IBDA-ile-yeniden-Istanbul-Nizamı-Av-Ali-Riza-Yaman

“İBDA ile yeniden İstanbul Nizâmı” – Av. Ali Rıza Yaman

İstanbul Nizâmı’nın Yeniden Tesisinde Kritik Bir Durak: Haliç (05.12.2014 )

Av. Ali Rıza Yaman

I.

Fikir; şehirde filizlenir, şehirde kıvamını bulur, şehirde nizâmlaşır, şehirde hükmünü yürütür.

Şehirde nizâmlaşacak sahici bir fikir; insanlığa bir kültür vasatı sunar.

Sunduğu bu vasat, ‘ideal hayat’a yaklaştığı nispette muteberdir.

‘İdeal hayat’; yaşanmaya değer hayattır.

‘Yaşanmaya değer hayat’; en ilk, en temel, en son ve en som fikir olan ‘ölüm fikri’ne bitişik sürülen hayattır.

‘Yaşanmaya değer hayat’; ‘ne, nasıl, niçin’ suâllerine sistem çapında cevap verilmiş bir hayattır.

İstisnasız hemen herkesin sorduğu temel sorular bellidir:

Ben ‘ne’yim?

Bu hayatı ‘nasıl’ yaşayacağım?

Bu hayatı ‘niçin’ yaşayacağım?

Fert ve cemiyetin ‘ne, nasıl ve niçin’e verdiği cevapların mecmuu, bir diğer ifadeyle, nirengi ve varış noktası

olan varoluş; bir tarzdır, has ve hususî olup, fert ve cemiyetlere göre farklılık arzeder.

Fertte tecelli eden “tarz/ ahlâk”ın genele şâmil bir hâl almasıyla birlikte cemiyetin kültür vasatı ve çehresi

kristalize olur ve tedricî olarak bir suret hâlini alır.

Her fert ve cemiyet kendi “zaman”ına şahitlik eder.

Şahitlik edilen “zaman”; ölüm ve hayata dair sahip olunan bilginin nev’ini ve onu elde ediş tarzını ele verir.

Kültür “zaman”da varolur.

Var olduktan sonra “ben”ine varoluş kaydını düşmek zorunda olan insan varlık sahnesine çıkar ve kendi

değerler skalasına göre eşya ve hâdiseleri teshir etmek suretiyle kendi zâtında bir tarihi olmayan “zaman”a

tarihî bir çehre kazandırır.

Bu çehre; toplam hâlde bir “medeniyet” ifadesidir.

Medeniyet; ‘mekân’da varolur.

Mekân; şehirdir.

II.

Tarihte pek az şehir, bizzât bir nizâm’ın, bir devlet’in, bir fikir’in ifadecisi olabilmiştir.

İslâm literatüründe Medine; fikirdir, medeniyettir, şehirdir, devlettir.

Bu ‘şehir’; aynı zamanda bir devletin adıydı.

Bu devlet; bir zihniyetin ifadesiydi.

Medine zihniyeti’nin en büyük alâmet-i farikası şüphesiz ‘nizâm’dı; Medine Nizâmı.

Batı literatüründe de durum hemen hemen aynıdır; şehir ‘cité-city’dir.

City’nin kökeni Latince ‘civitate’dir ve civitate dar kontekste ‘şehir devleti’, daha geniş kontekste de ‘devlet’ anlamını mündemiçtir.

Roma; bir şehirdir.

Bu ‘şehir’; aynı zamanda bir devletin adıydı.

Bu devlet; bir zihniyetin de ifadesiydi.

Roma zihniyetini’nin en büyük alâmet-i farikası, tıpkı Medine gibi, ‘nizâm’dı; Roma Nizâmı.

Hem Medine ve hem de Roma gibi, İstanbul da bir şehirdir.

Bu ‘şehir’; aynı zamanda bir devletin adı ve sıfatıydı; “Dersaadet- Payitaht” vs.

İstanbul’da cisimleşen devlet; bir zihniyetin de ifadesiydi.

İstanbul zihniyeti’nin en büyük alâmet-i farikası şüphesiz; ‘nizâm’dı; İstanbul Nizâmı.

III.

Nizâm’ın bozulması; fikir-devlet alâkasının zayıflamasının en tabiî sonucudur.

Fert ve cemiyetin hayatını ve varoluşunu mânâlı kılıp, medeniyetini/nizâmını devam ettirmesi;

“Kimin ‘zaman’ı? Kimin dünyayı okuma ve teshir etme biçimi? Kimin ‘insan’ı? Ve toplam hâlde kimin varoluş tarzı?” suâllerine verdiği cevapların sıhhat derecesine ve bu cevaplara nispetle ürettiği değerlerin câri olma kuvvetine paralellik arzeder.

Gerçek bir ‘fikir’; değer üretir. Değer; ahlâk üretir. Ahlâk; hukuk üretir. Hukuk da toplam hâlde; devlet üretir. Fikir olmazsa değer olmaz. Değer olmazsa ahlâk olmaz. Ahlâk olmazsa hukuk olmaz. Hukuk olmazsa devlet olmaz. Meşruiyetini dayandığı fikirden almayan devlet olmazsa nizâm olmaz. Nizâm olmazsa, insan ‘insan’ olmaz. İnsanın ‘insan’ olamadığı bir vasatta hayat ‘hayat’ olmaz.

Sebep ve netice hâlinde fikir devletsiz, devlet de fikirsiz olamayacağı için fikir ricâli ‘devlet fikri’ni, devlet ricâli de ‘ideal hayat’a ilişkin değer sunan ‘fikir’i beslemelidir.

IV.

Fikir; nizâmdır, nizâm içindir, nizâm hedeflidir.

Ve aksiyon; nizâm doğurucu her sahici ‘fikir’in mütemmim cüzüdür.

Fikir ve aksiyonu şahsında meczeden Bilge-Sultan Fatih; ‘İstanbul nizâmı’na giden en önemli adımlardan birini Haliç’ten atmıştı.

‘İstanbul nizâmı’ndan önceki nizâm; fikir plânında zaten yok olmuştu.

Zira devlet- fikir alâkası kopmuş, fikir ve hukuk statikleşmiş ve neticede halkın ilgi, istek ve ihtiyaçlarına cevap veremez bir hâl belirtmişti.

‘Fikir’deki aksaklıklar beraberinde fert ve cemiyet plânında nizâmsızlığı getirdi.

Bu nizâmsızlık, yeni bir nizâm/ yeni bir fikir ihtiyacını doğurdu.

Fikir/nizâm ihtiyacı, ‘fikir devleti’nin başında olan Bilge-Sultan Fatih tarafından giderildi.

Ve fakat ne yazık ki fikir-devlet alâkası Bilge Sultan’dan takriben 2 asır sonra zayıflamaya başladı.

Fikir-devlet alâkasındaki zayıflık, tedricen kendi ‘ben’imize yabancılaşmayı getirdi.

Kendi ‘ben’imizi, kendi ‘zaman’ımızı, kendi ‘mekân’ımızı, kendi ‘varoluş tarzı’mızı Batı’nın değerler ve atıflar sistemine nispetle idrâk ve ifade eder hâle geldik.

Hayatı ve varoluşu Batı’nın değerler ve atıflar sistemine göre mânâlandırma çabası, bizi ‘yaşanmaya değer hayat’tan uzaklaştırdı.

Ve neticede Büyük Doğu Mimarı’nın dediği oldu:

“Hayatın eksiği var/ Hayat eksik hayatta.”

Hayatın eksiği bizzat ‘hayat’tı. Zira “her şeyin yerini tutan bir şey”/ruh hayattan koparılmak istenmişti.

Hayata intibak edemeyen, insan olma memuriyet ve mesuliyetini duymayan, insan olmanın zevkini tadmayan, içgüdü sınırında yaşayan ve hayvandan hâllice bir şekilde hayatlarımızı idame eder hâle getirildik, Batıcı hayat tarzının günümüzdeki taşıyıcısı olan Amerika’nın pek bir övündükleri ‘eritme potası’na (American Melting Pote) girdik.

Amerikan Eritme Potası’ndan çıkan, insana benzese de aslında varlık kategorisinde pek bir yeri olmayan ‘şey’in adını en güzel koyanlardan biri de şüphesiz J. Ortega y Gasset olmuştur: “Kitle Adam!”

Batıcı hayat tarzının neticesi olan ‘kitle adam’; düşünmez, hissetmez, insan olmanın zevkini tadmaz, buhran devamlı içinde bulunduğu hâl olsa bile hâlini dahi mânâlandıramaz.

En önemlisi inanmaz. İnanma istidadını yitirmiştir ama bunun bile farkına değildir.

Ve bir yerden sonra masumdur.

Kitle adam’ın masumluğu mahrumluğundan gelir.

Kitle adam’ın mahrum olduğu; ‘yaşanmaya değer hayat’ı kitap, sistem ve devletlik çapta idrâk ve ifâde eden Fikir’dir.

V.

Salih Mirzabeyoğlu’nun varlığı, bütün insanlığı masumluktan çıkartıp, mesûl hâle getirdi.

Zira Salih Mirzabeyoğlu insanlığın mahrumiyetini giderdi ve İBDA’yı insanlığın hizmetine sundu.

Salih Mirzabeyoğlu; ‘mutlak iyi, mutlak doğru, mutlak güzel’i anlattı.

Salih Mirzabeyoğlu; ‘ahlâk’ı gösterdi.

Salih Mirzabeyoğlu; ‘hukuk’u tanıttı.

Salih Mirzabeyoğlu; ‘ideal devlet’in fikirsiz olmayacağını gösterdi.

Salih Mirzabeyoğlu; hayatı ve varoluşu mânâlı ve değerli kılma nimetini tattırdı.

Salih Mirzabeyoğlu; insan olma mecburiyet ve memuriyetimizi ihtar ederek, insan olma, Müslüman olma zevkini tattırdı.

Aynı Salih Mirzabeyoğlu; “Adalet Mutlak’a” diyerek İstanbul Nizâmı’nı hatırlattı.

Salih Mirzabeyoğlu; Haliç’in İstanbul Nizâmı’nın tesisinde oynadığı kritik rolü bir kez daha gösterdi.

Salih Mirzabeyoğlu “Adalet Mutlak’a” çağrısını Haliç’te yapmak suretiyle, Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’i, ve O’nun malûm ve meşhur; “İstanbul’u fetheden komutan ne güzel komutan, İstanbul’u fetheden asker ne güzel asker” hadîsinini hatırlattı.

**

Hem Haliç’te gerçekleşen “Adalet Mutlak’a” Konferansı’nın ve hem de Papa’nın Balat’ta gerçekleştirdiği kritik ziyaretin mânâsını en güzel ve en veciz bir şekilde ifade edenlerden biri OdaTv oldu:

“Bir yanda Papa, bir yanda İBDA.”

Bir yanda kitle adam, bir yanda fert hakikatini gerçekleştiren hür adam…

Bir yanda kan, nefret ve gözyaşıyla malûl ve maruf Batıcı hayat, bir yandan yaşanmaya değer ideal hayat…

Bir yanda kaos, bir yanda nizâm…

Haliç’e çıkarma yapan ve bir fikri nizâmlaştıracak olan binlerce şehirli/aydın genç tercihini yaptı:

“İBDA ile yeniden İstanbul Nizâmı.”

 

Av. Ali Rıza Yaman
Yeni Devir Hukukçular Derneği Başkanı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>