ihtilal-ve-olus-teknigi-ideolocya-kumandan-mirzabeyoglu

İHTİLAL VE OLUŞ TEKNİĞİ – Salih Mirzabeyoğlu

“İhtilal durumu” ve “İhtilal hareketi”…

Bir hatırlatmayla; insan ve toplum için ihtilal, “şuur”un bozuluşu ve yıklışını belirttiği gibi, bunun dış plandaki tezahürlerinin anlamını da kuşatır. Şuurdaki bu bozuluş ve yıkılış, tohumun çatlaması ve ağaca doğru gelişimi şeklinde bir oluşum süreci belirtebileceği gibi, tam tersi; statikleşme ve kabuklaşma süreciyle bir çürüme ifadesi de olabilir. Birinci durumda “eşya vehadiseye ait yeni verilerle şuurun muhtevasının zenginleşmesi” neticesi bir inkılap (oluşum)dan bahsedilirken, ikinci durumuda eşya ve hadiseye ait yeni verilerin “şuur” terkibinde yeni terkibe ulaşamaması ve çözülüş, ya da, eşya ve hadiseler karşısındaki “sağır” şuurun “zapt” görevini yerine getirmemesi, kabuklaşma ve çürüyüş vardır. Birincisiyle “müspet” ikincisiyle “menfi”liği gösterici iki yön… (İhtilallerin, mana ve madde kıymetleri olarak değerlendirilmesi için bk. N.F.K. İhtilal S.317-319)

Görülüyor ki, gerek fert ve gerekse toplum planında, denge bozuluşu “ihtilal durumu”, denge kurma seyri de “ihtilal hareketi”ni (aksiyonunu) belirtir. Evrenin her an yeni seyri içinde, insanın eşya ve hadiseyi zapt memuriyeti ve bu memuriyetin “hareket içinde hareket belirtici” karakteri gözönüne alınırsa; “denge bozuluşu” ve “denge kurma” seyri ard arda kesintisiz bir süreçtir ve insan, nefsinde ve cemiyetinde, kendi ölçüsüne göre aradığı cennetin engellerine karşı daima ihtilal halindedir.” (1)

Anlaşılıyor ki; “durum” ve “hareket” niteliğiyle ihtilal, kendisini doğurucu şartların sebep, gayeve sonucu olarak “dengeyi belirleyici” unsura bağlıdır. Burada ortaya çıkan mesele, ihtilalci durum (ve hareketi) doğuran ilişkiler planındaki şartların, sebeplerinde, varılmak istenen gayesinde ve sonuçlarındaki birbirlerine benzemezliği içinde “temelde” denge amilinin “ne” olduğudur. Bu noktaya ihtilal hareketinin niteliinden süzebiliriz: Toplumun bir ilişkiler sistemi olduğunu veilişkilerin “mensubiyet” duygusu ve karşılıklı “tanıma” (şuur) esasına dayandığını göz önüne alırsak, ihtilal de; unsurdan terkibe doğru, mensubiyet duygusunun “zıddı” ve karşılıklı “tanıma” içindeki iradelerin karşı karşıya geliş hareketi olarak bir sosyal ilişki türünü belirtir; kısaca, ihtilal keyfiyeti, insana has bir olgudur. O halde, ihtilalin dış plandaki çıkış şartlarını belirleyen sebepler de, temelde, ilişkileri belirleyen iradi (şuurla) karar verebilme özelliğinin hakikatindedir. (İradenin belirlenişi meselesi, toplumsal ilişkilerin belirlenişinide insan iradesinin rölünün bulunup bulunmadığının tartışılmasıdır. Bu mesele toplumda insan mesuliyetinin neye dayandırılacağı esasından süzülebilir. (2) Burada şu kadarını söyleyelim ki; ilişkiler insandan doğduğuna göre, birbirleriyle alakasız ve birbirlerini ve “iradeyi” etkilemedikleri düşünülemez. Ancak ihtilal, insanların iradelerinhden bağımsız ve ilişkilerin doğurduğu bir olay olarak alınırken de, dikkat edilirse, iradeyi aşan sebepleri idrak eden irade (hadiseye yanaşan insan şuuru) söz konusudur.)

Yakından bakarsak; “İnsan, Allah’ın habercisi ve Allah ile kaim hakikatin arayıcısı olarak (3) kalbin hakikatinde birleşik ve toplu iki zıt taraf halinde yaratıldı. (4). Bu ikiliği ruha karşı nefs diye alabiliriz. İhtilal denilen keyfiyeti de, tek insandan, en kalabalık topluma kadar bu iki kutup arası birbirine çullanma, birinden öbürüne karşı ayaklanma diye tarf edebiliriz” (5) O halde kalbin hakikatinde birleşik iki his merkezi arasındaki ahenkte dengeyi belirleyici (amil) ruhtur; fertte ve toplumda ruhi denge… (Bizde nefsi ruhun emrine verme ve bunun “ilişkileri” söz konusu).

Fert ve cemiyette ruhi denge…

“Ruhi muvazene hem fert, hem de cemiyette olacak… Fertte ruh muvazenesi, ferdin fert olarak olgun hale gelmesi… Yani inandığı ile eseri ve işi arasında bütün nispetleri, ahenkleri kurmuş olması… Cemiyette ruhi muvazene: Bir toplum halinde aynı ahenk kamelini (olgunluğunu) idrak etmek ve muvazenesiz cemiyetlere doğru; akın, fetih, sirayet hakkı kazanmak… Nerede kuvvetli bir cemiyet görürseniz, orada muazzam bir ruh muvazenesi bulursunuz. Fertlerinde ve kendisinde… Cemiyette aşk ve iman, hamle ve iş (potansiyel)i…

(…) Muvazeneler de derece derece… Bir bataklıkta da muvazene var; göğün üstünde de… Muvazene olmayan yerde hayat yürümez. Hak veya batıl, her inanış bir muvazene doğurur. Aşağı veya üstün… (6)

Siyasi iktidarın biçimi, teşkilatlanışı ve işleyişinin “ideolojinin” rengine göre belirlenmesi,yerleşik toplum düzeni ve gayesi olmayı isteyen dünya görüşünün talip olduğu noktayı da belirler; iktidar… Meseleyi iktidarı ele geçirme hareketi (aksiyonu) açısından ela alırsak: toplumun “ihtilaldurumu” ve gerçekleştirilmek istenen dünya görüşüne nispeti “ihtilal yolunu” (ihtilalci hareketinmaddi ve manevi stratejisi ve taktik hedeflerini) belirler. Bu aynı zamanda örgüt yapısının çizilişidir.

“İhtilal yolu”na gelince…

Tek başına iktidarı ele geçirme eylemi (bazılarının zannettiği gibi) bir ihtilal ifadesi değildir. İhtilal, iktidarı ele geçirince “istenen”‘i gerçekleştirebilme şartlarını hazırlama, kısaca; harekete fikrin damgasını vurma; iktidar ele geçirildiğinde de “gerçekleştirme” hareketinin bütün seyrinin anlamıdır ve dünya görüşü çerçevesinde “ruhi denge”yi bulmahareketidir. Bu harekettir ki; inkılabın da anlamını kuşatır. İktidar ele geçirildiğinde isteneni gerçekleştirebilme kapasitesinin hesabı ise (durum tespitiyle birlikte) ihtilal hareketinin, “kanunyolu” ve “şiddet yolu” diye belirtilen iki eğilimini verir.
Bu iki yolun belirlenişine gelince…

a) Rejim ve düzen planına geçme gayesine bağlı bir yönlendirme, siyasetin anlamını ve fonksiyonunu verdiğine göre, “ihtilal harekete”, karşı tarafın nizamını çökertme hareketi olarak, siyasi bir gaye belirtir. Bu nokta ihtilal hareketinin sisteme bağlı siyasetin içinden doğuşu meselesini açıkladığı gibi, buna bağlı olarak “ihtilalci durum”un hazırlanışı ve hareketin yürütülmesinde de siyasetin belirleyici rolünü gösterir. (Şu iyice anlaşılmalıdır ki, sisteme bağlı siyasi görüşü olmayan hiç bir hareket, ihtilal hareketi olarak değerlendirilemez.)

b) “Fikir ve onun gerektirdiği maddi ve manevi strateji eli, davayı tatbik sahasına koyma dehasıve ona bağlı (taktik) bir arada olacaktır” (7)… O halde siyasetin belirlenişi de (bir hatırlatmayla) ideolcyanın işaretlediği “temel hareket” noktası etrafında ve “toplum şartları”na göredir.

c) Özetlersek; “ihtilal yolu”nun belirlenişi, iktidarı ele geçirme ve sonrasına ait bir hesapla ideolocyaya nispet işi olduğu kadar, “karşı tarafın nizamı yerinde oldukça ihtilal ve inkılaba yolun kapalı” oluşu açısından, “durum değerlendirmesi” ve “durum hazırlanmasıyla” ilgilidir.

İhtilal yolunun ve takip edilecek strateji ve taktik hedeflerinin belirlenişini “oluş tekniği” meselesini de içine alacak şekilde çağımız şartları içinde ele alırsak; hareketle fikrin iç içeliğini doğuran şartlar, çağımızda iktidarı kuvvetlendiren ve her zaman daha kuvvetli yapan “teknolojik”sebebe bağlıdır. Bundan dolayıdır ki, “oluş tekniği” ve örgütün karaktereni belirleme (harekete fikrin damgasanı vurma) meselesi, işin hareket cephesini ikinci planda tutan geçmeş dönemlerden ayrı yeni bir olaydır.

Kısaca; teknik, toplumsal ilişkiler (ve yapı) değişiminde olduğu gibi, ihtilalin yapılış şeklinde de değişiklik meydana getirmiştir. İktidarın “kişileşmesi” dediğimiz durum (iktidarın toplumsal ilişkilere tebliğ, telkin ve müdahale ile yön verme gücü, ayrıca, “silahların malum terakkisi karşısında silahlı kuvvetlerin karşı olduğu hiç bir hareket başarılamaz” hükmünü doğuran durum) oluş tekniği diye müstakil bir konunun doğuşunu da açıklar.

a) “İhtilal durumu” açısından ihtilal yolunun belirlenişi: (Toplumsal ilişkilerin karmaşık ve her zamandan daha çok birbirini etkileyici olması, şartların kısmi istek ve sonuçlar içinde ele alınamazoluşu, ideolojik mücadelenin geniş bir cephe üzeirnde yürütülmesini gerektirmektedir. Bu durumdandır ki; İHTİLALİN GAYESİ OLAN İDEOLOCYA ÇAĞIMIZDA AYNI ZAMANDA İHTİLALİN ARACIDIR DA. Çağımızda savaşa “topyekünlük” karakterini veren durum, her vasıtanın içinden tütücü ideolocyayı da “ideolojik şuurlandırma” tekniğinin mevzuu yapmıştır.

b) “İhtilal hareketi” açısından ihtilal yolunun belirlenişi: İdeolojik şuurlanmanın tek başına”araç” ifade etmesi ve silahlı kuvvetlerin durumu gözönüne alınırsa, bizzat orduya nüfuz etme çalışması, “ihtilal durumu”nun olgunlaşması ve “ihtilal hareketi” açısından ihtilala yolunu belirler. Gençliğe ve onun vasıtasıyla orduya nüfuz yollarının aranması bizi “beklediğimiz neslin zuhuriyle beklediğimiz ihtilal-inkılabın gerçekleşmesi arasında fark yoktur” (8) hükmünün önüne getirir. Bu hüküm, aynı zamanda ihtilal durumunun tahlili ile “antitez”lerimizin kendi kendine kapaklanışı ve bize sadece “‘olma’nın kalışı” şeklindeki tespitin de getireceği noktadır.

“Oluş tekniği”, ihtilalci hareketin, fikirde; usul esas, hedef ve vasıta olarak planlanması ve uygulamaya geçirilmesi işleminin bütünüdür. İhtilalci durumun (ki bugün olgunlaşmıştır) ve “hareketin” istediği kıvamı birlikte gözönüne alırsak… “Davanın büyük (strateji) planında her türlü yayın, bütün şubeleriyle güzel sanatlar, fevkalade açıkgöz bir (diyalektik, kelam sanatı), hücum edilecek maddi ve manevi kale burçlarını hedef alma şuuru, hasılı insanları kafalarından, gönüllerinden ve ellerinden yakalama metodu ve bu hazırlık zemini üzerinde idare mekanizmasının nerelerden ele geçirilebileceğine ait hesap…” (9) birlikte yapılmalıdır.

Durumun, “ihtilalci öz”ün zarflanması şeklinde kanun yoluyla zuhur “ihtilalin hareket kıvamına erme ve ihtilal durumunu bekleme” şartlarını aşması, eylemi de gündeme getirmekte ve “şiddetyolu” ihmal edilemez yol olarak belirmektedir.

O halde burada “eylem” de, (nihai harekete kadar) nüfuz yolu olarak kelkin ve propaganda niteliğine ermektedir. “İhtilal durumu” ve “ihtilal hareketi” birlikte gözönünde tutulursa, ihtilalci örgütün de cepheleri ve zarf şekilleriyle beraber karakteri ortaya çıkar: Şiddet yolu içinde de yolalıcı biçimiyle “ilmi, fikri, siyasi, iktisadi, her şekle döndürülebilecek tarzda teçhizatlandırılacak” (10) şekil…

(Mücadele edebileceğimiz bir rejimi mücadele edemeyeceğimiz bir rejime tercih etmemek tek kelimeyle aptallık olur. “Mutlak Fikir” bağlılarının kafalarının bulandığı ve bulandırıldığı nokta da burada başlıyor. Mücadele edebileceğimiz bir rejimi; particilik ve dernekçilik oynayacağımız yan gelip yatacağımız, korumakla mükellef olduğumuz bir rejim gibi anlayanlar var. Mesele onu tepeleme şartlarını hazırlamada… Kanun yolunun bütün imkanlarından faydalanılması hesabı bu noktada…)

Tekniğin toplamsal yapı ve müesseseleri alt üst ettiği ve tek tayin edici güç durumuna geldiğini çağımızda, ihtilalin teknoloji ifadesine bürünmesi, bir yönüyle fikri karartıcı olma gibi bir menfiiliğe sebep olabilirken, diğer yönüyle, “Mutlak Fikir” bağlıları için muazzam bir nimet olarak belirmiştir. Şartların bizim için imkansızı başarmak gibi bir zorluk belirtmesi, aynı zamanda her türlü yarım ve ucuz oluşu engelleyici bir rol de oynamaktadır.

İhtilali “savaş”tan ayırıcı özellik, ihtilal durumu, ihtilal hareketi, ihtilal yolu ve ihtilalin oluş tekniğinin topluca ifadesi: “İhtilal nasıl nizam isterse, onun usul ve tekniği de karşı tarafın kuvvet nizamını çökertmektir diye ifade olunabilir. Daima böyle olmuştur ve başka türlü olabilmesine imkan mevcut değildir. Karşı tarafın nizamı yerinde oldukça ihtilal ve inkılaba yol kapalıdır. İki ayrı ve yerinde nizamın birbirleriyle çarpışması işi ihtilal değil, ülkelerarası dalaşma, yani harptir. İhtilal, kendi içinden bir şahlanışla kendi kendini “zapt” ve “feth” demek olduğuna göre, olabilme imkanı bakımından mutlaka ayrı ve hususi bir tekniğe muhtaçtır.” (11)

Salih Mirzabeyoğlu
Eser: İdeolocya ve İhtilâl (V. Bölüm)

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>