi

“İBDA ile yeni tanışmış bir Akıncı Genç” / Söyleşi

Adımlar Avrupa Cephesindeki gönüldaşlarınız olarak “İBDA ile yeni tanışmış bir Akıncı Genç” başlığı altındaki söyleşimizi, belki de ilk defa olacak olmasına binaen, hem Avrupa’da hem de merkez Anadolu’daki takipçilerimizin ilgisine sunmak istiyoruz… Sizi ilk defa Adımlar Maraş Cephesi’nin organize ettiği ve Hakan Yaman Bey’in konuşmacı olduğu “Yaşayan Necip Fazıl Salih Mirzabeyoğlu” adlı konferansta sunucu olarak görme fırsatımız oldu… Daha sonra “KSÜ Akıncıları” (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Akıncıları) adlı platformdaki aktivitelerinizi takip etmeye başladık… Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Memnuniyetle. Ben Ebubekir İKİZ. Kayseri Kocasinan ilçesine bağlı Yemliha Kasabasında 1994 yılı Temmuz ayında dünyaya geldim. İlkokul ve Lise sonrasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat bölümü öğrencisi olarak bugün son sınıftayım.

İBDA İdeolocyası’nı ne zamandan beridir tanıyorsunuz? İBDA saflarına katılmanıza neden olan şey neydi ve nasıl katıldığınızı öğrenebilir miyiz?

Aslını sorarsanız son bir yıldır tanıyorum. İBDA saflarına katılmaktan ziyade İBDA saflarına layık bir nefer olabilmek için çabalamaya başlamam biraz karmaşık bir süreçte oldu aslında. Çünkü ben Ülkücü kökenden gelen bir ailenin çocuğuyum. Tabiî kendimi de her zaman öyle görmüşümdür. Üniversite çağlarımda aktif olarak Alperen Ocakları içerisinde mücadele vermeye başladım. Burada bir takım olaylar zuhur etti ve bu sebeple bende, birçok gençte olacağı gibi burukluk, heyecan kaybı oldu ve köşeme çekildim. Bu olaylardan sonra kendimi Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız Bey’in fikir babalığını yaptığı “Türkçülük” fikri içerisinde buldum. Çünkü bu fikir bana kaybettiğim heyecanımı yeniden aşılıyor ve beni yeniden dik durmaya itiyordu. Bu döneminde her gün kendimi Türkçülük fikri konusunda geliştirmeye çalışıyordum. Sonrasında ise bizzat Alperen Ocakları içerisinde bulunduğum dönemlerden tanıdığım çok kıymetli bir abim beni “Adımlar Dergisi” adında bir yere çağırdı. Tabi o zamanlar benim için sadece bir yer olan bu mekânın hayatımı bir anda değiştireceğini bilmeden oraya gittim. Burada beni Baki Aytemiz ağabey karşıladı ve ilgilendi. Aslına bakarsanız hayatımı, fikrimi değiştiren bana hakiki davanın ne olduğunu gösteren bir başlangıçtı bu. O zamana kadar herşeyi ben bilirim havasında biriydim her genç gibi. Çok kitap okumuştum ama orada Baki Ağabey ve diğer ağabeyler ile yaptığımız her sohbet sonrası ne kadar eksik olduğumu görürken diğer yandan da dünyaya bakışım değişiyordu. Böyle dört, beş ay sadece anlamak ve tanımak için pasif olarak neredeyse her gün oraya gitmeye başladım. Hatta hiç çıkmamaya başladım desem yeridir. Tabi bu dönem içerisinde hâlâ içimde Türkçülük fikri var. Bu aylar sonunda Kahramanmaraş Adımlar Dergisi İl Temsilciliğine Adımlar’ın Genel Başkanı Ali Osman ZOR Ağabey geldi. Tam mânâsı ile “işte aradığım ışık, kendimi seve seve fedâ edebileceğim tek hakikat ve gençliğin bir basamak olarak kullanılmadığı tek dava bu!” demem Ali Osman Ağabey ile geçirdiğim üç gün ve gece sonunda oldu. Ve o günden beri burada mücadele veriyorum.

 

Belki biraz tepeden inme gibi olacak ama en azından kendi düşünceniz ile İBDA’yı nasıl gördüğünüzü anlatır mısınız?

Türkçü bir düşünceye sahip olduğum doğrudur ve bana diyebilirler ki bir Türkçü nasıl olur da İBDA fikri için mücadele verebilir. Onlara diyebileceğim şey, İBDA fikrini anlamalarıdır. Çünkü bugün ben Türkçü bir mücadele veriyorum diyen insan toplulukları var ama burayı tanıdıktan sonra ben gördüm ki gerçek mânâda Türkçülük fikrini bile içinde barındıran ve bu mücadelenin şeklinde ve egosunda olmayan, yalnız hakikati savunan bir fikir hareketi. Türkçülük benim için insanın kendi milletini sevmesidir. Bu da her insan için doğal bir şeydir. Lakin bunun dozunu kaçırıp tıpkı Yahudilerin yaptığı gibi kendi ırkını diğer tüm ırklardan üstün görmek ve onların hepsine iyi kötü demeden düşmanlık beslemek yanlıştır. Genelleme yapmak kurunun yanında yaşı da yakmak yanlıştır. İşte, burada sözlerimin yanlış anlaşılmaması için fazla uzatmadan özetlersem, biz Türk olarak tarihimizden aldığımız başarılar ile diğer milletlerden daha üstün işler yaptığımızı söylemeye hak sahibiyiz. Tabii bu “hak sahibi” olmamız bizi liyakat sahibi kılmıyor. İşte burada esas mesele ortaya çıkıyor; Allah yolunda mücâdele ederek bu liyakati kazanmış atalarımıza layık olarak bu davayı sürdürmek. İBDA fikrinde gördüğüm ise budur. İbda, tüm cihan üzerinde Allah’ın adını haykırmak ve cihana yepyeni bir nizam getirmektir. Hakikat tektir. Hakikat ortada iken -her kim olursak olalım- hâlâ yanlışlarda ısrar etmek cehalettir. Bu yüzden bu gün ben İBDA fikrini günümüz için Allah davasının en samimi savunucusu olarak görüyorum, bizi kurtuluşa götürecek tek dava olarak görüyorum. Yani bir Türk milliyetçisi için de bu böyle.

 

KSÜ-Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi hakkında bizi kısaca bilgilendirir misiniz? Faaliyetleriniz oluyor mu?

Üniversite, Maraş gibi bir şehir için gayet ideal. Üniversite içerisinde teşkilatlanma çalışmalarımız oluyor. Tabi bazı konferans çalışmalarımız da var inşallah ilerleyen tarihlerde güzel şeyler yapacağız.

 

KSÜ Akıncıları Platformu’nu tanıtmanızı rica etsek? Mesela hedefi, faaliyetleri nedir? Gençler arasında ilgi ve alâkayı yakalayabildi mi?

Aslında KSÜ Akıncıları sadece Kahramanmaraş Üniversitesi içerisinde faaliyet gösteren kolumuz diyebilirim. Biz, Genç Akıncılar Hareketi Platformu olarak Adımlar Dergisi çatısı altında teşkilatlanma faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Ayrı bir merkez yönetim kadromuz olmakla birlikte Genç Akıncılar Hareketi Genel Başkanımız, Adımlar Platformu Genel Başkanlığı’na bağlıdır. Merkezimiz Kahramanmaraş ve hedefimiz Başyücelik ve bu hedefe ulaşmak için gereken donanıma sahip bir gençlik yetiştirmek; yetişirken yetiştirmek… Yanlış giden şeylere gereken yerde gerekli tepkiyi göstermekle birlikte davanın istikbâlini herşeyden aziz tutan ve bunun için de serden geçebilecek bir gençlik olmak hedefimiz.

Bir Türk Genci olarak iç politika da gelişen hadiseleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin “Başkanlık Sistemi” tartışmaları… Dilerseniz başka meseleler etrafında da düşüncelerinizi ifâde edebilirsiniz.

İç politikada hadiseler gerçekten çok hızlı gelişmekte. Hadiselerin bu hızı karşısında, günlük politikaların meydana getirdiği bu keşmekeşe kendimizi kaptırmadan, temel-esas gündemimizden kopmadan faaliyetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz. İç politikada 15 Temmuz sonrası sürdürülen OHAL kapsamında çok şeyin değiştiğini söyleyebilirim. Öyle ki ülke, 15 Temmuz öncesi ve sonrası şeklinde ayırım yapılabilecek şekilde tamamen değişti. “Başkanlık” meselesinde ise İBDA’nın ortaya koyduğu sistem teklifi ortadayken tabiî ki bu tartışmaları zararlı bulmuyoruz. 15 yıllık iktidarı boyunca bir kez dahi “Türk Milleti” diyemiyen Hükümetin “Türk tipi Başkanlık sistemi” söylemi etrafında Amerikan veya Fransız tipi Başkanlık sistemlerinin bulamacını teklif etmelerini de samimi bulmadığımızı ifâde etmeliyim. Batı tipi Başkanlık sistemine ve getirilebilecek diğer tüm sistemlere karşıyım. Bizi kurtarabilecek tek sistem Başyücelik Devlet sistemidir ve tartışmaları faydalı buluduğumuz nokta da mevcut durumu karşılayabilecek İBDA’dan başka sahici hiçbir teklifin olmamasındandır. Dolayısıyla toplumda meydana gelen devasa çözülme karşısında her kesimde mevcut samimi aydınlar tarafından geliştirilecek tartışmalar Sayın Salih Mirzabeyoğlu ismine ve onun mütekâmil olarak sistemleştirdiği Başyücelik Devleti idealine doğru gelişecektir.

 

Dış Politika için düşündükleriniz? Devlet olarak gereken siyasi ciddiyet sağlanıyor mu? Mesela Suriye ve Irak’a yapılan askerî müdahaleleri nasıl görüyorsunuz?

Dış politikada bizi temsil iddiasıyla hükümet edenler sayesinde ciddiye almıyoruz. Türk’ün tarihinde görülmemiş birşeydir bu!.. Bu vatanın evlatlarını kandıran yayın organları ve bazı politikacılar mikrofondan ABD, AB’ye racon keserken, kapalı yerlerde ABD-AB-İsrail tarafından getirilen her şeye “eyvallah” diyorlar. Yani halkın gözünü boyarken saman altından pis sular akmakta. Sınır ötesi operasyona gelince, ben genç ve tecrübesiz biri olabilirim ama masal yaşını da çoktan geçtim. Sınır güvenliğimizi sağlamak için giriyoruz dediler ama IŞİD’in elindeki -belki de en fazla 100 km sınırımız olan- Cerablus’a saldırırken, Suriye sınırında geriye kalan en az 700 km boyunca sınırımızda bulunan YPG’nin işgâl ettiği alanları es geçtiler. Bu kadar saçma bir durum olabilir mi? Senin evinin bir odasının dış cephe duvarı yıkılmış vaziyette ve sen evin içini korumak için buraya duvar öreceksin, ama 8’de 1’ini kapatıyorsun geriye kalan kısmı açık; şimdi sen evini korumuş mu oluyorsun? O günden beri bizim Mehmetçiğimiz Suriye ve Irak’ta Amerika ve İsrail’in siyasî emelleri uğruna sahaya sürülüyor. Bu konuda diyebileceğim tek şey tüm icraatları yalan olmuş politikacıların sözlerine ve yayın organlarına inanmamak gerektiğidir.

 

Malûm, Türkiye 60 küsur senedir, Amerika ve Avrupa politikalarına bağımlı bir ülke hâlinde. Sanırız Türkiye’nin bağımsızlığını istemeyen hiçbir kesim yoktur. Peki, bu bağımsızlığın önündeki engeller bir genç olarak sizce nelerdir? Gençlerimizin gözünde Türkiye nasıl tam bağımsızlığına kavuşabilir?

Bu topraklarda doğup da mevcut durumu haysiyetine yedirebilen bir genç dahi bulunamaz. Amerika askerimizi şehit eden Faşist Kürtçü terörü göz göre göre AB ile birlikte desteklemekte ama “biz kendimizi dış tehditlerden korumak için NATO’dan yardım isteriz”. Bunu Hükümet edenler söylüyor! NATO bizi tehdit eden örgütleri destekleyen bir Terör Örgütü. Dolayısıyla terörden kurtulmanın da, bağımsız kararlar alabilmenin de ilk koşulu Terör Örgütü NATO’yu bu topraklardan söküp atmak. Bizim bağımsızlığımız önünde ki en büyük engel Haçlı Batı ve onların içimizdeki işbirlikçileridir. Fakat bu da yeterli bir ifâde değil. Bağımsızlığın önündeki engelleri kaldırmakla, bağımsız karar alabilmek bir ve aynı ânda gerçekleşebilir birşeydir ki, bu da hangi Sistem ve Dünya Göörüşü adına bu işin yapılacağı sorusu önüne getirir bizleri. Bu noktada bizi bağımsızlığımıza götürecek tek fikir Büyük Doğu-İBDA fikridir. Bu yönde adımlar atılmalı ve hedef Başyücelik Devleti olmalıdır.

 

Son olarak Türk gençliğine bir mesajınız var mı? Neler söylemek istersiniz?

Müslüman Anadolu’muzun evlatları olarak yaş itibariyle mensubu olduğum “Türk Gençliği”ne demek istediğim şey; atalarımızın Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdıkları örfümüz ve töremizdeki müsbetleri kendisine bağlayan İslâm ile kazandığımız o muhteşem ahlâka bağlı kalıp yola revan olmamız gerektiğidir. Çünkü bu çağ, artık Haçlı-Yahudi emperyalizminin tüm unsurlarıyla yıkılıp yok olduğu bir çağ. Bu çağda Allah düşmanlarına meydan bırakmamak ve Mutlak Fikrin sancağını göklerde dalgalandırmak gerekir. Allah’ın yeryüzündeki nizam ordusu olarak tarihimizde olduğu gibi dünyayı Allah’ın adaleti ile yeniden nizama sokmak bizim boynumuzun borcudur. Bu sebeple Türk gençliği gaflet uykusundan uyanmak ve mücadeleye her daim fikir ve aksiyon yönünden hazır olmak mecburiyetindedir. Bunun için çalışmalı ve özünü asla unutmamalıdır. Beni böyle bir sohbet ile şereflendirdiğiniz için teşekkür ediyor ve gençliğe Üstadın bir sözü ile seslenerek bitirmek istiyorum:

Bizim istediğimiz bir nesil var. Allah’ın Sevgilisi’nin beklediği bir nesil.

Bu nesil, siz olacaksınız!

Mükellefsiniz!

Ya olun! Ya ölün!

 

Teşekkür ederiz.

ADIMLAR Almanya – Nihan Öztürk

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>