salihmirzabeyoglu-rapor10

Ön Meselelerimiz – Salih Mirzabeyoğlu (RAPOR 10 – 1980)

 

• Toplumumuzun yarın ne olacağı belirsiz «durumu»nu gözönünde tutarak, ihtilal-inkılap hareketi ile kendimiz ifadeye geçebilmenin dış şartlardan çok sahip olunan kendi iç imkanlarımıza bağlı olduğunu ve dış oluşla
iç oluşun birbiri içinde gelişmesi şeklinde güçlerimizi mücadele içinde inşa etme zaruretini belirttiğimiz zaman, davamızın, biri aceleye diğeri hazırlanılmaya muhtaç iki yönü olduğunu anlarız.

Birincisi: Komünistlerin birbirine karşıyken birbirini tamamlayıcı rol oynayan gizli ve açık faaliyet içindeki örgütüyle, partisiyle ve kitlelerden kendi ruhuna hizmet edecek olanları yetiştirirken kanunun pençesine düşmeyen
sendikasıyla, ihtilalin uygulama vasatı olarak toplumdaki bunalımı körüklemesi karşısında, aleyhimize olabilecek yakın tehlikeyi gözönünde tutarak, CHP’nin manası ve komünistlere karşı olan zümre ve teşkilatların,
bunların imhası noktasında işbirliği yapma ve birleşmeleri zaruretinin idrak ettirilmesi…

İkincisi: Uyanıklığımızı gölgeleyici her türlü ucuz teselliden ve kötüyü sezerken iyiyi getirmeye uzaklığın aciz tavrından kurtularak, Büyük Doğu ruhundaki bir ordunun temini, teşkili, disiplini gayesi etrafında, sistem şuuruna
bağlı alışkanlıkların kazanılması…

Gün geçer akçe havası içinde günü yaşayanlarla, günü yarın hesabı ile değerlendiren ve yarınlara sarkanlar arasındaki farkın hadiseler geliştikçe ortaya çıkması, hareketi yürütebilecek bir lider ve kadro etrafında
düzenli bir teşkilata geçme zaruretinin artık anlaşılmaya başlanması, bizi, hazırlık dönemi içinde telafi edilmesi gereken zaafların üzerinde durmaya zorluyor. Zaaflarımızı bilmek, sebeplerini hecelemek ve ona göre
kurtarıcı çareyi düşünmek…

• Hazırlık safhası içinde telafi edilmesi gereken hususlar üzerinde dururken kime hitap ediyoruz ?

Her birinde diğerinin eksikliği görülen ve olunması gerekene nisbetle hepsi bunun uzağında kalan zümre ve teşkilatların, müşterek düşmanlarına karşı olsa da birleşememelerinin sebebi, bahaneleri ne olursa olsun,
fikirsizlikten doğan inattan ileri gelmektedir. Bu bakımdan, hazırlık safhası içinde telafi edilmesi gereken menfi tavırlar üzerinde dururken, gerçekte, bizim teşkilatımızın hasretini duyan fikir ve aksiyon isteklilerine
hitabediyoruz. Ancak bunlardır ki, şu anda içinde bulundukları zümreleri bizim «görüş – anlayış» mihrakımıza bağlama, zuhur edeceğimiz şartları hazırlama ve müşterek düşmana karşı birleşme doğrultusunda faaliyet
gösterebilirler; «hal dediğimiz yaşanmakta olan anı avuç içine alıcı ve istikbale yöneltici bir dünya görüşü disiplini» (1) içinde, orduyu temin ve teşkil edecek subay kadrosu namzetleri…

• Önce şu anlaşılmalı ve anlatılabilmelidir: Miskin hesaplar peşinde bize yanaşan veya miskin bahaneler ve hesaplarla yanımızdan sıvışanlar «yekpare ve asla bölünmez dünya görüşümüzden en kücük bir taviz
vermeyeceğimizi» (2) bilmelidirler. Ayrıca; «Bir sistem ancak mukabil ve mütekamil bir sistemle iptal edilebilir. Bu bakımdan (metafizik) temeli olmayan ve insan ruhunu doldurucu bir inanış cehdinden yoksun bulunan
hiçbir davranış komünizmaya karşı çıkamaz» (3) ifadesinin çerçevelediği hakikat içinde, ona karşı çıkacak ve yanlız Türkiye’nin değil, dünyanın beklediği ihtilal-inkılabı, bizim bağlı olduğumuz dünya görüşü temsil
etmektedir; Dünya görüşü mücadelenin «niçin»ine cevaptır…

Burada iki davranış üzerinde durmak istiyoruz:

Birincisi: «İç» ve «dış»a doğru tavırları başkasının «ol» dediği şeye sadece «olmam» demekten ibaret kalanların aciz tavrı. Bunlar hangi teşkilat ve zümreden olursa olsun, bize uzaklıkları nisbetinde mücadelelerinin
manasını şu ifadede bulurlar; «fikirsiz ve meselesiz, kafasında bir mimari hayali olmadan, sırf yıkmak için yıkma, yahutta bir şeyler yapabileceğini sanıp da yıkmış olmaktan ibaret kalma davranışlar, ne üzerlerinde fazla
konuşmaya, ne de sivrisineklere sıkılacak filit ilaçlarından başka mukabeleye değer şeylerdir.» (4)

İkincisi: Bizim Dünya görüşümüze bağlılık iddiasında hatta bizle dirsek teması içinde olan, ancak mücadelenin «niçin»i ile hiç ilgilenmeyenler gibi okuma ve anlama zahmetine katlanmayanların, ifadeden aciz kaldığımız
tavırları. Bunlar, başkalarına iletmek istediklerimizi, kendileriyle ilgili olmayan, dışımızdakilere iletilecek bir şey olarak karşılıyorlar. Adeta şuurlanmayı «sen şuurlan, ben de şu işi yaparım» şeklinde bir iş bölümü meselesi
olarak anlıyorlar.

• İnsan bir şeyi samimi olarak isterse, ancak o zaman neleri yapması gerektiğini arayabilir, tanıyabilir, bulabilir. Arayıcı, bulucu, keşfedici olmanın çilesini yaşayabilir. Esas hedeften habersizliktir ki, hedefe yol verici yakın
hedefleri gerçekleştirmemizi de önlemektedir. «Eser vermenin baş şartı çile çekmektir. Tohum çatlarken ve hayvan doğururken bir nevi çile içindedir. Kaldı ki, insan…
Çile çekebilmenin ilk şartı, eseri benimsemektir… Eser benimsenmeyince çekilecek hiç bir ıstırap, yani çile kalmaz. Kuru odun, tomurcuk derdinden, katır da yavru kaygısından uzaktır.» (5)

• Görülüyor ki; mücadelemizin hem hazırlanılmaya hem aceleye muhtaç iki yönü olduğunu idrak edenler ve bu yolda faaliyet göstermek isteyenler, mücadelenin hem «niçin»i hem de «nasıl»ı olarak, benimsenecek
eser üzerinde durmak zorundadırlar. Kaldi ki; İHTİLALİN GAYESİ OLAN İDEOLOCYA ÇAĞIMIZDA AYNI ZAMANDA İHTİLALİN ARACIDIR DA. Çağımızda savaşa topyekunluk karakterini veren teknik durum, faaliyetlerin
muhtevasından tütmesi gereken ideolocyayı da «ideolojik şuurlandırma» tekniğinin mevzuu yapmıştır. Kısaca, ne söylersek söyleyelim, önce, yeni bir dünya görüşü ve bunun taraftarlarınca özümlenmesi baş mesele…
Bu mesele anlaşılmadan davamızın ideolojik, politik, estetik cepheleri ocaklaştırılamaz ve bu bilgi ve anlayış olmadan teşkilata geçilemez. Bu anlaşıldığı zaman da, kimse vaktini israf etmeden, şahsında, beliren her türlü
ihtiyaçlara uygun olarak kullanılabilecek «araç» olabilmenin özelliklerini kazanmaya çalışır; dürtüklenen değil, görev için başvuran olur.

•  Bu hastalığımızın teşhis ve tedavisi olarak hüküm: «Seni karartmak isteyen tesirler evvela sende mücerret fikir istidadını, yani varlık şiarını körletmekle işe girişti. Bunu düşün!» (6)

• Esas derecesinde kavranması gereken usul: «Aşk öyle bir şey ki, insan nasıl uzuvlarının rahatsızlığını hissederse aşkının eksikliğini de kısmen sezmek ve içten pörsümeye başladığı her zaman, «ben aşkımı neden
kaybediyorum diye sormak MEMURİYETİNDEDİR (…) Aşkı yerine iade için çırpınan insan.» (7)

Bir ordunun savaş öncesi talim ve terbiyesi gibi, sistem şuuruna bağlı alışkanlıkların kazanılmasından bahsederken, işin ruhunu kaybettirici bir şablonculukla, değişen hadiseler boyunca apışmaya ve apışmanın
alışkanlığında donmaya yüztutucu bir ruh haletinden değil, bu ruhla, değişen hadiseler boyunca onu çözebilecek meleke kazanma ve iradenin bu yolda güçlenmesine yol açacak alışkanlıktan bahsediyoruz.

• Aksiyonun şuura bağlı işten tüten genel hüküm olduğunu hatırlarsak, hedefin gerçekleşmesi için ne derece samimi ve istekli olduğumuzu tüttürücü ölçü: «İmansız aksiyon olamaz. Besbellidir ki, aşksız iman olamaz,
disiplinli ve ahlaki ölçüsü olmayan aksiyon ise hiç olamaz!» (8).

• Son olarak; mücadelede bütün tertip ve düzenlemeler gerçekleştirilmek istenen nihai hedefe göredir. Herkes göreviyle ilgili şu ölçüyü hiçbir zaman gözden uzak tutmalıdır: «Devirmenin değil, dikmenin, dikeceğin şey
için devirmenin gerçek devrimcisi olmak borcundasın!» (9). Bu, hareketinin şuurunda olmak bakımından herkesin borcu.

Bir toplumun tek tek şuur sahibi insanlardan meydana geldiğini göz önünde tutarsak, kitle hareketlerinin mekanik faaliyetler olmadığını ve sistem şuurunun herkesçe kuşanılması gerektiğini anlarız. Aksi mümkün olsaydı,
şuurlanma işbölümü içine girer ve o zamanda yapılacak harekete lüzum kalmazdı. İnsan mücadelenin hem gayesi hem vasıtası…

Liderinden, kurmay kadrosundan, neferine kadar, aynı sistem şuurunu ve ruhunu kusanmış, her biri diğerinde bulunan vasıflara sahip ve her biri bu vasıf ve vazifelerin birinde derin, birbirini bütünleyici ahenk içinde
çalışan bir toplum… Olmamız ve şekillendirmemiz gereken bu.

1) Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 9 (Felç-İnme) s. 64.
2) Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 4 (Maveracılar ve Bir Ölçü) s. 72.
3) Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 8 (Dipsiz Boşluk) s. 6.
4) Necip Fazıl Kısakürek, İhtilal, s. 320.
5) Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 9 (Çile) s. 40.
6) Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu İdeolocyası, (Genç Adam) s. 494.
7) Necip Fazıl Kısakürek, Sahte Kahramanlar (Özlediğimiz Nesil), s. 165.
8) Necip Fazıl Kısakürek, Sahte Kahramanlar (İman ve Aksiyon), s. 105.
9) Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 5 (MHP’liye Hitab), s. 79.

Salih MİRZABEYOĞLU
RAPOR 10 – Temmuz 1980

s. 70-75.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

*

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>