adimlar-kafes-salih-mirzabeyoglu-ölüm-odasi

KAFES – Salih Mirzabeyoğlu (Ölüm Odası)

Böyle daldan dala tedâilerle
–Ahenk helezonu daralan boynuz–
Döllenir kelimeler kelimelerle
Sura üflenmeden önce soyumuz
Salih Mirzabeyoğlu

KAFES

Evimin geniş ve uzun bir balkonu var… Mevcut tahta ve çıtaları kesip biçerek birbirine
yakıştırdım ve pekâlâ bir parmaklık yaptım… Geçen sene (1992) sunta ve tahtadan çattığım
çiçekliklerin yanına, çöpe niyetine yol kenarına atılmış büyük peynir tenekelerinden edinerek
ve onları da kesip biçerek yeni çiçeklikler ekledim… Sonra, toprak ıslah çalışmalarım…
Geçen seneki çiçeklerden kalma tohumları ve meyve çekirdeklerini ekmem…
Ellerim, hapçıların elleri gibi kesik içinde ama, emeğimden ve eserimden mesudum…
Uğraştığım için, ruhumu teskin eden bir tarafı var… Tıpkı hâmile kadının, geçmiş
doğumsancılarının hatırasıyla yeni bir doğum sancısından kaçınma tecrübesini andıran nafile
bir sığınak gibi olsa da, söylediğim üzere bana nefes payı gelen bu çabadan mesudum!

***

Muhabbet kuşu… Kimbilir kimin evindeki kafesinden firar etmiş ve benim bahçeyle
birseviyedeki evin balkonuna konmuş… Lâtifeli bir dille söylersem; demek zevk sahibiymiş
…Uyku mahmuru gözlerle çay ve sigaramı içmek üzere balkona çıktığımda, 13-14 yaşlarındaki
komşu çocuğu Yalçın, “amca şu kuşu yakalar mısın?” dedi… Baktım, ayakları ve kanatları
birkafes imkânındaki sıçramalara uyarlı muhabbet kuşu… Bilmem yakalayabilir miyim?..
Neticede yakaladım… Kuşun zaten sahibi olmayan Yalçın, kendi malik olma arzusunu
askıya aldı ve onu sahibleneceğim kesin kanaatiyle bana, hakkı olmayışına rıza tavrıyla baktı…
Ama çocuk; bilmez miyim onun yüreğinin bir kuş gibi sektiğini… Balkondaki delikli bir çamaşır
sepetinin altına koyarken, “kuş senin!” dedim.

***

Kimin olduğundan habersiz kuş, çamaşır sepetinin içinde, kafesteki alışkanlıkları ile
hareket etmeye çalışıyor ama, tuhaf… Yanlamasına tel kafese yapışmaya uyarlı ayaklar,
bizim çamaşır sepetinin yapısı karşısında başarısız… Kuşa kuşluğunu öğretecek değilim;
lâkin bunun düşe kalka hareketleri bana çırpınan bir fareyi andırıyor… Böyle olmayacak…Acıyorum…
Yalçın’ı tel kafes almaya yolluyorum… Ve içine bir gölge düşmesin diye tekrarlıyorum:
— “Kuş senin!”
Yâni kafes de!

***

Kuş gitti… Hâli ise gözümün önünde… Avuçlarımın içinde körük gibi inip kalkan göğsü,
çarpan yüreği… Minicik gagasıyla, ümitsiz de olsa elimi gagalayıp kurtulmakistemesi…
Kafese ilk girdiğinde, ürpertiden kabaran tüyleri… Aradan birkaç dakikageçmeden,
birden canlanıp çevik hareketlerle şuraya buraya sekmesi ve yemlere yumuluşu…
Emniyet ve güven hissi… Onu çok iyi anladım!

***

Kafes, insana hürriyetin aksi bir intiba verir; oysa muhabbet kuşu,
benim hâlime nazaran bunun tam tersini ilham etti bana…
Diyesim o ki:
— “Âlemde bâr olur hâlime bigâneler!”
Bâr: Yük… Yar?

***

Bu hâdiseyi yazmamın sebebi, çalışma odama “Ölüm Odası” diye bir isimle,
bu isimaltında bir eser yazmaktı. TİLKİ GÜNLÜĞÜ’nde yerini alan bu hatıra,
Kartal Cezaevi’ndeTelegram seansları başladıktan sonra, devamı gelmeyen
bir not almanın başlangıcı ve bana “Ölüm Odası” diye bir durumun hakikati
olarak göründü. Orada, başlangıçtan bugüne kaydadeğer cümlelerden biri şuydu:

— “Bu, sanki bir modern büyücülük; ve robot insan imâl etme hayâl ve
çalışmalarına mukabil, doğrudan doğruya insanı robotlaştırma işi…”

 

***
………………………….

……………….

 

ÖLÜM ODASI B-YEDİ 1. Bölüm (Giriş)

Salih Mirzabeyoğlu

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>