igrenclik-ahlaksizlik-akp

İĞRENÇLİĞİN VE AHLÂKSIZLIĞIN YÜZ AKI – A. Bâki AYTEMİZ

Bir dönem Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevlerinde bulunup Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının metin yazarlığını da yapan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi ve Ak Parti Ankara Milletvekili Aydın Ünal, Yeni Şafak’taki köşesinde, “Aday Adaylarına Tavsiyeler” başlığı altında, yeni milletvekili olacaklara bazı tüyolar verdi.

İnsan denilen mahlûkatın nerelere kadar alçalabileceğini, bu alçalışın da kendisine neleri malzeme yapabileceğini, neleri istismar edebileceğini, daha doğrusu istismar edemeyeceği hiçbir şey olamayacağını ve kendilerine milletvekili denilen kimselerin nasıl seçildiğini ve dolayısıyla bunlardan memleketin dertlerine çare beklemenin ne kadar abes olduğunu, demokrasi diye kutsanmaya çalışılan sistemin milleti aldatmaya ve kandırmaya nasıl meyyal olduğunu göstermesi açısından şaheser nitelindeki bu yazıdan bazı bölümleri, merdi kıptinin şecaat arzetmesi cümlesinden olarak paylaşıyoruz.

Mukaddes dava dedikleri şey ne demekmiş, bu davayı yürütenler nasıl seçiliyormuş, buyurun, kendi ağızlarından dinleyelim:

Aday Adaylarına Tavsiyeler

24 Haziran’da seçim var. Hayırlı olsun. siyasete girecek aday adaylarının yürekleri çoktan kıpır kıpır etmeye başladı. İşin teori ve pratiğinde az da olsa tecrübe edinmiş bir siyasetçi olarak her biri birer külçe altın değerindeki tavsiyelerimi aday adaylarıyla paylaşmayı mesuliyet addettim. Buyurunuz:

* İlk olarak siyasete neden girdiğinizi anlaşılır bir şekilde izah edin. Vatan, millet, hizmet gibi hamasi kavramlara hiç başvurmayın. Siyasete girmeyi siz talep etmediniz, sizi ittiler. “Ben aslında siyasete girmeyecektim ama halk istiyor” diyebilirsiniz. “Yeni sistemde artık nitelikli siyasetçilere ihtiyaç var” ya da “siyaset bize ihtiyaç duydu” gerekçelerini de kullanabilirsiniz. “Genel Başkan istedi, çok ısrar etti, kıramadım” şeklindeki gerekçe daha vurucu bir etki oluşturabilir.  (Yalanın, aldatmanın sınırı yok.)

* Siyasette “görünür” olmak hayati derecede önemlidir. Bir ortama girdiğinizde ilk olarak objektiflerin açısını hesaplayın. Objektiflerin odaklandığı biri varsa, onun sol omuz arkasında konumlanın. En öne geçmek için önünüze geleni çiğneyebilir, omuz vurarak saf dışı bırakabilir, önünüzdekini tutup kenara atabilirsiniz. Protokol koltuklarını gözünüze kestirin ve vinç gelse kaldıramayacak gibi oturun. (Seçilmek için her türlü kabalık serbest.)

* Siyasette her zaman “görünür” olmak da iyi değildir. Eğer kavga, dövüş, mücadele, risk varsa kimseye hissettirmeden ortadan kaybolun. Böyle zamanlarda önlerde olup yüzünüzü eskitmeyin. Kavganın sonunda zafer varsa herkesi kenara iteleyip muzaffer komutan edasıyla en öne geçin. (Başkaları kavga ederken tüyün, sonra fethedilmiş alanda fatihçilik oynayın. Ki, 28 Şubat sürecinde Kumandan kavga ederken tüyenler, tüymekle de kalmayıp bir de kavgaya engel olmaya çalışanlar, “siz kavga ediyorsunuz ama bu onları kızdıracak, sonra bizi fena yapacaklar” diyerek teyze adamlıklarını ve ne kadar engelci olabileceklerini gösterme yarışına girenler, şimdilerde “dik durduk, eğilmedik” diye meydanları dolduruyorlar.)

* Varsa lüks araçlarınızı gözlerden kaçırın; halktan biri gibi görüneceğim diye hurda araçlara da binmeyin, hoş karşılanmaz. (Haramzade olduğunuzu saklayın, milleti aldatıp kandırın)

* Sevmiyor ya da hayatınızda hiç tatmamış olabilirsiniz ama herkesin görebileceği yerlerde simit yemek sizi hedefe taşımada etkili olabilir. (Simit… Tedaisi çok fena ama burada yazamayacağım. Tilki Günlüğü-Kusto Lûgatı meraklılarına havale…)

* Siz artık aday adayısınız. Yani sıradan bir insan değilsiniz. Yürüyüşünüze, tavır ve davranışlarınıza çok dikkat edin. Herkes sizi izliyormuş gibi davranın. Mütevazı olun ama tepeden bakın. Genellikle ortamlara girerken tevazu işe yaramaz. Salonlara, toplantılara girerken bakan tevazu ile davransa kimlik sorarlar. Ama siz şık kıyafetinizle, dik, kararlı, kendinizden emin yürüyüşünüzle, aday adayı olarak herkesin önünü ilikleyip sizi selamlamasını sağlayabilirsiniz. Bir eliniz cebinizde, kibirle, “naber dostum” dediğinizde tüm kapıları açabilirsiniz. (Naber dostum? Allah belanızı versin e mi!)

* Aday adaylığıyla birlikte konuşmalar yapmaya, nutuklar irad etmeye başlayacaksınız. Riskli konulardan özenle kaçının. Mümkün olduğu kadar anlamsız cümleler kurun. Çok uzun ve noktanın kullanılmadığı cümleler işinizi görecektir. Cümlenin başındaki konuyla sonundaki konu alakasız olursa dinleyenin kafası karışır ki bu da işinize gelir. Sizin için konuşmalarda önemli olan içerik değil tonlamadır. En basit mevzuyu gittikçe yükselen bir ses tonuyla anlatabilirseniz, ne kadar anlamsız olursa olsun çılgınca alkış alabilirsiniz. “Küreselleşme”, “Global”, “interaktif”, “ekolojik” “radikal”, “stratejik” gibi moda kavramları sıkça kullanın. El hareketlerinizle konuşmanızın uyumlu olması çok önemli değil. İlgili ilgisiz yumruğunuzu kürsüye vurun. Aday olacağınız partiye göre şairler belirleyip mısraları yerli yersiz konuşmanıza serpiştirin. (Süleyman Demirel, bu belânın son püskülü olma misyonunu bunlara devretti.)

* Sosyal medyadaki her mecrada bir hesap açın. Aman ha siyasi konulara girmeyin. Önemli gün ve haftalar için mesajlar yayınlayın. Tıp Bayramı’nda, İzcilik Haftası’nda, Dünya Gümrük Günü’nde, Dünya Su Günü’nde, Kalp Haftası’nda, Müzeler Haftası’nda, Dünya Sigara İçmeme Günü’nde ve bilumum önemli günlerde yanlış anlamalara mahal vermeyecek, suya sabuna dokunmayacak mesajlar atın. Bolca çiçek, böcek fotosu kullanın. Genel başkanınızın ve kritik mevkilerdeki parti büyüklerinizin sosyal medya mesajlarını rt’lemeyi, fav’lamayı, layk’lamayı aman ihmal etmeyin. (Aslan yalakam benim.)

* Sosyal medyada, sizi halkla iç içeymiş gibi gösteren bolca fotoğraf yayınlayın. Samimi gibi görünün. Seçilinceye kadar halkın her türlü nazına, niyazına tahammül edin. (Halk ananı istese onu da verecek misin?)

* Sizi aday adaylığından adaylığa taşıyacak mekanizmaları doğru tespit edin. Yanlış mevki ve isimlere yatırım yapmayın. Yükselmek istiyorsanız, her basamakta ağırlıklarınızı geride bırakın. Bazı durumlarda yolu yola çıktıklarınızla yürürseniz hep arkada kalırsınız; yolda bulduklarınıza sarılın ve yükseldikçe eskilerini satıp yenilerine yapışın. (Adam satın, kendinizi satın, ama yükselin!)

* “Seni aday yapacağım” “ya da listenin iyi yerine yazacağım” diyen dolandırıcılar musallat olacaktır, aman para kaptırmayın. (Neymiş kutsal dava? Aman ha, kutsal dava bu, dikkat!)

* Aday olamazsanız ya da olur da seçilemezseniz “Başkan beni bakan olarak değerlendirecek” deyin. Bu sizi 3-4 ay idare eder. (En muteber milletvekili nasıl olunurmuş, öğrendiniz. Bizim gözümüz Başyücelik’te, Yüceler Kurultayı’nda… Biz bunlardan beriyiz.)

Not 1: Parantez içi yorumlar bize ait.

Not 2:

99 sürecinde Metris Cezaevi’nde Kumandan’ı ziyarete gelen Kumandan’ın amcaoğlu rahmetli Remzi Yalçın’la tanışma ve sohbet etme imkânı bulmuştum.

Metris’teki o tabloyu gören Remzi Ağabey oldukça hislenmişti. O hissiyat içerisinde, bir hatırasını anlatma ihtiyacı hissetti.

Şeyh Selahaddin’in, Kumandan’ın dedelerine ihaneti sonrası onların devlet nezdinde muteber olması ve Şeyh Selahaddin’in oğlu Kamran İnan’ın bakanlığa kadar yükselmesi (!) karşısında, “Bu hainin oğlu bakan olurken, o yüksek makamlara asıl biz layığız!” düşüncesi içindeki Remzi Ağabey ve belki de aileden başka diğer fertler, “bizde bu işe en yakışan Kumandan olur!” düşüncesiyle O’nu milletvekili yapmaya karar veriyorlar. Hani, “milletvekili yapalım da artık ondan sonra bakan mı olur, başbakan mı, orası nasip!”… Yani, zaten aşiret, “oy ver!” diyeceksin ve verecekler; vekillik çantada keklik yani… Böyle, Aydın Ünal’ın müthiş tavsiyelerine hiç gerek yok. Seçim bürosu tutuluyor, her türlü hazırlık yapılıyor ve sonrasında Remzi Ağabey gelip durumu Kumandan’a arzediyor. Kumandan’ın söyledikleri Remzi Ağabey’in ağırına gitmiş ve içine atmış; mânâlandıramamış da. Herkesin ele geçirmek için kırk takla attığı, uğruna her türlü ahlaksızlığı yapmayı mübah gördüğü bir makamı, Kumandan elinin tersi ile itelemekle kalmıyor, bir de böyle bir teklifi kendisine hakaret kabul ediyor. Zira biliyor ki, o makama geldiğinde muhatap olacağı kişiler, işte, Aydın Ünal’ın akıl verdiği kumaşın adamları.

Remzi Ağabey, Metris’te gördüğü manzara karısında gözleri dolu dolu olmuş, Kumandan’ın milletvekili olma teklifini niçin reddettiğini şimdi anladığını söylemekteydi.

Mesele bence Remzi Ağabey’in gördüğü ve takdir ettiğinden ibaret değil ama kimlerin meseleye nasıl baktığı ve kimin ne olduğunu, kimlerin kimleri örnek aldığı, kimlerin kimin izinden gittiğinin görülmesi açısından bu tabloyu buraya nakşetmek gereği hissettim.

Gençler deizme kayarken, ülkede her şey nasıl ve niçin felâkete gidiyor, bütün bu olamayışların ve olması da mümkün olmayışın sebeb ve kaynağı bu tabloda saklı. Çözümü de…

Cumanız mübarek olsun.

Hayırlı seçimler…

Neticede vatan için, millet için, vatanı-milleti içinde bulunulan beka badirelerinden kurtaracak kutlu insanları seçmek için sandığa gidilecek değil mi?

A. Bâki AYTEMİZ

http://www.adimlardergisi.com/igrencligin-ve-ahlaksizligin-yuz-aki/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>