mustafa-fisenkci-ile-hac-sohbeti-3

Mustafa Fişenkçi ile Hac Sohbeti -3-

Sayın Fişenkçi, tekrar hoş geldiniz. Bugün sohbetimize kaldığımızdan yerden devam etmek istiyoruz. Yine Aytekin gönüldaşımızın evindeyiz, bize evini açtığı ve bu imkânı verdiği için kendisine teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Son sohbetlerimizde bizi nâfile umreden ve ibâdetler ile ilgili bilgilendirdiniz. Peki, Hac mevsimi dolayısıyla, bize Haccın kendisi ile alâkalı bilgileri ve sizin Hac dönemiz ile alâkalı süreci anlatabilir misiniz?

Ben de yine Aytekin gönüldaşımıza bize evini açtığı için teşekkür ederim.

Sohbetimize başlamadan önce benim çok iyi bir şekilde faydalandığım, beraberce gitmiş olduğum kafile tarafından neşredilen bu “Hac ve Umre Rehberi”ni tavsiye ederim. Buna hâkim olan herkes Hac ve Umre vazifelerini bihâkken yerine getirebilir. Çünkü çok sade, çok iyi anlaşabilen ve her terimin açıklaması bulunan bir rehber… Dolayısıyla zaman zaman ben de sohbet esnasında bu rehbere müracaat edeceğim ki herhangi bir yanlış ifadede bulunmuş olmayayım.

Üç çeşit Hac var.

1 – Hacc-ı ifrad

2 – Hacc-ı temettü

3 – Hacc-ı kıran

Hacc-ı ifrad, hac mevsiminde umreyi yapmadan yapılan hacdır. Hacc-ı temettü ise hem umre hem hac vazifesini yapmaktır. Mescid-i haram bölgesine ihrâm ile girildikten sonra bayram günü traş olana, yâni tüm hac vazilerini yerine getirene kadar devamlı ihrâmda kalınana ise Hacc-ı kıran deniliyor.

Hac vazifesine başlamadan önce sünnet gereği gûsül abdesti alınır, ardından ihrâma girilir ve niyet edilir. Biz otelde olduğumuz için Haram bölgesinde bulunuyorduk. Dolayısıyla Arafata geçtikten sonra Haram bölgesi dışına çıkmış olduk ve niyetimizi yaptık. Biz Temettü haccına niyet etmiştik. “Yarâbbim niyet ettim temettü hac vazifesini yapmaya. Bize kolay kıl ve kabul et” diye. Bu şekilde Zilhicce Ayı’nın sekizinci günü hac vazifesi başlar. Sabah namazından önce ihrâma girip ihrâm namazını da kıldıktan sonra Minâ’ya doğru yola çıkılır, çünkü sünnet gereği Zilhicce’nin sekizinci günü Minâ’da beş vakit namaz kılınması gerekiyor.

Onun için erkenden yola çıkılıyor?

Sabah erkenden gidiliyor, tâ yatsı namazına kadar. Yatsı namazından sonra diğer bir sabah namazına kadarki süre içerisinde Arafat’a doğru yola çıkılıyor. Ve arefe günü sabah namazından itibaren Arafat’ta olmak gerekiyor.

Burada kısa bir ara vermek istiyorum. Biz Minâ’ya gitmeden önce vâzifeli olarak kâfilemizden elli-altmış kişi ile direk Arafat’a gittik.

Bunun sebebi neydi?

Daha önce bize anlatılanlara göre, Hac Bakanlığı her kâfileye ayrı ayrı çadırlar veriyor. Kimine klimalı büyük, kimine de derme çatma çadırlar düşüyor. Bazı hac vazifesini yapmaya gelen küçük gruplar çadırlara girip bir nevi işgâl ediyor ve çadır sahibi kâfileler gelince de münâkaşalar oluyormuş. Ama Haccın şartlarından birisi de ihrâmlıyken kavga etmemek! Dolayısıyla bunu engellemek üzere ve görevli olarak daha önceden gidip çadırlarımıza yerleştik ve dışarıdan girmek isteyenlere tatlı bir dil ile burası bize aittir, lütfen başka yerlere gidiniz dedik. Tâ ki bizim grup gelene kadar. Orada bir nevi nöbet tutmuş olduk. Bu da ayriyeten bir ibâdet olmuş oldu bizim için.

Haccın farz olan şartlarından bir tanesi de Arafat’ta bir ân olsa da Vakfe’ye durmaktır. Bu nedir? Yâni bir ân dahi olsa Arafat’ta, o mekânda bulunmak ve Allah’a niyâz etmek. Farz olan bu… Tâbi bunu bütün güne de yayabilirsiniz ki yapılması gereken şey o. Malûm biz insanlar olarak günahlarımız çok ve ne kadar Allah’a yalvarsak azdır.

Dolayısıyla bir gün, yâni akşama kadar Arafat’ta geçirilir.

Ben de mensubu olduğum cemaat ile orada bulunduğumuz sürece Vakfe görevini, ve Vakfe duasını yaptık, namazlarımızı kıldık, Allaha yakardık.

Bu arada Arafat’ı şöyle bir izâh etmeye çalışayım. Yâni benim de daha önceden fazla bilgim olmadığı için, hep öyle zannederdim. Hani televizyonlarda görüyoruz, işte bir dağ var, dağın tepesine de bir işaret konulmuş, bir direk. Arafat orasıymış diye bir bilgiye sahiptim. Fakat hocalarımızın da bize izâh ettiği şekliyle oraya gidince gördük. Cebrail vasıtası ile Peygamber s.a.v Efendimiz’e Arafat’ın sınırları işâretlenmiştir. Daha doğrusu sadece Arafat değil, Haram, Mikat, Minâ, Müzdelife’nin sınırları hep Cebrail a.s. tarafından gösterilmiş ve işâretlenmiş. Dolayısıyla orada bir tepe var ve o tepe sadece elli altmış metre yüksekliğindedir. Ama onun haricinde yer çok geniş alana yayılan bir düzlüktür. Milyonlar oraya sığıyor, ona göre düşünebilir ve tasavvur edebilirsiniz. Yâni ille de o tepeye çıkmak değil Arafat’a çıkmanın mânâsı. Arafat’ın sınırları içerisinde bulunmak ve orada Allah’a niyâz etmek. Bir ân olsa bile orada bulunmak. Bunu yerine getirmiş olduğunuz zaman farz vazifesini yerine getirmiş oluyorsunuz.

Arafat’ta bir ân bile durmanın öneminden bahsettiniz. Sizce bunun sebebleri ne olabilir?

Allahın farzı. Yâni Allah emrettiği için. Hac vazifesini o şekilde yerine getirmek icâb ediyor. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in de sünnetidir bir ânlık Arafat’ta bulunmak. Bunun en büyük özelliklerinden bir tanesi, malûmunuz Hz. Adem a.s ile Hz. Havva a.s. annemiz Cennet’ten yeryüzüne indirilirken, Hz. Adem a.s. Sri Lanka’ya, Hz. Havva a.s. ise Cidde’ye iniyor. Bir rivâyete göre yüz sene, bir diğer rivâyete göre üç yüz sene bir araya gelemiyorlar. Tâ ki Zilhicce’nin dokuzuncu günü, yâni arefe günü Arafat’ta buluşuyorlar. Ve orada beraber Allaha niyâz edip tövbede bulunuyorlar. Dolayısıyla Hz. Adem’den a.s. günümüze kadar gelen Allah’a niyâz ve Allah’tan af dileme yeri ve merkezi olarak da diyebiliriz. Arafat’ın böyle bir mânâsı var. Ve Arafat’ta vakfeye durma, bir ân durma mânâsını da bu şekilde izâh edebiliriz. Devam edecek olursak, orada bol bol niyâz ettik. En makbul olan ibâdetlerden birisi. Namazınızı zaten kılıyorsunuz. Ama en çok niyâzda bulunmak, Allah’a yalvarmak, Allah’tan af dilemek… Bir hadis de var bununla ilgili ama şimdi yanlış olmasın diye ifâde etmek istemiyorum, meâlen şöyle anlatmaya çalışayım; Allah Resûlü buyuruyor ki, “Arafat’ta acaba ben affoldum mu diye kimse şüphede bulunmasın.” Mutlaka affolunur mânâsına, oradaki hocalar bize okumuşlardı bunu. Ama dediğim gibi yanlış olmasın diye tam dile getiremedim. Bu mihvâl üzerine Arafat’ın önemini arz etmek adına. Hatta Ali Osman Zor kardeşimiz ile daha önce yapmış olduğumuz sohbette bunu dile getirdiğimde, “Siz sıfır kilometre insanlarsınız” diye bir ifâde kullanmıştı. Gerçekten mânâ itibâriyle bütün günahlarınızdan arınmış olarak Arafat’tan ayrılıyorsunuz. Allah kabul etsin. Arafat’taki vazifelerimiz bunlardan ibaret. Yalnız şöyle bir şey var, arefe günü öğle ile ikindi namazı ve akşam ile yatsı namazı cem edilir. Bu öğle ve ikindi namazı Arafat’ta kılınır. Arafat’ta kılındıktan sonra akşam vaktinden sonra Müzdelife’ye hareket edilir. Burada kısa izâhda bulunmak istiyorum, daha önce bahsettiğim gibi Hac Bakanlığı’nın organizasyonu ile alâkalı bir mevzu. Her kâfileye ayrı ayrı numaralar veriliyor ve bu kâfilelere de “Mektep” deniliyor. Bizimkisi ise 24 numaralı mektepti. Dolayısıyla Arafat’tan Müzdelife’ye geçişler otobüslerle gerçekleşiyor. Bunu hiçbir kâfile kendisi ayarlayamıyor, yâni biz şu saatte hazırlanıp gidelim diye bir durum yok. Akşam vakti girdikten sonra herkes hazır vaziyette bekliyor. Ne zaman Hac Bakanlığı sizi sıraya koymuş ise o saatte Müzdelife’ye geçiyorsunuz. Yâni akşam vaktinden yarım saat sonra da hareket edebiliyorsunuz, gece saat bir gibi de.

Peki, bu bilgi nasıl aktarılıyor kâfilelere?

Biz hazır olarak bekliyoruz. Ne zaman çadırların önüne numaralı otobüsler yanaştığı zaman anlıyoruz ki bizim için geldi. Zaten kâfile başkanları bizi yönlendirdiler ve onların tâlimatı ile hazırlandık, sıraya girdik ve otobüse bindik. O şekilde hareket ediliyor. Müzdelife’ye aşağı yukarı akşam vaktinden iki saat sonra hareket ettik. Müzdelife’ye gelindiğinde Hac Bakanlığı’nın ayarladığı her hangi bir yer yok. Yâni bölge olarak bir yer gösteriliyor ama çadır yok. Müzdelife tamamen açık bir alan. Dağlık, taşlık, düz olan yeri de var, tümsek olan yeri de var. Bütün hacıların yine bir arada olduğu ama iç içe olduğu bir yer. Arafat’ta ayrı ayrı çadırlardan dolayı direk birbirinizi göremiyordunuz ama orada bütün insanlar, bütün hacı adayları iç içeler. Yâni kim nerede yer buluyorsa oraya yerleşiyor. Bizim kâfileye de bir yer ayarlamışlar, hemen oraya yönlendirdiler. Müzdelife’de bir gece kalınıyor. Dediğim gibi akşam ve yatsı namazları da burada cem ediliyor. Ve daha sonra yapacağımız vazifeler içerisinde bulunan şeytan taşlama için taşları da Müzdelife’de topluyorsunuz. Yâni en azından ilk büyük şeytana atılacak yedi tane taşın burada toplanması sünnet. Diğerlerini başka yerlerde veya Kâbe etrafında da toplayabiliyorsunuz, çünkü ikinci ve üçüncü gün taşlama devam edeceği için. Veyahut toplamda toplanması gereken 49 taşın hepsini burada toplayabilirsiniz. Ama sünnet olan en azından yedi tanesini Müzdelife’de toplamak. Ben şahsen hepsini orada toplamış oldum. Toplanan taşların yıkanması lâzım. Yıkadık ve bir pet şişe içerisinde yanımıza aldık. Sabah namazından önce yine sünnet olan Müzdelife vakfesi var. Ve orada tekrar vakfeye durup Allah’a niyâzlarda bulunduk, dualar ettik. Ardından sabah namazımızı kıldık ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek telbiyeler ile, yâni “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-nimete leke ve’lmülke la şerike leke” (Hizmetine geldim. Ey Allah’ım! Hizmetine geldim. Senin ortağın yoktur, hizmetine geldim. Hamd ve nimet senindir. Mülk senindir, ortağın yoktur) nidâlarıyla Minâ’ya doğru yürümeye başladık. Yol boyunca da devamlı telbiyeler, tekbirler ve salâvatlar getirerek Minâ’ya kadar yürüdük.

Bu yürüyüş ne kadar sürüyor veya aradaki mesafe ne kadar?

Tam bir bilgi sahibi değilim ama Müzdelife ve Minâ arası yaklaşık 6 kilometrelik bir mesafe.

Ve yürüyorsunuz bunu?

Yâni mesafe olarak öyle ama bizim yürüyüşümüz biraz daha fazla oldu, yaklaşık sekiz dokuz kilometreye vardı. Hac vazifesine başlamadan önce otobüslerle Müzdelife’ye ve Minâ’ya gitmiştik ve bu mesafelerin daha kısa olduğunu görmüştük. Ancak Hac Bakanlığı, önceden yaşanan ölüm sebeblerinden dolayı bazı tüneller açmış ve bazı yolları genişletmiş. Böylece yol uzuyor ama daha güvenli oluyor. Yâni aslında iki veya üç kilometre daha kısaymış bu yol ama  dediğim gibi güvenlik açısından, bu tünellerin içerisinden üç tane binâ şekliyle olan Şeytan Taşlama bölümlerine direk ulaşılabiliyor. Bayramın birinci günü büyük şeytanı taşlamak için Şeytan Taşlama’ya geliniyor. Bilmiyorum Şeytan Taşlama’yla ilgili mevzuu daha önce anlatmış mıydım, neden şeytan taşlanıyor diye?

Hayır anlatmadınız.

Malûmunuz üzere, Allah’ın emri ile Hz. İbrâhim a.s. Hz. İsmâil’i kurban etmek için yola çıkıyor. Yol esnasında tam bu şeytan taşlama olan bölgede Şeytan Hz. İsmâil’e a.s. görünüyor ve “baban seni kurban etmeye, kesmeye götürüyor, sakın ona aldanma ve inanma” diyor. O arada Hz. İsmâil a.s. yerden bir taş alıp şeytana fırlatıyor ve bir gözünü kör ediyor. Yâni şeytanın bir gözü kördür.

Yâni bu taşı Hz. İbrâhim’in oğlu Hz. İsmâil atıyor.

Evet. İlk taş atılma yeri de sembolik olarak Büyük Şeytan’ın olduğu mekân orası. Daha sonra Hz. İbrâhim’e de a.s. görünüyor. Diğer Küçük ve Orta olan Şeytan Taşlama bölümlerinde de Hz. İbrâhim’e a.s. görünüyor, orada da kendisi taşlıyor Şeytan’ı. Oraya gelindiği zaman, yine yanlış olmasın diye müsaadenizle rehberime bakmak istiyorum… Evet, Büyük Şeytan’ın önüne geldiğimiz vakit Müzdelife’de toplamış olduğumuz taşlardan yedi tanesini çıkarıp sol elimize alıyoruz, sağ elimizle de bir tanesini gösterdiğim şekilde (baş ve işaret parmakları arasında) tutarak atıyoruz. Atarken “Bismillahi, Allâhu Ekber, rağmen liş-şeytâni ve hizbihî” (Allahın adı ile, Allah büyüktür, Şeytan ve tayfasını kastederek taş atıyorum) denilerek atılıyor. Yedisi de bu şekilde atılıyor ve şeytan taşlama vazifesi bitmiş oluyor. Bunu seri halde yapmak gerekiyor çünkü arkadan akın akın hacı adayları geliyor. Vazifesini bitiren devam ediyor. Büyük Şeytan taşlandıktan sonra Küçük ve Orta Şeytan bayramın ikinci ve üçüncü günü taşlanır. Sünnet gereği bu şekilde vazifelendirilmiş. Bayramın ikinci ve üçüncü günü de şeytan taşlanacağı için hacılar tekrardan o mevkie gidip gelmemeleri için Minâ’da çadırlar mevcut ve kaldıkları otel veya nerede kalıyorlarsa, Minâ’ya uzaksa, güvenlik açısından hacılar orada geceliyorlar. Dolayısıyla Minâ’da kalacak hacılar taşlarını atıp çadırlarına dönüyorlar. Bizim kâfile olarak en büyük avantajımız Şeytan Taşlama ile kaldığımız otelin arasının sadece beş yüz metre olmasıydı. Böylelikle taşımızı attıktan sonra otelimize geri döndük. Şunu da izâh edeyim, o kalabalıkta başlıyorsunuz grup grup çıkmaya ama otele varış grup olarak olmuyor. Çünkü maşeri bir kalabalık ve gruplar, insanlar birbirini kaybedebiliyor. Ben şahsen otele vardığımda tektim. Yâni diğer arkadaşları kaybettik, kimi önde gitti kimi arkada gitti. Benimkisi daha bir farklıydı. Bazı hacı arkadaşlar tamamen yolu kaybetmiş ve otelin çok çok uzağına gitmişlerdi. Ben gittim onları buldum ve aldım getirdim. Böyle de ayrı bir görev yapmış olduk. Velhasıl otele geldiğimizde kâfile başkanlarımız herkese tek tek ve isim isim şeytan taşlayıp taşlamadığımızı soruyor. Çünkü şeytan taşlanmadıysa eğer kurbanı kesemiyorsunuz. Kurbanı kesemediğiniz içinde traş olup ihrâmdan çıkamıyorsunuz. Bunların hepsi sırayla olması gerekiyor. Yani önce şeytan taşlanıyor, daha sonra kurban kesiliyor, ardından traş olunuyor ve ihrâmdan çıkılıyor. Tâbi hac vazifesinin tamamlanması için vâcip olan Hac Tavafı yapılıyor ve Say yapılıyor, yâni Safa ve Merve arasında yedi defa gidip gelmek gerekiyor. Bunlarıda yaptığınız zaman hac vazifesi tamamlanmış oluyor.

Şurayı merak ettim. Otele geri döndükten sonra direk tavafa geçiyorsunuz?

Konumla alâkalı bir durum. Mâlum geceden yola çıkıyorsunuz veya sabah namazından itibaren. Yâni benim otele gelme saatim aşağı yukarı şöyle gece on iki civarlarını buldu. Dolayısıyla o zaman zarfı içerisinde vücud bir bitkin ve yorgun düşüyor. Dinç olan insanlar direk olarak Kâbe’ye giderler, orada Tavaf’ını ve Say’ını yaparak vazifesini bitirebilirler de. Aynı zamanda Zilhicce’nin onuncu, on birinci ve on ikinci gününde, yâni bayramın ilk üç gününde de Tavaf ve Saylarını yapabilirler. Ama bu üç gün içerisinde yapılması mecbur gerekiyor, yoksa Haccı tamamlanmamış sayılıyor. Çünkü vâcip olan bir görev olduğu için. Tam bir bilgim yok yanlışlık olmasın ama dördüncü günü yaparsa herhalde bir kurban kesmesi icâp ediyor diye biliyorum.

Demin kurban kesmeden de bahsettiniz. Netice itibariyle Hac ibâdeti Kurban Bayramı’na denk gelen bir ibâdet. Burada kurbanlar nasıl kesiliyor? Hani dediniz ya işte kurban haberi geliyor gibi bir durum var. Bu kurbanlar nerde kesiliyor, sizin o anda bulunduğunuz mekânda mı? Bu gibi bilgileri bize aktarabilir misiniz?

Biraz önce de bahsettiğim gibi biz kâfile başkanlarına Şeytan’ı taşladığımızı bildirdikten sonra kurban kesme ile görevli arkadaşlara ismimizi zikrediyor. Daha önce Arafat’tayken bu arkadaşlara kurbanımızı kesin diye vekâlet vermiştik. Bu arkadaşlarımız isimleri gelen hacı adaylarının kurbanlarını kesmeye başlıyor. Yâni biz kurbanların nerede kesildiğini görmüyoruz. Mevcut mezbahalarda gerçekleşiyor. Kurbanlar kesildikten sonra bu sefer bize haber geliyor kurbanlarınız kesilmiştir diye, ardından otelde birbirimizi traş edip ihrâmdan çıkmış olduk.

İhrâmdan çıktıktan sonra da tavaf meselesi var.

Evet, vâcip olan Hac Tavafı’nı ve Safa ile Merve arasında gidip gelip Say yapıyorsunuz. Bunu da bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleri yapabiliyorsunuz. Dördüncü güne aksarsa bildiğim kadarıyla kurban kesmeniz gerekiyor. Ve bu vazifeleri yerine getirdiğinizden itibaren hac vazifesi bitmiş oluyor.

Tavafı ve sayı gerçekleştirdikten sonra tekrar bir tavaf namazı kılınıp zemzem suyu içiliyor mu?

Elbette, daha önce anlattığım umre şartlarının aynısı bunlarda da gerekiyor. Tavaf bittikten sonra Tavaf Namazı’nı kılıyorsunuz, Zemzem suyu içiyorsunuz ve ondan sonra Say yapıyorsunuz. Say’ı da bitirdikten sonra vazife tamamlanmış oluyor.

Ve Hacı oluyorsunuz?

Ve Hacı oluyoruz, evet.

Allah hacılığınızı mübarek etsin.

Allah razı olsun. Son olarak, Medine’ye geçmeden önce biz bir hafta kadar daha Mekke’de kaldık. Bu zaman zarfı içerisinde yine bol bol tavaf yapabilirsiniz, yeniden ihrâma girip nâfile umreler yapabilirsiniz. Ki Allah bize bu imkânı verdi şükürler olsun ve hem kendimiz hem de sevdiklerimiz, gönüldaşlarımız için umre yapmak nâsip oldu. En son olarak da Veda Tavafı yapılır. Veda Tavafı yapılır ve Kâbe’ye veda edilerek Medine’nin yoluna doğru yola çıkılır. Bunu da Mekke’deki son günümüzde gittik Veda Tavafımızı yaptık, Allah’a, tekrardan kavuşturması duasıyla Kâbe’ye veda ettik.

Peki, bu süre içerisinde tekrar Güven Bey ile görüştünüz mü, beraber miydiniz?

Elbette, Hac vazifesini yaptığımız zaman zarfının haricinde, çünkü onların kâfilesi ve geldikleri cemaat başkaydı, devamlı ve hemen hemen her tavafta, her ibâdetlerde biz beraberdik. Allah kabul etsin ve bize tekrarını nâsip etsin. Allah gitmeyenlere de nâsip etsin. Çok güzel bir duygu, çok güzel bir yaşam, öyle diyeyim. Yâni bende bile yeniden gitmek ve bir umre yapmak arzusu doğdu. Allah nâsip ederse bir Umre yapmaya niyetim var.

Tekrardan çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Yüreğinize ve dilinize sağlık… Tabiî sohbetimize devam etmek istiyoruz, çünkü daha bir Medine meselesi var. Ve Medine hakkında görüşlerinizi, düşüncelerinizi ve yaşadıklarınızı almak, Medine’yi de sizden dinlemek istiyoruz müsaadenizle.

Allah nâsip ederse,  inşallah seve seve bildiklerimi ve yaşadıklarımı sizlere aktarmak isterim. Bana da bu imkânı verdiğiniz için ben sizlere teşekkür ederim.

Nihan ÖZTÜRK

Orjinal Röportaj: http://www.adimlardergisi.com/mustafa-fisenkci-ile-hac-sohbeti-3/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>