sehid_salih_mirzabeyoglu_kumandan_02

İBDA’NIN 34. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE… KUMANDAN MİRZABEYOĞLU DEDİ Kİ:

İBDA  Fikir ve Aksiyon Sisteminin Mimarı Şehîd Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU’nun 04 Mayıs 2018 tarihinde maruz bırakıldığı Telegram suikastinden 20 gün kadar öncesinde yaptığı telefon konuşmasının ses kaydı ve kaydın konuşma metnini, İBDA’nın Kuruluşu’nun 34. yıldönümü vesilesiyle tekrar yayınlıyoruz.

ADIMLAR


“Bak şimdi bu Telegram tamam mı, bir miyavlıyor bir havlıyor bir bilmem ne yapıyor filan, anladın mı?

Şudur, budur; bu şimdi çeşitli ihtimaller içinde, bizim mahkememiz olsun, şu olsun, bu olsun falan, çeşitli ihtimaller içinde; bu cihaz başında, ister beni başkaları adına kontrolde tutma, isterse doğrudan doğruya benim ona ihtiyacım olarak tutma… Anlatabiliyor muyum?

Şimdi bu cümleden olarak, ikisini de iç içe alan bir şey yapıyor; yani bokunu çıkardığı için ben bunu söylüyorum, sen kayda al! Demin yemek yedim mesela… Kalktım; burada masanın başında benim kalp atışımı, nabzımı sıfıra doğru alçaltıyor.

Hani insanın kendinden geçme gibi bir durumu olur ya; kendimden geçmiş değilim de, oraya doğru sürüklüyor! Orada tehdit ediyor, anlatabiliyor muyum?

Yani bir nev’i bu cihazı bıraksa… Yani bu beni takviye ediyormuş, nabzımı filan havasında… Bir nevi onu bıraksa ben ölürmüşüm. Bu puşta beş yüz bin defa söylüyorum, “bırak ulan!” diyorum. Şimdi bu kalkıyor, cihazı yavaşlattığı zaman ben, vücut normal olduğu için tam düzey oluyorum. Tamam mı? O yüzden sinsice, o soğutma bahsinde söylediğim gibi… Hani diyorum ya, dışarıdan verilen bir şey vardır, bir de tersini yapıyor, ısıyı içeriden emiyor. Anlatabiliyor muyum? Şimdi bu çaktırmadan içeriden emme gibi yapıyor… Bu şeyi daraltıyor. Dün değil evvelsi gün, söyledikleri de bu: “İşte baldırlardan başlarmış filan katılaşması vücudun…”. Öyle diyor. Ondan sonra “ölüm oradan başlar”mış filan… Yani beni o kanıya getirmek istiyor, tamam mı? Ya ben bıktım bunun (Anlaşılmıyor ses) Bütün bu şeylerden bıktım! “Oğlum ne bok yiyeceksen ye!” diyorum… Şimdi bu bırakıyor. Şimdi ben dışarı çıkacağım, bir hava alayım açılayım diye… Hâlbuki mevzu şu: Beni oturduğum yerde oturtturmayacak, yürürsem de, yürütmeyecek!

Yani şeyin tersi… Bir nev’i şu şekilde; bu cezaevindeki hikayelerden bir tanesi: Şimdi ben, birinin yanındayken nitekim oturuyor bir şey filan… Şimdi ben oturduğum anda bu dediğim şeyde gibi oluyorum. Ayağa kalksam; anladın mı? O mevzu içerisinde… Şimdi ayağa kalkıp dışarı çıksam tamam… Çıkmasam, ne kadar zor durumdayım, onu da karşı taraf anlamıyor. Ondan sonra tabiî sende bir anormallik şeyi oluyor. Bu mesela mahkemede de olabilir.

Şimdi bana mesela böyle bir şey oldu, şimdi ben kalkacağım orada. Hâkim, “Ne oluyor, otur yerine” falan… Anladın mı?

Şimdi bunun gibi böyle, Kartal’daki hikâyelerden, bunlar şimdi özentiyle evin içinde yapmaya çalışıyorlar… Bizim evde de yaptılar bu şeyleri filân… Şimdi buraya yarın Saadettin gelecek tamam mı?

Sadettin gelecek beni ona hazırlıyorlar aslında… Şimdi şöyle birşey, bu beni bıraksa, ben tabiî halimde konuşurum, gülerim… Yani onun yanında böyle nazlı duracağım filân, anladın mı? Karşımdakine… Kim olursa olsun…

Yani… Nazlı duracağım. Şimdi öyle de olmayınca, şey tarzında oluyor: Yani “Adama Telegram yapılıyor, şu yapılıyor, bu yapılıyor ama adamın keyfi yerinde”… Anladın mı? Şimdi bunu şunun için söylüyorum: Bu bana böyle yaparken, ben bayılma raddesinde… Şeye baktım namaz kılıyor, ona söylemedim, çıktım yukarıya. Namazını bekliyorum. Ondan sonra tuttum oradan indim aşağıya, geldim. Ondan sonra dedim, “Bak bana böyle böyle yapıyorlar, böyle yapıldığını bil! Hepsi bu kadar!” Anladın değil mi? Hayır şimdi her bakımdan…

Ben öleyim, kalayım; benim vücudumda bir şey yok! Mevzu bundan ibaret! Tamam mı? Yani şimdi buna vur derlerse vururmuş, beni şey yapacakmış bilmem ne filan… Yani böyle yaparsa ben kalpten gidiyorum; veyahut da doğrudan doğruya şiddetli bir yakmayla, yani yakarak beni şey yapacaklar filan… Şimdi şu garibanın mevzuu şurada: Hani mesela olur ya beni bırakmaları gereken şeyde falan… Hani tıbbî olarak beni bırakmamaları lâzım; hani benim vücudum o cihaza bağımlı(!)

(Yani bir nevi eroin bağımlısı gibi diyor yani.)

Hem öyle, hem de şey var ya… Bitkisel hayat filân, anladın mı? Fişi çekti mi gider!.. Şimdi bunlar cihazın başından ayrılmak istemiyorlar. Çünkü bunlar sıfırdalar. Şimdi bu benden bekliyor; Telegram cihazı nereden geldi, kim verdi, anladın mı? Kime bağlı olduklarını bilmiyorlar. Ben arayıp soracağım anladın mı? Şimdi bırakmaya kalksa bunların eski halleri de yok! Çünkü bunlar bu cihazın başından gitti, anlatabiliyor muyum? Şimdi, mahkûm arasında hain; mahkûm arasında öyle… Sonra şeylerin arasından geldin, hani cihazın başındasın falan diye öyle muamele ediyorlardı. Düşenin dostu olmaz hesabı olacak, anladın mı? Ne cezaevinde rahat eder, ne asker arasında rahat eder, ne bilmem ne… Anladın mı?

Ondan sonra tüm bunların ötesinde de, bunların başka işleri yok, vasıfları yok! Şimdi benim vücudumla oynarken… Mesela ben şimdi burada otururken, gece üç, üç buçuk, dizden altım birdenbire üşüyor. Şimdi… Hayır, sabaha doğru hava tabii serinleyebilir ama, bu, birdenbire olmaz! Anlatabiliyor muyum? Şimdi bu dizden aşağısının damarları büzüyor, kan dolaşımını… Anlatabiliyor muyum? Büzüyor… Ayaklarım sopsoğuk oluyor. Bu günde kalktı işte, dizden üstü katılaşma yapınca… “Ölüm oradan başlarmış” dalan filan diye konuşmaya… Sol dizimden özellikle… Sol dizimden, iç tarafından böyle hani, soğukluk, hissizlik veriyor, anlatabiliyor muyum? Şimdi bunlar tam “çaresiziz ağbiler”deler, anlatabiliyor muyum? Bunu da şunun için söylüyorum: Bak bana bir şey olursa… Anladın mı?

(Allah gecinden versin… Bunlar bazen yapmadıkları şeyleri de sahipleniyor olabilirler efendim. O bahsettiğiniz şeyler bazen bende de oluyor…)

Tabiî o da mümkün. Yalnız şimdi benim normal bir vücut sıcaklığım var ya. Normal vücut sıcaklığının böyle müthiş bir şeyle yakmaya dönmesi… Bu, şeyden de olur; onu birden bıraktığı zaman, senin için normal gelen, benim için soğuk gelebilir. Anlatabiliyor muyum? Onu söylüyorum… Vücut zaten kırılgandır!

(Saati saatini tutmayabilir de…)

Tutmayabilir de, yani benimki şey değil; bizim kavgamız boyunca olan işler bunlar! Anlatabiliyor muyum? Mesela ben şimdi Abdullah Kiracı yazacağım, tamam mı? Şimdi ben bunu yazmaya başlarken… Bu başlıyor mesela “o müteahhit idi, şuydu buydu falan filan…”

Şimdi, bu sendeki bunlardan bir tanesini bundan sonra yazacağım. Şimdi bu hepsini döktürtüyor. Sonra ben, “Abdullah Kiracı müteahhit”, tamam mı?  Şimdi “müteahhit”i onun söylemesi üzerine yazmış oluyorum(!)

Anladın mı? Şimdi bunun gibi, bana hem maddi hem manevi yardımı oluyor(!) Fakat işin hoş tarafı o… Bu türlü yardımlar(!) falan olurken, şimdi miyavlarken, başlıyor “hav hav”a! Birdenbire tersi… Anlatabiliyor muyum? Neyse bitti, sen cihazı kapatabilirsin.”

http://www.adimlardergisi.com/ibdanin-34-kurulus-yildonumu-vesilesiyle-kumandan-mirzabeyoglu-dedi-ki/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>