kelamin-anlamsizlasmasi-ve-sorumlulugu

KELÂMIN ANLAMSIZLAŞMASI VE SORUMLULUĞU – Cüneyt KARAN

KELÂMIN ANLAMSIZLAŞMASI VE SORUMLULUĞU

“Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir. Ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.” (Hz. Ali k.v.) sözün sorumluluğuna vurgu yaparken; Mevlana ise “Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye?” ifade ettiği, aslında söylediği sözün esiri olmayan kişilerin ne söylemiş olursa olsunlar bir yönüyle  ettikleri kelamın da tek başına bir mânâ ifade etmesinden ziyade kelâmın sahibine nispet edilmesi gerçeğidir.

Her Ramazan olduğu gibi bu yıl da Ramazan’ın üçte birini geçirdiğimiz   şu günlerde toplum olarak Ramazan ayı fırsat ayı!,Ramazan ayı arınma ayı! Sözünü sık kullanırız. Fakat, Ramazan’ın neye fırsat olduğunu, nelerden arınmamız gerektiğini idrak etmeye çalışırken ettiğimiz kelamların da esiri olup olmadığımızı pek düşünmüyoruz.

Toplum olarak şuursuz bir şekilde imajların cazibesine kapılmış, bu nedenle de kelamın insanî faaliyetlerimizdeki filli üstünlük tahtını da unutmuş ve kaybetmiş durumdayız.

Farklı iletişim araçlarının olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen bir olaydan anı anına haberdar olabiliyor ve konu hakkında bire bir ilişkilerimiz içinde  veya internet ortamında haberlerin altına yorumlar yazıp sosyal paylaşım sitelerinde pek çok şey paylaşıyoruz. Tüm bu aktiviteleri gerçekleştirirken ise, maalesef en az yaptığımız şey düşünmek; bundan dolayı da düşünmeden konuşuyoruz.

Eşya ve hadiseler karşısındaki duygularımızı düşünüp bilgi haline getirmeden konuşuyor, bu yüzden de duygularımızla bilgi haline getirmediğimiz ağzımızdan çıkan  her sözün  esiri olduğumuzu fark etmiyoruz. Yaşadığımız bu zıtlık (hissedilen ve söylenen arasındaki zıtlık) bizde bunalıma ve dengesizliğe yol açarken, çoğu zaman ruhumuzda telafisi mümkün olmayan hasarlara sebep oluyor, maalesef bunu da fark etmiyoruz.

Kumandan Marifetname’ isimli eserinde; “Duygular ancak düşünmekle bilgi haline gelebilirler.” S.24/15 diye ifade ettiği hikmet dolu cümlesi bizlere bilgi haline gelmemiş söz söylememeyi de ihtar eder.

Birde şu açıdan  düşünecek olursak; “duygular ancak düşünmekle bilgi haline” geldiğine göre edilen kelam bilgi halinde değilse, burada söylenilen sözün ciddiyetinde olmamaktan tutun da “hissedilmeyen” fikirlerin söylenmesine kadar bir yanlışlar skalasıyla karşı karşıyayız demektir. Tam da burada Mevlana’yı tekrar hatırlayacak olursak “Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye? ifadesini daha iyi anlamış oluruz

Toplum olarak çok konuşup gelişigüzel her konuda söz söylüyoruz…

Günlük yaşantımıza bir bakalım;

Çevremizde, iş yerimizde ya da dostlar meclisinde kelâmla-konuşarak kendimizi ifade ederken sosyal medyada ise konuşmanın bir başka biçimi olan yazıyla  konuşuyoruz. Hangi şekilde olursa olsun tüm konuşma biçimleri aynı. Değişen sadece konuşurken kullandığımız araçlar. Konuşurken kullandığımız araçlar ne olursa olsun duygudan bilgiye yolculuk yapıyor gibi gözüksek veya kendimizi öyle gösterme gayreti içinde olsak da, iş teferruata geldiğinde çoğu kez konuştuğumuz mevzuya hakim olmadığımız ve amiyane tabirle kulaktan dolma malzemeyle konuştuğumuz hemen anlaşılıyor.  

Konuştuklarımızın ne mânâya geldiğini, ucunun nerelere vardığını ve söylenen sözlerin sonuçlarıyla beraber sorumluluğunu unutur ve hesap etmezsek bize dinini bildirmek için kelamı seçmiş Allah’a karşı da sorumluluğumuzu  yerine getirmemiş oluruz. Allah insanı “tesir eden” varlık olarak yaratmıştır, “tesir” edebilmenin de sorumlulukları vardır. Allah kullarının kelamına o kadar önem vermiş ve sorumluluk yüklemiştir ki bizleri Kuran-ı Kerim de bir çok ayetle de uyarmıştır.

Kaf suresinin 18. Ayetin de Allah şöyle buyuruyor:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”

Zira bir Hadis-i Şerif’te de Allah Resulü bizleri şöyle uyarır;

Hz. Bilal bin Haris Müzenîr’a:

Rasülullah’ın şöyle buyurduğunu işittim;

“Sizden biri Allah’ın hoşuna giden öyle bir söz söyler ki, kendisi onu fazla önemsemez. Ancak o söz sebebiyle Allah’u Teâlâ ondan kıyamet gününe kadar razı olduğuna karar verir… Sizden biri Allah’ı gazaplandıran öyle bir söz söyler ki, onu kendisi fazla önemsemez ancak o söz sebebiyle Allah Teâlâ ona kıyamete kadar gazab ettiğine karar verir.” Tirmizi.

Bütün bunlar insanların konuşmaktan kaçınması gerektiği anlamına da gelmemelidir. Bir insanın dostlarıyla, iş arkadaşlarıyla, başkalarıyla konuşması güzel ve sağlıklı bir olgudur. Başkalarıyla konuşarak anlaşırız. Kendimizi ifade edemezsek, işte ve özel yaşamda amaçlarımızı elde edecek desteği bulamayız. Burada dikkat edilmesi gereken konuşmanın bir tercih sonucu yapılmış olmasıdır. Alışkanlık olduğu için ya da konuşmuş olmak için konuşmak değil, amacı ve yararı belli bir konuda şuurlu bir karar ile konuşmaktır doğru olan. Erdemli insan olmak, kâmil insan olma yolunda ilerleyebilmek  iç nizamı”, “iç oluşu” , öz disiplini, iç denetimini ve iç frenleri düzenlemekle mümkün olabilir. Bundan sonra insanın fiilleri, davranışları, konuşmaları da buna göre şekillenir. Meselenin “nefsle mücadele” kısmına bakan yönü çok açık bir şekilde görülüyor.

Farklı iletişim araçlarının olduğu bir dönemde yaşıyoruz demiştik. Facebook gibi bir çok sosyal platformlarda adeta herkes kendi “yayın organını”  ve  medyasını oluşturmuş durumda. Kendi medyamızdan kimi zaman bir kişiye kimi zaman da binlerce kişiye ulaşıyor sözlerimiz. Paylaştığımız bir söz, bir cümle bazen tahminimiz üzerinde etkiler de oluşturabiliyor.

“Körler çarşısında ayna satılmaz” sözünün hikmetince de her doğru bilgi, söz ve hakikat nasipsizler çarşısında satışa çıkarılmaz. Bu ve bir çok nedenden ötürü dilimizden olduğu kadar klavyemizden çıkan kelimelere de dikkat etmemiz gerekiyor. Zira insan söylediklerinden de yazdıklarından da sorumlu tutulacak.

Konuştuğumuz kelimelerin bir sorumluğu olduğu gibi sosyal medyada  yazdığımız her kelimenin, her cümlenin de bir vebali olduğunu  unutmamalıyız.

Tekrar hatırlıyacak olursak Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU Marifetname’de “Duygular ancak düşünmekle bilgi haline gelebilirler.” diye ifade ettiği hikmet dolu cümlesi bizlere bilgi haline gelmemiş söz söylememeyi de ihtar eder. Kumandan’ın bu hakikat ifadesi ister sosyal medyada isterse reel hayatın içinde eşya ve hadise karşısında tavır alırken, tutum belirlerken, konuşurken ve yazarken şaşmaz ölçülerimizden biri olmalı. 

Konuşmak ve susmanın üzerine birçok hadis mevcut. Bununla birlikte birçok âlimin Hikmet dolu tavsiye ve ölçüleri vardır. İslam âlimleri bu ölçüleri dört kısma ayrılmıştır.

Kelamın kısımları

– Hepsi Zarar Olan

– Hepsi Faydalı Olan

– İçinde Hem Fayda Hem Zarar olan

– Ne Faydası Ne de Zararı Olan

Hepsi zarar olan sözlerden mutlaka kaçınmak lazım..

Kendisinde hem zarar ve hem de menfaat olan konuşmalardan da kaçınmak gerekir onun menfaati zararını karşılayamaz..

Kendisinde ne Menfaat ne de Zararlı olan konuşmalar onlar Fuzuli konuşmalarıdır. Fuzuli konuşmak zamanı ziyan etmektir…

Son olarak da hepsi menfaat olan faydalı konuşmalar. Faydalı denmesine bakmayın Burada da tehlike var. Bu konuşmanın içerisinde riya, samimiyetsizlik, gıybet ve sözü uzatmak gibi.. bunlar birbirine öyle karışır ki anlamak çok zordur…

Bu dört kısmı bu minval üzere değerlendiren İslam alimleri konuşurken düşülebilecek yanlışları da 20 bölümü ayırmışlar:

Malayani Konuşmak

Kişinin en güzel hali konuştuğu zaman Gıybet dedikodu yalan gibi yanlışlara düşmemesidir. Bununla birlikte kişinin kendisine ve hiç bir Müslümana zararı olmayacak şeyleri konuşmasıdır.

Malayani (yani kendisine bir fayda vermeyen söz ve işleri) terk etmek kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir Tirmizi, zühd 11;

Ebu zer el Gıfari (r.a) anlatır:

Allah resulü (sav) bana,

“Sana bedene hafif, mizanda ağır gelecek olan bir amel öğreteyim mi?” diye sordu; Ben de,

“Evet, öğret ey Allah’ın resulü!” dedim. Peygamber Efendimiz

“O susmak, güzel ahlak sahibi olmak ve sana fayda sağlamayacak şeyleri terk etmektir” buyurdu.Tirmizi

Bir gün lokman hekime “senin Hikmet’in nedir?” diye sorulunca şöyle cevap vermiş

“Ben yapmam gerekmeyen şeyi sormam Beni ilgilendirmeyen şeyin peşine düşmem.”

Bazen insan öyle sözler sarf eder ki konuşmamış olsaydı günaha girmeyeceği gibi ileride de zararı uğramaz örnek verecek olursak;

Mesela  birine nafile oruç tutması mümkün her hangi bir günde “Oruçlu musun?” diye sorsan, eğer o kişi “Evet!” derse ibadetini açığa vurmuş olur bu takdirde de riyaya girer, riyaya girmezse bile ibadeti gizliler defterinden silinir, gizli olan ibadet ise açık olandan dereceler farkıyla daha üstündür. Eğer “hayır!” dese yalancı olur. Şayet soru sorduğunuz kimse söylediğinizi def etmek için çeşitli yollar ararsa sen onu sorunla riya ya da yalana sevk etmiş olursun.

Mücadele ve cihatla ilgili anlatılanlarda da  bu durum söz konusudur.

Eğer gördüğün hadiseleri mübalağa ile anlatırsan Malayaniye girmiş olursunuz. Mesela olayları eksik veya fazla anlatırsanız veya kendinizi temize çıkarmaya çalışırsanız ve nefsini övücü tutum ve davranış içine girerseniz  yine yanlışa düşmüş olursunuz.

Tabii sadece hoş sohbet yapalım derken düşülebilecek hataların dışında başkasına sizi ilgilendirmeyen hususlarla alakalı bir şey sorarsanız da hem kendinizi hem de soru sorduğunuz kişiyi zor duruma düşürebilirsin..

Devam Edecek…

Orjinal Makale: http://www.adimlardergisi.com/kelamin-anlamsizlasmasi-ve-sorumlulugu/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>