islam-a-muhatap-anlayisa-dair-14-selim-gurselgil

İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞA DAİR: 14 – BAZI SAHABELER / Selim GÜRSELGİL

Ebu Zerr-i Gıfarî

Ebu Zer Hazretleri ilk Müslümanlardan. Baştan ayağa zühd, vecd ve aşk kesilmiş bir imân heykeli. Kâinatın Efendisi’ni ilk gördüğünde, O’na şöyle hitap ediyor:

– Selâmünaleyküm!

Ve bu selâm, Müslümanlar arasında musafahanın alâmeti oluyor. İlk söyleyen Ebu Zer Hazretleri

Allah’ın Resûlü tarafından çok sevilen ve “İslâm’ın Mesihi” diye adlandırılan Ebu Zer Hazretleri, Hazret-i Osman’ın halifeliği döneminde Şam’da, Şam Valisi Muaviye’yi zenginlik ve gösterişle itham edip muhalefete başlıyor. Muaviye bu büyük sahabe ile başa çıkamıyor ve onu Halife Osman’ın yanına, Medine’ye gönderiyor. Halife ile Ebu Zerrarasında şöyle bir konuşma geçiyor:

– İnsanlar zenginleşiyor, mal ve mülke rağbet ediyor. Hâlbuki Kur’ân ve Sünnette bu eğilimin ne kadar kötülendiğini bilirsin. Niçin emretmiyorsun da onlar ihtiyaçtan fazla mallarını ihtiyaç sahiplerine dağıtsınlar.

Halife Osman, “zühd zorla olmaz” diyor. “Ben Allah Resûlü’nden görmediğim bir şeyi yapamam” diyor. Nihayet Ebu Zerr, ben bunları görmeye dayanamayacağım diyerek Rebeze köyüne inzivaya çekiliyor. Halife Osman ona birkaç keçi, birkaç koyun geçimlik olarak veriyor. Fakir bir hayat yaşayan Ebu Zerr Hazretleri öldüğünde de çoluk çocuğuna sahip çıkıyor.

….

Şimdi bu tablodan yangın çıkar mı? Bakalım:

Ebu Zerr Hazretleri itirazında haklıydı. Mal ve mülk, servet ve para, her imanı bozar, her davayı lekeler, her ahlâkı çürütür. Müslümanların bunlara rağbet etmeye başlaması, Müslüman ahlâkını bozmuştur.

Ancak Hazret-i Osman’ın reyi, daha kuşatıcıdır. Çünkü İslâm’ın zühdü övdüğünü bilmekle beraber, insanları zühde zorlamayı emretmediğini de belirterek, bu mevzudaki ölçüye sadık kalmıştır.

Günümüzde bu dava çok büyütülüyor. Biliyorsunuz, son zamanlarda İslâm’ın “infak” sözünü diline dolayan ve her cümlesine “infak” diye başlayan kesimler de ortaya çıktı. Bunlar, İslâm’ın zekât emrini bile yetersiz buluyor, hatta tanımıyorlar. Zekâttan söz edenlere “şirk dini mensupları, müşrikler” diyorlar. “İnfak o şeydir ki, İslâm’ı sosyalizmin aynı yapar. Kur’ân neyse Das Kapital odur” demeye getiriyorlar.

İnfak nedir, infak? İnfak, malını ve mülkünü Allah yolunda harcamaktır. Ashab-ı Kirâm’ın yaptığıdır. Mal biriktirmeye, zenginleşmeye kıymet vermemek, eline geçeni Allah yolunda ve ihtiyaç sahipleri için sarfetmektir. İnfak özünde zühddür ve zühd övülmüş bir şeydir; ama zühd’de zorlama yoktur.

Zekâtta zorlama olur mu? Olur. Zekâtını vermeyene kılıç çekmek de, zekât için kan dökmek de caizdir. Ama infak için bunları yapamazsın. İnsanları infak yapmaya teşvik edebilirsin. Ama onların malına, mülküne zorla el koyamazsın. İslâm’da bu yoktur. İslâm mülkiyeti ve sermayeyi sınırlar ve cemiyet yararına kılar; ama yasaklamaz.

İslâm kapitalizm olmadığı gibi sosyalizm de değildir. İslâm “mülkiyet hakkına bağlı cemiyet sermayedarlığı”dır. İslâm’da kapitalist bir sınıf olmadığı gibi bu sınıfın görevlerini üstelenmiş ceberrut bir devlet anlayışı da yoktur. Devlet nâzımdır ve gerçek bir sosyal devlettir.

30 Nisan 2013

Ebu Hureyre

Vay anam vay neler dönmüş ya! Ben vakt-i zamanında bir arkadaşa dediydim: Bunlar beni molla edecekler en sonunda… O da bana dediydi: Derviş ol derviş… Olanları yeni yeni görüyorum ve şu ânki hava durumuna göre molla olmaya doğru gidiyorum.

Bizim için din malûm bir şeydi. Nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur, haramlar nedir, helâller nedir gibi… Oysa bu malûm şey, elimizden alınmak isteniyor bugün; meçhulleştirilmek, karartılmak, bulandırılmak ve bu bulantı içinde yok edilmek isteniyor. Bir taraftan Kur’ân’a, öbür taraftan Sünnet’e öyle büyük bir saldırı yöneltilmiş ki, şimdiye kadar bunları ciddiye almayarak sadece gaflet uykusu uyumuşuz. Ey ahâli, uyanın, din elden gidiyor!

Yok aga yok, bir Molla Kasım lâzım buraya… Ben Ebu Hureyre‘ye saldırının boyutlarını yeni farkettim. Daha doğrusu, sabah ezanına kadar böyle bir saldırı olduğunu bile bilmiyordum. Öyle anlaşılıyor ki, hadisleri ortadan kaldırmayı hedefleyenler, Ebu Hureyre‘ye özel bir kinle saldırıyorlar.

Üşenmedim, “Kur’ân’daki din” adlı siteye ilişkin verilen linkleri tek tek açtım ve okudum. Bu başlıkta yeri olmayan kısımlara yeri geldiğinde gireceğim. Yalnız burada Ebu Hureyre adlı sahabi ile ilgili yazılanlara değinmek istiyorum.

Düşündüm: Başka hiçbir şey bilmesem, araştırmasam, Ebu Hureyre‘yi sadece bu sitede yazılanlardan öğrensem, ne yapardım? Yüzde yüz etkilenirdim. Etkilenmekle kalmaz, afallardım. Çünkü bu siteyi hazırlayanlar, öyle ustaca hile yapıyorlar, öyle ince yerlerden saldırıyorlar ki, bir bakışta her şey gerçekmiş gibi görünüyor.

Ama yağma yok: Çıplak göze, güneş doğuyor ve batıyormuş gibi görünse de aklımızla biliyoruz ki, aslında dünya güneşin etrafında dönüyor… Bu iş de böyle. Çıplak göz ve kuru mantık oyununa girdin mi, sonuç ortada: Bakın nasıl herkes Ebu Hureyre‘ye sövmeye başlamış durup dururken!

Öncelikle Ebu Hureyre hakkında hüküm vermek için, onun anlattıkları dayanak seçiliyor. Yani, onun rivayet ettiği hadisleri çürütmek için, yine onun rivayet ettiği hadislerden meded umuluyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yani, söylediklerinin bir kısmına inanacağız (işimize gelenlere), diğer kısmına inanmayacağız (işimize gelmeyenlere)…

Ebu Hureyre madem yalancı “Ömer hadisle uğraştığım için bana kızdı” dediği yerde de pekâlâ yalan söylemiş olabilir? Madem yalancı, Hazret-i Aişe, “ben bunları duymadım” deyince, “ayna ve sürme seni Peygamber’in meclisinden uzak tuttu” karşılığını verdiğini söylediğinde de yalan söylemiş olabilir? Orasına niye inanıyorsun da ötesine inanmıyorsun?

Bunu yapmak için sözleri yarım yamalak alıyorlar. Mânâlarından kopararak alıyorlar. Hadis âlimleriyle ilgili yazacaklarımda bunları daha geniş göstereceğim. Diyor ki mesela “Kuran’daki din” adlı site: “Allah zamandır“… Böyle bir hadis varmış güya… Böyle bir hadis yok. Şöyle bir hadis var:

“Dehre sövmeyiniz. Dehr Allah’ın isimlerindendir!”

Aynı şey mi bunlar? Ben Allah’tan tasavvuf okuyorum da “dehr” üzerine yazılmış ciltler dolusu şerhten haberim var. Yoksa dehr eşittir zaman demektir, zaman da Allah’tır, biber de acı gerçekler de… Cinayet!

Pekâlâ: Ebu Hureyre Hazret-i Aişe‘nin bilmediği hadisler rivayet ediyor diye inanmıyorsun da (buradan delil getiriyorsun), Hazret-i Aişe‘nin rivayet ettiği hadislere çok mu inanıyorsun? Yoo, sadece palavra: Maksad, Ebu Hureyre bir aradan çıksın da, sonra da Hazret-i Aişe de başka bir biçimde yıkılır.

Kezâ Hazret-i Ömer bahsi… Hazret-i Ömer‘i “en büyük zâlim” olarak gören tipler, iş Ebu Hureyre‘ye gelince, Hazret-i Ömer adaletine sığınıyorlar birdenbire. Oysa “bana kızdı” diyen de Ebu Hureyre! Sadece bu kadarını alıyorlar ve geri kalanını anlatmıyorlar.

Hadisler yazılmamıştır başlangıçta, Kur’ân’la karışmasın diye… Allah Resûlü, bazı kimselerin yazmasını isterken, bazı kimseler yazacak olduğunda da engellemişlerdir. Bunlar da sahih (Ebu Hureyre kaynaklı) hadislerde var!

Yine Ebu Hureyre çürütülmek için Şia kaynaklarına başvuruluyor ve güya Hazret-i Ali‘nin sözlerinin kitablaştırıldığı Nehc’ül Belâğâ adlı eserde, Hazret-i Ali‘nin Ebu Hureyre‘yi kasden “necaset – pislik” dediği belirtiliyor. Şiî hayal gücüne bakın siz! Ebu Hureyre gariban, kimsesiz, Yemenli bir göçmen ya; kendi asalet anlayışına ondan hadis öğrenmeyi yakıştıramıyor; İblis gibi “ben ondan daha yüksek yaratılışlıyım, ona secde etmem” diyor.

Hazret-i Ali‘nin Nehc’ül Belâğâ diye bir kitabı yoktur ve bu kitabın Hazret-i Ali‘den kaç yüzyıl sonra yazıldığı tartışma konusudur; bu bir… İkincisi, mantığa dikiz:

– Nitekim Buhârî ve Müslim‘in naklettiklerine göre, Ebû Hureyre şöyle demiştir: “Siz, Ebû Hureyre‘nin çok hadis rivâyet ettiğini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karın tokluğuna Allah Resûlü‘ne hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda alışverişle, ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Allah Resûlü‘nün meclislerinin birinde bulunmuştum. Buyurdu ki: ‘İçinizden kim cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duyduğunu bir daha unutmaz!’ Bunun üzerine ben üzerimdeki hırkayı yere serdim, Allah Resûlü de sözünü bitirince, onu topladım. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o andan sonra ondan duyduğum hiçbir sözü unutmadım.” (Müslim, Fadâil’üs-sahâbe, 159; Buhâri, İlim, 42).

Şimdi sözü buradan alıyorlar ve ne diyorlar, biliyor musunuz: “Ebu HureyreAllah Resûlü‘nün yanına din için gelmemiştir, kendi karnını doyurmak için gelmiştir, söylediği sözlere itibar edilmez, meczubun tekidir”… Yahu insaf arkadaş, o sözden bu mânâ mı çıkıyor?

Yok yok, molla edecek bunlar beni… Sakalı uzatıyorum, cübbe siparişi de verdim, kollayın kendinizi!

5 Nisan 2013

 

Hasan bin Sabit

Allah Resûlü’nün şairi” diye bilinen adam Hasan bin Sabit’e, Bedir savaşına katılamadığı için eksiklik izafe ediyorlar. Allah Resûlübuyuruyor:

-“Hasan’ın şiirleri, sizin oklarınızdan daha tesirlidir.

Kendisi de şöyle diyor:

Bir insan ha aslan pençesinde paramparça olmuş

Ha olmuş şiirimin nişanı

Aynı kaderdir onu bekleyen

Annesi yakında ağlayacak ona!

Borges‘te okumuştum andıran bir hikâye. Eski bir şair, kendini överken, “benim şiirimin nişan aldığı kimse, şu şu hastalıklara yakalanır, kahrolur” gibi laflar ediyor. Kaç türlü cilt hastalığına falan yol açan…

– Şiir neymiş, ne olmuş?

Veya…

– Aslında şiir nedir?

Bilmiyoruz. Tıpkı “ateşin yaktığını biliyoruz ama, ateşin ne olduğunu bilmiyoruz!” diyen modern filozofun duygusu…

Ve şöyle bir hikmet:

-“Allah’ın sır hazinesi Arş’ın altındadır ve anahtarı şairlerin diline verilmiştir!

“Her şeyden önce kelâm vardı” ve şiir işte bu sırrın; kelâm sırrının, ezel sırrının, gönül sırrının elçisi…

8 Ocak 2012

 

Süheyb-i Rumî

İlk Müslümanlardan olan Süheyb-i Rumî, tıpkı Selman-ı Farısî veya Bilâl-i Habeşî gibi, Mekke’ye köle tüccarları tarafından köle olarak getiriliyor. Bu olay, müslümanların ilk çıkış zamanına rastlıyor. Sonra bir şekilde kurtuluyor kölelikten. Ticarete atılıp, zengin de oluyor. “Azadlı – mevalî” statüsünde yalnız. Ne köle, ne hür; ikisi arası…

Bu sırada İslâm’ı tanıyor, etkileniyor, müslüman oluyor. Çok işkence görüyor. Yolundan dönmüyor. Hicret zamanında Mekke’den çıkıp gitmek istiyor. Müşrikler yakasına yapışıp, “hoop” diyorlar, “sen buraya köle olarak geldin, aramızda zengin oldun. Bu halinle çıkıp gidemezsin!” O da bütün servetini onlara bırakıyor: “Şimdi gidebilir miyim?”  Müşriklerin mânâsız bakışları altında, tek başına, yalın ayak, başı kabak, Medine’ye gidip müslümanlara katılıyor.

Sahabenin sevilenlerinden oluyor. Sonraları, Hazret-i Ömer öldüğünde, üç gün onun yerine vekâleten halife de olacak…

Süheyb-i Rumî, aslen Musullu. Soyu, eski bir Arab familyası olan Nemr Oğullarından. Babasının adı Sinan, annesinin adı Selma. Bizanslılar tarafından esir edilmiş ve Bizanslılar’dan köle olarak alınmış olduğu için “er-Rumî” diye biliniyor.

Rumî karışık bir sıfat. Roma’dan geliyor ve kelimenin ilk anlamı “Romalı” demek. İlk zamanlar, Frenkleri de kapsayıcı olarak, Batılıları, Avrupalıları ifade için kullanılıyor. Daha sonra Roma İmparatorluğu ortadan kalkınca, Bizans’a ve onun yaşadığı Anadolu’ya “Rum” adı veriliyor. Nihayet Bizans da ortadan kalkınca, sadece “Anadolulu” anlamında “Rumî” kullanılıyor. Meselâ Mevlânâ Celâleddin-i Rumî‘den maksud, “Anadolulu Mevlânâ Celâleddin“dir.

Hikâyenin devamı da var: Türkler Anadolu’ya yerleştikten sonra, Ortadoğu’da Rumî kelimesi “Anadolu Türkleri” anlamında kullanılıyor. Anadolu Türkleri ise Anadolu’ya “Anadolu” adını verip, “Rumeli” veya “Rumî” diye Balkanlar’a hamlediyorlar. Bizans İmparatorluğu’ndan kalma halka ise “Rum” diyorlar. Bunun yanında, Avrupalılar’a “Frenk”, Elenler’e “Yunan”, Anadolu ve Kıbrıs’ta yaşayan Bizans bakiyesi halka ise “Rum” diyorlar.

Şu var ki, Kur’ân-ı Kerîm’de “Rûm Suresi” vardır ve hiç şüphesiz bütün bu tarihî açılımlarda yürüyücü bir mânâdır.

27 Aralık 2011

Selim GÜRSELGİL

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/islama-muhatap-anlayisa-dair-14-bazi-sahabeler/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>