salih-mirzabeyoglu-konferans-adalet-mutlaka-291114

Kumandan Mirzabeyoğlu İBDA – 29.11.2014 – Konferans’dan kesitler

İBDA Mimarından “İBDA”nın ipuçları

Bakın hangi fikre mensup olursanız olun, bu bir metod olarak çok önemli: “Başkasının nefsiyle ilgilenmekten rahat bulmak!”. Yani Salih a.s. da tecelli eden hikmet “Kendinden Zuhur”, başkasının nefsiyle ilgilenmekten rahat bulur. Başkasının nefsiyle ilgilenmekten kasıt şudur: Ben sizinle temasa geçtiğim andan itibaren; ben bir varlığım, sizde bir varlıksınız; ben böyle karşı karşıya geçtiğim zaman, sizi kendileştirebildiğim zaman rahat ediyorum. Bizim eşyaya tahakümümüz de budur zaten. Eşyayı kendimize işe yarar hale döndürüyoruz. Benleştiriyoruz! Ve mesela, bizim yaptığımız işin karikatürüdür makinenin yaptığı. Bizleştiriyoruz. Anlatabiliyormuyum? Başkasıyla ilgilenmekten kendi nefsinde rahat bulur. Şimdi uzatmayalım.. Biz diyoruz ki İBDA “İslâm tasavvufu ile Büyük Dogu tefekkürü” arasında kanatlarını açmıştır! İkinciyi birinciye mâl ederken, süzgeçten geçirirken, birinciyi de bağlanacağı ipuçları halinde çeker. Şimdi bir ucumuz “Mutlak”a bağlı, bir ucumuz insanî hakikatimize bağlı. Başkasının nefsiyle ilgilenmekten rahat bulanın türkçesi, başkasının fikrini hesaba çekebilendir! Hani “nefs” deyince lâf karışmasın diye söylüyorum.. Şimdi ben burdayım, benim bir fikrim var! Şöyle bir fikir var: Ben bunu yendim, ben bunuda yendim.. En sonunda dönüyorsun kendine diyorsun ki “iyi güzel ama ben kendi doğru olduğumu nerden bileyim?”. Bunlara bizim arkadaşlar aşinâdır. Siz bırakın o “Ben doğru olduğumu nerden bileyim!” diye, şöyle “Mutlak” olmalı ki benim doğru olduğumu söylesin. Yoksa o söyleyende “bizâfi!” olacak!.. İşin bu tarafını bırakın. Her Fikir kendinden olmayanları bu şekilde hesaba çekmeyi denesin! Anlatabiliyormuyum? Ve Roger Garaudy, neticede İslâm’ı Marksizm önünde hesaba çekerken, yâni yapması gerekirken, yâni Türkiye’de bizimkilerin yapması gerekirken, karşılaştığı şeylerden dolayı müslüman oldu.
Şimdi çok basit bir lâf, bize pek hitap etmez, deniliyor ki “Hz. Ömer deveyle giderken, devesinden inmiş kölesini bindirmiş. İşte Aklın devrimi budur”. Bizde, bu kadar basitçe söylenmiş sözler,. basitliğinden dolayı anlayamamak gibi bir basitlik var. O yüzden büyük giriftleri de kaçırıyoruz!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

“Kendinden Zuhur” – “Ebediyet”

İlgilenen ve bizi “Ölüm Odası”ndan takip eden arkadaşlara hatırlatayım; “Haliç Körfezi”nin Ebcedi “Nâka-i Sâlih”e geliyor. Salih aleyhisselamın mucizesidir “Nâka-i Sâlih”. Kendisine inanmayanların mucize istemeleri üzerine bir kayanın yarılarak, içinden bir deve ve iki yavrusunun çıkması. Salih aleyhisselam da tecelli eden hikmet “Fûtuhi”.. “Fetih” ile ilgili! Yani “Fetih” O’nun üstünden gerçeklesiyor aslında, çünkü O’nun için olan bir “Fetih”. Allah’ın lütfudur, doğrudan doğruya. Zaten mucizede odur! Şimdi burada önemli arkadaşlar, bir kaç kelimede bundan söyleyelim; Salih aleyhisselam da “Kendinden Zuhur” hikmeti tecelli ediyor. Zaten, hani inanmayanların mucize istemesi üzerine olan bir hâdise bu. “Kendinen Zuhur” hikmeti şu: “Emir Allah’dan, oluş kendinen”. “Oluş kendinden” dediğin zaman, sen bir taraftan hür olduğunu hissediyorsun, bir taraftan da bağımlısın. Bu “Hürlük” ile “Bağımlılık” nasıl bir araya geliyor? Bugün “Kuantum Fiziği”nde de aynen bu türlü sorulan bir hâdise. “İhtimâller âlemi” – “Kuantum Fiziği” tamam! Fakat bu “İhtimâller âlemi” birleyen ne? Şimdi birleyen, bu “İhtimâller âlemi”ne nispetle zorunluluk! Zorunluluk olmazsa bu olmaz.. Hâni “Mutlak” olmazsa bu olmaz diyoruz. Peki, hem İhtimâl hem Zorunluluk nasıl bir araya geliyor? Oda “Yaratma”ya mahsus birşey! Orda şöyle bir hâdise çıkıyor: “Ben insanın en büyük sırrıyım, insan benim en büyük sırrım”. İnsanî hâkikat Allah’da saklıdır.. Allah’da saklı olmasıda bizim ebedî olarak “var” kalacağımızın teminatıdır! Çünkü biz ebediyen, Allah’da saklı olana erişemiyeceğiz. Oraya erişmek Allah olmak demektir!.. Anladınız değil mi? Buda bizim “ebediyet” teminatımızdır.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Sokrates – İbrahim Hakkı Hazretleri
Gençlik – Allah Dostları

Sokrates:
“İnsanın bedeni ihtiyarladıkça ruhu gençleşir”
İbrahim Hakkı Hazretleri:
“Gençlik faziletin ve Pirlik rezaletin beyan eder!”

Sokrat’ın güzel bir sözü var. Diyor ki: “İnsanın bedeni ihtiyarladıkça ruhu gençleşir.” Bunu İbrahim Hakkı Hazretlerinin sözüyle karşılaştırabiliriz. Üstad’ın çok tekrarladığı birşeydir bu, kitabında ki yazılarından birtanesinde geçer: “Gençlik faziletin ve Pirlik rezaletin beyan eder.” Fakat bizim çözümlememiz içine girdiğiniz zaman, bakın kaç tane mânâ sığdırılmıştır. Doğru “Gençlik faziletin beyan eder!”. Gençliğe yakışanda budur.. Gençlik enerjidir, düşüncedir, hakikatleri arayandır, açılandır ve saire. Tabi “Gençlik dalkavukluğu yapmıyoruz”! Üstad’ın tabiridir buda. Gelelim “Pirlik rezaleti” de şudur: Şimdi o zamana kadar olgunlaştı; hani Sokrat’ın dediği gibi “Ceset ihtiyarlarken ruh gençleşir.”, öyle bir noktaya geldi ki “Aşk rezaletin beyan etmektedir” derler, tutamaz kendini.. Oraya kadar dolmuş orada taşıyor. “Taşkın” lafzını bilenler bunu iyi bileceklerdir. Bu “Taşkın”; “İcat” demektir, “İfraz”, “Sıçrama” demektir ve “Benzerini üretmek” demektir. Anlatabiliyormuyum? Yâni orada ki “Pirlik rezaletin” derken şöyle; bir insan var üç lokmada doyuyor. Bitanede obur insan var, ne kadar yese doymuyor. Aynı İslam’da ki Velilerin, Allah’a karşı tutumları odur; bir türlü doyamıyorlar! Ve onun içinde, ne kadar yaklaşsa, bir türlü yakınlaşmıyormuş gibi de boyna yakınıyor. Bakın biz ne kadar rahatız.. Değil mi?

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Gençler Maya tuttursun..
Genç kalsınlar!

Neticede bir yönüyle, hani “Lider neyse toplum odur!”, bir taraftanda “Halinize göre idare edileceksiniz. Toplum bu olursa liderde o olur”. Yani toplum olmadan liderin yapacağı birşey yoktur. Lider olmadanda toplumun yapacağı birşey yoktur! Bu lider kavramı yerine, günün şartları içinde tamam, bütün partiler partiliklerini yapsınlar, o ayrı mesele; ama her partinin bize mahsus bir böyle yüzde onluk rüşvetinin olması lâzım. Bizim onlara altyapı olabilmemiz için! Çünkü söylenen şeyler bellidir. Emperyalizme karşı olmak, işsizliğe-yoksulluğa karşı olmak. Ondan sonra insanların “ya sonrası?”na hitâp etmek.. Yani ölüm hayatla biten birşey. Öbüründe ölüm, hayatın “bir sırrın iki yüzü” halinde.. Burada yaşıyoruz, orada yaşıyacağız. Böyle birsşydir ölüm! Dolayısıyla, bir yerdede sonsuzluk meselesidir. Sonsuzluk meselesi olduğu içinde, bitmeyen hayat sözkonusudur. Herkesin kendi haklıları var, herşeyde haklılık vardır. Bu yedi, bu kemirdi, bu onu yaptı filan.. Ama bunları asılmış gibi toplumun önüne sürmesinler. Bu arada da; tabi özellikle genç arkadaşlara söylüyorum.. Maya tutturmaya baksınlar. Ve genç kalsınlar!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Reel Politika..

Reel Politika diye birşey var.. Bunu kabul ediyoruz. Mesela şunu şöyle yapsan şurdan ambargo koyarlar, ambargo koyarlarsa şurdan şu olur falan.. Burda palavradan buna karşı çıkalım, şuna karşı çıkalım gibi ucuz şeyleri söylemiyorum. Ama şunu söylüyorum; burada bulunanlar, aynı zamanda bu işi burada bulunanlarla yapabilecekler. Dolayısıyla burada bulunanlar, politik olarak şunları bunları söylerken, burada, bu işleri konuşanlara da fazla müdahil olmamaları lâzım. Anlatabiliyormuyum?

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Haliç Kongre Merkezine teşekkür..

Bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.. Burada kimseyi incitmek niyetinde değiliz! Birde böyle, bir nevi palavradan efelik yapıyormuş gibi olmakta istemeyiz. Yâni, arkadaşların kendileri de dahil, bu, garip bir şekilde bir tülühat halinde doğdu. Haliç Kongre Merkezini idare edenlerin bir iyi niyeti gibi.. Fakat şu var, bu toplantı yapılmayabilirdi. Ben şimdi geldim, bizzat toplantıda, yani konferans veya sohbet, orda işte şöyle konuştum gibi olmasın iş. Böyle bir palavraya da yatmayalım. Böyle bir müsade verildiği için gayet tabi onlarada teşekkür ediyoruz.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

“Yeni Dünya Düzeni kurulacaksa biz de diyoruz ki buradan başlasın.”

Ben bunları “Başyücelik Devleti”nde de yazdım, demokrasi diye zorlama diyorum. Ya adam dünyanın öbür tarafından tanklarıyla uçaklarıyla geliyor, bu adamı demokrat yapacak! Anladınız değil mi?

Yeni Dünya Düzeni kurulacaksa, biz de diyoruz ki buradan başlasın.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Evrensel ilkeler palavrası

Bunu da samimi ifadeler olarak alın, bana karşı olanlar da olabilir.. Ben mesela çevrecilikde bu tür reel bir şey görmüyorum da, hani o “Biz bundan memnun değiliz! Ne olması gerektiğini de bilmiyoruz. Ama sizin görevinizde bu zaten, bunu bulmak!” diyen genç gibi, bir rahatsızlık ifade ediyor o bahaneyle. Bak çevrecilik boş şey demiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın.. Yâni onu demek istemiyorum. Birde çevrecinin bazı enayi taraflarıda var, laf arasında hadi onuda sıkıştırayım. Meselâ bu Nükleer falan bunların zararları görülmüş ve adam orada nükleere karşı yeşiller olmuş diyelim. Şimdi bu buna karşı çıkarken haklı! Tamam mı? Haklı çıkarken birde dünyanın şeyliğine de soyunmuş oluyor, yani kendine öyle bir misyon seçiyor. Oda güzel, onada bir şey demiyorum. Ama şimdi bizim mahkumiyetimiz, misâl söylüyorum bunu, nükleer olmamasından dolayı, orada ki nükleeri hani denizleri kirletmeyin diye kendi yurdundan başladıya kavgaya.. Şimdi onlarda faydalıyken, bizde nükleer kurulmasın diye kavga ediyor! Bir taraftanda bunlar emperyalizme karşı.. Neyin emperyalizmine karşısın sen? Meselâ bugün dünyada, bunlar hepimizin ortak derdi olması lazım değil mi? Burada şu, şu, şu devletin şeyi varda, bizde niye yok? İşte evrensel ilkeler filan.. İyi tatlımda bu evrensel ilkelerin içine bunlar niye girmedi? Öyle değil mi? Bu evrensel ilkeler palavrasınıda bir tarafa bırakalım. Evrensel ilkeler falan diye bir şey yok! Burada hakim olanın koymuş olduğu kurallar var. Uyarsan uyarsın, uymazsan uydururlar. Bu kurallarında mânâsı budur!

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Kâinat – İnsan – Çevrecilik

Adli Tip mevzuna geliyorum.. Maddi olarak insan, kâinatın unsurlarından yaratılmıştır. Kâinatın unsurlarından yaratıldı demek, hani kâinatta temel dört unsur, tabi onu kirkbine çıkarırsın, mevzu o değil. Temel dört unsur! Şimdi bu temel 4 unsur çeşitli biçimler, çeşitli şeylerle geldi bende et oldu, tamam mı? Ben neticede bu kâinatın unsurlarından mamülum. Bu vasfımla ben, maddi olarak da kâinatı temsil ediyorum. Bunun dışında, belki bizi takip edenler görüyordur, hani o yıldızların insan bedeninde ki tesiri.. Çevrecilik filan diyorsunya bugün! Bakın çevre aslında ne kadar geniş.. Yıldızlar kadar geniş! Şimdi çevrecilik ordan geliyor, geliyor, geliyor, gayet tabi bizim kapımızın önüne kadar geliyor. Ama çevreciliği de bir mantığa bağlamak lâzım, onu demek istiyorum.. Anlatabiliyormuyum? Çevrecilik de yerde kalmasın. Birşeylere de âlet olmasın!

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

 

Mahir Çayan…

Adam diyor ki; “Mahir Çayan, demokrasi için şehid olmuştur”. Ya ayıp denilen bir şey var, ben Marksist değilim bak! Bu adamın bir ideolojisi var, bu ideolojisine göre şöyle davranmıştır, onun teorik olarak, pratik olarak, bilmem ne olarak eleştirisi yapılabilir. Yâni bunlar konuşulacak… Şimdi orada iki tane bez asacak ya görüntü için; “Mahir, demokrasi için şehid olmuştur” diyor. Bir baktık, ülkücüler için de söylüyorum gayet tabiî bunu.. Şimdi, Avrupa Birliği meselesi… Avrupa Birliği’ne herkes karşıydı, bir rüzgâr esti ne oldu anlamadık, herkes Avrupa Birliği’nin güzelliği üstünden başlıyor konuşmaya, nass’lar oluşuyor…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Özal – Kapitalizm – Mafya – Demokrasi

Özal dönemi geldi, o zamanın da nass’ları, iş beceren tipler… “Ben zenginleri severim”… Kısaca söyleyelim, acımasız hür rekabet falan… “Hür rekabet” diyorsun, hayvanlığa gidiyor iş. Bizde “hür rekabet” diye bir şey yok. Nasib denilen bir şey var, -bunlar hayatî reailitelerdir- komşu denilen bir şey var, arkadaş denilen bir şey var, bilmem ne… Kimse dünyaya birbirinin gözünü oymak için gelmedi. Fakat şimdi orada meselâ öyle gaddar ki, çıkarı için her şeyi yapabilen Ceyar tipler, sonra mafya… Dünyanın her yerinde yoksul kesimden çıkar mafya; yoksuldur, çalmaktan çırpmaktan başka yapacak bir şeyi yoktur adamın, işi yoktur. Şimdi böyle bir şey de müesseseleşir, palazlanır; milletvekillerinden, polisten bir takım adamları da kendine bağlar falan… Biz de tuhaf birşey, bir devrin devletinin kullandığı gençleri, -ülkücüler- bu adamları hapse atmışsın dışarı çıkıyorlar, yaş şu olmuş, iş yok. Bu adamları sümük mendili gibi hem içeri attın, hem de dışarıda işsiz kaldı… Mafyada tepeden başlıyor, etiketli adamlar. Biliyorsunuz, aranızda bilenler vardır; Türkiye’deki kapitalist kesimlerin nasıl türediği falan… Dünyanın her yerinde kendiliğinden kapitalist kesim türerken, Türkiye’de devlet eliyle o şartlar meydana getirildi. Şimdi bir devirde empoze edilen o acımasız, tuttuğunu koparan, güçlü olan yaşar gibi bir şeylerdi… Ondan sonra çete özentileri, mafyalar, babalar falan idealize edilen… Oradan oraya atladı iş.

Sonra ise bir “cici demokrasi” çıktı ortaya, demokrasi diye bir cici çıktı…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

“Her devrin nass’ları var”

Şimdi burada biz bir fikir söylüyoruz, söyleyecek bir şeyin varsa çık söyle ve biz de diyoruz ki konuş. Burada da çok iddialıyız bak, hile yapıyor gibi gözükmek istemem; “bir ilmin butlanı müntehasında ortaya çıkar” diye bir şey var. Bir ilmin başlangıcından itibaren süreci devam ederken, devam ederken, devam ederken, onun yolunun doğru olup olmadığı nihayetinde ortaya çıkar. Bundan dolayıdır ki felsefeler değişti, onlar değişti, bunlar değişti, klasik felsefenin yerini psikoloji aldı, onun yerini şimdi kuvantum aldı… Bir yerden bütünlük kurmaya çalışıyorsun, bunların hepsinin üzerinde duracağız. Şunu demek istiyorum; her devrin nass’ları var.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Hiçbir emeğin zayi edilmediği Sistem

Bu çercevede diyorum ki, biz, hiçkimsenin, hiçbir emeğini zayi etmiyeceği bir Sistem sunuyoruz. Bunun herhalde, takip edenler için daha kolay şeyi anlaşılmıştır. Burada tabi vulgarize ederek konusuyoruz. Şartlar! Bunlar sadece konuşmayla olmaz tabi, ama bir ipucu olabilir..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Dünya’yı fethetme…

Şimdi mesele şundan ibaret; Mesela bugün burda, misal söylüyorum; Marx dedik, misal; veyahut Engels dedik, Hegel dedik, misal; bunları söylüyoruz, şimdi bunlar felsefeci. Dolayısıyla bu felsefeciler, reel nispetle şöyle bir kalabalık filan.. Einstein’ın hiç öyle bir kalabalığı yok. Einstein’ın hiç kalabalığı yok ama Einstein’ın hiç o kiymette ki adamlardan eksiği yok, fazlası var! Anlatabiliyormuyum? Bunuda bir psikolojik doz gibi söylüyorum; sanki hani bütün marifetleri kendine.. Ondan sonra biz!.. Sen oldunda kimse sana olmuyor! Şöyle bir hadise vardır, hayatin realistesi de budur; yani her parça bütün üstüne örtülüdür hayatta. Yani şöyle parça parça tasnif ediyorsunya, aslında her parça bütün üstüne örtülüdür!.. Bu romancılardan Balsac; onun güzel birşeyini duydum televizyonda. Diyor ki; işte şu vaziyetlerde, ihtiraslı bir genç olarak Parise geldi. Tanıdığı yok, bilmem neyi yok, fakat o zengin muhitine de kendini, o zamanın şartlarına göre, kabul ettirmek için çeşitli atraksiyonlar yapan genç bir insan falan filan. Neyse bunu anlatırken, bir müddet sonra; bir taraftan ders veriyor, bir taraftan da işte yazı yazıyor. Bir müddet sonra farketti ki, kendisi dünyayı fethedebilir.. Ve nitekim de dünyayı fethetti, diyor. Şimdi tabir şu bakımdan hoşuma gitti; dünyanın fethi demek, ille toplar, gülleler, kılıçlar, bombalar filan demek değil!.. Herkes aslında insan olarakda, kimse kimseye benzemez. Herkes insan olarakda bu dünyaya yayılan bir genişliktedir aslındada, yani onun bünyesinde varda, bunlar örtülü kalmıştır. Anlatabiliyormuyum? O örtülü kalmışlığı açabildiğin kadar tekamül diyorsun, açılmamış olduğu kadar da olmamış diyorsun. Tabi bunu söylediğin zaman orda irade meselesi giriyor, iradenin bunu yüklenebilmesi meselesi giriyor ve saire falan başka mesele.. Fakat şunu söylüyorum, özellikle genç arkadaşlara söylüyorum bunu; yani böyle günü birlik fantazi şeylerle, günü kurtarma adına falan gibi değilde, hakikaten ciddi olarak girdiğiniz zaman, yani hepiniz böyle değişik mevuzlarda, Allah’ım nasip eder, hepiniz dünyayı fethe, dünyayı kendi mevzunuzda fethe menzilsiniz!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

“Fikir’de aslan payı bizdedir, biz müslümanız.
Bugün Dünya’nın başka bir şansıda yoktur!”

Mesela bugün, bunu açık yüreklilikle ben söylüyorum; bugün hani işte “Emperyalizm”, işte efendime söyliyeyim “Sistem”, “Rejim” ve saire; biz bunları Sol’dan öğrendik. Anlatabiliyormuyum? Bakın söylüyorum -Sol’dan öğrendik!-. Şimdi dünyada gelen bu felsefeler içinde en kapsamlı olanıda, yani herşeye cevap verme niyetinde olanda budur. Cevap verme niyetinde olmak başkadır, cevap verebilmek başkadır. Bu kadar kapsamlı görüldüğü içinde, çöktüğüde ayrı bir bahisdir. Bunlara girmiyorum! Tamam mı? Ama “Sistem-Rejim” bilmem ne falan burdan öğrenilmiştir. Burdan bir örnek teşkil etmeli bize; geçmişte hangi fikre, şu anda nereye mensup olursan ol, bunlar fikri harekete geçirmek için tabi, bizim söylediğimizde böyle hemen; iki dükkan bile bitişirken bile biliyorsunuz bitişemiyor, iki kardeş bile anlaşamıyor, mevzu o değil.. Bu hali hazıra, geçmişte bütün olanlarda tecrübe verisi olarak katılacak. Yani şunlar faydalı oldu, faydalı olduğu için hali hazıra katkıdır. Şunlar olmamıştır, bunlarda olmamışlar faslından tecrübe edildiği için damgalanmıştır, bu anlamda yine faydalıdır. Bu manada, herkesin kendini bağlayacağı bir “Vahid-i kıyas”.. Herkesin kendini bağlayacağı “Vahid-i kiyas” derken, biraz sanki böyle aslan, şahsiyet anlamında söylüyorum fikir anlamında söylemiyorum.. Fikir’de aslan payı bizdedir, biz müslümanız. Bugün Dünya’nın başka bir şansıda yoktur!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Sayın Mirzabeyoğlu’ndan anekdotlar..
-Karikatürize tiplerle ucuz gericilik mücadelesi-

Bir Solcuya söylemiştim, o bunu çok güzel karşılamıştı. Dedim ki “İşin garip tarafı şu; siz bu düzene karşı çıkıyorsunuz.. Sonra bu düzenin Müslümanlar için üretmiş olduğu -karikatürize- edilmiş tiple Müslümanı anlıyorsunuz veya Müslüman bu demek istiyorsunuz, bu demektir zannettirmeye çalışıyorsunuz. Bu kadar ucuzcu olmayın!”..
Şimdi bana yılbaşında, o tutuklandığımdan önceki yılbaşında (1997), birşey geldi, televizyon muhabiri benimle konuşmak istiyormuş, röportaj! Ben yılbaşına karşımıymışım değilmişim!.. Ya bu soru bana sorulacak soru değil ki! Ama tabi abilerinden gördüya o; şimdi gazetecilere teşekkür ettim, o ayrı mesele ama tabi ufak tefek böyle şeylerimizde olacak.. Şimdi abilerinden gördüğü şey; orda hemen mesela ben “Hayır” diyeceğim, “Yılbaşına Hayır dedi!”, benimde bir tuhaf resmimi de koyacak bilmem ney falan.. Ya “gericilik” ile mücadele böyle olmaz ki! Sen, yani bir Marxist olarak, beni böyle, hani halkı bilinçlendirme filan değil.. Senin bilinçlendirmen hep halk taş atsın gibi.. O taş atarken de, Sen.. Oralara girmiyorum! Anlatabiliyormuyum? Sen şuurunu yedirmeden, şu topluma, şimdi şurdan anlatılanlar böyle yansıya yansıya neticede şu insanların günlük hayatında şarkı olacak , türkü olacak, eğitim olacak, radyo olacak , televizyon olacak, kitap olacak, resim olacak değil mi? Yani herşeyin kullandığı birşey halinde olacak ve neticede bu insanların benimsediği birşey olacak. Sen şimdi insanların benimsediği birşey koymuyorsun ki ortaya! Dolayısıyla o dediğim gibi, buraya gelende cepleri boş olarak gelmiş oldu. Yani onuda söylemiş oluyorum vesileyle..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Anadolu – Osmanlı – Enternasyonal

Bunları toparlayacak olursak.. Hangi kesim olursa olsun, artık şeyi söyledim, iddiasi olan dediğimiz çapta iddiasını sistem çapında ortaya koyar! Biz koyulmuş bir iddia üzerine konuşuyoruz bunu. Şimdi ortaya koyulmuş olana nispetle, herkes bu hali hazıra, hani “Aydın çağından mesuldür!” falan diyorlar ya; biz şimdi hali hazırımızdan mesulüz.. Sana türkmüsün, kürtmüsün, tatarmısın, çerkezmisin diye sormuyorum ben! Hali hazırdan.. Hali hazırdayız ve içinde bulunduğumuz mekan Anadolu! Şimdi Anadolu dememin sebedide şudur; Anadolu’nun çapı daha dar olabilir daha geniş olabilir, Anadolu dememin sebebi şu: Bu tarihi bir realite olduğu için söylüyorum. Ortadoğu’yu Ortadoğu edecek olan Anadolu’dur! Anadolu merkezli bir Fikir’dir! Bunun hem tarihi şartları buradadır hem insan vasfı daha işlektir. Mesela Batı’nın birtakım ilimlerine aşına olma adına söylüyorum, daha aşınadır. Ve tarihte bunun pratiğini de, 600 senede göstermiştir. Şimdi bunu söylerken ben sakın Osmanlı’yı idealize ediyorum filan diye gelmesin. Ama Osmanlı, ileriye ve geriye gidişte birim olmalıdır! Şurda da şöyle bir hadise var: Solcuların mesela “Enternasyonal”i vardı. Sovyetler’de yayılıyor filan biliyorsunuz işte; hepsi için demiyorum Sol’un tabi, yani genel şey olarak söylüyorum; e iste Osmanlı Enternasyonal! Şimdi Osmanlı’ya Enternasyonal diyeceğine, mesela Osmanlı lafzı çıktımı “Atatürk’ün yurtseverliği” falan diyip girişiyor.. Adamı Kanun önüne çarptırmak gibi birşey…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Lider ve Kitle (Birlikte Beraber)

Mesela Almanların en kötü zamanında çıktı Hitler. Ve Alman, hani tarihi boyunca bu kadar zulüm görmüs diyelim, işte o kilise şeylerinden, iç savaşlardan bilmem nelerden şu kadar batmış bir millet.. Şimdi Nietzsche, orda böyle onlara sanayi hamleleri, işyerleri vaad ederek girmedi ki! Ruhun köklerine girdi! Bu milletin geldiği köklere doğru indi.. O köklerden çıkardığı “Rit”leri kullandı ve psikolojik bir başarı ile bu işe girdi. Şimdi burada, mesela Hitlerin bütün o “Yıldırım Orduları” bilmem ne diyorsun, neticede o psikolojinin eseridir. Ve topyekun milleti, bu türlü, tabi milletde o millet, topyekun milletin lideriyle birleştiği, buluştuğu birşey, anlatabiliyormuyum, örnektir! Biz şimdi burda Hitleri methetmiş olmadık ama liderle bu kitlenin bu kadar birbiriyle uyuşabilir olmasından çıkan bizlere birtakım dersler var. Mesela “Hakas Lugati” zannediyorum; “Yakut”da diyorlar, bilmiyorum artık, “Piregen!” diye bir kavram var. Şimdi bu “Birlikte Beraber” anlamına geliyor.. Fakat bizim türkçe gözüyle baktığın zaman: “Pir’e-gen”.. “Pir” anladınız, yani “Pir”.. “Pir’e Gen olmak!”.. Ondan sonra misal söylüyorum: “Bu Pir’e bunlar Gen”. Bunun adınada “Birlikte beraber” diyor. Burada şu var; bir defa şu olmadan bu olmaz, bu olmadan bu olmaz! Bunlar ucuz politikacı söylemlerine dönüyor.. O yüzden “Söylem” lafınıda matrak olsun diye kullanıyorum zaten. Onlara girmiyorum ama bu böyle liderle kitlenin birbirine şey yapmasından şöyle bir hadise var: Lider kitleye vereceği olan insandır. Bir olmadan iki olmaz! Bak lider şu olsun demiyorum.. Bir olmadan iki olmaz! Bütün sayılar Bir’in tekrarından ibarettir!

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Ülkücüler hakkında

Şimdi Ülkücülere dönelim.. Bunlar mesela birtakım şeylerde refleks gösterirken haklıdırlar, yani buyur gel sen otur diyecek halleri yoktu. Gayet tabi refleks gösterirken haklıdırlar. Ama şimdi işin tuhafı şu, bunlar bunlarla çatıştılar, çatıştılar, şu kadar burda öldü bu kadar burda öldü, bunlar cezaevine düştüler anlatabiliyormuyum? Ya şimdi sen gitmişsin polise, polise yardım ideolojisi diye bir ideoloji olabilir mi? İdeoloji olabilir mi diyorum ama dikkat edin! Politika olur. İdeoloji olur mu? Söylediğin hiçbir şey yok, ben diyor, polise yardım ediyorum! Ya polisin görevi polistir, askerin görevi askerdir.. Bunlar yetmedi, seninde takip ettiğin bir politika var, bu politikayla onlarla paralellik kurdun, böyle birşey! Şimdi senin paralellik kurduğun falan birşey yok ki.. Bir hadise anlattılar, isminden bahsetmiyeceğim.. Adana’da gitmişler, üç beş kuruş cezaevindekilere yardım falan gibi; Türkiye’nin en zengin işadamına gitmişler demişler ki “bir kaç kuruş yardım topluyoruz bu içerdikelere”, ya demiş “siz niye böyle saçmasapan işlerle uğrasıyorsunuz, biz gerektiği tedbiri alırız, siz niye yoruluyorsunuz?”. Şimdi ne yoruluyorsun deyince, iş sanki spor faaliyeti! Burda iki taraf birbiriyle dövüşüyor, öldürüyor bilmem ne falan, bu adam içeriye giriyor.. E sen, bu hani darbeden sonra başa geçenler geçsin diye ölmedin dimi? Bunlarla düşünürken! Şimdi onun için iceri düşmedin de, bunlara karşı olmaktan başka fikir olarak getirdiğin birşey yok! Anlatabiliyormuyum? Halubuki fikir olarak getireceğin o kadar çok şey varki…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Sol’a atıf – Ecevit – Devrimcilik – Roger Garaudy

Şimdi gene Sol’a bir atıfta bulunayım. Halkın aklı gözündedir.. Sovyetlerin çöküşü, doğrudan doğruya Marxizmin siyasi görüntüde ki çöküşüdür. Fikirde bunun çöküşü 50 sene 60 sene önce anlatılmıştır zaten. Yani fikir bazında. Anlatabiliyormuyum? Ortada Marxizm yok, Marxizmin adına bir siyaset var. Şimdi Marxizm adına bir siyaset var, biz bunu söylüyoruz, bak simdi Marxizm var, Marxizm adına bu bunu temsil etmez diyoruz; geliyoruz yurdumuza, işte filanca mesela ortalın solu, ortanın biraz daha kıyısı veyahut sol filan mesela böyle şeyler var.. Şimdi adam en olmadık birini Müslümanlardan temsil eder gösteriyor, dişine göre, anlatabiliyormuyum? Temsil eder gösteriyor! Ben Türkiye’de parti liderlerini bile, yani en koyu zamanında hem, bak şimdi rahmetli oldu veyahut rahmetli olmuştur diye temenni edelim, çünkü son nefesini bilemeyiz.. mesela Ecevit Militan Sol’u kıran bir adamdırda, pörsüttü anlamında söylüyorum, böyle eleştirilerimde var.. Onlar ayrı hadiselerdir. Mesela Ecevit diyor ki “Anahtarı çevirince kapı açılacak olduktan sonra şiddete luzüm yok!” diyor. Bu doğru bir laf! Ama şimdi anahtarı çevirip içeri girdikten sonra, içeri girdinde, içeri ne döşeyeceğini bilmiyorsun.. Orada iktidara gelmen sonunda olmuş oldu. Ve bütün Sol’un emeğini kendine bağlamış olarak kendinle birlikte Sol’uda gömmüş oldun. Şunu demek istiyorum; Ecevit’in o devrimci olduğu zamanda bile, ben mesela Ecevit ile ölçmedim devrimciliği.. Ne demek istediğimi anliyorsunuz değil mi? Yani devrimciliği onunla ölçmedim! Şimdi bizde diyorum, her taraf kendine olsa neticede bu nefyler şunlar bunlar, Roger Garaudy gibi, dönüşler de olacaktır, ama şimdi adam gelirken cepleri dolu gelmiş. Anlatabiliyormuyum? Bu manada da ben, bir Fikir faaliyeti bekliyorum!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

“İnsanın düşmanından bile öğreneceği birşey vardır!”
-Cepleri dolu gelmek

“Şimdi adam solcuydu müslüman oldu, cepleri bomboş gelmiş. Solun da itibari militan faaliyetlerden dolayı geliyor. Anlatabiliyormuyum? Buraya geldiği zaman da, hani bu militan; müslümanların gariban döneminden bahsediyorum, müslümanların arasında da hani militan tarafdan geldi diye itibar görüyor.. Ya sen o tarafdan geldin birşeyler anlat! Yani müslüman olduğuna göre, değil mi? Ordan ceplerin dolu gel. Şimdi onun için herkes tekamül etsin diyoruz, çünkü biz birbirimizi nefyederken bile, birbirimizden birşeyler alıyoruz dimi, neticede! Ben mesela şimdi bana saldıran ineği kestim yedim, faydalısı vücuduma, gerisini ifraz, tamam mı? Bak bir tarafdan benim ineğe karşı birşeyim var, bir tarafdan da böyle bir faydam var. Bunun gibi insanın düşmanından bile öğreneceği birşey vardır! Anlatabiliyormuyum?”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Nietzsche – Marx’ın kitapları

“Şimdi aranızda bilmiyorum varmı da, bir latife tadında söyleyebilirim; “Gericiliğin ana kitabı Nietzsche”.. Ya şimdi ne demek bu? Yani hakikaten varsa, şöyle özellikle de beni cımbızlamaya gelmiş arkadaşlardan biri varsa, yani şu “Gericiliğin ana kitabı Nietzsche” ne demek? Ben sadece kapağını anlattılar da onu söylüyorum… Sen Nietzsche’yi mitçeyi bırak, sen kendini anlat!”
“Ne kadar kendimize güveniyoruz biz?.. Benim bir sözüm var, dedim ki “Bir zaman gelecek Marx’ın kitaplarını da biz basacağız!”.. Hani bugün özgüven falan diyorlar, yani bu nefse güvenin neticesidir neticede.. Çünkü, bakın dikkat edin, her kesime birşeyler söylemiş oluyorum!”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Demokrasinin yeri – Rey meselesi

“Bakın Demokrasinin yeri var.. Demokrasinin tam yeri bizim şu anda konuştuğumuz gibidir. Demokrasi hedef değildir, gayeye götüren bir yoldur. Buda nedir? Burada güzelce hesaplaşıcaz, herkes neyi var neyi yok dökücek; öyle uydurma laflarla, Demokrasiden daha güzeli yoktu bilmem neydi falan bunları birakın. Herkes kendini reel olarak ortaya koyacak. Ondan sonra bunların kapışmasının her çeşiti.. fikri, fiili, her neyse. Çünkü Mutlak bunlardan biri olacak… Burada ne oldu? Demokrasi hedefe giden gaye oldu!”
“Mesela Müslümanlara şunu verelim, verelim ama bunlar şu partiye rey verirler, ondan vermeyelim, anlatabiliyormuyum? Şimdi bunun gibi saçmasapan şeyler, reel hayatla ilgisi olmayan…”
“Adam hem dine karşı mesela diyelim. Peki ya dine karşısın sen, şu teşkilatın, bilmiyorum, beşyüz-yediyüzyüzbin üyesi var. Şimdi bu kadar adamda maaş alıyor. Senin baktığın gözle bu adam yatıyor kalkıyor, senin gibi üretime bir katkısı yokki bu adamın. Peki sen niye bu işe el atmıyorsun? Şundan dolayı el atmıyorsun, çünkü bunlara el atarsak bu kesim hiç rey vermez veyahut bu kesim birdenbire öbür partiye çalışır ve kendi şeylerine daha uygun birşey getirir filan. Ya bunların hiçbirinin reel hayatta birşeyi yokki. Senin fikrinde bu adam birşey üretmiyor, tamam üretmediğine göre gayet tabi… Yediyüzbin kişi az değil ki! Dimi? Şimdi fikir samimiyeti nerde?”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Halka sorulacak-sorulmayacak şeyler..

“Bizim Üstad’ın verdiği böyle güzel misaller vardır. Bir hastahanede doktor hastasına soruyormu -seni nasıl kesim, nasıl ameliyat edim- diye? Hasta ona teslimdir, bitti. Veyahut bir Ordu’da Komutan askerlere -ey askerler, size ne emir vermemi istiyorsunuz?- diye soruyormu? Bu böyle bir nizam.. Şimdi buradan dön, reel hayatta mesela Üniversite hayatına gir; bu türlü olsa zaten Hoca-Telebe filan diye birşey olmazki.. Hani Hoca-Doçent-Asistan filan neyse, yani bu sıra olmazki. Veyahut Çocuk.. peki niye mesela kendini koyuyorsunda çocuğu koymuyorsun burda? Çocukta canlı bir varlık, onunda düşüncesi var, maşallah balonu ne güzel salladı, çokta güzel birşey yaptı.. Şimdi onunda bir aklı var, sen diyorsun ki onun aklı ermiyor. Aklı ermiyor deyince, seninde bak şu meseleye aklın ermiyor; Bir tane şarkıcı, ismini vermiyorum, Urfa’dan bunu Milletvekili adayı koyuyorsun, birde diyelim Einstein’ı Milletvekili adayı koyuyorsun, Einstein orda üç tane rey bile almaz, anlatabiliyormuyum?…
Bazı şeyler vardır Halka sorulmaz.. Halka sorulacak şeylerde vardır. Bunlar ayrı ayrı şeyler. Ben mesela ameliyat yaparken hastaya sormuyorum nasıl kesim, bu benim işim zaten, sormuyorum şuraya yat diyorum, şöyle dur diyorum, şöyle yap diyorum. Fakat ona soruyorum -ameliyat olmak istiyormusun- diye. Dimi? Yani sorulacak şeyler vardır, sorulmayak şeyler vardır. Şimdi bunu pratik hayattan misal vereyim.. Ben şimdi bunu böyle muhtelif, mesela bunların içerisinde pkk’lısıda var, onlar gayet tabi hapishaneye girenleri olarak hepsi var, ülkücüsüde var, veyahut atatürkçüsüde var, yani netice olarak bir ortalama herkesin tutunduğu birşey var.. Şimdi onların içinde böyle konuşurken iş böyle bir yere geliyor; -mesela ben jeoloji bilmiyorum, jeoloji bilmediğim için jeoloji ile ilgili birşeyde bana sorulurmu- diyorum -sorulmaz- diyor. İşte diyorum aynı onun gibi. İdare edilen-eden ayırımında, iktisat var, siyaset var, hani beylik şeyler halinde söylüyorum, şu var bu var.. Şimdi sen bunların hiçbirini bilmeden -şu idare etsin-, yani buna nasıl rey veririz? Orda herkes bozuluyor!..

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

“İmân’a karışılmaz, O kalpte olan birşey!”

“Müslümana diyo ki -dinini yaşasın, kimse onun dinine karışmıyor!- Zaten dinine karışamazsın ki, O kalpte olan birşey. Yani benim imânıma hiçbir düşüncenin karışabilmesi mümkün değil! Senin karıştığın şey; ben bu düşüncenin bütünü ne diyorsa, bu düşünceyi reel hayata getirmek isiyorum. Biz de diyoruz ki; düşüncesini reel hale getirmek isteyenler, kendi mutlaklarını ortaya koysunlar! Önce bir Fikir mevzusu olsun diyorum! Yani dövüşenler dövüşüyor zaten diyorum.. Dövüşmeyenler en azından, kendi dövüşenlerini beslemek için olsun böyle birşey yapsın! Şimdi burada öyle olmuyor.. Burda dövüşenler var, birde burda kitabi yön var, bunlarla bunun arasında irtibat yok. Anlatabiliyormuyum? Yani dövüşebilmeninde şartlarında değiliz. -Kimsenin imânına karışmıyoruz-. Karışmak haddin değil ki! Sen benim şimdi imânıma nasıl karışacaksın? Bu benim içimde olan birşey. Mevzu o değil..!

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Halkçılık kavramı?

“Kavramların suyunu çıkarın diyorum.. Halktan ne kastediyorsun, Milletten ne kastediyorsun, Liderden ne kastediyorun! Bir olmadan iki olmaz mesela..”
“Şimdi adam basın yoluyla, çeşitli teşkilatlar yoluyla yönlendiriliyor, yönlendirildikten sonra bu yönlendirmeyi en iyi kim yaparsa o seçiliyor. Yani halk böyle kalkıp düşünmüş taşınmışta -yahu şöyle biri olsun, a ne tesadüf bu insanlar bu fikirde- filan diye birşey yok ki!”
“Dikkat edin, -Komünist Parti kurulsun!- Niye Komünist Parti kurulsun? Çünkü zaten o iktidara gelemezmiş.. Böyle demokrasi mi olur? Madem demokrasi, fikir hürriyeti falan filan diyorsun! Yani adam iktidara gelemeyecek diye şey veriyorsun.. Böyle saçma şey olabilir mi?”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Çoğunluk idaresi! – Seçme kuralları?

“Hiçbir düşünce kendi Mutlak’ını getiremediği için, kendide beşer ürünü bir eser olduğu için, başa geçtiği anda da yine idare etme hakkında değil aslında!”
“Mesela en güzel rejim demokrasi diyorsun, şimdi söyle bir hadise var.. diyelim şu kadar parti var, işte en çok hangi parti alırsa o başa geçecek.. bir parti yüzde yirmibeşini almış. Şimdi şu toplumun yüzde yetmişbeşi bunu istemiyor, e bu idare ediyor! Çoğunluk idaresi filan diyorsun, hangi çoğunluğun iradesi?”
“Bir de bu seçme kurallarını kim koyuyor? Seçme kurallarını ben koymuyorumki.. O bana diyor şu kurallar içerisinde seçim yapacaksın! Bende sana diyorum ki, o kurallar içinde seçim yaparken, seçim yapacaksın derken, sen bu kuralları nereden çıkardın diyorum!”
“Burada idare eden-edilen ayırımında, buna çok dikkat edin, İslam’dan başka Allah’ın önünde padişahda birdir, Kul’da birdir. Ve Şeriat önünde padişahda birdir, idare edilende birdir. Burda padişah deyince hemen padişahlığı istiyor filan gibi böyle ucuz şeyler yapılmasın diye söylüyorum, misal veriyorum padişahlığı. Şimdi mevzu padişahlık filan değil! Ben muhakemeden, mantıktan bahsediyorum!”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Milleti Temsil!?

“Şimdi temsil memsil diyorsun, sen nedersen de, bunlar laf! Öyle temsil diye bakacaksan padişahda temsil, kralda temsil, ondan sonra diktatörde temsil.. Neticede halk olmadan diktatör olmazki, oda temsil!”
“Ben diyorum ki; beni idare ederken, bana görev verirken, benden birşey talep ederken neye dayanıyorsun diyorum? Bana birşey söyleki ikimiz arasında ortak birşey olsun..
Simdi o ortak birşey, doğrudan doğruya müslüman için, ister idare et ister idare edil, orda Allah ve Resulünün hükümleridir! Bu belli.”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

İdare eden ve edilen!
Hakimiyet Milletin mi?

“İster Halk idaresinde, ister Millet iradesinde, idare eden ve idare edilen ayırımı vardır. Sözkonusu olan bu idare eden ve idare edilen ayırımında, hangi metod olmalıdır? Bu laf kurtarmıyor bunu!”
“Hakimiyet Milletin’dir diyorsun.. Hakimiyet Eminönün’de geziyor, ayağı çıplak!”
“Büyük Doğu İdeolocyası’nda şöyle bir hadise vardır. Halk Şurası, isterse Devlet Başkanı olsun, herkes hakkında iddia da bulunabilir! Bir şartla; iddiasını ispat şartıyla! Yani bunda susturma, arkasında Basın vardı, yoktu falan gibi birşey yok. Her sene görmüş olduğu aksaklığı duyurmak üzere ve bu insan bunu duyurmakla da bir insani mesuliyetini yerine getirmiş oluyor. Bütün topluluğa faydası olan bir insan, çünkü oradaki filancanın aksaklığını ifade etmiş oluyor!”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Milliyetçiliğin hakikati – Halkçılık

“İnsan Kavmini sevmekle kınanamaz!”
“Bize ait bir mekanı korumak bizim fıtratımızda olan birşey!”
“Halkların kendi kaderlerini tayini?.. Halklar kendi kaderlerini tayin etti, biri mesela Hitler gibi birini seçti. Yani nedemek istiyorsun sen?”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Mutlak‘ı izah edebilmek?

“Hürriyete esaretten sonra hürriyettir!”
“Fikir babında söylenecek şeylerde Hadisler ve Ayetler kartpostal gibi kullanılmaz!”
“Bir insanın bir milyon senelik ömrü ilim ile geçmiş olsa, şu anda ölmüş olsa, hayat daha devam ediyor, daha ilim olarak katılan şeyler var hayatımıza.”
“İnsan düşüncesinin verdiği herşey neticede insanla ilgilidir.”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Allah’ın “Hakîm” ismi – Peşin Fikir
“Varlık bildirebilmeyle mümkün!”
“Şuur seviyesinin her değişiminde gerçekleklik seviyesi değişir!”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

“Hiçbir şey anlamamak mümkün değil”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

İrfan Kavramı

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Rüya – Tarih
Tahayyül- Proje
Hayatın hakikati

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Nükteli Fikir Ziyafeti
Konferans Mirzabeyoğlu 29.11.2014

Akıl – Tecrübe
Mantık – Fantazi
Eşya – Hadise
Şeriat – Tasavvuf

Bergson’a “tamam sen aklı ruh önünde çürüttün ama bunu yine akılla yaptın” deyince, “demek ki aklın görevi oymuş” cevabını veriyor. Buna benzer çok eski tarihlerden-yenilere kadar bir çok misâl temin edilebilir. İmâm-ı Gazâlî Hazretleri; “Şeriat zâhirî akıl, tasavvuf bâtınî şeriattır” derken, Hazreti Ebubekir’in; “idrakin aczini idrak bir ilimdir” sözünü, aklın tecrübe ile bilinirleri kabul etmesi yolundan, tasavvufun da tecrübe ederek anlaşılır oluşuna bakarak, şeriat ve tasavvufu aklın dış yüzü ve iç yüzü; yâni ruhî olarak ifâde etmiştir. Mevzuu şundan ibarettir; akıl, işi tahdid ile tek bir esasa bağlar. Şimdi, siz meselâ bir mevzuyu burada mantık aracı olarak kullanıyorsunuz. Mantığı buraya koyarsınız, bu da koyar; ikisi de doğrudur, mantık olarak doğrudur… Akıl, tahdid ile tek bir esasa bağlar. Akıl, eşya düzeni üzerindeki gidişatın anlaşılmasında önemlidir. Meselâ “tabiat kanunları” diyoruz; eşyadan çıkardığımız bir takım kanunlar ile kendimize bir takım pratik şeyler elde ediyoruz. Şimdi misâl olarak söylüyorum; yukarıdan düşen bir su var, su aşağıdaki dolabın kanatlarına çarpıyor, buradan kanatlarını çevirerek bir pratik araca hizmet ediyor. Akıl, kendisi olarak eşya düzeninin örtüsüdür. Zihinde, eşya düzenini temsil edendir akıl. Şimdi iş, eşya düzeninin dışına çıkmaya kalktığı zaman, burada hayât iradesinin terk edildiği yer falan diyorlar, bu da ne kadar denilebilir bilmiyorum… Bunun dışına çıktığı zaman akıl, kuşatan olarak akıl. Bir nev’i eşya düzeni sınır içindedir. Şimdi sınır içindedir, peki bu sınırın ötesi ne?..

Günlük hayât ihtiyaçlarımızın dışına çıktığımız zaman hürriyetler alanını elde ederiz. Yâni meselâ akıl kadar rüya da, hayâl de, tahayyül de bir hakikattir. Akıl planının dışına çıktığımız zaman, bu bir hürriyet alanıdır… Bu hürriyet alanını da komedi ve fantezilerle… -Bunu ortaya koyan görüş adına söylüyorum- Meselâ Walt Disney’in bir çizgi filmini düşünün. Olmaz olmaz diye bir şey yok o çizgi filmlerde ve o çizgi filmlerin şirinliğini de biliyorsunuz… Demek ki o fantezinin insan ruhunu yakalayan yanı var, onu da biliyorsunuz… Şimdi, şunu demek istiyorum; hürriyetler alanını, daha ciddi, meselâ fikirler âlemi olarak koyabilirsiniz… Son kuvantum hadisesinde bu hürriyetler alanına, biliyorsunuz bunu biz söylemiyoruz, “Alice’in harikalar âlemi” falan demeye başladılar, ihtimaller âleminin çokluğundan dolayı… Demek ki, Walt Disney’in bulmuş olduğu, Walt Disney’in ortaya koyduğu şey seneler sonra kuvantum tarafından bir anlam kazanmış oldu.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Mutlak Fikir – Bismillah – Büyük Doğu

Şimdi, bugün “gizli düzen”, “kaos teorisi” diye geçen şeyler… Bu, Hegel’den başlar; Hegel, bir mutlak fikir kabul etmiştir, bu eşya ve hadiselere tahakküm eder. Onun mutlak fikri her ne kadar konuşmuyor ise de, eşya ve hadisenin seyrinden, ona dâir edineceğin fikirlerden sen bunu çıkarabilirsin makamında bir şeydir falan… Şimdi, bir türlü Bismillah’a gelemedik. Bismillah, Kur’an’daki her sûre başında bulunurken, her sûre bir nev’i Bismillah’ın keyfiyetini gösteren açılımı gibi, şerhi gibi bir mânâya geliyor. Bu mânâda da hepsi zaten Bismillah’da toplanmış oluyor. Şimdi bakın dikkat edelim, Büyük Doğu’nun kendi takdimine:

“Koskocaman, top şeklinde gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal bükülü, ilk ucundan son ucuna kadar üst üste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte nâmütenahî çok ve merkezde nâmütenahî tek; ve nihayet gelmiş ve gelecek zaman boyunca bütün eşya ve hâdiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı hâlinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume… Yekpâre bir inanış, görüş ve ölçülendirme manzumesi… İsmi de Büyük Doğu…”

Şimdi burada merkezde, merkezde nâmütenahî… Onu da konuşuruz yeri gelecek. Nâmütenahî tek, çevrede nâmütenahî sonsuz… Ve buradan halkalar hâlinde açılıyorsun merkezden ve halkalar hâlinde toplanmaya başladığın zamanda da yine merkeze geliyorsun. Bu tutarlılıkta bir sistem olarak ortaya çıkıyor, insan ve toplum meselelerinin hâlli bâbında… Şimdi bunu, Müslüman bu lâfzından dolayı sevmeliydi; Müslüman olmayan da “yahu bizim mutlaklarımız konuşmuyor” diye, oradan baştaki yanlışını görmesi lâzımdı… Büyük Doğu’nun ne olduğuna falan girmiyorum, kendine “İslâm’ın emir subayı” der, bunun niçin böyle olduğu falan… Bunlara girmeyeceğim.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Bismillah – Büyük Doğu – Süryanice – Cennet lisanı

“Bismillah” ile başladık, size hoş bir tevafuk; Bismillah’ın fikir ve aksiyon hâlinde metodunu gösteren “Büyük Doğu”nun kendini takdimine… Şimdi, Süryanice’ye cennet lisânı da denir. –Bakın bunları biz kendimizden söylüyoruz ama bize mukabili olarak söyleyecekleri olanlar vardır, söylesinler- Süryanice’ye cennet lisânı da derler. Hintçe ve Arabca’nın bundan türediğini söylerler. Bazı İslâm büyükleri de “hayır aslolan Arabca’dır, Süryanice ondan türemiştir; Arabca’dır cennet lisânı” derler. Biz, Süryanice’de çok hoş, devrimize çok hitap eden, ruhî şeylere ve fikrî şeylere çok hitap eden kelimelerle çok haşır neşir olduğumuz için, bunu da o arada bulduk: Süryanice “Bismillah”, “Büyük Doğu takdimi” lâfzına tevafuk ediyor. Yâni, “Büyük Doğu takdimi” lâfzı, Süryanice “bismillah” lâfzına tevafuk ediyor, uyum sağlıyor. Bu bir fikir metodudur aynı zamanda, bunun nereye de tevafuk ettiğini görelim; -Müslüman arkadaşlar da dikkat ediyordur inşallah, çünkü Necib Fazıl’ın süslü kelimeleri için, “içinde Bismillah yok” falan diye saçma sapan konuşurlardı, iş tekerlemede değil, iş keyfiyette… Ve Bismillah’la başlayıp saçma sapan konuşmak yerine, sen kendin Bismillah’la başla dinlemeye de, saçma sapanı alma; eğer saçma sapan varsa, iyiyi de aldıysan iyidir zaten.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Teşekkür

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, MHP Lideri Bahçeli, Demirtaş.. Parti liderleri ile parti mensublarının arasındaki ilişki nasıldır çok iyi bilemiyorum… Ama hem CHP’den, hem MHP’den, hem BDP’den hem de AK Parti’den milletvekilleri benim ziyaretime gelmiştir, ben hepsine de çok teşekkür ediyorum. Gazeteci arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum, geç kalmış olarak burada hepinize de teşekkür ediyorum bu bahane ile…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

„Her toplumun hafızası lûgatında topludur!“
Kürt meselesi – Türk meselesi
Dil meselesi

Bir zaman üniter devlet, üniter devlet… Amerika Birleşik Devletleri üniter bir devlet değil. Üniter devletini falan bırak sen! Neticede mesele şuradadır; buradaki şu doğan problemleri ne türlü çözeceksin? Yok “biz birbirimizden kız aldık, kız verdik, biz komşuyuz” falan filan… Bunlar ölçü olmaz ki… Sen o zaman ona bakarsan çocuğunun kafasını yardın, karının gözünü çıkardın bilmem ne yaptın. Bu tip misâllerle bu hikayeler olmaz ki! Neticede şöyle bir hadise var, sen ne diyorsun; “ben Kürt’üm.” Bana sonuna kadar anlat Kürtlüğünü… Bakın dikkat edin; kavganın bittiği yerde lâf da bitiyor. Bunu da bir hayli emek sahibi olarak söylemek durumundayım: Mesela, her toplumun hafızası süzülmüş olarak lûgatinde topludur. Şimdi, herkes kendi dilini sahici olarak izaha kalksa, millet birbirini zenginleştirir. Amerika’dan, Avrupa’dan şuradan buradan bu kadar kelime sızıyor buraya, bu ihtiyaçtan dolayı doğan bir şey değil mi? Yâni sen bunu temellendir; ilminle temellendir, edebiyatınla temellendir, bilmem neyin ile temellendir…

Kürt meselesinde olan haksızlıkları bilmem ne anlatırsın; ama bunları söylemek seni haklı çıkartmıyor. Beni Kürt meselesinden çok Kürt meselesinin ne olduğu ilgilendiriyor. Bu soruyu sorduğum ânda Türklere de diyorum ki; “Beni Türkler’in ne olması ilgilendiriyor”. Şimdi, samimî bir muhabbet havası içinde söylüyorum, Altaydan geldik, dünyayı çiğnedin, dünya ayaklarının altında falan… Kimse kimsenin şanından dolayı değil… Siz dinleyicisiniz, niye geldiniz buraya; buraya geldiniz, belki bana duyduğunuz muhabbetten dolayı, bire bir… Bakın, birebir bir muhabbetten dolayı buraya geldiniz veyahut da meraktan dolayı geldiniz, “acaba bu adam ne söyleyecek” diye veyahut da sevmediğinizden dolayı geldiniz, bir falsosu olursa yakalayayım diye, birebir… Şimdi, “bu kalabalığın karşısında o konuşuyor biz de dinliyoruz” diye aklınıza geliyor mu? Gelmiyor. Şunu demek istiyorum; sen şimdi Almanya’ya gidiyorsun Türksün, Kürtsün falan filan… Daha iyi bir iş kapabilmek için Almanca öğrenmeye çalışıyorsun… Bunlar zaruretlerdir, tabiî olacaklardır. Ben bunu demiyorum, sizin konuştuğunuz Kürt dili, Türk dili diye konuştuğunuz dil, günlük sokak, çarşı, pazar konuşmasının dışında bir şey değil ki… Dil, mesele konuşarak yaşar; senin dilinin derin fikre doğru girmesi lâzım. Bugün üniversitelerde şu kadar branş var, bugün biz fizik, kimya, matematik diye beylik bölümleri sayıyoruz ama aslında bizim bilmediğimiz daha da derin kürsülere ayrılmış durumda bölümler… Şunu demek istiyorum; bunların toplumda bir pratiğini, realitesini görmediğimiz zaman diyorum ki; “ya bu kadar bölüm niye var üniversitelerde?”

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Akıl – Kelimeler – Tecrübe
Hz. Ali – İmam-ı Gazali – İmam-ı Azam
Şeriat – Tasavvuf – İlim

İdrakin aczini idrak bir ilimdir. Akıllı geçinene diyorum ki; “akıl ne?”. Şimdi, bir takım kelimeleri tabiî ezbere olarak kullanmak başka, bir takım kelimeleri mânâlarına ererek kullanmaya çalışmak başka. Dil bahsinde dikkati çektiğim hadise bu, şimdi yerine gelecek. Aklımızın kabul ettiği şeylerden bir tanesi de tecrübedir. Tecrübe, iyi veya kötü olabilir, neticesi… Eğer kötü olmuşsa “bir daha bunu yapma” mânâsı çıkar. İyiyse de, “iyi olduğu” mânâsı çıkar.

Hazret-i Ali diyor ki; “tecrübe, fayda ile birlikte bir ilimdir.” Biz şimdi bu kadar methediyoruz deney ve gözlemi, teknolojiye dayalı falan, biz 68 kuşağıyız. 68 kuşağına gelene kadar da, geçmiştekilerin tekrarladığı ilericilerin, yâni sol anlamında demiyorum ilerici… Bu ilericilerin tekrarladığı şey, deney ve gözlem yoluyla, şimdi bak, deney ve gözlemi Hazret-i Ali söylüyor! Biraz evvel şeriat ve tasavvuf bahsinde geçen İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de söylüyor.

İmâm-ı Gazalî Hazretleri kendi devrinde, hem İslâm’ın içinde, hem de İslâm’ın dışında cereyan eden bütün fikir cereyanlarını hesaba çekerek, kendi imânının selâmetine ermesi için çalışmıştır. Gayet tabiî de Batı’nın hiçbir filozofu yoktur ki, İmâm-ı Gazâlî’den ışık almış olmasın. Şu kadar yüzyıl Batı’daki bir sürü fikir hadiselerinin de öncüsüdür; sistemli şübhenin de öncüsüdür, İmâm-ı Gazâlî Hazretleri… Bu tecrübe bahsinin de öncüsüdür. Aklı, bütün o felsefeyi, Yunan felsefesini, şunu bunu, bilmem her şeyi, Batı, Hint, doğu, bizdeki sapık kollar da dâhil… Hepsini hesaba çektikten sonra iş tasavvufa geliyor ve şu sözü söylüyor; “tasavvuf ancak tecrübe ile bilinebilir.” “Tecrübe ile bilinebilir” demek, meselâ aranızda şu kadar insan var yüzme bilmeyen, aranızda bir tek yüzme bilen benim. Şimdi, ben yüzme biliyorum, şu kadar adam yüzme bilmiyor diye, benim yüzme bilmem, bu olmaz diye bir şey yok ki, bu yaşayana var olan bir şey. Anlatabiliyor muyum? Bir de göz hadisesini de katalım, hadi renkli olsun… Sizin gözünüz kör, benim de gözüm kör. Ben burada yüzüyorum, tamam mı? Şimdi buradaki insanlar kör oldukları için beni göremiyorlar. Tecrübe ettikleri zaman da yüzemiyorlar. Şimdi, senin bunu tecrübe edememen demek bunun olmaması demek değil ki! Bunu da şunun için söylüyorum; şeriat zâhirî akıldır; tasavvuf, bâtınî şeriattır. Şimdi sen tasavvufu kaldırdığın zaman, bir fikir yolunda, bir ilim yolunda “ya sonra” dedikleri zaman ne diyeceksin? Mesela doktorluk bir zamanlar bu kadar dala ve uzmanlığa ayrılmış değildi. Doktoru çağırıyorlardı ve insanlara bakıyorlardı. Sonra uzmanlık falan derken, ayırıyorsun; şu dahiliyeci diyorsun, şu hariciyeci diyorsun, bilmem ne diyorsun… Şimdi bir keskin çıkıyor oradan; “İslâm’da dahiliyecilik yoktur” diyor. Yahu bu bundan ayrı bir şey değil ki! –Neyse… Bir şey söylerken başka bir şey geliyor aklıma da, ondan karışıyor lâflarım.

Şimdi, şöyle bir hadise var; İmâm-ı Azam Hazretleri’ne diyorlar ki, “Eskilere yeten, size yetmiyor muydu?..” Kıyas yapıyorlar ya… Diyor ki; “bizim hâlimiz eskiler gibi olsaydı haklıydınız ama, biz eskiler gibi değiliz.” Şimdi bunun gibi bakın, geçmiş neslin şeyleri, öbür gün belki okullara da ders olarak girecek. Şimdi meselâ, mutfakta nasıl yemek yapılıyor? Ne ediliyor görüyorsun, sen de o çekirdekten gelip yapıyorsun. Bugünkü hayat şartları içinde o çalışıyor, bu çalışıyor, bilmem ne falan derken işin mahiyeti değişiyor. Yemek yapmayı ilim olarak koyacaksın meselâ… Bunun ilim olarak ortaya çıkmasını empoze eden şartlar var. Şimdi bu insanlar eski insanlar gibi anlamıyor ki. Meselâ Süryanice… Şimdi Süryanice’nin aslına baktığınız zaman, bunu anlayacak Süryani de yok bugün… Süryani bir kelimeyi söylerken, o kelimedeki her bir harfin ayrı bir anlamı olmasından hareketle, karşı tarafla konuşurken, karşı taraf o harflerden hangi mânâyı kastettiğini anlayabiliyor. Buna basit bir misâl vereyim. Şimdi bana soruyor; “ikindi ne zaman?” diyor. Ben bunu anladım, namazı soruyor. Ben de diyorum ki, “ikindi olduğu zaman…” Bu mantıklı bir cevab… Şimdi ne olmuş oluyor, karşı tarafın muradını bilmeden o mânâyı yetiştiremezsin. Kullanan da o mânâya muhatap olan insan da yok. Şimdi meselâ kapı çaldı, saz çaldı vesaire… Hep çaldı ile ifâde ediyorsun. “Çaldı” kelimesi farklı mânâlara gelebiliyor ama karşı taraf da bunu anladığı için her kelime cümleler içinde, kullanıldığı yere göre mânâ ifâde ediyor.

Şunu demek istiyorum; şimdi bir hukukçu –hukukçu vardır, bizim hukukçular da var- herkes diyebilir meselâ şu varken bu niye var diye ama bir hukukçu derse ayıp etmiş olur; “anayasa varken kanun niye var, kanun varken tüzük niye var, tüzük varken yönetmelik niye var?” Gidiyorsun orada paşa paşa okuyorsun, adam çıkmış okuldan, kaynakçı olarak… Bunu söyleyecek İslâm’a karşı kimse de yok! O bakıyor, muhterem hocamızı severiz, o bizi sever biz onu; fikirlerimize saygılıyız falan… Ne onda fikir var, ne onda fikir…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Fikir Ziyafeti – Konferans – 29.11.2014

Dış ilişkiler – Aydınlar

Ve meselâ dış dünyaya gezi oluyor, onlarla ticarî mevzular… Zaten başka bir şey konuşamıyorsun, “aldık, verdik”… Bir başka memleketle alâka kurduk demek illâ ticarî olmaz ki. Tabiî ki kültür bakımından da bağ kurmak lâzım… Aklına geliyor; dört tane zıplayan adam, iki tane gıy gıy… Bu da kültür değiş tokuşu oluyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bizim insanımız şu kadar zaman Batı’dan gelen kitapları gördü, değil mi? Bizim onlara göndereceğimiz kitaplar yerine o kitaplar oraya gitti… İsmini söylemeyeyim, bir politikacı: “Bizim Orta Asya’ya açılmamızdan çekinmeyin, sizin viskinizi de götüreceğiz” diyor. Anlatabiliyor muyum? Yâni bu kadar perişanlık olamaz!

Şimdi, söylediklerimden şöyle bir hadise çıkıyor; aydınların, aydın tabaka olarak belirmesi lâzım… Yâni, aydın tabaka, insanların kendisinden örnek aldığı tabakadır; insanların benzemeye çalışacağı tabaka, aydın tabaka olmalıdır. Bizdeki “aydınlar aristokrasisi” aydın tabaka bizde imtiyazlıdır. Burada imtiyazlı deyince akla hemen parası pulu olanlar gelmesin, aydınlık herkesin kendi çapında katılacağı bir şeydir.

Konferans – 29.11.2014
Kumandan Mirzabeyoğlu

İlericilik – Gericilik Meselesi

Şimdi bizim 70’lerin, 80’lerin nass’ları Sol’du. Şimdi milliyetçisi olsun, Müslüman’ı olsun… Hani toplumcu olmak için kıyıdan köşeden bir şeyler yapar. O zamanın geçer akçesi oydu; orduda olsun, üniversitede olsun, yargıda olsun… Tuhaf birşey, hâlâ da o geleneği devam ettirmeye çalışanlar var. “Ben ilericiyim, sen gericisin”, konuşmaya böyle başlayacağız adamla… Yâni ben burada konuşuyorum “geri” oluyorum, o da “ilerici”ymiş… Yâni bu kadar komik yaftalamalar oluyor. Adam en tepede söyleyecek lâfı yok, kalkıyor diyor ki, “gericiler şöyle yapıyor”… Oğlum ne gericisi? Affedersiniz, özür diliyorum…

Konferans – 29.11.2014
Kumandan Mirzabeyoğlu

Yahudilik – Masonluk – Ucuzculuk

silahlar sustuğu zaman ne konuşacağız demiştim ya, buna dair bir misâl vereyim… Cevat Rıfat Atilhan, bizim kuşak iyi tanır onu; ama şimdiki gençler bilirler mi bilmiyorum. Yahudilik ve masonluk hakkında çok eser vermiştir. Bu işlerin de telkini bakımından, insan tarafından alınması kolay olduğu için de suyu çıkmıştır. Onun üzerinde duracağım. Yahudilik hakkındaki kitapları halkta öyle bir hâle döndü ki, “uyuz ilacı” gibi oldu. “Onu yapma, bunu yapma sakın, masonların oyunudur.” Bir adam ortaya çıktı konuşuyorsa eğer “aman bu bizi olaylara çekmek istiyor” bunun gibi şeyler… Tuhaf bir şey, “onu yapma, bunu yapma, şunu yapma” falan derken, çok sonra Üstad ile olan beraberliğimiz sırasında ben bir takım şeyleri Üstad’a söylerken bu mevzuyu da sıkıştırdım: “Üstadım bu Yahudi oyunudur, o mason oyunudur derken iş öyle bir tuhaf oldu ki, acaba kimse bir şey yapmasın diye bunları da mı Yahudi yayıyor?” Bu ucuzculuk içinde birinin bir kitabı çıkmıştı, Yahudilerle uğraşan birinin… Diyor ki: “Şunu yapınca Yahudi çıkar, bunu yapınca Yahudi çıkar” sonra şirketleri sıralıyor. Yahudi realitesini kim reddedebilir? Mevzu o değil. Sonra kendi düşüncesine ters düşmemek için neticede diyor ki; “önce dünyaya hâkim olalım, sonra Yahudilerle mücadele ederiz”. Anlatabiliyor muyum?

Konferans – 29.11.2014
Kumandan Mirzabeyoglu

Kumandan Mirzabeyoğlu cevap veriyor:
Terörist mi? Fikir Adamı mı?

“Mirzabeyoğlu ezber bozacak, Mirzabeyoğlu’nun gong sesi Haliç’ten duyulacak, 28 Şubat’ın kimine göre mağduru, kimine göre teröristi Salih Mirzabeyoğlu, 16 yıl süren cezaevi hayâtı sonrası bu konferansla geri dönüyor. Haliç Kongre Merkezi’nde 29 Kasım’da düzenlenecek konferansa, Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu, MHP Lideri Bahçeli ve HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın da aralarında olduğu geniş bir yelpazeden konuklar davetli. ‘Mirzabeyoğlu 28 Şubat’ın terör örgütü lideri mi, fikirleri yüzünden tutsak olmuş bir fikir adamı mı?’ sorusuna ilk kez mahkeme salonunda değil, konferans salonunda cevap verecek.”

Hemen cevap vereyim, Salih Mirzabeyoğlu ezber bozan; ama bunu sadece ezber bozmak için değil, insan ve toplum meselelerinin hâllinde bir dünya görüşü sunan, sanıyorum bu yüzden de bilhassa rahatsız edici olandır.

Konferans 29.11.2014

“Dünya’ya biriyle didişmeye gelmedik!”
-Yaşama hakkı – Yaşama görevi-

Şimdi, ben içeride bulunduğum esnada biraz da fikir haysiyetini yaşatmış bir insan olduğum için, belki de fikirci arkadaşlar bu tarafından benle buluştuğu için, -onların yardımlarını gördüm çünkü- onun için bunları da rahatça söyleyebiliyorum, böyle aşağılamak ya da yukarılamak için söylemiyorum. Genel konuşuyorum. Herkes için geçerli olan, sonra daha özeline gideriz. Şimdi bu cümleden olarak müsaade ederseniz, biraz tabiî işi can sıkıntısından kurtarmak lâzım, bilmiyorum bu kadar açık konuşmak doğru mu, dolayısıyla çok da lüzumsuz değil söyleyeceğim şeyler… Hani dedim ya “ben devamlı talep piyasasına kitap sürmedim, arz piyasasını ortaya getirdim”. Hatta bizim içinde bulunduğumuz hareketler sırasında 48-50 yayınevi, gazete toplanıp “bizim bunlarla hiçbir alakamız yok” diye bildiri yayınladılar. İşler tutarına girdikten sonra bu kiminin arka bahçesi oldu, kiminin ticaret metaı oldu falan… Ve tabiî ki hepsinin ortak gömmesi gereken de biz olduk. Fakat bugün o arkadaşlara ben bunu sitem hâlinde söylemiyorum; çünkü yanlıştan dönenin altından köprüler inşâ etmeli… Biz dünyaya birbiriyle didişmeye gelmedik, mevzu bundan ibarettir.

Şimdi, biz diyoruz ya; “yaşama hakkı” falan filan… Biz dünyaya aslında yaşama görevi ile geldik; o hak da o görevden doğuyor.

Kumanda Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.2014

“Her kesimi kendini izaha davet ediyorum!”

Avrupa’daki, zannediyorum, Fransız Talebe Birliği başkanı, bu ayaklanmalar olduğu zaman –bizde de oldu ya, 70’lerde- bunlar olduğu zaman fevkalade bir lâf söylüyor. Diyor ki; “Biz mevcuda inanmıyoruz, memnun da değiliz mevcuttan. Eğer bize derseniz ki yerine ne koyalım, onu da biz bilmiyoruz. Onu bulmak da yönetici olarak sizin göreviniz.” Bu gençlik olayları hakkında benim bulduğum en harika söz budur. “Ne olduğunu bilmiyorum; ama onu bulmak da senin görevin.” Şimdi söyleyeceğimi kendinize, akrabaya, eşe dosta bakarak değerlendirebilirsiniz; psikolojik bir rahatsızlık söz konusu olduğu zaman, umumiyetle onu izah etmesi gereken bir kötü olması gerekir… Hâlbuki böyle yapmakla onu da zora düşürüyorsun, aslında onun böyle bir kötüsü yok da, hâlini anlatamıyor. Tam olarak demesi lâzım ki; “ne bileyim ben bana ne olduğunu” ve çoğu insan “ne bileyim bana ne olduğunu” şeyinde olmadığı için -yani, bir takım karı-koca ilişkilerinden tutun, çoluk çocuk işlerinden tutun, gençliğin bunalımından tutun- bütün bunların içindeki demin söylediğim cümleyle aynı mânâ var. Yâni şunu demek istiyorum; insan ve toplum meselelerinin hâlli babında ortaya tezatsız ve bütün bir fikir ortaya koyma… İnsan meseleleri diyorum, yâni psikolojik bir hâl de insan meselesi değil mi, benim anlatamadığım sıkıntım da insan meselesi değil mi? Yani şimdi bu, o kemirdi, o yedi bilmem ne meselesi değil. Şimdi silahlar sustu, silahlar sustuğu ânda bizim konuşacak bir şeyimiz yok. Bunun olmaması için, bu dediğim kurallar çerçevesinde her kesimi kendini izah etmeye davet ediyorum.

İBDA Mimarı Kumandan Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.2014

Nesillerin ihtiyaç farkı
İzahsız Sanat Müzik Şiir Resim Fikir

Gazeteci arkadaşlara söyledim mi bilmiyorum, çok sık verdiğim bir misâldir. II. Dünya Harbi neslinden bir profesör diyor ki: “Bizim neslimiz için bir tas çorbaydı mutluluk… Fakat oğlum, elinde bir sürü imkân olmasına rağmen bunu şiddetle reddediyor”. Bunu biz kendi çevremizden de, kendi hayatımızdan da fevkalade bir şekilde biliyoruz. Yâni bir takım ihtiyaçlar, bir takım şeyleri fark etmemize mâni olurken; o bir takım şeyleri fark etmemize mâni olduğu gibi, öyle bir mesele olduğunu bile bilmediğimiz şeyleri, bu ihtiyaçlar kalktıktan sonra fark ediyoruz. Meselâ ne derseniz deyin; sanat var, şiir var, müzik var, şu var, bu var vesaire… Bunların hepsi var, bunların hepsi toplumda fonksiyonel bir anlama doğru yürümüyor. Böyle kişi zevkleri gibi, başı-sonu belli olmayan veyahut kendini izah edemeyen… Özellikle ressam arkadaşlar olabilir aranızda, onlar için söylüyorum; şimdi meselâ Batı’dan gelmiş bir takım ekollerin terimlerini söylüyorsun, burada karşılığı yok onların… Şu resme nasıl bakmam gerektiğine dair, senin sanatına dair düşünce içinde bir şeyler vermen lâzım. Yani, bu resim sadece bir resim değil; bu resim, bende buna bakabilmek için bir fikir mevzuu olması lazım.

Kumandan Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.2014

Keramet Tasavvuf Şamanlık
Teknoloji Zihin Kontrolü Ruhçuluk

İslâm’da “istidraç” denilen, yani İslâm istidraç adını takmıştır, sahte kerametler vardır. Şaman, bilmiyorum ilgilenen var mı? Psikolojinin daha derin bir buudu olarak kendini empoze etmiştir, ilgi çekmiştir. Castaneda biliyorsunuz bir nesli, özellikle 60-70 neslini besleyen Castaneda, “Don Juan’ın Tütünü” vesaire şeyleri ondan sonra bunlar hippi kuşağının da başucu kitaplarından olmuştur. Bunları biliyorsunuzdur yahut bilenler artık anlatır. Şimdi burada tek tek ayrıntısına giremem de, misâllerle atlamak zorundayım.

Şimdi ben burada şu bardağa şöyle yapıyorum, kaldırıyorum. Bu bir keramet. Aynı şeyi burada İslâm dışı biri yapıyor. Peki buna “keramet” diyorsun, buna niye “istidraç” diyorsun, yâni “sahte keramet” diyorsun? Şimdi mevzu şundan ibarettir; kerametin sonraya verecek cevabı vardır, sonrası olan bir şeydir. Bu kendi kendinde biten bir şeydir. Bunu biraz sonra konuşacağız.

Şimdi bu teknolojinin gelişmesi için de -biliyorsunuz bizim Büyük Doğu “İdeolocya Örgüsü”nde bunları anlatır- I. ve II. Dünya Savaşları teknolojiye bir ruh aramak için yapılan savaşlardır. Bir izah getirmek için. Olmadı filân. Şimdi böyle mücerret fikirlere girmeden pratiğe girelim. Teknoloji, meselâ “uzaktan haber alma” diyelim. Yâni bir insanın bünyesi müsait, özellikle şamanlarda falan da bu tip şeyleri görüyorsunuz; uzaktan haber verme, bir insanın meselâ aklından geçeni anlayabilme, duyabilme vesaire falan gibi şeyler… Şimdi, bunun yerini teknoloji almıştır; şamanlıktaki hadiselerin ve İslâm’deki o küçük keramet denilen hadiselerin yerini almıştır. “Zihin kontrolü” diyoruz… Ben, zihin kontrolcüleriyle cep telefonundan daha pratik, daha net ve daha çok çeşitleri olan bir şekilde görüşüyorum. Sesi oradan veriyor, buradan veriyor, belki çoğunuz bunu bilmezsiniz; beynin içine veriyor, vücudumu o sese göre hazırlayabiliyor, algımı hazırlayabiliyor, vücut algımı hazırlayabiliyor ki sesini tesirli yapmak üzere falan… Bunları şunun için söylüyorum; bugün teknoloji o tip şeyleri kaldırmıştır, bunları kaldırmıştır. Fakat burada İslâm için bir şans doğuyor… Eskiden, şamanlık ile İslâm tasavvufunu birbirine karıştırırlardı. İlkel kavimlerde örneklerini gördüklerinde şaşırırlardı; “bunlar da bize benziyor” gibi… Bugün teknoloji bunu kaldırmıştır. Bu, teknolojinin zaferi gibi empoze edilmeye çalışılırken; fakat başka bir şey ortaya çıkıyor; ruhun intikamı ortaya çıkıyor ve gerçek ruhçuluğa yer açılmış oluyor. Yâni sahteyi teknoloji kaldırdı, gerçek ruhçulara da yol açıldı; “buyurun, ne yapacaksanız gösterin” tarzında…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.14

Müessese Teknoloji Ahlak Fikir Felsefe
Fizik İlim Uzmanlık Dünya Görüşü

Artık beylik, bunu herkes biliyor; dünyada müesseseleşme olmuyor. Teknolojinin geliştiği sürat içinde örf olmuyor, âdet olmuyor, ahlâk olmuyor ve fikir de doğrudan doğruya teknoloji üzerinden işliyor. Baştan şöyle koyalım; yâni ahlâk oluşmuyor, ki ahlâk müesseselerin daha lâtif şeklidir, sonra yaptırım hâline getirirsin müesseseler oluşur. Eşya ve hâdiseler karşısında ruhun “nasıl” tavrına karşı, akıl “niçin”lerle yaklaşır ve fikir meydana gelir. Fikrin içine işlemiş işletici sıfat ahlâktır ki, kendisinden doğduğu fikri ileriye doğru zuhur ettirir. Bir de şöyle bir hâdise söyleyeyim; bunlar tabiî pratik şeyler olduğu için söylüyorum. Burada felsefe vardır, burada bu felsefenin doğrulayıcısı, yâni bundan pay almış olan bir ilim vardır. Sonra da bu ilmin bildiğimiz teknolojiye ayrılan bir tarafı vardır. Fakat şimdi dünyadaki seyir şöyle; uzmanlık bütünlüğün aleyhine işliyor. Kuvantum fiziğinde de böyle. Kuvantum fiziği derken böyle bir dekor eşyası gibi “kuvantum’dan da bahsediyor” filân gibi bir numara içinde zannetmeyin diye söylüyorum. Fizik veya sadece fizik değil, tıp, kimya bilmem ne… Bu ilimlerin her birinin neticede kendilerinin fikre sarktığı bir yer vardır. Kendilerinin fikre sarktığı yerdir ki, sonradan ilim onu doğrulayacak veya yanlışlayacaktır. Bu mânâda söylüyorum. Şimdi teknoloji bir mevzu. Diyelim uzmanlığa giriyorsun, uzmanlığa girdikten sonra o uzmanlıkta derinleştiğin nokta bu bütüne uymuyor. Bütüne uymadığı gibi kendine uygun ya müphem bir bütünlük yapıyor yahut da kendini bütün addediyor. Şimdi tabiî bunun karşılığı olarak da mesele uzmanlaşma olmasın demek değil. Şimdi uzmanlaşmanın, bütünlüğün aleyhine işlemesinin sebebi doğrudan doğruya bunların hepsini pençesine alıcı bir fikrî izah olmamasından dolayıdır, bir dünya görüşü olmamasından dolayıdır.

Kumandan Salih Mirzabeyoglu
Konferans 29.11.14

İnsan ve Toplum meselelerinin hâlli davasında
bir küll fikrin olması lazım..

Adaletin meşru müdafaa karşılığı olan bir anlamı var: “dad”. Dad, hâlihazırda size karşı mevcut olan bir şeyi defetmek, belâyı defetmek… Şimdi, siz bana saldırıyorsunuz, ben de size mukavemet ediyorum. Bu benim mukavemetimde meşru müdafaa bulunduğu için bu, adalete uygundur. Karşılıklı taraflar kendilerini haklı görürler, haksız görürler bu ayrı mesele… Neticede çatışılıyor, ortada böyle bir durum var. Şimdi gelelim çatışmayanlara; çatışmayanlar ne yapıyor? Fikirde derinliğine doğru diyorum, yâni kâinatı bir bütün olarak izah edeceksin veya izah edilemezliğini izah edeceksin, ondan sonra bunun toplamı ve sonra insana tatbik edilebilir şeyleri söyleyeceksin… Yâni, insan ve toplum meselelerinin hâlli davasında bir küll fikrin olması lâzım… Buna dâir ölçülerin olduğu yerde her kesim için kendisine göre tekamül edilecek taraf belirtilmiş demektir. Ondan sonra da mevzu şuradadır; şu fikirlerden hangisi doğru? Bunların bir karşılaşması olacak… Şimdi gayet seviyesiz; o yedi, o aldı, o kaçtı falan… Bütün bunlar olmasa bir sürü adamın konuşacak lâfı da yok gibi bir ortam… Biz burada herkese diyoruz ki; kendinizi bütün insanlığa gösterebilir, tavsiye edebilir bir fikrinizin olmadığı yerde zaten o fikir, fikir değildir.

Konferans 29112014
Kumandan Salih Mirzabeyoglu

Radikal – Fikir Haysiyeti

“Radikal Müslüman” dediğin, her meseleye kendi zaviyesinden fikrî çözüm getirebiliyor ise bunun sadece bu yüzden haysiyeti vardır; benim aynı Marksizm’e verdiğim gibi… Ben, Marksizm’e fikri derinliğinden dolayı değer vermiyorum dikkat edin! Her meseleyi kendine göre çözme gayretinden ve iddiasından dolayı… Dikkat ediyor musunuz? Hâlbuki bugün bizde “radikal”, küfür gibi kullanılıyor. Radikal, sonra ılımlı vesaire… Şimdi siz bana yarım Marksist diyebiliyor musunuz? Yâni, yarım Marksist olur mu? Yarım Müslüman olur mu? Şimdi bir fikir, fikirdir; bütün olarak benimsersin veya benimsemezsin.

Kumandan Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.2014

İdeolocya – Fert Toplum – Düşünce

Hangi düşünceye mensub olursa olsun, insandan çıkmış olan her şeyin muhakkak insanı ilgilendiren bir tarafı var.. Bütün dünyaya sunulabilir, bütün insanlığa sunulabilir bir ideolocyan yoksa –bütün dünya derken bütün insanlığı kastettiğimi anladınız- bir de her ferde tek tek sunulabilir bir ideolocyan yoksa senin fikrinin fikir haysiyeti yoktur. Şimdi neticede herkes fikrini kâinat muhasebesi içinde, kâinatı bir bütün olarak izah içinde, onun için de kendisinin gayet tabiî ferdî ve toplum olarak yaptığı izah içinde her meselenin kendine mahsus problemlerini getirdiği düşünce ile çözebilecek, önce düşünceyle çözebilecek biri…

Kumandan Mirzabeyoğlu
Konferans 29.11.2014

Büyük Doğu İBDA

Burada Büyük Doğu diye bir şey var; Büyük Doğu külliyâtı var, dünya çapında iddiası olan bir şey var ve bu memleketten çıkmış tek orijinal fikirdir bu. Şimdi, adam bunu bırakıyor, birilerinin peşine takılarak hani, “İslâm bu” demeye getiriyor…

Şimdiye kadar Necip Fazıl niye oturup da eleştirilmemiştir, bugüne kadar konuşulmamıştır? Tabiî Necip Fazıl derken sakın aklınıza Necip Fazıl’ın arkasına saklanıyorum gibi bir mânâ gelmesin. Ben burada “Yürüyen Büyük Doğu” olarak, burada “Yürüyen Büyük Doğu” olarak kendi İBDA fikriyatımı da katarak söylüyorum bunu.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
29.11.2014 Konferans

Konferans – Kumandan Mirzabeyoglu / İBDA
Konferans’dan kesit

“Aslı saklıyor delil,
sesin sözden bir başka;
bahanede sarhoş dil,
hizmet ederken aşka”

“Adam tanımak, surat tanımak değildir.”

Yakınlığın bir kıymeti var, zaafı da var; uzaklığın da bir kıymeti var, bir de zaafı var…

“bendeki sen” ve “sendeki ben” meselesinde bir nisbet sahibi olunuz. Yâni, kurusıkı şuna bağlılık değil; neyi değerlendirirsen, o sende tezatsız bir bütünlük göstersin. Yâni, lafın bir yerinden kapıp da bizzat lafın nereye gittiğini bilmez durumda olunmaması için söylüyorum…

İmâm-ı Azam Hazretleri de diyor ki; “söz, kalbten geldiği zaman kalbe tesir eder.” Bu mânâda, hangi davadan olursan ol, dikkatinizi çekiyorum, hangi davadan olursan ol ileriye doğru kendini derin derin izah etmeye bak! Kendini derin derin izah etmeye bak; yoksa başladığın yerlerde “sen şunu yedin, sen bunu yedin, o yedi de, bu yemedi de, o onu tuttu da peki bu onu tutmadı mı” falan gibi demagojilerle bir yere varılmaz.

Fon Müzik: Tchaikovsky: Swan Lake

ADIMLAR Avrupa

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>