SEN ORADAN, BİZ BURADAN

“IŞİD SEN ORADAN, BİZ BURADAN!” – Ali Osman ZOR

Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ali Osman Zor’un ADIMLAR Dergisi’nin ilk sayısında yayınlanan makalesini önemine binâen yayınlıyoruz.

ADIMLAR Dergisi

*

“IŞİD SEN ORADAN, BİZ BURADAN!”

Ali Osman ZOR

Eline silâh alıp savaşmaya aklı kesmeyenler, hatta kafasında böyle bir hayâl dahi bulunmayanlar, Amerika’nın “Ortak Düşman IŞİD!” çağrısına uyarak, adetâ meydanlara fevc fevc akıyorlar.

Batı propagandasının bugünkü “Ortak Düşman IŞİD!” metaforu, bize hiç de yabancı değil. Aynı propagandaya bütün kesimler 91 ve 2003 saldırılarında da muhatab olmuş, Batı’nın bu “şeytanlaştırma” operasyonundan çok az kişi kendisini kurtarabilmişti.

IŞİD korkusuna takılan istisnasız bütün kesimler, anlaşılıyor ki, ne 91 saldırısından ve ne de 2003 işgalinden ders almamışlar. 91 ve 2003’te Amerika, kendi adamı(!) “canavar Saddam”ı “ulusal barış ve bölgenin huzuru” adına yok etme hedefini açıklarken, şimdi de aynı hedefe ulaşmak için “Orta Çağ karanlığından gelmiş IŞİD”ı yok edeceği yalanı etrafında herkesi toplamakta.

Irak Millî Cebhesi tarafından Haziran başında Musul fethedilirken sesini çıkarmayan Batı gücü, ne zaman ki hamle Irak’ın Kuzeyi’ndeki etnikçi yapıya yöneldi, ayağının altında ateş varmış gibi ciyaklamaya başladı. Ve hemen bölgeyi “yeni canavar”dan kurtarmak adına 91 ve 2003’teki bütün ortaklarını tekrar göreve çağırdı.

Buradan da anlaşılıyor ki, 2003 İşgalinin siyasî neticelerinden biri olan Irak’ın Kuzeyi’ndeki İşbirlikçi Yapı, IŞİD “kötü yem” yapılarak kurtarılmak isteniyor.

Amerika ve İsrail adına 15 yıldır Türkiye’yi rehin alan bu Siyonist Yapı dağıtıldığında zaten ortada “Batı Müdahalesi”nin hiçbir gerekçesinin kalmayacağı, “Ortak Düşman IŞİD” yalanıyla Amerikan plânlarına yem olanlar bilmiyorlar mı?..

Bu hakikati bilmiyorlar da mı, “Amerika IŞİD’ı bahane ederek bölgeye saldırıyor” diyorlar; yoksa, IŞİD’ın Amerika’ya karşı ortaya koyduğu direnişle mi bir problemleri var?

Basit ve temel soru şudur:

Sen antiemperyalist olduğunu iddia ederken, diğer taraftan fiîli durum hâlinde seyrettiğimiz IŞİD’ın Amerikayla mücadelesini niye desteklemiyorsun?

Daha da ötesi, bu mücadelede sömürgeci düşman yararına olarak IŞİD’a niye karşısın?

En azından 91 ve 2003’de dediğin gibi “Saddam’ı istemiyoruz ama, Amerikan işgaline de karşıyız” cümlesini, bugün “IŞİD’a karşıyız ama, Amerikan işgaline de karşıyız” şeklinde niçin diyemiyorsun?

İslâm Milleti’nin bir mensubu olan Ehl-i Sünnet Kürd’ü sömürgeci düşmana dost, kendi kardeşine (Türk, Arab) düşman etmeye kalkan Etnik Kürtçülük, İBDA Mimarı’nın ifâdesiyle “temsil vekâleti”ni bugüne kadar Batı yararına kullanmıştır. Bölgemizde ortaya çıkan sorunların kaynağı niteliğindeki bu durumun artık sürdürülebilmesi pek mümkün gözükmemekte ve başta Kürt olmak üzere, İslâm Milleti’ne mensub bütün unsurların kurtuluşu için arızî olan bu durumun ortadan kalkması gerekmektedir.

Bölgedeki demografik yapıyı Arap-Kürt veya Sünni- Şiî diye düşünemiyoruz, aradan sanki ırklar ve mezhepler üstü kabul edilen bir Kürt faktörü devamlı kendisini gösteriyor. Bu durum, safların Batıcı ve Batı karşıtı olarak netleştiği bugün, Batı karşısında durmaya çalışan bütün kesimlerin aşması gereken psikolojik eşik olarak kendisini dayatmaktadır.

Müslüman Ehl-i Sünnet Kürtler, Batı yanlısı Kürtçü politikalara karşı çıkıldığında inkâr edilmiş olmaz. Bilâkis ait olmaları gereken bütüne iâde edilmiş olurlar… Bilinmesi gereken başka bir hakikat de budur.

Bugüne kadar Müslüman Kürtlerin kendisine verdiği “temsil vekâleti”nin miadının dolduğunu hadiselerin gelişimiyle hisseden Etnik Kürtçülük, artık safının Batı gücünün yanında olduğunu izhar etmekten çekinmemekte.

İster “antiemperyalist”, ister “vatansever”, isterseniz kendinizi “İslâmcı” diye ifâde edin, şu sorunun cevabını verebilmelisiniz: Bölgedeki Kürtlerin, Amerikan askeri olarak savaş meydanlarına sürülmesine razı mısınız?

Siyaset tayin ederken Kürt halkını kırmamak veya ürkütmemek düşüncesi, bölgeye veya ülkeye zarar veren Batı şemsiyesi altındaki Kürtçü politikaların daha cüretkâr ve etkili olmasını, şartlar ne olursa olsun devam etmesini sağlıyor. İşte asıl sorun da burada başlıyor; bu politikaların bugüne kadar devamı, sömürgeci düşmanın elini hep bölge üzerinde tutmasını da beraberinde getiriyordu. Yani Amerika ne “Canavar Saddam”ı ne de “Şeytan IŞİD”i bahane ederek bölgemize geliyor değil. Onun bahanesi bugün daha iyi anlaşılıyor ki 30 seneden beri Batı saflarında yer tutmuş Etnik Kürtçülük’tür.

Devleti işgal eden Batıcılarla birlikte 30 senedir devam eden ırkçı-Kürtçü politikaları siyasî denklemden çekip çıkarın; ilk farkedeceğiniz şey, Amerika’nın bölgede olamayacağıdır.

91’den beri bölgemizde devam eden Batı işgâli, Ehl-i Sünnet Türk ile Ehl-i Sünnet Arabın arasına örülmeye çalışılan bu Siyonist Duvar bahanesi üzerinden olmuştur. Geçen bu süre içinde de coğrafyamızdaki enerji, düşmanın yararına olacak şekilde yanlış kanallara akıtılmıştır.

Peki bahsettiğimiz bu olumsuzluk olmasaydı, bu enerji nereye akacaktı?

Bu sorunun cevabı, bizi, Amerika’nın bugünkü plânlarına götüreceği gibi, bölgede yapmak istediklerini anlamamızı da sağlayacak ve buna karşı nasıl bir tavır geliştirmemiz gerektirdiği hakkında da fikir verecektir.

Hedefine ulaşmamış Kurtuluş Savaşı, İslâm temelli bir devrimle hedefine ulaşıp, bölgenin bütün ana unsurlarını aynı anlayış ve gaye doğrultusunda birleştirdiğinde, bu enerji doğrudan doğruya Batı saldırganığını ilk önce durdurmaya, sonra geriletmeye ve bugün de yok etmeye yönelik kulanılacaktı.

Amerika’nın gizleyemediği panik havasının sebebi, işte bu enerjinin bugün kendisine karşı kullanılacağı işaretlerinin ortaya çıkmış olmasıdır.

Bölgedeki baltasının, bölgenin ana unsurları tarafından kırılacağını anlayan Batı gücü, ruhen Kürtçüleşmiş bütün kesimleri “Ortak Düşman IŞİD Terörü” etrafında bu baltasını, yani Siyonist Duvarı kurtarmak için harekete geçirmiş durumda. Ruhî Kürtçülüğün ve Şiî Şövenizminin aşılmaya çalışılıp, tehdidin, doğrudan kendisine yöneldiğini sezen Amerika, bir kurtarıcı olmak ümidiyle “IŞİD Canavarı”nı öne sürüyor.

Çözüm Süreci’nin açığa çıkardığı diyebileceğimiz bu aşma gayreti, Atlantik Emperyalizmini paniklettiğinden, herkesi tekrar “Canavar Irak Direnişi”ne karşı birleştirmeye çalışıyor.

Şu basit soruyu sormak zor olmasa gerek:

Kürtçülük devlet olunca problem olmuyor da, 2003’ten beri işgale direnen, devletin gerçek sahipleri DEVLET olunca niye problem oluyor?.. Üstelik, Kürtçülüğün bölme, Irak Direnişi’nin ise bütünleştirme hedefli bir yapılanma ve hareket tarzını ortaya koyduğu bedahet ifâde ettiği hâlde…

Kürtçü Hareketi geldiği nokta itibari ile değerlendirmemiz gerekirse;

İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu 1992 yılında Kürtçü Zend Press kendisine sorduğu “ Kürtlerin sık sık ilk dinleri olan Zerdüştlük’e irca etmelerini nasıl yorumlamak gerek?” sorurusuna verdiği uzunca cevabın bir kısmında şunları ifâde etmekteydi: “İstisnanın kaide yerine konması gibi, bu çok uydurma bir genelleme olur… Eğer denildiği şekilde bir durum olsaydı, o zaman da cevabım şu olurdu: Bu, Kürt kavminin ahmaklığını gösterir ve ziyafet sofrasından kalkıp solucan atıştırmaya benzer bir hâldir…” *

Bugün yaşadığımız süreçte, Kürtçü hareketin ideolojik ve siyasî olarak “solucan atıştırdığını” rahatlıkla söyleyebiliriz. “Ziyafet sofrasından kalkıp, solucan atıştırmaya” karar vermiş bir harekete, ziyafet sofrasında oturanların acıması beklenmeyeceği gibi, solucan atıştırırken ziyafet sofrasına karşı yapılan saldırılara da sessiz kalması düşünülemez.

Bu söylediklerimizin ışığında, sözde “IŞİD’ın Amerika’ya bahane verdiği” için kızanlar; Amerika 91-2003’te Kürtleri bahane ederek Irak’a geldiği için, bugüne kadar Etnik Kürtçülüğe niçin hiç kızmadılar?

Hiç kimsenin yüzde yüz kendisine hizmet eden politika tayin edemeyeceği hakikatini başa alarak, şunu ifâde edelim ki; Amerika IŞİD’ı bölgeye gelmek için bahane olarak kullanmış olsa bile, ortada fiîli bir durum var; IŞİD, Amerika coğrafyamıza gelmek için bahane olarak kullanacak diye, direnmesin mi?

Amerikan merkezli propaganda, algıları bu minval üzere şekillendirerek Amerikan işgaline karşı çıkanları “IŞİD!” diye etkisizleştirme derdinde.

Kendi adımıza şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 91 Saldırısından bugüne kadar Atlantik Emperyalizmine karşı ortaya koyduğumuz tavır meydandadır. Dolayısıyla IŞİD’ın yanında Amerikan saldırısına karşı çıkamayan hiç kimsenin, bu noktada bize söz söylemeye hakkı yoktur. Hele hele, söz konusu İslâm olduğunda antiemperyalist söylem ve politikalarını, birden sanki emperyalist olan IŞİD’mış gibi Amerikan yararına IŞİD’e karşı yöneltenler, vakit geç olmadan, bir ân önce mevcut ideolojik ve siyasî durumlarını gözden geçirmelidirler.

Görülüyor ki, etnik ve dinî meselelerin iç içe girdiği bu dönemde ortaya çıkan mevcut karmaşıklığı, aynı ânda her zihnin canlandırması ve anlamlandırması pek mümkün gözükmüyor. Bu da, ortaya çıkan bu karmaşıklığı yüzde yüz karşılayabilen bir siyâsetin olmamasından kaynaklanıyor.

Bu durumun bize ihtar ettiği hakikat ise, yaşadığımız bu safhayı aşabilmenin yegâne yolunun ideolojik ve siyasî donanıma hâiz olunması gerektiğidir.

IŞİD üzerinden gözden kaçırılmak istenen ve işgalci düşmanın sezdiği tehlikeyi farketmek ve ona göre hazırlıklı olmaz zorundayız.

Ev’in işgal altındayken, yan Ev’den tehlike geliyor diye, bütün milleti pencereye toplamanın âlemi yok!

Atlantik emperyalizmi, Son Savaşı Türkiye’de istemiyor. Nihâî savaşın Türkiye’de olmaması için de, bölgede İkinci İsrail olabilecek bir Kansere ihtiyâcı var. Bu Kanser, varlığını devam ettirsin diye IŞİD canavarlaştırması üzerinden, kendisiyle savaşma ihtimâli olanları etkisizleştirmeye çalışıyor.

Sömürgeci düşmanla savaşmamak için “IŞİD Terörü” edebiyatını yada “Amerika şunu yapmak istiyor”, “Amerika’nın plânları bu” gibi argümanları gündeme getiriyorlar. Kendi güçsüzlüğüne inandırılmış bu kesimlerin sözde “Amerika’ya karşı” olurken Amerikan propagandasını yapmaları, üstüne üstlük Demokrasi Saplantısı’ndan da kurtulamamaları yüzünden, eline silâh alıp savaşma düşüncesi semtlerine bile uğramıyor.

Ama, hakikati farketmeyenler de yok değil. Yavaş, ama derinden gelen bir tepki süreci gelişiyor. İşte bu gelişen tepki sürecinin yıkıcı bir enerjiyle sokaklara taşmaması için plânlar yapılıyor.

Ülkemizde var olan 60 yıllık Kuzey Atlantik İşgali’nin her alanda varlığını idrak ettiğinde kitleler; yani öfke sokağa taştığında, her yere bir ânda yayılarak Atlantik Emperyalizmi hedef hâline gelecek!.. Ortada ne üs, ne kurum, ne elçilik, hiçbir şey kalmayacak!

Hıristiyan-Yahudi Batı’ya karşı muhtemel bu enerji patlamasını; IŞİD korkusu üzerinden adetâ yeni bir 28 Şubat mantığı içerisinde köpürterek Suriye’ye kanalize etmek istiyorlar. Çünkü, buradaki iktidarlarının devamını ancak bu şekilde sağlayabilirler.

Türkiye, bölge ile birlikte savaş ortamına girmiş gözüküyor. “Savaş, düzeni bozar” ölçüsüne binâen herkesin hayatını savaşa göre düzenlemesi gerektiği aşikâr.

11 Eylül 2001 Tarruzu’ndan bir gün sonra Fransız gazetelerinin “Bugün Hepimiz Amerikalıyız!” diye attığı manşetleri unutmadık!.. Onların bu anlayışına mukabil, biz de Batı’nın başlattığı bu saldırıya karşı;

Hepimiz Arabız!” diyebilmeliyiz.

İslâm temelli bu direnişin kâidesinin İBDA olduğu şuuruyla;

91 ve 2003 Saldırılarında sömürgeci düşmana karşı hiç tereddüt etmeden, nasıl ki; “Saddam Sen Oradan, Biz Buradan!” dedikse, bugün de, aynı çizginin takibçileri olarak Hıristiyan-Yahudi-Haçlı Ordusuna ve onun buradaki askerlerine karşı olmak adına;

IŞİD Sen Oradan, Biz Buradan!” diyoruz!

Son savaşa, İnşallah biz de hazırız!

 

* Adımlar -1984’ten 1996’ya-… Salih Mirzabeyoğlu… İBDA Yayınları

ADIMLAR Dergisi 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>