mahmud_efendi_hz_ramazan_kadirov_ziyaret_2-630x325

KADİROV’UN MAHMUT EFENDİ’Yİ ZİYARETİ VE İKİYÜZLÜ HASSASİYET(!) ÂBİDELERİ – Aydın KALKAN

Çeçenistan Devlet Başkanı Ramazan Kadirov, Türkiye’ye gelişlerinde Mahmut Efendi Hz.’ni ziyaret ederek elini öptü.

Bu ziyaretin Marifet Derneği’nin sosyal medya hesaplarından duyurulması üzerine, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Mahmud Efendi Hazretleri’ne düşmanlık besleyenlerin “yaygara” kabilinden tepkileri tekrar başladı.

Bir tarafta “Tasavvuf düşmanlığı” yapanlar, diğer tarafta bağlısı olduğu iddia edilen “Mürşidinin İrade’sine düşmanlık” yapanlar… Gariptir ki, Ortadoğu’da yaşanan siyasî gelişmelerde birbirleri hakkında yapılmadık “tekfir” (“müşrik” ve “harici”) bırakmayan tarafların, mesele Mahmud Efendi Hazretleri’nin kapısına gelen bir misafiri ağırlamasına gelince yan yana ve ortak tepki vermekteler.

MAHMUD EFENDİ HZ.’NİN ENGELLENEN ÇEÇENİSTAN ZİYARETİ

Bu meselenin geçmişi Haziran 2014’te Mahmud Efendi’nin Çeçenistan’a gerçekleştireceği ziyaret haberleriyle başlamıştı…

Çeçenistan’dan İstanbul’a gelen ve Çeçen Hocaefendilerden oluşan bir heyetin Ramazan Kadirov’un da vekâletiyle Mahmud Efendi’yi Çeçenistan’a davet etmesi… Mahmud Efendi’nin bu davete “geleceğim!” diye mukabelede bulunup kabul etmesi… Ardından, kendisinin Çeçenistan ziyareti öncesinde konaklama, ziyaret mekânlarını teftiş edilmesi ve buna uygun seyahat plânının yapılması için Efendi Hazretleri’nin hususî hizmetlerini gören Marifet Derneği güdücüsü Muhammed Keskin ve Şefik Kocaman Hocaefendilerden oluşan bir heyetin Çeçenistan’a gitmesi…

Herşey bu tabiî seyrinde devam ederken, Yeni Şafak adlı gazetenin üç gün üst üste attığı manşetlerle (Hocam bu geziyi iptal edin”, “Cemaat rahatsız”, “Bugün Kadirov’a yarın Esed’e) başlattığı ve en aşağılık yalanlarla süslediği, başta Muhammed Keskin olmak üzere Marifet Derneği güdücüleri hakkında yürüttüğü iftira kampanyası:

– Marifet derneği güdücüleri bu ziyareti ayarlamak için Kadirov’dan 2 milyon dolar para aldılar!

– Mahmud Efendi’yi Fatih İsmailağa’dan kaçırdılar.

– Mahmud Efendi’yi Çavuşbaşı’nda zorla tutuyorlar.

Henüz bu iftira kampanyası başlamadan önce başta Efendi Hazretleri’nin muhterem eşi olmak üzere, Muhammed Keskin Hoca’nın “Kadirov’un hayat tarzı hakkında gayrı İslâmî görüntüler var…, Çeçen mücâhidlere karşı yaptıkları…, Rusçu-Putinci oluşu…” yönündeki ifâde ve görüntüleri aynen aktarmalarına karşın Mahmud Efendi Hazretleri Çeçenistan’a gitmek istediğini beyân etmişti… Ardından Mahmud Efendi’nin oğlu Ahmet Hocaefendi’nin yine aynı iddiaları tek tek dile getirdikten sonra kendisine “yine de gitmek istiyor musunuz?” diye sorması karşılığında aldığı tek kelimelik “istiyorum!” cevabı… Ardından Cübbeli Ahmet Hoca’nın Kadirov’un kimliği ve Yeni Şafak’ın kopardığı yaygaralara eşlik eden “fitne kazanı”nın tesirlerini aktararak “siz bunda bir hayır görüp,  yine de gitmek istiyor musunuz?” sorusuna aldığı cevap: Evet!

Tam bu aşamada, başını Yeni Şafak – Albayrak medyasının çektiği koro tarafından başlatılan fitne yangınına ve Mahmud Efendi Hazretleri’ne hizmet dışında hiçbir kaygıları olmadığını düşündüğümüz Marifet Derneği güdücüleri hakkındaki yalan ve iftira kampanyalarına rağmen Çeçenistan’a gitme kararlılığı gösteren Mahmud Efendi’ye, “bir Hükümet yetkilisinin” Cübbeli Ahmet Hoca üzerinden “Çeçenistan’a ziyarete gitmemesi” gerektiği konusunda “uyarı”sı…

Süreçle ilgili Haziran 2014’te Marifet Derneği’nden sayın Şefik Kocaman Hocaefendi’nin görüntülü açıklamalarını ve benzer şekilde Cübbeli Ahmet Hoca’nın açıklamasını; “gerçekte olan”la, Yeni Şafak ve o dönem İsmailağa içindeki İbiş ve yancılarının “yalan ve iftira” kampanyası arasındaki uçuruma dikkat çekmek ve hatırlatıcı olmak için, tekrar alâkalarınıza sunuyoruz… (Şefik Kocaman Hocaefendi’nin açıklaması)(Cübbeli Ahmet Hoca’nın açıklaması)

MAHMUD EFENDİ HZ.:

MİLLET, CEMAATE DİYEMİYOR MU, “BUNLAR YALANCIDIR, YALANCI ALBAYRAK’IN ADAMLARI”

Mahmud Efendi’nin gelen davet üzerine Çeçenistan’a düzenleyeceği ziyaret etrafında Hükümet medyasının “fitne kazanı”nda bunlar kaynatılırken, bu yalan ve iftira kampanyaları hakkında kendisini bilgilendiren Muhammed Keskin Hocaefendi’ye, görüntülü kaydını yine aşağıda göreceğiniz üzere Mahmud Efendi Hazretleri şu HÜKÜM’le mukabele ediyordu:

“Millet, cemaate diyemiyor mu: Bunlar yalancıdır, yalancı Albayrak’ın adamları” (Video görüntüsü için tıklayınız.)

VELÎ’NİN İRADESİNİ TARTIŞMAYA AÇMAK MI, O’NU DOĞRULAMAK MI?

Başta söylediğimiz hususta olduğu gibi;

Bir tarafta “Tasavvuf düşmanlığı yapanlar”, diğer tarafta bağlısı olduğu iddia edilen “Mürşidinin İrade’sine düşmanlık” yapanlar… Gariptir ki, Ortadoğu’da yaşanan siyasî gelişmelerde birbirleri hakkında yapılmadık “tekfir” (“müşrik” ve “harici”) bırakmayan tarafların, mesele Mahmud Efendi Hazretleri’nin bir misafir ağırlamasına gelince yan yana ve ortak tepki vermekteler.

İşin “Tasavvuf düşmanlığı yapanlar” kısmı anlaşılmakla birlikte, “bir Velî’ye bağlılık” iddiasında olanların yalan ve iftira kampanyalarına sürüklenmeleri ve tepkilerinin de bu denli “basit” ve şuursuzca olması düşündürücü… Yani O’na bağlılık iddiasında bulunmayanların veya “İslâm Büyüğü” gözüyle bakmayanların tavırları anlaşılırken, bağlılık iddiasında bulunanların Velî’nin “bu iradede bulunmasının hikmeti nedir?” diye düşünülmemesidir, düşündürücü olan…

Bağlılık iddiasında bulunmak, her yeni gelişmede, Büyükler’in İradesini “doğrulayıcı” olmaktan geçer… Bağlılık iddiasını boşa düşürür şekilde “tartışmaya açmak”tan değil…

Hadiseye yanaşan insan şuuru” veya “bir sosyal hadiseyi siyasî yapan, ona yanaşan insan şuurudur” yönüyle bakınca dahi, Büyükler’in ulvî tavrı altında “doğrulayıcı” olunabilecek çok şey yaşandı bu ülkede…

Bir dönem “Anti-Rusçu” olanların, hükümetin Rusya ile müttefiklik çabaları sonrasında  –hiçbir muhasebe, izah gereği duymadan- en hızlı “Rusçu” olmaları; yada yine bir dönem “Ergenekon karşıtı” olanların, Hükümetin Ergenekonla müttefiklik içinde olması karşısında –yine hiçbir muhasebe, izah gereği duymadan- “Ergenekoncu” oluşlarındaki ilkesizlik bir yana, bölgemizde ve dünyada yaşanan siyasî gelişmeler, Büyüklerin İradesi’nden bağımsız yaşanmıyor…

Eğer Tasavvuf Temelli Anadolu İslâm Anlayışı ile bir “Üst Siyaset”ten bahsedilecekse, “görünen sebebleri aşıcı bir sebeb” vardır Büyükler’in nazarında… İBDA’nın, Velîlerin tavır ve sözlerini ifâde eden ölçülendirmesiyle “Üst Dil – Üst Mânâ” dediği…

Bu çerçevede; “bir Velî’ye bağlılık” iddiasında bulunmakla, yalan ve iftiralarla sürüklenen yığınlar içerisinde yaşayıp, algısını yalancılara teslim etmek, bir arada bulunur “keyfiyet”ler değildir…

Bu çerçevede; hatırlanacağı gibi İBDA Fikir ve Aksiyon Sistemi etrafında, eşya ve hadiseleri değerlendirme çabası içerisinde yayın yapmakta olan Adımlar Dergisi’nde, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Dış İlişkiler Başdanışmanı Alexandr Dugin’in Ankara Bağlum’da bulunan Esseyyid Abdülhâkîm Arvasî Hazretleri’nin kabrini ziyareti ile ilgili bir haber yayınlanmıştı… Söz konusu haberde de aktardığımız röportajında Dugin, Efendi Hazretleri’nin kabrini ziyaretiyle ilgili soruya şu cevabı vermekteydi:

Biz İslam dünyasını dört farklı bölümde görüyoruz. Bunlar Şiilik, Sünnilik, Vahabilik ve sufi akımlardır. İslam dünyasındaki Vahabilik ve selefilik akımları tamamen Amerika’nın kontrol ettiği ve destekleyerek güçlendirdiği, yaydığı akımlardır. İran’ın liderliğini yaptığı Şiilik akımı ise bu Amerikan dayatması akımın karşısında denge unsuru oluşturan tek akımdır ve Şiilik akımı Rusya menfaatlerine en uygun ve Amerika’nın İslam dünyasını kontrol etme projesine karşı çıkan denge unsuru olması açısından en uygun akım olarak görülmekte ve desteklenmektedir. Ancak Şii ve Sünni akımlar arasında kesin bir çizgi vardır ve İran’ın Sünni İslam alanlarına etki etmesi bu ayrım sebebiyle mümkün değildir. Bu sebeple Amerika etkisi dışında bir Türkiye’nin sünni İslam aleminin liderliğini alması, halifeliğini yapması Rusya’nın desteklediği ve bu desteği her alanda göstermekten çekinmeyeceği bir durumdur. Sünni İslam’ın yaşandığı ülkelere Amerikan yanlısı Vahabilik ve selefilik akımının etki etmesindense Türkiye halifeliğindeki bağımsız bir Sünni İslam alemi Rusya’nın çıkarları ile örtüşmektedir. Bu sebeplerle Rusya Türkiye’nin islam halifeliği fikrini tam olarak desteklemektedir. Benim Ankara ziyaretlerim sırasında Büyük İslam âlimi Abdulhakim Avrasi‘nin mezarını ziyaret etmem ve kendi inanışıma göre dua etmem de bu mesajı içermektedir.

Dolayısıyla mesele “Rusya” veya “Rusçu Kadirov” etrafında ele alınacaksa eğer, siyasî olarak Rusya’nın meseleye bakışı yukarıdaki açıklamada net bir şekilde ortaya konmuş… Bu kimi rahatsız ediyor?.. Bölgemizde etkin bir güç olan Rusya’nın, İran’la ve Şiî bozguncularla müttefiklik ilişkisi kurması, sizin daha mı çok işinize gelecek?.. Veya 1991’den beri bölgemizde 10 milyon kardeşimizin katlinden sorumlu olan Amerika ile “stratejik ortaklık”ta ısrar edilmesi mi gerekmekte?.. Bir tarafta tam mânâsıyla Amerika ve İsrail politikalarını sürdürürken, diğer tarafta kuru kuru “Ne Amerika, ne Rusya!” hamasetinde bulunmak mı “çözüm”?

“Velî’ye bağlılıkta kendisini ortaya koyma” ve “dervişçilik oynama” zıtlığı ayrı tutularak, siyasî bir değerlendirme yapılacaksa; Rusya, on yıllardır Amerikan işgali karşısında bölgemizde verilmekte olan Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tarafını SİYASÎ OLARAK görebildiğini ortaya koyarken, burada, süflî tartışmalarla, üstelik Mahmud Efendi Hazretleri gibi bir Velî’nin İradesi’ni “Rusçu Kadirov’u kabul etme” sığlığıyla tartışmaya açmak veya O’nu, etrafı tarafından “yönlendirilebilir” bir şekilde sınırlandırmak, en hafif tabirle “sır idraki”nden uzak bir sığlık belirtir… Bu mânâda Mahmud Efendi’yi “Rusçu” görmek ve göstermekle, “Amerikancı” görmek ve göstermek cinayeti arasında fark yok…

Siz, Mahmud Efendi’yi bir İslâm Büyüğü, bir Allah Dostu olarak kabul ediyor ve “bağlılık” iddia ediyorsanız; bu şekilde O’nun İradesini tartışmaya açmanız “bir Allah Dostu’na nasıl bakılmaması gerektiği”ni ortaya koyan bir sakatlık içinde olduğunuzu gösterir… Kâmil bir Mürşid’e, Kâmil bir Lider’e bağlılık iddiası, O’nun her türlü tasarrufunu anlamaya çalışmak, anlaşılamasa dahi tartışmaya açılmasına izin vermemekle mümkün…

SALİH MİRZABEYOĞLU VE VELİ’YE BAKIŞTA ÖLÇÜ

Bizim açımızdan “bir Allah Dostu’na nasıl bakılması gerektiği”, İBDA Külliyatı boyunca İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleme aldığı meseleler yanında, cezaevinden tahliye olduktan sonra, 8 Aralık 2014 günü gerçekleştirdiği “Mahmud Efendi Hazretleri’ni ziyaret”inde, yolda kendisine eşlik edenlerin sözlerinden rahatsızlık duyarak yaptığı şu uyarıda gizlidir:

Arabada, Efendi Hazretleri’nin rahatsızlığı ve yorgunluğundan, dalgınlığından dem vuruldu; yaşına bağlandı… Ben, yorgunluk, dalgınlık, yaşlılık hepsi tamam, ama bunun ona eksiklik kondurucu kelimelerle konuşulmaması gerektiğini genel bir ifâdeyle söyledim. Bunun üzerine Torunu, “Ruhuna gark olanların bedeni zayıf düşer!” mânâsına gelen bir Farsça beyti Dedesi’ne söyleyince, onun, “Hâlim tamam bu!” dediğini aktardı…

Biz, İBDA bağlılarıMahmud Efendi’nin her türlü tasarrufuna, Kumandanımızın ifâde ettiği bu cümlelerde içkin olan bu mânâ üzerine bakıyoruz.

Aydın KALKAN

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>