10300767_784632534915461_9187573210926684923_n

İBDA ‘YA NASIL CEPHE OLUNUR?

İbda muhattaplarından “KENDİNDEN ZUHUR” ilkesi çerçevesinde faliyet göstermelerini ister..
Kendinden zuhur: gerekeni gerektiği yer ve zamanda gerektiği şekilde yapmak demektir. Bunun için, kendinden zuhur etrafında doğru faliyette bulunabilmek için, ibda külliyatı özümsenmelidir. bu sayade ibda bağlısı ibda’nın cephesi olarak hareket etme kabiliyeti kazanır. Kazanılan bu kabiliyet, ibda bağlısına herhangibi bir yerden emir almadan hadiseler karşısında doğru karar verip, doğru tavır koyma melekesi ile nerede neyi nasıl yapacağının kararını kendi verir ve uygular.

ibda’ya bağlanmak, bu manalar etrafında mekanik bir emir komuta zincirinden tasdik görmek değil, ruhi rabıtanın bağlılarına kazandırdığı ortak düşünce faaliyeti etrafında kurulu bir birlikteliktir. Bu ruhi birliktelik sayesinde, ibda’yı doğru anlamış ve buna göre faliyetlerini ayarlamış bir kişi, isterse, kumandan’ı hiç görmemiş olsun, aslında onun en yakınlarındandır. Zira onun muradını kestirmiş olan kişi, onun muradına uygun hareket etmekle, onun muradını yerine getirmekte, yerine gelen muradla birlikte kurulan anlayış bağı, birbirine dirsek teması içindeki çoğu mekanik bağdan daha kuvvetli olmuş bulunmaktadır. bu davada eski-yeni, kıdemli- kıdemsiz ayrımından öte, zamanın şartlarında, sağının solunun çelmesine aldırmadan doğruyu yapacaklar ayrımı vardır… Doğruyu yapanlar ve tehlikeye göğüs gerenler ayrımı… Kısaca; kendini ibda’ya muhattap hisseden herkes bulunduğu yerde, kendi imkanları dahilinde “zuhur” etmekle mükelleftir.

En başta anlaşılması gereken ve altının dikkatle çizilmesi gereken olarak bildirelim ki; ibda’ya üye olmak, mücadele saflarında yeralabilmek için; -isim soyisim, bilmem kaç resim, sağlık raporu, askerlik belgesi, diploma falan gibi bir uygulamanın olmadığı bilinmelidir.

Mücadele saflarında yer alabilmek için önce pazarlıksız iman etmiş olmak ve müslüman olmanın gereğini yerine getirmek şuuruna sahip olmak… Her müslüman “akıncıdır” düsturuna nisbetle “akıncı” olmak… akıncının bugünkü manası da şu; fikrinin nizamını kurmak isteyen güç idraklisinin gücü…Yani “mutlak fikri-islam’ı ” hayata hakim kılmak gayesine sahip olandır.

Buna göre, mücadele saflarında yer alabilme şartlarını maddeler halinde verecek olursak şu: 1-irfan şuuru, 2- ideolojik eğitimden geçmek, 3- ihtilâl şuuru, 4- iş içinde eğitim, 5- teşkilat ve kadro anlayışı.
Şimdi bu maddelerüzerinde duralım…

1- İrfan şuuru: irfan, kaba hesapla kişinin yüklendiği kuru malumat değildir. irfan, sahibinde fikir ve ruh bünyesi haline gelmiş bilgidir. Gıdanın döne dolaşa damarlarımızda kan haline gelişi gibi… Kimse kamus ezberlemekle irfan sahibi olamaz. İrfan, bilgi sahibi olmaktan ziyade, bilinen şeyler vasıtasıyla, bilme hassasına eren, bilmediği şeylerin de bir nevi alimi sayılır.

2- İdeolojik eğitimden geçme şartı: doğru düşünce olmadan doğru düşünce faliyeti olmaz hakikatine nisbetle, önce gerekli olan doğru düşüncedir. Doğru düşüncemiz de külliyatta ortaya konulmuştur. bunu özümsemek… Yani, ideolojik eğitimden geçme şartı…
İnsan doğru düşünceden hareketle, doğru düşünce faliyetinde bulunacağına göre… Doğru düşünce faliyetleri “aksiyon” mevzuunun içindedir. Mesele; fikri mi yoksa eylemmi tercih etmeli? Meselesi değildir. Eylemsiz (aksiyonsuz) fikir olamayacağına göre ve yine; fikirsiz eylem de yıkmak için yıkmak olacağına göre… Fikir ve aksiyon aynı anda olmalıdır… Teori ve pratik…

3- İhtilâl şuuru: hareketimiz bir ihtilâl hareketi olduğuna göre; sahip olunan dünya görüşü “BD-İBDA” özümlenmeli ve ihtiâl şuuru kuşanılmalıdır… Yani İBDA fikir ve hareket sistemi anlaşılmadan özümsenmeden, şimdiye kadar mevcut düzenin bize zorla empoze ettiği şuuru bir paçavra gibi atıp onun yerine İBDA’nın şuurunu kuşanmadan… Kısaca, kendi ihtilâlimizi “iç oluşumuzu” gerçekleştirmeden, ne ihtilâlci olabiliriz, nede ihtilâl hareketinin bir tarafından tutabiliriz…

İhtilâl karşı tarafın kuvvet nizamını çökertmek demektir… Buna göre, silahlı mücadeleyi benimsemiş bir örgüt, teşkilat savaştaki ordu gibidir, ve tüm faliyetlerini taktik içinde değerlendirir… İslam ihtilâlinin rüyasını gören her ihtilâlci, çok iyi bir taktisyen olmak zorundadır. Bu da yukarıda belirttiğimiz gibi bağlı olunan dünya görüşünün özümsenmesiyle, ihtilâl şuurunun oluşmasıyla mümkündür. Davamızı hakimkılmak istiyorsak, bunun için mevcut düzenin koruyucularıyla, her sahada mücadele etmemiz gerektiğini de anlamalıyız…

4- İş içinde eğitim şartı:
Faliyetlerimizin nasıl olacağını ve bunun için ne tür hazırlıkların lazım olduğunu da hareket içinde öğreneceğiz… Yukarıda altını çizdik , bir ihtilâl hareketine mensup olan insan ilk önce kendi ihtilâlini “iç oluşunu” gerçekleştirmek zorundadır. Daha sonra ise iş içerisinde ideolojik eğitimini tamamlamaya çalışmalı, yani olmaya ve oldurmaya doğru çaba göstermeli ve ihtilâlin istediği her türlü silaha sahip olmalıdır.

İç oluş sağlanmadan, dış oluşa geçilemez… Yani kendi ihtilâlini gerçekleştirememiş bir insan davasını hakim kılmak, iktidar kılmak için hareket edemez, mücadele edemez…
Bir ihtilâl hareketine mensup olan kişi, bir taraftan yapmak ve bir taraftan da ne yaptığının izahını yapmakla mükelleftir. İBDA şuuru bizden pratikle birlikte pratiğin teorisini de ister… İşiçerisinde eğitim demek; mevcut rejimin, düzenin “ruhi muvazene-denge”sinin bozulmasını hızlandırıcı taktikleri öğrenmek, geliştirmek demektir… Diğer bir yönü de, düşmanın bertaraf etmek, sindirmek içinde eğitimin tamamlanması için birer unsurlardır… Yani ihtilâl hareketine mensup kişi, karakol, şube, işkence, cezaevi korkusunu da iş içinde eğitimini hallederken yenecektir.

5- Teşkilat ve kadro anlayışı: “-mevcut düzen ve rejimin yerine kendi düzenini getireceğini söyleyen ihtilâl-inkılapçı bir teşkilat, parti veya dernek’in gerçekte özünün ne olduğunu, kanuni veya kanun dışı oluşu değil, “lider, kurmay heyeti ve mensuplarıyla” kadrosu, kadro anlayışı ve hareketiele verir… Büyük Doğu mimarının ifadeleriyle, “ideolojik bir dünya görüşünden, sanat ve estetik anlayışından, büyük irfan edasından, soylu bir idrak, çile ve hummasından, büyük aksiyon ruhundan” nasipli lider, kurmay kadrosu ve kadro anlayışı olmadan ihtilâl-inkilapçı bir teşkilat olmaz…

Yine büyük doğu mimarının ifadesiyle, taze bir şekil, ayrı bir terkip olmayan taarruz hareketi, düşen çığ, saldıran kaplan ve hurya eden bir güruh gibi, mezbuh bir yıkıcı olur; taarruzla tecavüz arasındaki minicik fark. Taarruz olması için imanın ve fikrin emrine girmesi, sistemleşmesi lazımdır anlayışının gereğini yerine getirici teşkilat olmadan da ihtilâl hareketi olmaz.(ideolocya ve ihtilâl.sh:94-95)
Böyle bir anlayıştan sonra teşkilat ihtilâl hareketinin yapısına, geçebiliriz:
Hareketimiz (nbkk) teorisiyle izahını bulmuştur… Nbkk, nizam bozucu kitle kıyamı manasınadır. hareketimiz ihtilâlci bir hareket olduğuna göre… Nbkk teorisi, hareketimizin, mücadelemizin izahıdır. nbkk deyince ne anlamalıyız? nbkk, sahasında ilk, tek, yegane örnek tatbik modeli olan, ideolocya ve ihtilâli nasıl anlayacağız? bunun cevabı olarak da; “kıssastan mülhem propaganda stratejisi” ile… Bu strateji “cephe savaşına” uygulandığında ise karşımıza üç tip politik eylem alanı çıkar…

1- Legal eylem alanı, 2-Yarı-legal eylem alanı, 3- İllegal eylem alanı… Legal eylem alanı ile illegal eylem alanı üzerinde hiç durmadan üzerinde en fazla duracağımız eylem teorisi ve mücadele formuna sahip olan yarı-legal eylem alanına geçersek; yarı-legal eylem alanı, illegal eylemcilikten farklı olarak,halkla ve dolayısıyla düşmanla oğrudan doğruya içiçe olmayı gerektirir. Sokaklarda ve meydanlarda oluşan bir savaş biçimi olması da onu legal eylemcilikten ayıran diğer bir özelliğidir. Öz olarak altını çizerek; yarı-legal eylem alanı ihtilâlin kaidesine, sokaklarda düşmana kafa tutan gençlere ve meydanlardaki kalabalığın öfkesine muhattap olan çok önemli bir temeldir, yoldur…

Nbkk’nın mücadele formu olarak “milis savaşı” uygun düşer… Milis, “askeri birliğe katılan ve destek veren halk birliği” demektir. Dolayısıyla milis savaşı, nizam bozucu kitle kıyamı kaçınılmaz olarak doğrudur… Milis, gönüllü savaşçıdır. Bu bakımdan en güzel ifadesini de “kendinden zuhur diyalektiği” içinde bulur… İşte nbkk deyince bunlar anlaşılmalıdır. Halkın, özellikle de gençliğin, işgal nizamını bozucu biçimde ayağa, kıyama kalkması ve savaşın milis desteğiyle ihtilâlin kaidesi olarak gerekenin yapılmasının teorisidir NBKK…
NBKK teorisi milis savaşı teorisinin özüdür… İşgal düzeninin kurduğu dengeleri yıkmak için, meydanlarda, sokaklarda, okullarda… Milis savaşı verilen heryer İBDA bölgesidir…

Bu bölgelerde faaliyet gösteren milis güçlerinin statejik hedefi, sömürge rejiminin her türlü işgal dengelerini, ilişkilerini, müesseselerini imha ve işgal otoritesini bozup ona karşı bir itaatsizlik ve kaos ortamını meydana getirmektir… İşgal düzeninin müesseselerine karşı girişilen bu bütün imha eylemlerinin sebebi, sonucu ve gayesi nbkk, yani nizam bozucu kitle kıyamıdır… Buna göre nbkk İslamcı halk ihtilâlinin milis savaşı çapında gerçekleşmesidir… Cami çıkışlarında, okullarda, işçi ve memur eylemlerinde, işgal otoritesine karşı yapılan her türlü toplu telin gösterilerinde NBKK diyalektiği işler… Milis savaşı yeraltında değil, halkın içinde bir harekettir, bu yüzden onun temel yönü Nizam bozucu kitlekıyamıdır. kısaca milis savaşı, mensuplarını işiçinde eğiterek öz kadrosunu kurma gayesini güder…

İktibas (akıncı yolu-ek-3)
Dünya görüşü bize, “gerekeni gerektiği yerde” yapacak ve neyin nerede gerektiğini hesaplayacak “ihtilâlci şuur”u verir; ve, bu alışkanlığı kazandırarak davranış yolunu” buldurur.
” İhtilâlci şuur” siyasi faliyetin ve hareketin içinde şekillenir”
” İhtilâl Hareketi” savaşcısı, damarlarında dolaşan her zerre kana kadar, mensup olduğu İBDA fikir ve aksiyon sisteminin ruhunu içine sindirmiş, her ân “ne yapabilirim, nasıl olabilirim” düşüncesi içinde, hummalı insan tavrına denk sinir halinde kıvranırken, hassasiyet çizgisini aşamayan, aynı şekilde, beklenmedik ve bilinmedik hadiseler karşısında soğuk kanlılığını kaybetmeyen, bütün zorluklar içinde devamlı kendi nizamına yol arayıcı ve bunun için davanın istediği fedakarlık duygusuna sahip, en ileri derecede dikkat ve ihtiyat hissine malik bulunduğu gibi, menfilikler ve tehlikeler karşısında,sıvışmak için nefsine mazeretler tedarik eden sefil, alçak ve korkak ruhlara mukabil, aynı derecede “ya ol ya öl ” noktasında tehlikelere göğsünü siper ederek karşılayan cesaret timsali, davasını düşünmediği ve yaşamadığı bir an bile bulunmayan ibdacı insandır.İbda hareket ve sisteminin şuuruna ve böyle bir mizaca sahip insandır ki , ihtilâli yapacak kadroya dahilolabilir. “hareket adamları hareket içinde yetişir” hiç bir zorluğa katlanmadan ve nefsimizi davanın istediği sorumlulukları yüklemeden, oturduğumuz yerde “hareket adamı olamayız. bu hâl içerindeysek eğer, zaten bizimiçin ” ihtilâl” de yok demektir.

Bir ” ihtilâl hareketi” savaşcısı, bol bol laf üretilen ve pratik hiç bir çaba arzetmeyen, bundan dolayı hareketin olmamasına sebep, bütün ilişkilerden uzak durmalı; çünkü onun ilişkileri “kitabi” olup, harekete dair dir. Bir erkeğin kadınlaşmasına sebep olan dedikodu, aslan mizacına sahip bir ihtilâlciyi de, uyuz ve pısırık bir kediye çevirir.
Bir ” ihtilâl hareketi” savaşcısı,”nefer” gibi çalışıp,”baş” gibi düşünmelidir. hareketin kendisinden istediği “fikri, siyasi, ahlaki ve askeri” olgunluğa erişmeli; bunun için eksiklerini her daim gözden geçirmeli ve tamamlamalıdır. Tamamlamıyorsa, “niçin” tamamlayamadığını düşünmeli ve tamamlamanın yollarını arayıp bulmalıdır…

Zamanımız az, yolumuz uzun ve tek vahlede bu işi bitirmemiz gerekiyor. bu şuurla, koştuğumuz mesafeyi hergün daha aza indirmemiz lazım, çalışmalarımız ve hazırlıklarımız hep bu hedef doğrultusunda olmalı, çünkü biz, insanların imkansız dediği bir şeyi gerçekleştirmeye memur bir fikrin ve hareketin munsuplarıyız.
Beceriksizliğimizden, tembelliğimizden, lakaytsızlığımızdan, ciddiyetsizliğimizden, anlayışsızlığımızdan ve şuursuzluğumuzdan dolayıkaybedeceğimiz tek şey var o da İbda’nın bütün bu olumsuz tavırlar yüzünden muhabbetini üzerimizden eksik etmesidir. Bunu kaybettikten sonra da, kazanabilecek hiç birşeyimiz olmadığının şuurunda olalım ve “işimize bakalım” vesselam…

 

One comment

  1. Mustafa GÜLTEKİN

    Gerçekten çok güzel.

Leave a Reply to Mustafa GÜLTEKİN Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>