olum-odasi-b-yedi-287-salih-mirzabeyoglu

ÖLÜM ODASI -B YEDİ- (287) SALİH MİRZABEYOĞLU

TABİRCİ

(ALBAY SABRİ BEY)

LEVHA: 31 Aralık 1983… Mustafa… Seyyid… Nur… Böyle bir isim görüyorum; Üstadım ona, DİYARBAKIR’a mektub yazmış… Mektub diye eski BÜYÜK Doğu’ları okuyorum… Mektub, “burada seni imâ ediyor!” diye benden bahisle geçerken, bunu Büyük Doğu’dan takib ediyorum… Garib bir hâl: Okurken, okumuyormuşum ve bende mevcut olanın yansıması gibi bir şey… Üstadım, torununu o isme ısmarlamış!

*

AMİD-Diyarbakır’ın önceki ismi: 1044: DERVİŞ MUHAMMED-442 mührü… İbranice, NAVŞO TRAF-Tabut çalma. (Tabut: Kova): 44: DLO-Süryanice, “Kova”. (Levha: 3 Mayıs 1985… Üstadım’ın yanında rahmetli Muhib Işıklar… Üstadım’ın dizine dokunarak, “Nuru kalbinden kovayla çek!” diyor)… ALBAY: 44: HİKÂYE-Olmuş bir hâdiseyi anlatmak. Anlatmak… Arabça, AMÎD-Albay: 94: İDÎ-Bayramla alâkalı. (Bayram: 254: Mürid)… AZÎZ-İzzetli. Sevgili. Dost. Şerif. Nadir. Sireti temiz. Allah’ın “Herşeye galib” mânâsında 99 güzel isminden biri. (Zı harfi, Allah’ın Azîz ismi, Madenler mertebesi): 94: MAHKUK-Hakkedilmiş. Sert bir şey üzerine sert bir kalemle yazılmış. “Mühür”… Arabça, AKÎD-Albay: 184: ABDÜLHAKÎM… KANDAL-Büyük başlı. “Üstadım’ın Bahriye Mektebi’ndeki —Koca kafa— lâkabı hatırlanmalı. (Kan-Dal): 184: MEHDÎ Salih İzzet Erdiş… Arabça, ZAÎM-Albay: 117: FİLİZ-Ham maden. Temel. Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün… Arabça, KULONİL-Albay: 332: TILA-İ 10 İRANÎ-Mehdî’yi Hamil 10 Suvari. (İran: Fars memleketi… İran: Tabut. Neşeli olmak)… İbranice, HİTKATVUT-Mektublaşma: 1331= 332: Şal-Süryanice, “Sızma”… İngilizce, COLONEL-Albay. “Kaim-i Makam”: 126: Salih.

*

YEVMİYE (ye “Dil ve Anlayış” isimli eserimdeki yorum): Üstadım’ın, “Bunu kimseye anlatma!” diye emrettiği, ancak benim söylemem gerektiğini sandığım bir rüyâsı; onun hakikatini belirtme borcum!.. İncelik şurada: Dava rüyanın anlatılıp anlatılmamasında değil, doğrudan doğruya bana “söyleme!” demesinde. Burada ona nisbetle ben ve doğrudan doğruya onun “misyonu” var! Söyleme demesinin pahasını da, “söylenenler” içinde değerlendirin; buna nisbetle anlatıyorum… Nefs hilesi yapıyor gözükmek istemem: Onun hakikatini ortaya döker ve kendi nisbet ölçülerimi belirtirken, eğer kendi hakikatim de görünüyorsa, bu doğrudan doğruya Allah’ın “verdiği nimeti açıklama” borcumun yerine getirilmesidir. Benim yolum da bu! (Efendi Hazretleri’nin yakınlarından SABRİ Bey hastaymış… AŞKIMIN HEDEFİ… Ne olacağı bilinmez ama, insan birkaç mevsim daha yaşamasını istiyor. Çok iyi RÜYÂ TABİR EDER, korkunç! Rüyâmı anlattım: Bir İmâm’ın arkasında NAMAZ kılıyorum… Bu kadar! “Efendi Hazretleri seni Ehl-i Beyt’i kabul ediyor!” dedi… En yakını… Kimseye anlatma!)… Yüzü, mahçub bir renk içinde: “Tek kelimemin bile boşa gitmediğine inanıyorum!”… Esrarlı ve ısrarlı bir sesle: “Keyfiyetleri Allah’a havale ediniz!”… Israrla üzerinde durması dikkatimi çeken, DİL bahsini Ruh ve Ruhî Roman olarak görüşümün bütün inceliklerini kapsayan sözü: Bir rüyâ gördüm: Efendi Hazretleri’nin yüzünde bir BEN vardı. Telefonla sordum, öyle… Ben sağlığında hiç dikkat etmemiştim; hiç hatırlamıyorum “Ben” olduğunu… RESG-Albay Eyüb Sabri Gökkaya: 1112: SALİH İzzet Erdiş.

*

Bir hikmet: Rüyâlar, bölünemeyen bir ânda olur… Ve: Her kelâmın bir cemâli vardır. Dinleyenin konuşandan çaldığı, kelâmın cemâlidir… Ve: Büyüklere mülazemet ve sohbetlerine devam ile iki şey ihsan edilir: Birincisi, her ne yazarsa, gönül deryasından sızmış olup, natıka ile zuhur eder. Diğeri; her ne der ise, makbul olur, ya’ni müessir olur. (Ehl-i tarîk sohbeti ve sohbetin hakikati bu!)

*

Kâzım Albayrak’ın BARAN dergisi için yaptığı bir röportajda, Efendi Hazretleri’nin torunu TAHA Üçışık Bey, onun notlarını Süleyman Kuku Bey’e verdiğini ve Efendi Hazretleri’nin çevresiyle ilgili “Son Halkalar ve Syyid Abdülhakîm Arvâsî’nin Külliyatı” isimli eserinin emin olduğunu söylemişti. Aradan geçen 3-4 seneden sonra, o eser GÖLGE Yayınevi’nin başındaki Mehmet Tarakçı vasıtasıyla elime geçti… “Telegramcılar şâhid!”, eseri açar açmaz, 2000 senesindeki Kartal telegramı’nda salakların benle “aradık taradık, hiçbir yerde öyle biri yok!” diye bilirkişi(!) sıfatıyla alay ettikleri isimle karşılaştım: ALBAY SABRİ BEY, Diş hekimi, emekli. 1983 senesinde, KANSER’den vefat etti. “Huyu güzel, özü güzel, sözü güzel, yüzü güzel biriydi. Dâruşşafaka’da iken, Efendi Hazretlerinin yanında yetişti ve orayı bitirdikten sonra Askerî Tıbbî’ye Dişçilik Fakültesi’ne girdi. Bitirince, önce Konya’ya, sonra Siirt’e ve tekaüd oluncaya kadar Ankara’da Mevkı’ Hastahânesi’nde çalıştı. Vefatı’na kadar, kendisini pek seven Efendi Hazretleri ile temasta” ve onun vefatından sonra Üstadım’la, ki “aşkımın hedefi!” dediği… SAYFA: 1347: DAR-ÜL HİLAFET-İstanbul… İsmi tamı tamına, EYÜB SABRİ GÖKKAYA: 1539: RÜYA MİRZABEYOĞLU. (Hindu-Yüzdeki ben, siyah nokta: 65: Necib… Müheyyi’-Hazır eden, amâde eden: 1065: Nagid-İbranice, “Hükümdar” demek)… MA’LAT-Derin ve yüksek fikir. Ululuk, şeref, itibar: 540: KATLA’-Öldürülmüş kimseler. (İbranice, Niftar-Rahmetle anılan. Ölmüş, ölü: 1740: Mütefekkir)… SİNN-Diş. Yaş. Yaşanmış olan zaman. Medine’de bir dağ ismi. Yaban öküzü. (Sevr-Öküz. Boğa Burcu: 706: Fikir Kahramanı “ve Aktör”… Sinn: Ot kurutmak… İbranice, Ot: Harf… Dâr-ül akakir-“Eczahâne”. Tedavide kullanılan bitkilerin satıldığı yer. Deniz akakirlerinden bir akakir olan Kust otu hatırlanmalı: 766: Haylo Mathrono-Süryanice, “Esrarengiz Güç”… Furkan Sûresi’nin 53. âyeti: 5761= 1765: Derviş Muhammed-442 mührü. “En büyük ebcedle”… Servakt-Vakit sahiblerinin başı: 766: Derviş Muhammed Mehdî Muhammed… Süryanice, Kusito Celyo Derviş Muhammed-Takdim yazım, “Üst Başlık, Derviş Muhammed”: 3062: Mehdî… Süryanice, Helmonoyo-Rüyâ gibi: 154: Mehdî Muhammed): 110: SİM-Gümüş. Tasavvuf. Güzel koku… ALBAY EYÜB SABRİ GÖKKAYA: 1603= 604: TASDİK-Doğruluğunu kabul etme… İRTAB-Dikme veya dikilme. Yama yapma. Yamanma. (İbranice, Yama-Haliç. İç deniz: 52: Kella-Geminin durup demirlediği yer… İbranice, Yamai-Denizci: 62: Mehdî… Süryanice, Urqacto-Yama: 625: Kihter-Yaşça en küçük olan… VUSLAT Hedefli “Satranc-ı Urefa”nın 100 Karesinin Ebced Toplamı: 48625= 673: Mehdî Derviş Muhammed): 604: LO KİTİBO CQOLO-Süryanice, “Bomboş Devir”… FRESTO MALYUTO FARDAYSO-Süryanice, “Dolmabahçe Sarayı”: 1603: QAYTUNO CUNDONO-Süryanice, “Ölüm Odası”.

 

MÜCERRED…

(HAKÎM MEHDÎ MUHAMMED)

YEVMİYE: 40 senedir bu mayayı elde etmek için uğraştım, şimdi ise sendeki mücerret fikir istidadından şikâyet ediyorum. Ben mücerredler adamı, bugüne kadar mücerret fikir istidatsızlığını tenkid ederken, ilk defa birinde mücerred fikir istidadını tenkid ediyorum. Bugüne kadar bunu Sezai dahil, hiç kimse için söylemedim. Sen benim için yazıyorsun; anlamazlar. Öyle yükseklere çıkıyorsun ki, kanatların yanabilir! Sana en büyük methiye de bu, en büyük tenkid de!..

*

Süryanice QFİSO-Mücerret. (Müccrred-Yalnız. Tek. Hâlis, saf, katışıksız. Çıplak, yalın. Tek başına yaşayan. İndi, zatî, ledünni. Noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume. Müşahhas olmayan. Fikirde, vücuda gelmiş şeyler ve fillerin şekil ve suretlerinden ayrı olarak, içyüzü ve gizlisi düşünülen, mekâna nisbetle mekansız ve zamana nisbetle zamansız, keyfiyete nisbetle keyfiyetsiz —boşluk, fetih ve fırsat alanı olan— her keyfiyet ve mefhuma veya “nisbet” mefhumuna denir: 247: Safsilo-İbranice, “Kürsî, boşluk, makam”. Arş altında bir yama, mertebe. Abdülhakîm Koltuğu hatırda… Amavutça, Lo Gari-Hesab. “Murakabe neticesi, nefs muhasebesi”: 247: Omer-İbranice, “Kelâm, söz”. Fikir: 151): MEHDÎ MUHAMMED.

*

Süryanice, QFİSO HEGYONO-Mücerred Fikir: 1229: HAKÎM MEHDÎ MUHAMMED… MUSTAFA-Güzide. Has ve seçilmiş. “Allah Sevgilisi’nin bir namı, ismi”: 229: QRUBYO-Takdim. (Kaptan Kusto Müslüman: 559: Seyyid Mustafa Nur-“Seyyid, Mustafa, Nur isimleri, araları üç noktalı, rüyâ’da gördüğüm isim ki, hem tek tek, hem bütün hâlinde, evvelâ Allah Sevgilisi’nin… Abdüllâtif-Lâtif isimli Allah’ın kulu: 559: Tenakkut-Benek benek olma. Nokta nokta olma… Be harfi, Allah’ın Lâtif ismi, “Cinler-Gizliler, gizlilikler” mertebesi ve Kamer menzillerinden “Mukaddem min-ed delâl”e işaret eder; öne alınmış delile, Takdim’e… Noktalı harflerle, Kaptan Kusto Müslüman: 1302: Mirzabeyoğlu… Noktasız harflerle, Derviş Muhammed: 302: Reka-İbranice, “Arka plan” demek)… BÜZÜRG-Cesim, kebir, azim, büyük, ulu. Reis, başkan, şef. (Büzürgmeniş: Yüksek fikirli, fikirleri değerli olan. Şehid diye de anılan, Seyyid Taha Hazretleri’nin bir namı. Kök, cizro… Şehid Taha: 338: Qfiso Yulfono-Süryanice, “Mücerred Fikir”… Qfiso-Süryanice, “Mücerred”: 151: Mehdî Muhammed… Yulfono-Fikir: 1187: İslâma Muhatab Anlayış): 229: KEVER-İbranice, “Kabir, mezar”… GİRDE-Yuvarlak, değirmi. Boğa ve Terazi Burcu’nda görünen Zühre yıldızı ile ilgili ve Allah’ın “Hakk” ismi nuruna işaret eden sarı renk, vücudî hikmet. Bütün, hepsi, tamamı: 229: HARİK-Omuz küreklerinin arası. Allah Sevgilisi’nin yumurta büyüklüğünde Nübüvvet mührünün —siyah beninin— bulunduğu yer… BERTİH-Aşırma. (Ber-Götürmek masdarının emir kökündendir. Aktaran. “Üzere, yukarı” mânâsına ve “Alâ” yerine kullanılan istilâ: 202: Birr-Gönül. Takva. Salih amel. Pîr. Kuyu. Maden ocağı. Tih-çöl. Sina yarımadasındaki çöl. Musa Aleyhisselâm’ın Mısır’dan çıktıktan sonra kavmi ile 40 yıl dolaştığı çöl. Sahra. Maden kütlesi. Kızıl eşek, uzun zaman, lisan: 415: İdacto-Süryanice, “Fikir”… Süryanice, Qfiso İdacto-Mücerred Fikir: 566: Esseyyid Abdülhakîm Arvasî): 229: BQURYO-Süryanice, “Kontrol”. (Rüyâ’da gelen mânâ; Üstadım’ın her hafta beni kontrol edeceği!)

*

NECİB FAZIL KISAKÜREK: 1417: QFİSO RENYO-Süryanice, “Mücerred Fikir”… MERKEZ MEHDÎ MUHAMMED: 418: MUAVVEZETAN-Kur’ân’ın “son-hatem” iki sûresi olan Felâk ve Nas sûreleri. (Yevmiye: Yatarken “Felak ve Nas” sûrelerini, oku!”… Felâk ve Nas Sûreleri’nin ebced toplamı: 13973= 1986: Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu… Seyyid Abdülhakîm Arvasî Üçışık: 1987: Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu)… Süryanice, QFİSO METRANYONUTO-Mücerret Fikir: 1321: KURTUBİ-Hâlid bin Velid Hazretleri’nin bir kılıcının ismi… HALAK-Halkalar. (Havk-Halka denilen yuvarlak: 706: Sevr-Boğa Burcu… Fikir Kahramanı: 706: Aktör): 2136: SÜLEYMAN Mahzumoğulları. “R.A”… MUHAMMED-Tekrar tekrar övülmüş mânâsında Allah Sevgilisi’nin ismi. (Kendisinde tecelli eden hikmet: Hakikat-i Ferdiyye. “Fertte toplu topluluk hakikatinin” aslı): 1092: SEGEL-İbranice, “Kadro”. (Sahabiler)… Süryanice, GUFO-Balık ağı: 1092: SEYYİD FEHİM ARVASİ + SEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVASÎ… Süryanice, SED HDODE-Yanyana: 92: EMEN-Kıpçak Lûgatı’nda, “Kuvvetlendiren”… Süryanice, HOGOROYO QBARNİTİ KUSTO-Kaptan Kusto Müslüman: 1092: AFUDA-İbranice, “Hırka”… İbranice, MASAR-Vermek, teslim: 1302: MİRZABEYOĞLU… Süryanice, MAKİF-Kuşatan, kapsayan: 151: QFİSO-Süryanice, “Mücerret”.

 

EMİN

(NECİB FAZIL KISAKÜREK)

LEVHA: 26 Mart 1987… Rahmetli Üstadım’ın evinin bahçesi… Onunla YANYANA oturuyoruz… İçimden, bir hatamı yüzüme vurmamasını temenni ediyorum… Vurmuyor… Hafifçe ayağını gezdirirken, DİZİ’ni bana dokundurmak istediğini sanıyorum… Dokunduruyor… “Üstadım birşey mi istediniz?” diye soruyorum, “Hayır!” diyor… Ve o güzel sevinçli haliyle, “artık hiç şübhem kalmadı!” diye, benden emin olduğunu bildiriyor… Yine bahçede, büyük bir ÇINAR ağacının dibinde, BEYAZ renkli uzun bir MASA başında o, ben ve Neslihan Hanım… Benim heyecandan kalbim küt küt atıyor ve terliyorum… Üstadım, “Senin cins yaşın hangisi?” diye soruyor… “Efendim bende devre devre oldu!”… Sorusunu tekrar niyetine “öyle de…” diyor… “Efendim, ilk konferansınızı dinlediğimde, orta bir, hayır orta ikiye gidiyordum: Yolumuz – Hâlimiz – Çaremiz isimli Konferans!”… Memnun ve mesut bir jestle, “Eee, Allah nerelerden ne nasib eder!” diyor ve Neslihan Hanım’ı söze dahil etmek istiyor: “Bizim Nilgün demişti ki…” diye başlıyor… Nilgün Yılmaz —Maviye—, onun kızı imiş… Ben bu konuşmalardan önce Neslihan Hanım’a hürmeten “Anne” diye hitab ediyorum… Üstadım çok memnun ve neşeli!

*

İbranice, KARA’-Diz. (Oğlak BURCU, Toprak, yıldızı Zuhal, vücutta tesir yeri Diz, simyada Mayalandırma safhası): 302: KAPTAN Gusto Müslüman. “Noktalı harfler”… Süryanice, ŞARİRO-Emin: 717: MEYSURAT-Kolaylaştırılmış şey1er. (Mevzuuna göre muarife olmuş, billurlaştırılmış, kısa1tılmış şeyler; kolaylaştırılmış… Bu hususta bir harika, Takdim ediliş yazım!)… ÜMMETIN ÖMRÜ. (Yahudi âlimlerinden Ebu Yasir bin Ahtab, kardeşi Huveylid ve bir kısım bilginler, Allah Resûlü’ne giderek sorar: “Elif, Lam, Mim diye başlayan bir âyet indi mi?”… Bilindiği üzere bu harfler Huruf-u Mukattaa denilen, sevenle sevilen arasındaki şifreler… İndiği cevabını alınca, “Senin ümmetinin ömrü kısa!”… Bu harflerin ebced karşılığını söyleyerek: “Ey Yahudiler! Ümmetinin ömrü 71 sene olan bir Peygamber’in ümmeti olur musunuz?”… Sonra, Resûlullah Efendimiz’e dönerek: “Böyle başka âyetler de var mı?”… Elif, Lam, Mim, Sad… “Başka?”… Elif, Lam, Ra… “Başka?”… Elif, Lam, Mim, Ra… “Mümkündür bu sayıların toplamı sana verilmiş olsun” der): 1743: DERVİŞ MUHAMMED SEMERKANDİ-442 mührü. “En büyük ebcedle”… Noktalı harflerle, RAHMAN Sûresi’nin 20. âyeti- Meâl: Aralarında birleşmelerine engel bir perde var”. (Noktasız harflerle, Rahman Sûresi 20. âyet: 278: Arvasi): 1743: İNSAN Sûresi, 11. âyet-“Meâli: Allah da onları o günün kötülüğünden korur, bir parlaklığa ve sevince eriştirir”. (İnsan Sûresi 11 âyet: 3740: Mütefekkir)… KONFERANS-Cezbetme: 1547: NUTOFO-Süryanice, “Cezbetme”… MÜCERRED FİKİR: 547: MİŞVAR-Tarz, tavır, gidiş… Süryanice, HATİTO-Emin: 825: MEHDİ Salih İzzet Erdiş.

*

Süryanice, MAYKO-Nil. “Yokluk, leysi. Sıfır. Bit. Zirve”: 62: YEVMO-Süryanice, “Devirler, günler”… MEHDÎ: 62: MİV’ADA-İbranice, “Varılacak Hedef”… MEHAT-Nil. Maviye. Billur taşı. Güzellik. Güneş. Dağ Sığırı. Menzil, konak: 446: MEVT-ÖIüm… TELÂİYE-İstikamet. Doğruluk üzerine olmak: 446: EHLİYYET-Liyâkat. Bir işin ehli olduğuna dair vesika. İktidar. Maharet ve mensubiyet. İstihkak… MEKŞUF-Keşfolunmuş. Açık, belli: 446: TEBDİL-Değiştirmek. Bir şeyi başka bir hâle ve şeye döndürmek… Süryanice, TĞİLO-Emin: 1146: TE’HİL-“Hoşgeldiniz!” demek. (Ehlen ve Sehlen-“Hoş geldiniz!”: 139: Saydale-Eczahâne)… NEBT-Ot. Akakir. Rûyâ. Bitme, yerden çıkma. Ruhun asl olduğu nefs. Vahdet-i Vücud: 1451: BİNT-Müennes. Kız. Kızı. (Tevella-Akrabalık. Yakınlık beslemek. Birisini dost edinme. Dönme, yönelme. Ehl-i Beyt’e tam sevgi gösterme: 446: Mükâşefe-Gizli şeyleri birbirine açıp keşf ve izhâr etmek. Meydana çıkarmak. Bir hususu keşf yoluyla anlamak… Kezkeze-Çok fazla kırmızılık. “Merih-Mirruh yıldızı ile ilgili ve Celâliyye de denilen Allah isminin nuruna işaret eder”: 1145= 146: Ta’liye-İbadet etmek)… TAMMAT-Keskin çığlık. Son, netice. Kıyamet: 451: TAHTİM-Tamamlama. Mühürleme. Mühür basma… MÜTECEDDİD-Yenilenen, yenilenmiş olan: 451: SALİH Mirzabeyoğlu.

*

LEVHA: 7 Ekim 1994… Eyüb… Büyük bir kalabalık… Her taraf polis kaynıyor… Bir cenazenin kaldırılışı… Kalabalığın ortasına gelince, tabutun içindekinin bir kız ve isminin de MİRZABEYOĞLU olduğunu öğreniyorum… O sırada tabutun içindeki kız canlanıveriyor ve herkes şaşırıyor. (Sultan Yıldırım)

*

LEVHA: 23 Mart 1990… Küçük bir KARAYILAN, Üstad’ın tabutunun etrafında… Sonra büyüyüp azman birşey olmuş… Çevik ve kuvvetli bir biçimde süzülüp gidiyor… Islık sesi gibi birşey çıkararak… Orada bulunan biri, “Üstad küçükken de o KARAYILAN’ı sever, ağzına yüzüne sürerdi!” diyor. (Mevlüd Koç)

 

PİREGEN

(SEYYİD MUHAMMED FEHİM ARVASİ)

LEVHA: 29 Ağustos 1975… Dik, dik, dik bir dağ zirvesindeyim. Belki binlerce, onbinlerce metre derinliklerde köyler ve ağaçlıklar hurdebin camındaki noktacıklar gibi görünüyor. Bu ne yükseklik!.. Anlatılır gibi değil… Yanıma, sol tarafıma doğru dönüyorum. Orada, tam zirve noktasında bir mezar. Toprağı elenmiş, taranmış, tertemiz… Beton bir çerçeve içindeki mezarın başında, dört köşe, toprağa yatırılmış bir levha ve üzerinde İslâm harfleriyle iki kelime: DERVİŞ MUHAMMED! —(Necib Fazıl Kısakürek)

*

KÖKLER’den, DEDİ Kİ: (29 Ağustos 1975’de, Van seyahatinden dönüşünde uçakta hatırladığı, “aylarca, mevsimlerce önce evindeyken gördüğü” yukarıdaki rüyâ hakkında)… Dehşet!.. Bulunduğum nokta ve mezar, aynen ARVAS dağlarında gördüğüm manzaraydı ve elenmiş, taranmış toprağını yüzüme gözüme sürdüğüm mukaddes merkade tıpatıp uygundu. O zaman bu rüyânın SEYYİD FEHİM Hazretleri’ne âit bir ruhaniyet belirtisi olduğuna dikkat edememiş; ve Kâinat’ın Efendisi’ne kadar varan “altun silsile” isimli ve 33 halkalı zincir üzerinde bir de DERVİŞ MUHAMMED adında bir kolbaşı bulunduğu için tecelliyi ona bağlamıştım… Ve hâdiseyle ilgili tesbitim şöyle devam ediyordu: Aynı silsilenin her büyüğünde cezb hassası aynı olduğuna göre arada bir fark görülemezdi ama, rüyamın fiil hâlinde madde âlemine uyması, istikameti SEYYİD FEHİM Hazretleri’ne bağlıyor ve hele onun MUHAMMED FEHİM adını öğrendikten sonra bütün silsile boyunca EFENDİM’den ve onun Efendisi’nden yön aldığım belli oluyordu!

*

SEYYİD MUHAMMED FEHİM ARVASİ: 612: DERVİŞ MUHAMMED… SEYYİD FEHİM Arvasî: 517: METODUS-Süryanice, “Sistem”. (Efendi Hazretleri’nin yüzüğünde yazılı olan: Manzur-u Nazar-ı Piran-ı Kiram; “Li Külli Emrin Fehim”… Fehim Anlayış ile, Keremli Pirlerin Nazarlarına Görünen… Süryanice, Quyomo-Sistem: 74: SEYYİD-Allah Sevgilisi’nin bir ismi… Şeyhe bağlılıkta emsalsiz Seyyid Fehim Hazretleri’nin, Seyyid Taha Hazretleri hakkındaki sözü: Şeyhim çağırsa ve arada geçmem gereken ateşten bir nehir olsa, hiç düşünmem geçerim!)… PİŞDAR-Kumandan. Öncü. Önde giden. Sanat: Meslek-Yol. Harbte önden düşmana saldıran asker. (Berf-Kar. Güzel söz. Asker: 1281: Naka-i Salih-Kendisinde “Fütûhî” hikmet ve “Kendinden Zuhur” hikmeti tecelli eden Salih Aleyhisselâm’ın mucizesi… Macar atasözü: Ordu, Allah’ın büyüsüdür!): 517: BUTAKAT-İçinde maden eritilen pota. (Üstadım’dan: “Mesafe ekinim, zaman madenim / Gökte samanyolu benim olmalı / Dipsizlik gölünde, inciler benim!”… Hakîm: 1078: Hegyono-Süryanice, “Fikir”… İbda’-İcâd. Benzersiz oluş: 78: Lâzım-Bir şeyden asla ayrılmayan. Bir işte beraber bulunmasına ve vücuduna ihtiyaç duyulan… Hakîm Mehdî Muhammed: 229: İbda Mehdî Muhammed… Mehdî Seyyid Muhammed Fehim Arvasî: 673: Mehdî Derviş Muhammed… Rüyâ Tâbir Etmek: 673: Tecris-Doğru fikirli etmek)… TERHİM-Bir ismi kısaltmak. Âsân etmek, kolaylaştırmak. Atmak. Zâhir etmek. Bir deveyi hiç sebebsiz, zorunlu olmadan kesmek: 1250: SMFA-Seyyid Muhammed Fehim Arvasî. (İbranice, Harf-Ot. “Rüyâ”: 406: İctisas-Ağacı kökünden çekip koparma… Tevv-Tek: 406: Cemşasb-Topyekûn varlığın teshiri, hükümdarlığı kendisine verilen, “Rahmanî” hikmetin tecelli ettiği Peygamber. İns ve cinnin, bütün varlığın dilini bilen… Allah Sevgilisi’nin “Cinler” indindeki ismi, “Abdurrahîm”dir… Be harfi, Allah’ın Lâtif ismi, Cinler mertebesi ve Kamer menzillerinden “Mukaddem Min-ed Delâl”e işaret eder; Öne alınmış delile, Takdim’e… Dâr-ül akâkir-“Eczahâne”: 766: Haylo Mathruno-Süryanice, Esrarengiz Güç)… MÜGAYYİR-Değiştiren, tagyir eden: 1250: MUGAYYER-Değiştirilmiş, başkalaştırılmış; “Dağdaki Değişim” rüyasını hatırlayınız. (Dağ-Taş. Kayalık. Sahr, yazı, maden kütlesi: 1005: Salih Mirzabeyoğlu… Telhis-Kısaltma. Hülâsasını alma, özünü alma: 1130: SM-Salih Mirzabeyoğlu… Kelef-Yüzdeki ben, benek. Şiddetli sevgi: 130: Nigin-Mühür. Hatem. Yüzük… Metalun-Madenler. “Maden. Asıl. Kan”: 3525: Şehîd Taha Cizro + Seyyid Fehîm Arvasî + Seyyid Abdülhakîm Arvasî “Üçışık” + Necib Fazıl Kısakürek + Salih Mirzabeyoğlu… Yevmiye: “Bir Eczahâne’de, her biri 50 gramlık bambaşka ilâçlar arasında biricik vahdet noktası nasıl sadece 50 gramlık kemmiyet ölçüsünden ibaret kalıyorsa!”… 250’de, 5 tane 50 var… Seng-Taş. Maden. Vezin. Ölçü ve temkin. Ağırlık. Beraberlik. “Piregen, birlikte, beraber. Pîr-eğen, meylettiren”: 130: Telhis-Hülâsasını alma, özünü alma. “Çocuk hikmeti”… Madde-Zâhir duygularla hissedilen, ruhanî olmayıp, ağırlığı olan, cismanî olan. Asıl, esas, cevher, mâye. Bend, fıkra, kısım. His azamız üzerinde bir takım muayyen ihsasat husule getiren herşey. Çıbanın içinde hasıl olan yara: 50: Kudek-Çocuk, sabi)… MEK’İ-Manzara. Görünür olan. Görmeye dâir: 1250: RENA-Nazar olunan, bakılan.

*

SMFA-Nakşîlik yolu, Rabbanî “Meslek-Sistem”i, Mevlâna Hâlid tavrı, Seyyid Taha tasarrufu: 1249: MÎRZAB-Ululuk. Büzürg, fikir danışılan. Uzun ve büyük gemi. (Şeyh Büzürg diye de anılan, Seyyid Taha Hazretleri… Tarîkate giriş için Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin yaptığı istiharede, Şeyh Büzürg Hazretleri’nin Seyyid Fehim Hazretleri’ne sözü: Onu al, beş lâtifenin çeşmelerinde yıka, ikimize de imâm olsun!)… REYM-Kabir. Derece. Ziyâde, çok fazla. (Kabr-Kabir: 302: Mirzabeyoğlu): 250: SANDUKA-Tabut… REMY-Tüfek atma. Patlama. Zâhir etmek. (Levha: 17 Nisan 1983… Saray yavrusu bir binanın çok yüksek bahçe duvarı önünde, lâkayt tavırlı ve tüfekli iki kişi. “…” Bir tanesi biraz ötede, yüksek çınar ağacının tepesine doğru sebebsiz yere ateş etti… Onları bıraktım… Gökyüzüne bakıyorum… Aman! Bir bulut ama, balık şeklinde; son derece güzel ve şeffaf kuyruk ve kanatları var… Dikkatimi teksif etmiş, hayran hayran seyrediyorum… Evet, balık… Yerinde sabit duruyor… Rüzgârda hafif hafif oynattığı kanatları ve kuyruğu ne güzel! Zevk içindeyim, zevk içinde): 250: MURD-Mersin ağacı. (Levha: 13 Aralık 1983… “Murd’un Yükselişi” diye bir karikatür bandı… Üç-beş karelik hikâye edişten sonra, sonda bir imza: Murd… Kahramanın bizzat çizer olduğunu görünce şaşırıyorum!)… MÎR-Amir. Bey. Kumandan. Vâli. Ruhî, ruhçu: 250: MÜHRE-Her nevî yuvarlak cisim. Omurga.

Kaynak: Baran Dergisi

Orjinal: http://www.adimlardergisi.com/olum-odasi-b-yedi-287-salih-mirzabeyoglu/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>