immateryalist-filazof-berkeley

İMMATERYALİST FİLOZOF BERKELEY – Tufan ERSÖZ

Batı felsefesinin 17.yüzyıl ampirizminin üç önemli isimlerinden biri George Berkeley’dir. Locke, Berkeley ve Hume 17.yüzyıla fikirleri ile bambaşka bir bakış açısı getirmiş. Bunlar arasında Berkeley apayrı bir ilgi uyandırmıştır. Septik ve Materyalist düşüncenin insanlığı ateizme yönlendirdiğini gören Berkeley, felsefesini “Tanrı tanımaz ve bir çeşit modern put yaratmaya çalışan fikirler”e karşı örgüleştirmiştir.

George Berkeley 1685 yılında İrlanda da doğmuş. Öğrenimini ülkenin seçkin koleji Trinity kolejinde başarı ile bitirmiştir. Berkeley, Trinity kolejinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamış. Öğretim üyeliğinin yanında din alanında önce diyakoz daha sonra papaz olarak görev almıştır.

Birçok eser kaleme almış olan Berkeley’in, üç eseri bunlar arasında öne çıkmıştır. Bunlar, “Yeni Bir Algı Teorisi”, “İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine Bir Deneme”, “Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuşma”.

Berkeley kendi felsefesini oluştururken birçok düşünürlerden etkilenmiş. Bunlar arasında en öne çıkan Malebranche ve Lucke olmuştur.

Berkeley’in “Tanrı’yı idealarımızın gerçek nedeni olarak görmesi”ne benzer biçimde Malebranche da “her şeyin nedeninin Tanrı olduğu”nu söyler. Bu açıdan bakıldığında, Okkasyonalizmin kurucusu olan Malebranche’ın görüşlerinin Berkeley ile benzerliği olduğu söylenebilir; fakat birçok karşıt fikirlere sahip oldukları da görülür. Malebranche’a göre maddi nedenler yoktur ve her şeyin nedeni Tanrı’dır. Tanrı cisimleri yaratmıştır; fakat bunu yaparken kendisinde bulunan cisimlerin idealarını, örnek bilgilerine göre yaratmıştır. Tek tek ruhlar da Tanrı’dan pay almış birer parçadır. Ruhlar da cisimler de bağımsız değillerdir. Tanrı onların nedenidir.(1)

Malebrance ve Berkeley maddenin tinsel bir neden olduğunda hem fikir olsalar da, Berkeley madde ve ruhu birbirinden ayrı töz halinde gören ve duyularımızın yanıltıcı olduğunu savunan Malebrance’nin görüşlerini kabul edilemez olduğunu savunmuştur.

Berkeley;

“Aslında kendisinden çok uzak olduğum hâlde, benim Malebranche’a hayranlık duyduğumu sananların çıkmasına hiç şaşmam. Malebranche düşünce sistemini, benim asla kabul etmediğim gayet soyut genel fikirler üzerine kurmaktadır. Bir mutlak dış dünyanın varlığını ileri sürmektedir ki, ben bunu reddediyorum. O duyularımızın bizi aldattığını ve bizim gerçek doğayı ya da yaygınlığa sahip varlıkların hakiki biçimlerini bilmediğimizi iddia etmektedir; bense bütün bunların aksini savunuyorum. Böylece, bütünüyle ele alındığında onun ilkeleriyle benimkiler kadar temelden birbirine karşıt ilkeler olamaz.(2)

Berkeley’i etkileyen diğer filozof Lucke’dir. “İnsan anlığı üzerine bir deneme” eseri Berkeley’in felsefesinin başlangıcı olduğunu söylersek abartı etmiş olmayız. Doğrudan ve aracısız şekilde algıladığımız duyu deneyimleri sonucu ideaların oluştuğunu doğuştan düşüncelerin gelmediğini fikri bu iki filozofun ortak düşüncelerini oluşturur.

Lucke ve Berkeley bilgi teorilerinde tecrübecidirler. Ayrıldıkları nokta ise Lucke dış dünyayı zihinden ayrı kabul ederken, Berkeley algıdan ayrı bir varlığın olmadığını savunmuştur.

Berkeley dış dünyanın ardında maddi bir tözün olmadığını, “Varolmak algılanmış olmaktır” sözü ile zihinden ayrı bir şey’in varolmayacağını ifâde eder.

“Bütün varlıkların var olma sebebi sonsuz, ezeli ve ebedi olan Tanrı’dır.”

Berkeley gerçekliği maddeye değil, Geist gerçekliğe bağlarken bu gerçeklikle Tanrı’yı kavrayabileceğimizi savunur. Felsefesinin temel öğretisini bu gerçekliğin üzerine inşa eden Berkeley’in çözümlemelerine karşı Materyalist felsefeciler tatminkâr bir cevap verememişlerdir.

Yakın tarihin Materyalist filozoflarından Bertrand Russell, “Felsefelerin Problemleri” isimli eserinde

“Berkeley, herhangi bir mantıksızlığa düşmeden, maddenin varlığını reddetmenin mümkün olduğunu ve eğer bizden bağımsız olarak birşey mevcut olsa bile duyularımız tarafından algılanamayacağınıvispatlama onuruna sahiptir.” sözü ile Berkeley’in çözümlemelerindeki tutarlılığının haklılığını teslim etmiştir.

Batı “Varlık” konusunu derinliğe inerek anlamaya çalışırken, İslâm tarihi boyunca bu konuda aynı bütünlüğün görünüşleri olarak birçok görüş ve düşünce meydana çıkmıştır.

Vahdet-i  Vücud, Vahdeti Şuhud anlayışı bu düşüncelerin önde gelenleridir.

Muhyiddin İbn Arabi ve İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin düşünceleri İrlandalı filozof Berkeley’in düşünceleri ile yakınlık arz etmekte, dış dünyanın bir vehim, zihinsel bir tasavvur olduğu görüşü, fikirlerinin ana temeli noktasında benzerlikler göstermektedir.

İbn’i Arabi;

“Bil ki sen kendin dahi bir vehimsin (hayalsin), idrak (kategorize) ettiğin her bir (duyumsanan nesne) şey; “kendinden ayırdığın (tenzih-fark-arınma) ve “bu ben değilim” dediğin her bir nesne de bir hayâldir. Şu hâlde bütün vücud verdiğin (varlık) âlem, hayâl içinde hayâldir” (Füsusü’l Hikem- Kaşani Tefsiri (Kahire Basımı- Syf 117)

İmam-ı Rabbani;

“Hâric de ve hakîkat de, Allahü Teâlâ’dan başka, mevcûd yokdur. Allahü Teâlâ, kudreti ile, kendi isimlerinin ve sıfatlarının kemâlini mümkünât sûretlerinin perdesinde göstermiş, yani eşyayı, kendi kemâlâtına uygun olarak, his ve vehm mertebesinde, icâd etmiş, var etmiştir. Böylece, eşya, vehmde görünmekte, hayâlde devam etmektedir. O hâlde eşya, hayâlde göründüğü için vardır. Lâkin Allahü Teâlâ, bu görünüşe devam verdiği, yok olmaktan koruduğu eşyanın yapısına sağlamlık verdiği ve ebedî mu’ameleyi de bunlara bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayâldeki devam da, hakîkî varlık olmuştur.” (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44. Mektup)

Berkeley, duyuların zihne bağlı olduğunu, zihin olmadan dış dünyadaki ideaların algılanamayacağını, bir ideanın soğuk, sıcak, yumuşak, sert, büyük, küçük, hacim, şekil gibi niteliklerin duyularımız tarafından zihin tarafından algılandığında var olabileceğini savunur.

Bizim güneşe doğru baktığımız ân aslında güneşin 8,5 dakika önceki hâlidir. Güneş yok olsa, bizim onun yok olduğundan haberimiz ancak 8,5 dakika sonra olacaktır. Gökyüzündeki yıldızlar ise bizden binlerce yıl uzaklıktadır. Şu ânki teknolojimizle en yakın yıldıza ulaşmamız 50 bin yıldır. Gökyüzüne baktığımız zaman gördüğümüz yıldızlardan bazıları yok olsa da ışığı binlerce yıl uzaklıktaki mesafeden geldiği için biz onları var olarak görmekteyiz. Bu bizim görme duyumuzun zihinde var olduğu izlemini vermesinin doğal sonucudur.

Tek ve aynı şeyin hem sıcak hem soğuk olabileceği saçma bir önermedir. Bunu bir örnekle açıklarsak; ortalama sıcaklıkta su dolu kovanın içine bir elimiz sıcak bir elimiz soğuk olduğunu varsayarak daldırdığımızda, kovadaki su bir elimize sıcak bir elimize soğuk gelecektir.

Bir şeyin aynı anda hem soğuk hem sıcak olamayacağı belli iken, duyularımızla, algıladıklarımızla maddenin tamamen gerçek olduğunu varsaymak saçmalıktır.

Sonuç olarak Berkeley, maddenin gerçek töz, gerçek varlık olduğunu reddeder. Bunu demek maddeyi reddetmek değildir. Berkeley eserlerini objektif ve önyargısız okumalarını ve o şekilde düşünmelerini ister okuyucularından. Ancak bu şekilde Maddenin ne olduğunu ne olmadığını anlamaya dair bir anlayış kavranılacağını savunur.

Soyut herşeyi, yaratan, ruh vb. kavramları reddederek sadece Maddenin gerçekliğini savunan Materyalist felsefecilere karşı Berkeley, madde yerine gerçeklik olarak Geist’i kabul eder ve maddenin ancak zihinde duyuların aracılığı ile oluşan ALGILANAN idealar olduğunu savunur. Berkeley’e göre gerçeklik maddede değil, İnsanın dış dünyayı duyularla ALGILAYAN Geist’tedir.

Tufan ERSÖZ

Dipnot:

1- http://www.filozoflar.com/nicola-malebranche.htm#more-284

2- 4 George Berkeley, Hylas İle Philonous Arasında Üç Konuşma, (Çev.: K. Sahir Sel), Sosyal Yayınlar, İstanbul 1996, s. 70.

 

Orjinal: http://www.adimlardergisi.com/immateryalist-filazof-berkeley/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>