kesintisiz-devrim-salih-mirzabeyoglu-ibda-diyalektigi

KESİNTİSİZ DEVRİM – Salih MİRZABEYOĞLU – İBDA Diyalektiği

“Bir günü bir gününe eş olarak geçen aldanmıştır” buyuruyor Allah’ın Sevgilisi… Eşya ve hâdiseler zemininin sürekli yeni olması, eşya ve hâdiselerin zaptı memuriyetinin de sürekliliğini vurguluyor. Burada insanın rolünü öz olarak ifâde edersek; insan, “hareket içinde hareket eden” bir görev yüklenmiştir… İşin ÎLHÂM ve LEDÜNNÎ ilim bahsine dair tekrarına gerek yok.

İslâm’ı bilmek ve tatbik edebilecek duruma gelmek, ezbere klişeleri bilme, yâni “kuru kabuk bilgisi işi” değil, bilmeyi bilici duruma gelmeyi, yeni durum karşısında tavır alabilici melekeyi kazanmayı, tahassüsü edinmeyi, tek kelimeyle kültür-irfanı gerektirir. İrfan sahibi olmak; neyi niçin bilmesi gerektiğinin şuuru ile öğrenmek ve tatbik etmek için… Tatbik etmek; hem aksiyon ifâdesiyle mevzuunu aramak, öğrenmek ve düşünmek, hem de öğrendiğini ve düşündüğünü pratiğe geçirmek için… “Akan su pis tutmaz” hükmünün belirttiği mânâya ters düşen şabloncunun, zamam nefsinde kokutan ve davayı içeriden çökerten durumu; ve “temizlik imândandır!” hikmetince mücerrette de pisliğin hareketsizlik demek olduğu anlaşılmıyor mu?.. Ve tabiî, ideolocya manzûmesi hâlinde -ahenginde- herşeyi alâka nisbetleriyle içiçe düşünmenin doğruluğu ve zorluğu ile, ölçüleri alt alta sıralamayı marifet sayan şabloncunun işportacı şivesindeki ucuzluk… Aradaki fark hecelenmiyor mu?..

Bir bünyenin, kendi içinde, kendi öz nizamım sarsıcı ve yeni bir nizama yol arayıcı her hareket, ihtilâldir; ve bu davranış, içi beşeriyet kadar kalabalık tek fertten, üç-beş kişilik aileye, sekiz-on ailelik kabileye ve koskoca cemiyete, hâsılı topluluk belirten her varlığa kadar, esasta ve mücerrette birdir… İnsan ve toplum için ihtilâl, “şuur”un bozuluş ve yıkılışını belirttiği gibi, bunun dış plândaki tezahürlerinin mânâsını da kuşatır. Şuurdaki bu bozuluş ve yıkılış, tohumun çatlaması ve ağaca doğru gelişimi şeklinde bir oluşum süreci belirtebileceği gibi, bunun tam tersi, statikleşme ve kabuklaşma süreciyle bir çürüme ifâdesi de olabilir. Birinci durumda “eşya ve hâdiseye âit yeni verilerle şuurun muhtevasının zenginleşmesi” neticesi bir “inkılâb-oluşum”dan bahsedilirken, ikinci durumda, eşya ve hâdiseye âit yeni verilerin “şuur” terkibinde yeni terkibe ulaşamaması ve çözülüş-veya eşya ve hâdiseler karşısındaki “sağır” şuurun, “zapt” görevini yerine getirememesi, kabuklaşma ve çürüyüş vardır… Birinci görünüşüyle “müsbet”, ikinci görünüşüyle “menfiliği” gösterici iki yön… Mücerret anlamdaki “ihtilâl-inkılâp” mânâsına nazaran her ân kendini aşmaya ve yeni fethe memur insanın bir ân önceki eserine ve içinde bulunduğu cemiyetin küf ve pas tutmuş köşelerine -her zorluğa rağmen- AYKIRI oluşu nerede, AYKIRI OLMAK süksesi adına ve işi adeta amuda kalkmış vaziyette işeme hüneri seviyesinden görmek nerede?.. Güyâ arayıcı ve imânı aramanın zıddı zannedenler, her ân tekâmül eden ve tekâmül ettiği yere nisbetle geride kalan hâli küfür bilen veli mizacından ölçü kapsınlar… Hemen belirtelim: Lûgatta “küfür”, hakikati örtmek mânâsındadır… Bahsettiğimiz küfür, Allah ve Resûlüne inanmama mânâsında değildir!..

Bir dünya görüşünü hayata geçirmekten bahsedildiği ân, söylenmek istenen şey, “sistem”i hâlihazırdaki yaşanana hâkim kılmayı istemek değil midir?.. Böylece, İçtimaî plânda mevcut düzeni ve rejimi, “yeni için yıkma işi” olarak ihtilâlin, gayeye nisbetle vasıta değeri anlaşılır; dünya görüşü, “ihtilâl”in “niçin”ine cevaptır… Vasıta anlamında “ihtilâl” ise, kendi başına “nasıl” mevzuu… Buradan çıkan tabiî sonuç, “nasıl” ihtilâlden önce, mutlaka “niçin” ihtilâl ve “vasıtanın müstakil değer belirtmeyeceği” gerçeğidir; bu mânâsıyladır ki ihtilâl, “inkılâb-oluşum”un mânâsım da kuşatır… İkisi arasındaki soylu ve özlü ilişkiye gelince şu: — “Üstün mânâsıyla inkılâb vasıtası ihtilâl, vasıtahk ettiği gayeye göre kıymetlenir. Gaye, ulvîlerin ulvîsi Allah yolu olunca da, yığınların bazen hiç ve bazen hep, bazen bâtıl ve bazen hak yüzünden birbirine girmesinden ibaret vasıtayı müstakil değer kabul etmez. Vasıtayı hangi şekilde bulursa onda kullanır ve inkılâb ismini alır.”

“Şeriat ve Tasavvuf’ başlığı altında, “yeşillik ve bitki ilmi” meselesine değinmiş ve işin lûgatçesine değinmiştik… LEDÜNNÎ ilme ve bunun indî- şahsî mahiyetine… Zaman ve hâle dair tecelli meselesine… “Nas uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar” ölçüsü, bitkinin uyku hâlinde hareket ve canlılığı temsil etmesi ile birlikte düşünülürse, LEDÜNNÎ ilmin dünyanın tevil ve tabirine dair vasfının, Şeriat ölçüsü tarafından işaretlenişi anlaşılır… Herhâlde “Şefi ilim dışı” vasfının, Şeriat’m alâkasız olduğu mânâsına gelmediği ve hele “Şe- riat’a aykırı” mânâsıyla hiçbir ilgisi olmadığı da anlaşıldı… Sözkonusu meselenin izâhı, bir yönüyle de yeni müslüman olan veya İslâm’a içi ısınırken bir takım ürküntülerle cemaate dahil olamayanlar bakımından da mühim: Bunlar, bir kısım âyet ve hadîs esnafının abuk sabuk lâflarını perdelemek üzere işi rastgele ölçü tekerlemeciliğine döküp ortada salınmalarına nazaran, “ben bunları bilmiyorum!” ürküntüsüyle uzak durmak yerine, kendi kültür tab’ı ve mizaç hususiyetlerine hitab eden yönden mücadeleye dahil olmalıdırlar… Bu çerçevede, hareket noktaları için gerekli husus, ipuçlarından hareket edecekleri ve verimlerini mâlederek kendi olabilecekleri “İslâm’a muhatap anlayışı gösteren dünya görüşü”dür: BÜYÜK DOĞU-İBDA… Bu mesele, sadece onlar için değil, uğraştığı işi kendi kendinden ibaret ve verimsiz kalan ve “terkibi bir bütün”e nisbetle birikim ifâde etmeyen müslümanlar için de geçerli!..

Bir ilke: Beklediğimiz inkılâbın dış vasıtalarına, ancak, bunların iç desteklerini beslemek şuuruyla el atabiliriz. Su bulunmadan boru döşenmez… İkinci ilke: İslâm inkılâbında siyâset, iç’e doğru olmak ve dış’a doğru da bunu tamimleştirmek gayesine bağlıdır… Üçüncü ilke: Her iki ilkenin belirttiği mânâya sımsıkı perçinli olarak, “iş içinde eğitim” prensibi. Geliştikçe gelişecek prensiplerle gelişmek!..

 

Salih MİRZABEYOĞLU
Eser: İBDA Diyalektiği

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>