idrak-suur-adimlar-dergisi

İDRAK VE ŞUUR – Suat KÜRŞAT

Eşya ve hadiseler karşısında sinema seyircisi havasıyla duyu ve duygularına hitap gayesi güden idrakine şuur elbisesi giydiremez. Şuursuz idrak sahiplerinin yapacağı tek şey, her türlü fikri politik manevralara malzeme eden ve bu manevralar ile kokuşmuş bir sistemi ayakta tutan politik fikir hokkabazlarına aldanmak ve bu aldanma ile cemiyeti aldatmak olacaktır. Cemiyet ile bu politik fikir hokkabazları arasında yıkılması güç bir duvar olan şuursuz idrak sahipleri düzenin varlığı için vazgeçilmezdir, bu neden ile her devir sistem bunlardan faydalanır. Pratikteki kofluğu örtmek için düzen sahiplerinin vazgeçilmezidir bunlar.

Dava adamlarının idrâkleri şuur elbisesinden yoksun kalınca cemiyet kokuşmuş politik propagandaların kıskacında çırpınmaktan kurtulamaz. Böyle bir hâl üzere en rezil durumu dahi zafer olarak alkışlayacak kitle imha silâhına dönüşmüş şuursuzluğun elinde cemiyeti imhâdan korumak güçtür. Hele bu imhâ işine mukaddes kılıflar giydirilince bu güçlük daha da artar.”1789 ihtilâli, burjuvaların önderliğinde hareket eden Paris halkı, açlar ve küçük zenaat erbabı tarafından gerçekleştirilir. 1791’de Kurucu Meclis, Anayasa’yı yaparken kanları ve iskeletleri ile ihtilâli yapan halkı ziyafet sofrasına çağırmaz.” der Cemil Meriç, şuursuz idrâk sahiplerinin yapageldiği tek şey de küçük burjuvazinin oturduğu bir ziyafet sofrasının kurulması için bütün halkın kanını ve iskeletlerini istemek. Daha doğrusu işin hakikatini gizlemek… Bir avuç menfaatperestin oturacağı sofraya mukaddes bir kılıf giydirmek…

Her hareket kendine özgü program, kadro ve lider etrafında şekillenir. Sahnede olan hadiseleri ortaya konulan program ve kadrodan bağımsız değerlendirmek abesle iştigal olur. Misal, kapitalist bir programa sahip ve pratikte de kapitalizmin bütün ödevlerini yerine getiren lider ve kadrodan Sosyalist bir devrim beklemek ancak bu cenahın şuursuz idrak sahiplerince mümkün olabilir. Pratikte kapitalizmin en cevval uygulayıcısı olan bir kadronun Sosyalizmin el kitabından alıntılar ile nutuk atması da belki kendi fikir yapısı içerisinde idrakine şuur elbisesi giydirmemiş solcuları heyecanlandırabilir. Amerikan başkanlarının ”manifestoyu hatmetmesi” ile heyecanlanacak solcuların idrakinde kendi inandığı değerlere nispeten şuur ne derece olabilir? Her fikir yapısı mensubundan idrakten öte şuur bekler. Aldatıcı taklitlerden ancak böyle sakınılabilir.

Devlet ve medeniyet önerisinde bulunan her fikir yapısının kendisine özgü iktisadî, ictimaî ve siyasî programı vardır. Bu programı sahiplenen kadrolarda eylem ve söylem bütünlüğü vazgeçilmezdir. İktisatta kapitalist, içtimaiyatta sosyalist, siyasette faşist bir programa sahip hareket düşünülebilir mi? Kapitalizm; iktisat, içtimaiyat ve siyaset önerisi getirirken sosyalizm veya faşizm de bu alanlarda kendisine özgü bir öneri getirmektedir. Kendisini savunan mensuplarından da bu öneriler çerçevesinde bir hareket tarzı geliştirmesini bekler. Bu doğal akışında ve kaçınılmazdır. Aksi takdirde kapitalizmin iktidarını meşrulaştıran sosyalist, sosyalizmin iktidarını meşrulaştıran kapitalistlerin varlığından bahsetmek zorunda kalınacaktır!

Manifesto da denilir ki; ”Özel mülkiyeti ortadan kaldırmak istiyoruz diye dehşete düşüyorsunuz. Oysa sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda dokuzunun özel mülkiyeti ortadan kaldırılmış durumda; özel mülkiyetiniz ancak onda dokuzun buna sahip olmaması sayesinde ayakta duruyor. Demek ki bizi suçlamanızın nedeni, toplumun ezici çoğunluğunun mülksüz olmasını zorunlu koşul koyan bir mülkiyeti ortadan kaldırmak istememiz.” Sermaye ve parayı kutsayan kapitalistin bu ibareyi sürekli kullanıyor olması ne kadar inandırıcı gelebilir?

Ya da küresel şirketlerce finanse edilen bir Amerikan başkanının, ”Emek; sermayeye, paraya, toprak rantına, kısacası tekelleştirilebilir bir toplumsal güce dönüştürülemediği andan itibaren, yani kişisel mülkiyet burjuva mülkiyetine geçirilemediği andan itibaren, bireyin ortadan kaldırıldığını ilan ediyorsunuz. Birey deyince burjuvadan başka birini, burjuva mülk sahibinden başka birini düşünmediğinizi itiraf ediyorsunuz demek ki. İşte o birey kalmamalı doğrusu.” diyerek yürüttüğü bir siyaset tarzı ne kadar inandırıcı olabilir? Pratikte toplumun onda dokuzunu onda birinin refahı için sömüren bir sistemin sahipleri ve uygulayıcılarının manifestodan alıntılar yapması Marksist için nasıl bir heyecan uyandırabilir?

Memlekette mevcut iktidarın on beş yıllık uygulama ve pratik sahasına baktığımızda iktisadî, içtimaî ve siyasî olarak hangi kalıba uymaktadır? On beş yıldır uyguladıkları iktisadî programı sahiplenecek kim vardır? Faiz, rant, talan, küresel şirketlere peşkeş, tarım ve hayvancılığı bitiren yandaş ithalat sistemi, beton ekonomisi, rezidans ve gökdelen ekonomisini kendi fikir yapısı içerisinde iktisadî bir doktrin olarak sahiplenecek kim vardır? Irak’ın işgâli ile beraber emperyalistlere ön açıcı rol oynayan bir siyasî pratiği hangi fikir yapısı siyaset doktrini olarak sunacaktır? Hangi fikir yapısı Amerikan askerlerine dua eden bir siyasî pratiği sahiplenip siyaset doktrini olarak sunacaktır? İktisadî olarak kapitalizmin her türlü ödevini yerine getirerek milleti küresel şirketlerin insafına terk eden, milletin öz sermayesini tüketip küresel şebekelere milyarlarca dolar faiz akıtan bir iktisadî pratiği kim hangi saikle sahiplenebilir? Cezaevlerinin sayısını artırma vaadinde bulunan ve her geçen gün asayişin ortadan kalktığı bir içtimaî pratiği hangi fikir yapısı içtimaî çözüm olarak sunacaktır?

Böyle bir durumda ortaya çıkan yalnızca duyulara ve duygulara hitap eden bir idrakten öteye geçememiş, fikri iddiasının mânâ ve şuurunda olmayan ve yalnızca bu maddî idrak ile dava adamlığı vasfını taşıdığını düşünenlerin memlekette hüküm süren düzene ve bu düzenin pratikte sahiplerine, salt idraklerine seslenmelerinden ötürü sahip çıkmaları, iddia ettikleri fikir yapısını işlevsiz hale getirecektir.

Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir sinema filmi fırtınalar koparmış, görsel üzerinden taraflar cepheleşmeye gitmişti. Böyle bir ortamda bir yorum dikkatimi çekti. Yorumcu filmde senaristin Ebu Talip Mahallesi’nde kurguladığı ambargoyu ülkesine yapılan ambargo ile özdeşleştirdiğini belirterek filmi teo-politik olarak nitelendirmişti. Bugün memlekette sergilenen teo-politik sahneler karşısında aynı derinlikte bakma şuuru olmayanlar idraklerine hitab eden görsel ve ses düzeninin aldatıcılığı karşısında alkışçı konumundan kurtulamıyor. Senaryo ve senaristin asıl amacını ölçme muhasebesinden yoksun şuursuzlukla kof bir sistemi ayakta tutan payandalıktan başka sistem için hiç bir kıymeti harbiyeleri kalmıyor ve sistemi ayakta tuttukları sürece de sistem varlıklarına müsaade ediyor. Ve bu kof sistem ile beraber bütün iddiaları yalnız bir teori olarak çürüyüp gidiyor farkında dahi olunmadan…

Suat KÜRŞAT

http://www.adimlardergisi.com/idrak-ve-suur/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>